TEKNOLOJİ - 04 Şubat 2026 Çarşamba 16:34

Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı: "Ay’a gitmek üzere ikinci görevin eşiğine gelmiştik, Mart ayına ötelendi şu anda"

A
A
A
Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı: "Ay’a gitmek üzere ikinci görevin eşiğine gelmiştik, Mart ayına ötelendi şu anda"

Türkiye’nin uzay misyonundaki ilk astronotu Alper Gezeravcı, Akdeniz Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen Uluslararası Uzay Kongresi (IAC) 2026 Kampüs Buluşmaları’nda öğrencilerle bir araya geldi. Gezeravcı, "Ay’a gitmek üzere ikinci görevin eşiğine gelmiştik, Mart ayına ötelendi şu anda" dedi.


77. Uluslararası Uzay Kongresi (IAC), Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda Türkiye Uzay Ajansı ve SAHA İstanbul iş birliğiyle 5-9 Ekim tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek. Bu kapsamda Uluslararası Uzay Kongresi (IAC) 2026 Kampüs Buluşmaları’nın 7.’si gerçekleştirildi. Atatürk Konferans Salonu’nda düzenlenen Uluslararası Uzay Kongresi (IAC) 2026 Kampüs Buluşmaları etkinliğine Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cengiz Toker, SAHA İstanbul Genel Sekreteri Levent Kerim Uça, Türkiye Uzay Ajansı Başkan Yardımcısı Fatih Dulkan, IAC 2026 Ülke Koordinatörü Emine Doğrukök, Serik Kaymakamı Dr. Cemal Şahin, öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.



Cumhuriyet tarihinin ilk uzay misyonu


Türkiye’nin uzay misyonundaki ilk astronotu olan Alper Gezeravcı, etkinlikte bilimsel çalışmalar üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi. Cumhuriyet tarihinin ilk uzay misyonuna değinen Gezeravcı, "Türkiye’nin insanlı ilk uzay misyonunu tamamlamamızdan bu yana geçen 24 aylık sürenin içerisinde Antalya’da bugün 239. şehir değişimi ile 601. programı yapıyoruz. Geçen yıl tesadüfen yine şubat ayının içerisinde, 25 Şubat’ta GÜNKAF kapsamında üniversitenizde bulundum. Bugün IAC 2026 Antalya’nın hazırlık sürecinde kampüs buluşmalarımız kapsamında tekrar burada olmaktan mutluluk duyuyorum. Bizim bu kadar kısa zaman dilimi içerisinde bu kadar fazla şehir değişimiyle, bu kadar fazla program yapma çabamızın sebebi sizlere bir lütufta bulunmak değil; bu bizim boynumuzun borcu. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, tarihindeki insanlı ilk uzay misyonunu bir Türk vatandaşının uzaya gidip 22 gün macera yaşaması için gerçekleştirmedi" dedi.



IAC 2026’da öğrenciler için sponsorluk çağrısı


Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ve bakanlıktan öğrenciler için sponsorluk isteyen Gezeravcı, "Ben toplantının başında, burada bakanlığımızı temsilen bulunan sayın bakan danışmanımızdan ve üniversite rektörümüzden sizler adına bir söz almak istiyorum öncelikle. Antalya’nın plakasından yola çıkalım. Sayın rektörüm, buradan üniversiteniz adına 7 kardeşimize, siz de sayın bakanımızın onayını alarak, bakanlık adına 7 kardeşimizden katılımları için sponsor olacak şekilde burada sizin sözünüzü almak istiyorum ben. Üniversitemizin belirleyeceği kriterler dahilinde katılacak 14 tane kardeşimize de hem üniversitemiz hem de bakanlığımız adına buradan sponsor olunacak" dedi.


Her hikayenin kendi kahramanı olduğunun altını çizen Gezeravcı, "6 Şubat tarihinde 54 yıllık aranın ardından insanoğlunun tekrardan Ay’a gitmek üzere gerçekleştireceği ikinci görevin eşiğine gelmiştik. Dün gece saatlerinde bir bilgilendirmesi geldi, bir miktar daha ötelendi. Teknolojik süreçlerin içerisinde, bu derece önemli operasyon süreçlerinin içerisinde, bu ötelemeler çok normal. Önemli olan sizin bunu hedef noktaya koymanız. Sürecin evrildiği akışın içerisinde, karşılaşılan ufak tefek problemlerin giderilmesi adına bu tür zaten ötelemeler süreçle birlikte kabullenilmiş durumda. Mart ayına ötelendi şu anda. Ancak bu yılın içerisinde daha sıra dışı nice gelişmeleri izlemeye devam edeceğiz. Bu vatanımızın dışında olanlar. Ülkemizde ne tür olaylar oluyor? Birazdan akışın içerisinde bunlara değinmeye başlıyor olacağız. Sayfaları geçtikçe lütfen şunu net olarak zihninizde tekrar tekrar idrak etmenizi rica ediyorum, görünürde sahnede bir tane figür var ancak bu sizin hikayeniz" dedi.



Türk bilim tarihi ve uzay geleneği


Türkiye Cumhuriyeti’nin uzaya yabancı olmadığının altını çizen Gezeravcı, "Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak uzaya bugüne kadar da yabancı bir ülke değildik. Tarihin o tozlu yapraklarını şöyle karıştırdığımızda Ferganiler, Cezeriler, Ali Kuşçular, Harezmiler. Sadece Türk bilim tarihine değil, dünya bilim ve uzay tarihine iz bırakmış nice bilim insanlarımız vardı. Ancak konuşmanın başında söylemiş olduğum, dolayısıyla uzaya gelene kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin evlatlarının elinden çıkmış daha nice başarı hikayeleri vardı. Yeter ki bakmayı, yeter ki görmeyi bilelim" şeklinde konuştu.



Türkiye’nin Ay Araştırma Programı


Ay Araştırma Programı hakkında bilgi veren Gezeravcı, "Bir diğer hedef, Ay Araştırma Programı. Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak 2027 yılının ilk çeyreğinde Ay’a ulaşma noktasında bir hedef koymuş durumdayız. İki kademeli bir hedef bu. İlk kademesinde kendi yörüngesinde ve Dünya’nın yörüngesinde dolaşımına devam eden Ay yüzeyine Dünya’dan sağlıklı bir fırlatma, doğru bir seyrüseferle göndermiş olduğumuz roketi Ay yüzeyinde tespit etmiş olduğumuz spesifik bir noktaya sert iniş yaptıracağız. Ve bu ilk görevden çıkarmış olduğumuz tecrübe, elde ettiğimiz birikimle halihazırda hazırlık süreci devam eden ikinci görevin icrasında, Ay yüzeyine bir bilimsel objeyi kendi hibrit yakıtlı motorumuzla bu kez yumuşak iniş yaptıracağız. Koymuş olduğumuz hedef Ay yüzeyine gidip, sadece bir tur atıp geri gelmek olsaydı, projenin gelmiş olduğu safha itibarıyla biz bunu bugün yapabilecek noktaya gelmiş durumdayız" ifadelerini kullandı.



Yabani bitkilerden uzay istasyonlarına


Açılış konuşmalarında kendi uzmanlık alanı olan genetik çalışmalarından örnekler vererek sözlerine başlayan Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cengiz Toker ise, bitkiler arasındaki gen aktarımı çalışmalarının da bir "hayal" ile başladığını ifade etti. Bilimin her dalında olduğu gibi uzay çalışmalarında da hayal gücünün motor güç olduğunu belirten Toker, Türkiye’nin son yıllarda bu alanda yakaladığı ivmeden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Uluslararası kongre düzenleme süreçlerinin zorluklarına dikkat çeken Toker, IAC 2026’nın Antalya’ya kazandırılmasının akademik ve diplomatik bir başarı olduğunu vurguladı. Geçmişte kendisinin de uluslararası kongreler yönettiğini hatırlatan Toker, "Bu tip dev organizasyonları uluslararası kurumlardan alabilmenin ne kadar meşakkatli olduğunu biliyorum. Bu başarıda emeği geçen, kongreyi ülkemize taşıyan tüm yetkililere ve araştırmacılara bir vatansever olarak müteşekkirim" dedi.



Savunma sanayi tecrübesi uzaya taşınıyor


SAHA İstanbul Genel Sekreteri Levent Kerim Uça, Türkiye’nin savunma sanayiinde son 20 yılda yazdığı başarı hikayesinin bir benzerinin uzay teknolojilerinde yaşanacağını vurguladı. Gençlere seslenen Uça, "20 yıl önce hayal olanlar bugün gerçek oldu. 20 yıl sonra ise Türkiye uzayda oyun kurucu bir güç olacak" dedi.


Savunma sanayiinin gelişim sürecine atıfta bulunan Uça, 2006 yılında Türkiye’nin yerli uçağı veya gemisi olmadığını ancak bugün 180 ülkeye ihracat yapan küresel bir oyuncu haline geldiğini belirtti. Uça, bu başarının arkasında o dönem lise ve ortaokul sıralarında olup, bugün savunma sanayiini yöneten gençlerin olduğunu hatırlattı.



Uzay 1.8 trilyon dolara koşan dev bir ekonomi


Türkiye Uzay Ajansı Başkan Yardımcısı Fatih Dulkan, 2026 yılında Antalya’da düzenlenecek olan 77. Uluslararası Uzay Kongresi (IAC) öncesinde akademisyen ve gençlere çağrıda bulunarak, "Uzay artık sadece bilimsel bir macera değil, 1.8 trilyon dolara koşan dev bir ekonomidir. Türkiye bu dalganın sadece alıcısı değil, güçlü bir oyuncusu olmak zorundadır" dedi.


Küresel uzay ekonomisinin 2035 yılına kadar 1.8 trilyon dolara ulaşmasının beklendiğini vurgulayan Dulkan, bu organizasyonun Türkiye için eşsiz bir fırsat sunduğunu belirtti. Türkiye’nin son yıllarda IAC platformlarındaki yükselişine dikkat çeken Dulkan, geçtiğimiz yıl 70’in üzerinde makale ve 50’ye yakın sunumla sağlanan başarının ev sahibi olunan 2026 yılında çok daha yukarıya taşınmasını hedeflediklerini ifade etti.



Son bildiri tarihi 28 Şubat


Dulkan, akademik dünyaya ve öğrencilere çağrıda bulunarak, "Sizin hazırlayacağınız her bir özet, Türkiye’nin uluslararası uzay ligindeki konumunu doğrudan etkileyecek. Uzay sadece mühendislikten ibaret değil; hukuktan yeni iş modellerine kadar her alanı kapsıyor. 28 Şubat 2026 tarihine kadar nitelikli başvurularınızla sesinizi dünyaya duyurmaya davet ediyoruz" ifadelerini kullandı.


Program kapsamında IAC 2026 Direktörü Emine Doğrukök, Uluslararası Astronotik Federasyonu (IAF) ve Uluslararası Uzay Kongresi’ne (IAC) ilişkin ve "IAC’ye Bildiri Nasıl Hazırlanır? Nelere Dikkat Edilir?" konulu sunum gerçekleştirdi.


Alper Gezeravcı, soru-cevap bölümünün ardından katılımcılarla toplu fotoğraf çekildi. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cengiz Toker, Astronot Alper Gezeravcı’ya günün anısına plaket takdim etti. Gezeravcı ve beraberindeki heyet, program sonrası Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan’ı makamında ziyaret etti.



Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı: "Ay’a gitmek üzere ikinci görevin eşiğine gelmiştik, Mart ayına ötelendi şu anda"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Anadolu Üniversitesi AÖF kayıt yenileme dönemi sürüyor Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi (AÖF) bünyesinde eğitim gören binlerce öğrenciyi yakından ilgilendiren 2025-2026 akademik yılı bahar dönemi kayıt yenileme süreci tüm hızıyla devam ediyor. 2 Şubat 2026 tarihinde başlayan işlemler için geri sayım sürerken, üniversite yönetimi öğrencilerin mağduriyet yaşamaması adına dijital destek kanalları ve bilgilendirme ağı hakkında bilgilendirme yaptı. Konuya ilişkin açıklamada; öğrencilerin işlemleri sırasında karşılaştıkları sorunlarda sesli yanıt sistemi, çağrı merkezi, soru-cevap platformu AOSDESTEK ile yapay zekâ tabanlı sanal asistan Chatbot aracılığıyla anlık yardım alabildiği belirtildi. Sürecin daha şeffaf ve anlaşılır olması için hazırlanan bilgilendirici video ve animasyonların da fakültenin resmi kanallarında yayına alındığı ifade edildi. Üniversitenin SMS, mobil uygulama bildirimleri ve sesli aramalarla öğrencilere adım adım rehberlik ederek kayıt sürecini kolaylaştırmayı hedeflediği aktarıldı. Kayıt silinme riskine karşı kritik uyarı Yürütülen bilgilendirme çalışmaları kapsamında özellikle belirli bir öğrenci grubuna dikkat çekildi. Mevzuat hükümleri doğrultusunda üst üste dört dönem kaydını yenilemeyen öğrencilerin üniversite ile ilişiklerinin kesilmesinin söz konusu olabildiği bilgisi paylaşıldı. Üniversite yönetiminin bu kritik durumda bulunan öğrencilerin herhangi bir hak kaybı yaşamaması adına özel bir bilgilendirme süreci yürüttüğü belirtildi. Yapılan duyurularda, kayıt yenileme işleminin akademik sürecin devamı açısından hayati önem taşıdığı vurgulanarak öğrencilerin belirtilen süreler içerisinde işlemlerini tamamlamaları gerektiği hatırlatılıyor. Son işlem tarihi 16 Şubat Pazartesi günü Kayıt yenileme işlemleri için sistemin 16 Şubat 2026 saat 22.00’ye kadar açık kalacağı açıklandı. Öğrencilerin ders seçimi ve kayıt bedeli ödemelerini bu tarihe kadar tamamlamaları gerektiği ifade edildi. Yetkililer, yoğunluk yaşanmaması adına işlemlerin son güne bırakılmaması konusunda uyarıda bulundu.
Eskişehir Psikolog Beste Çokaygil: "Sevgililer Günü jestler ve hediyelerle sınırlı olmamalı" Acıbadem Eskişehir Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Beste Çokaygil, 14 Şubat Sevgililer Günü’nün yalnızca romantik jestler ve hediyelerle sınırlı görülmemesi gerektiğini belirterek, "Sosyal medyadaki mutlu çift fotoğrafları ve idealize edilmiş ilişki temsilleri, kişilerin kendi ilişkilerini sorgulamasına neden olabiliyor" dedi. Toplumda 14 Şubat’ın çoğu zaman romantik beklentilerle anlamlandırıldığını ancak bu günün yalnızca ’sevgiyi kutlama’ günü olmadığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Beste Çokaygil, "Psikolojik açıdan sevgi yalnızca romantik ilişkilere indirgenemez. Kişinin kendine şefkat gösterebilmesi, ihtiyaçlarını fark edebilmesi ve yalnız kalabilme kapasitesini geliştirmesi ruhsal sağlık açısından çok değerlidir" şeklinde konuştu. "14 Şubat bazı kişilerde mutluluk, bazılarında yalnızlık duygusunu tetikleyebilir" Sevginin yalnızca romantik bir his olmadığını vurgulayan Psikolog Çokaygil, "Sevgi; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak güvende hissetme ihtiyacının bir yansımasıdır. Psikoloji literatüründe bağlanma, çocuklukta bakım verenlerle kurulan ilişkinin yetişkinlikteki yakın ilişkilere yansıması olarak ele alınır. Bu nedenle 14 Şubat bazı bireylerde sıcaklık ve mutluluk oluştururken, bazı bireylerde yalnızlık, değersizlik ya da terk edilme korkularını tetikleyebilir" diye belirtti. "Sağlıklı ilişkilerde bağ, konuşabilme alanıyla güçlenir" Çokaygil, sözlerinin devamında, "Duyguların ifade edilebildiği, kırgınlıkların konuşulabildiği, ihtiyaçların dile getirildiği ve sınırların karşılıklı olarak saygı gördüğü ilişkilerde bağ güçlenir. Sevgi yalnızca iyi hissettiren bir duygu değil; emek, sorumluluk ve karşılıklılık içeren bir süreçtir" ifadelerini kullandı. "Aşk başlar, bağ zamanla oluşur" Romantik aşk ile bağ kurma arasındaki farka değinen Psikolog Beste Çokaygil, şunları söyledi: "Aşk çoğu zaman yoğun bir heyecanla başlar, bağ ise zamanla gelişir. Bağ kurmak, karşımızdakini idealize etmek değil; onu olduğu haliyle kabul edebilmektir. Gerçek yakınlık, kişinin kırılganlığını paylaşabildiği ilişkilerde ortaya çıkar." "14 Şubat yalnız olanlar için bir kayıp değil" Yalnız olmanın bir eksiklik anlamına gelmediğini vurgulayan Çokaygil, "Yalnızlık, bireyin iç dünyasıyla temas kurabilmesi için bir alan sunar. Kendisiyle bağ kuramayan bir bireyin başkalarıyla sağlıklı bağlar kurması da zorlaşır. Bu nedenle 14 Şubat, yalnız olanlar için bir kayıp değil; ilişkiyi güçlendirme fırsatı olarak da değerlendirilebilir" dedi.
Bursa Pancar Deposu’nda Max Weber sosyolojisi anlatıldı Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği "Nasıl Yapmışlar?" söyleşileri, bu ay sosyolojinin önemli isimlerinden Max Weber’i mercek altına aldı. Pancar Deposu’nda gerçekleşen buluşmada Doç. Dr. Levent Ünsaldı, Weber’in modern toplumu ve otorite kavramını nasıl çözümlediğini katılımcılarla paylaştı. Farklı disiplinlerden konuların ele alındığı "Nasıl Yapmışlar?" söyleşi dizisinin bu ayki konusu, sosyoloji tarihinin köşe taşlarından Max Weber ve onun otorite anlayışı oldu. Doç. Dr. Levent Ünsaldı tarafından düzenlenen söyleşide, toplumların bir gücü neden meşru kabul ettiği ve itaat mekanizmalarının nasıl çalıştığı gözlemlendi. Söyleşide Weber’in sosyolojisindeki temel ayrımlara dikkat çeken Doç. Dr. Ünsaldı, Weber’in salt bir "otorite"den ziyade "meşru egemenlik" meselesine odaklandığını vurguladı. Ünsaldı, Weber’in insanların kaba güce neden boyun eğdiklerini değil, o gücü kullanmayı neden haklı ve yerinde gördüklerini anlamaya çalıştığını belirtti. Bu bakış açısına göre toplumlar, sadece korktukları için değil, yönetenlerin otoritesini geçerli ve doğru buldukları için de itaat etmektedir. Konuşmasında Weber’in tanımladığı otorite tiplerini de karşılaştıran Ünsaldı; geleneksel, karizmatik ve yasal-ussal (akılcı) otorite kavramlarını detaylandırdı. Geçmiş toplumlar ile günümüz toplumları arasındaki farkı bu kavramlar üzerinden açıklayan Ünsaldı, modern toplumun en belirgin özelliğinin "yasal-ussal otorite"nin giderek baskın hale gelmesi olduğunu ifade etti. Söyleşi, soru-cevap bölümüyle sona erdi.