EKONOMİ - 12 Nisan 2026 Pazar 10:27

Bin 800 rakımlı dağlardan toplanıp kilosu bin 500 liradan satılıyor

A
A
A
Bin 800 rakımlı dağlardan toplanıp kilosu bin 500 liradan satılıyor

Antalya’nın Akseki ilçesinde, doğada kendiliğinden yetişen ve halk arasında "göbek" olarak bilinen kuzugöbeği mantarı sezonu başladı. Toros Dağları’nın yüksek kesimlerinde yetişen ve nadir bulunmasıyla dikkat çeken kuzugöbeği, bölge halkı için önemli bir gelir kapısı olmayı sürdürüyor. Taze kuzugöbeğinin kilogramı ise bin 500 liradan alıcı buluyor.


Akseki’de her yıl nisan ayının ilk haftalarında başlayan kuzugöbeği sezonu, bu yıl da bahar yağmurlarının etkisiyle erken açıldı. Yağışların devam etmesi halinde hasadın mayıs ayı sonuna kadar sürmesi bekleniyor. İlçede özellikle sedir ve ladin ağaçlarının bulunduğu nemli ve yüksek rakımlı bölgelerde yetişen kuzugöbeği, diğer mantar türlerine göre daha değerli olmasıyla öne çıkıyor.



"7’den 70’e herkes dağlarda"


Sezonun başlamasıyla birlikte Aksekililer sabahın erken saatlerinde dağların yolunu tutuyor. Çoluk çocuk, genç yaşlı demeden herkesin katıldığı kuzugöbeği mesaisi, adeta ilçede hayatı durma noktasına getiriyor. Toplayıcılar, gün boyu dağ taş gezerek mantar ararken, bir kişinin günlük ortalama 1 ila 5 kilogram arasında ürün bulabildiği belirtiliyor.



"40 yıldır topluyorum"


52 yaşındaki Fatma Kara, yaklaşık 40 yıldır kuzugöbeği topladığını belirterek sezonun heyecanını şu sözlerle anlattı:


"Bu mantarın zamanı gelince sabah erkenden eşim ve çocuklarımla birlikte dağlara çıkarız. Karış karış gezeriz. Bazen 1 kilo, bazen 5-6 kilo bulduğumuz olur. İlk çıktığında kilosu 4 bin liraydı, şimdi bin 500 liraya düştü".



"Akseki’nin kuzugöbeği daha lezzetli"


Toros Dağları’nın bin ila bin 800 rakımları arasında yetişen kuzugöbeğinin daha etli ve lezzetli olduğunu ifade eden Kara, sahil kesimlerinde yetişen mantarlarla arasında ciddi tat farkı bulunduğunu söyledi.


Dağlarda her gün kuzugöbeği mantarı toplamaya giden Mehmet Kara ise Toros Dağları’nda nisan yağmurlarının başlamasıyla birlikte kuzugöbeği mantarının çıkmaya başladığını belirterek, "Kuzugöbeği mantarı her yerde çıkmaz. Güneş gören, karlı, sedir ve ladin ağacı olan bölgelerde çıkar. Kuzugöbeğini toplamak oldukça zahmetli bir iştir. Sabahtan akşama kadar ağaçların dibini gezerek kuzugöbeği arıyoruz" dedi.


Akseki kuzugöbeğinin bu özelliği nedeniyle daha çok tercih edildiği ve yüksek fiyatlardan alıcı bulduğu vurgulanıyor.



"Kışlık erzak da hazırlanıyor"


Toplanan kuzugöbeklerinin bir kısmı satılarak gelir elde edilirken, bir kısmı ise kurutularak kış ayları için saklanıyor. Yöre halkı, kurutulan mantarı özellikle etli yemeklerde ve nohutla birlikte tüketerek sofralarını zenginleştiriyor.



"Kuzugöbeği toplamak bir tutku"


Kuzugöbeği toplamanın kendileri için adeta bir alışkanlık haline geldiğini söyleyen Kara, "Evde otursak aklımız hep dağda kalır. Elin de belin de ağrısa hep dağlara çıkmak istersin. Bir tane bile bulsak çocuklar gibi seviniriz. Bazen bulamayınca üzülürüz ama yine de vazgeçemeyiz. Bu iş biraz hastalık gibi" dedi.


Akseki’de kısa süren ancak yoğun geçen kuzugöbeği sezonu, bölge halkı için hem ekonomik hem de kültürel bir değer olmayı sürdürüyor.



Kuzugöbeği


Akseki’de kuzugöbeği mantarı sezonu, genellikle nisan ayı ortasında başlar ve mayıs ayı sonlarına kadar devam eder. Bahar yağmurları ve sedir/ladin ağaç dipleri (özellikle 8-12 derece toprak sıcaklığı) en verimli dönemleri belirler. Toroslar’da bu değerli mantar, bahar aylarında yoğun olarak toplanır.


Doğada yalancı kuzugöbeği denilen zehirli türleri de bulunduğundan, toplama ve tüketim aşamasında dikkatli olmak gerekir. Bu mantarın Latince adı ’Morchella esculenta’dır. Genellikle ilkbahar aylarında, özellikle yağışlı dönemlerden sonra ormanlık alanlarda, ağaç diplerinde ve yanmış bölgelerde bulunur.


Kuzugöbeği mantarının dünyada yaklaşık 40 çeşidi bulunmakta. Türkiye’de ise 10 ila 15 türü doğal olarak yetişmektedir. Toroslardan başlayarak Akdeniz, Ege, Karadeniz ve Doğu Anadolu ormanlarından toplanır. Özellikle Ege ve Akdeniz Bölgelerinde yaygın olarak tanınan, tüketilen ve pazarlarda satılan ve nadir bulunan bir mantar türüdür.



Bin 800 rakımlı dağlardan toplanıp kilosu bin 500 liradan satılıyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Uraloğlu: "8 yılda Başkentray ile 140.3 milyon yolcu taşıdık" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 12 Nisan 2018’de modernize edilerek yeniden hizmete açılan Başkentray’ın 8 yılda 140,3 milyon yolcuya hizmet verdiğini açıkladı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 12 Nisan 2018’de modernize edilerek yeniden hizmete açılan Başkentray’ın 8. hizmet yılı vesilesiyle yazılı açıklamada bulundu. "Başkentray ile metro standardında banliyö hizmeti vermeye başladık" Başkentray Projesi ile mevcut hattın tamamen yenilenip standardının da yükseltilerek metro standardında ulaşım yapılmaya başlandığını dile getiren Bakan Uraloğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Başkentray’ı yüksek hızlı tren, banliyö ve konvansiyonel tren işletmeciliğine uygun olarak inşa ettik. Başkentray ile Kayaş-Sincan arasında metro standardında banliyö hizmeti vermeye başladık. Proje kapsamında, 24 adet banliyö istasyonunun metro standardında yeniden inşa ettik. Eryaman YHT Gar’ı da bu proje kapsamında tamamlayarak Eryaman’da YHT ve banliyö hizmeti vermeye başladık." "8 yılda 140,3 milyon yolcu" Yolcu sayılarına ilişkinde açıklamada bulunan Bakan Uraloğlu, "8 yılda Başkentray ile 140,3 Milyon yolcu taşıdık. Başkentray’ı her gün ortalama 76 bin yolcu kullanıyor, yoğun günlerde bu sayı 115 bine kadar çıkıyor" şeklinde konuştu. "Yaklaşık 36 kilometrelik hat üzerinde vatandaşlarımıza hızlı, güvenli ve konforlu ulaşım imkânı sunuyoruz" Bakan Uraloğlu, Başkentray’ın modern altyapısı ve yüksek kapasitesiyle başkentte toplu ulaşımın bel kemiğini oluşturduğunu belirterek, "Sincan ile Kayaş arasında uzanan yaklaşık 36 kilometrelik hat üzerinde vatandaşlarımıza hızlı, güvenli ve konforlu ulaşım imkânı sunuyoruz. Günlük binlerce yolcuya hizmet veren sistemimiz, yoğun saatlerde sıklaştırılan seferlerle bekleme sürelerini minimuma indiriyor" dedi. Başkentray’ın sadece bir banliyö hattı olmadığını, aynı zamanda entegre bir ulaşım projesi olduğunu vurgulayan Uraloğlu, "Metro, otobüs ve diğer toplu taşıma sistemleriyle sağlanan bağlantılar sayesinde vatandaşlarımızın şehir içinde kesintisiz ulaşımına katkı sağlıyoruz" ifadelerini kullandı. Projede erişilebilirlik ve yolcu konforunun ön planda tutulduğunu belirten Uraloğlu, tüm istasyonların engelli vatandaşların kullanımına uygun şekilde düzenlendiğini, modern tren setleriyle ferah ve güvenli bir seyahat imkânı sunulduğunu kaydetti.
Kayseri 44 yıldır tarihi saatlere ince ayar veriyor Kayseri’de saat tamirciliği yapan İbrahim Çimen, 44 yıldır 250-300 yıllık saatlere ince ayar veriyor. İbrahim Çimen, yıpranan 250-300 yıllık saatleri tamir ediyor. Babasının vefatından sonra okuma şansının olmadığını ve bu mesleğe atıldığını dile getiren Çimen, işini severek yaptığını söyledi. 1650-1700’lü yıllardan kalman saatleri tamir ettiğini belirten Çimen, "44 yıldır saatçiyim. 1981 yılında babam vefat edince okuma şansımız olmadı. Okuyamadığım içinde bir meslek seçmek zorunda kaldım. Saatçiliğe başladım ama bu işi çok sevdim. Daha sonra başka hiçbir yapmadım, yapamam. Çünkü bu işi severek yapıyorum. Saatlerin sistemini bilirseniz kolay. Her saatin ayrı bir özelliği vardır. Ben 250-300 yıllık saatleri tamir ediyorum, hepsinin sistemi bir birinden farklı. Elimdeki saat Fransız Pirior, 1750 yılında çıkmış. Benim tamir ettiğim saatler bu şekilde eski saatler. Bu tarz eski saatlerde hem zemberek, hem de zincir sistemi vardır. Bizlerde bu zincir sistemini geliştirip, tamir ederek bu işi idame ettiriyoruz" ifadelerini kullandı. "Türkiye’de eski saatler üzerine çalışan sayılı ustalardan biri" Saat koleksiyoneri Bayram Ayzet, Türkiye’de İbrahim usta gibi insanlardan sayılı olduğunu söyleyerek, "Bende uzun zamandır cep saati ile ilgiliyim. İbrahim ustayı uzun yıllardır tanırım. Hem arkadaş ilişkilerimiz hem de saatlerimin bakımlarını kendisi yapar. İbrahim usta, Türkiye’de eski saatler üzerine çalışan sayılı birkaç ustadan biridir. Kayseri’miz bu konuda çok şanslı. 1650’li yıllardan itibaren cep saatleri var. Eskiden elektrikli ev ve el aletleri yokken ustalar her şeyi elleriyle yapmışlardır. Bu tarz eski saatlerin bakım ve arızasını Türkiye’de yapan çok az sayıda kişi var. İbrahim ustamız da onlardan birisidir" şeklinde konuştu.
Kayseri Büyükşehir’de pazar günü de durmak yok: Kartal Katlı Kavşağı’nda hummalı çalışma Kayseri Büyükşehir Belediyesi, pazar gününde de sahadaki yoğun mesaisini sürdürüyor. Kartal Katlı Kavşağı ve Bağlantı Yolları Projesi’nde ekipler dört koldan çalışarak ulaşım yatırımlarına hız kesmeden devam ediyor. Kayseri Büyükşehir Belediyesi, kent içi ulaşımı daha konforlu ve güvenli hale getirmek amacıyla yürüttüğü Kartal Katlı Kavşağı ve Bağlantı Yolları Projesi’nde çalışmalarına hafta sonu pazar gününde de hız kesmeden devam ediyor. Şehrin kritik ulaşım noktalarından biri olan bölgede ekipler, yoğun bir mesai ile sahada aktif şekilde görev alıyor. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın liderliğinde sürdürülen proje, Dünya Bankası finansmanı ve İller Bankası A.Ş. koordinasyonunda yürütülen "İklim ve Afetlere Dayanıklı Şehirler Projesi" kapsamında hayata geçiriliyor. Bu kapsamda proje, yalnızca ulaşım altyapısını güçlendirmekle kalmayıp, aynı zamanda sürdürülebilir şehircilik hedeflerine de katkı sunuyor. Şehir içi trafik yoğunluğunu azaltmak, ana arterlerde kesintisiz ulaşımı sağlamak ve bağlantı yollarını daha işlevsel hale getirmek amacıyla planlanan proje etaplar halinde ilerliyor. Kayseri Büyükşehir Belediyesi, hafta sonu demeden sürdürdüğü bu yoğun çalışmalarla kentin ulaşım altyapısını güçlendirmeye ve yaşam kalitesini artırmaya devam ediyor. Kartal Katlı Kavşağı Projesi’nin tamamlanmasıyla birlikte kavşak kapasitesinin artması, trafik sıkışıklığının azalması, ulaşım sürelerinin kısalması ve karbon salımının düşmesi bekleniyor.
İstanbul Genç neslin yeni tehdidi: Elektronik sigara alışkanlığı kalp krizini tetikliyor Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Zekeriya Doğan, genç yaşta kalp krizi görülme oranlarının arttığını vurgulayarak önemli uyarılarda bulundu. Özellikle yeni nesilde artış gösteren sigara ve elektronik tütün ürünleri kullanımıyla birlikte obezite ve modern yaşamın getirdiği psikolojik faktörlerin gençleri ciddi şekilde tehdit ettiğini belirten Doğan, "Ben gencim, kalp krizi geçirmem" algısının yanlış olduğuna dikkat çekti. Kardiyovasküler hastalıklara bağlı can kayıpları dünya genelinde ilk sırada yer almaya devam ederken, kalp krizinin "yaşlı hastalığı" olduğu algısı her geçen gün değişmeye devam ediyor. Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Zekeriya Doğan, özellikle gençlerde artan kalp krizi vakalarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Özellikle sigara, elektronik tütün ürünleri ve hareketsiz yaşamın yanı sıra psikolojik faktörlerin de büyük bir tehdit oluşturduğunu belirten Doğan; yaşam tarzı değişikliğinin hayati önem taşıdığını ifade etti. "Genç nesilde kalp krizinin artmasının en önemli nedenleri sigara ve elektronik tütün ürünlerinin kullanılması" Son dönemde modern yaşamın getirmiş olduğu olumsuzlukların yanı sıra geleneksel risk faktörlerinin de kalp kirizine olan etkisinin sürdüğünü ifade eden Doç. Dr. Zekeriya Doğan, şunları söyledi: "Ülkemizde ve dünya genelinde kardiyovasküler sistemden ölüm maalesef en önemli nedenler arasında ve artış hala devam etmekte. Özellikle genç hasta grubunda kalp krizi vakalarının artmasının en önemli nedenleri arasında sigara ve elektronik tütün ürünlerinin kullanılması, obezite, modern yaşamın getirmiş olduğu yalnızlık ve kaygının tetiklediği depresyon yer alıyor. Tabii ki geleneksel risk faktörleri olan diyabet, tansiyon, obezite, hareketsiz bir yaşam ve sigara kadar geleneksel olmayan risk faktörleri de kalp krizinin önemli nedenleri haline gelmiş durumda." "Kalp krizi önceden sinyal verir ve önlenebilir" Kalp krizinin çoğu zaman öncesinde belirti verdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Doğan, "Kalp krizi önceden sinyal verir ve önlenebilir. ’Ben gencim, bana bir şey olmaz, 60 yaş üstünün hastalığıdır’ diye yaklaşmamak lazım. Göğüste ağrı, sıkışma, nefes darlığı, sol kola, sağ kola ya da çeneye vuran ağrı tipik semptomlar olmakla beraber kadın hastalarda, şeker hastalarında ve yaşlı hastalarda nefes darlığı, yorgunluk ve baş dönmesi gibi klasik olmayan semptomlar da belirti gösterebilir. Ülkemizde de dünyada olduğu gibi genç yaşta kalp krizi vakalarının arttığı bir gerçek. Özellikle modern yaşamın getirdiği izolasyon, depresyon ve kaygı bozukluğu maalesef genç yaşta kalp krizlerinin görülme oranını artırmaktadır. Bununla birlikte özellikle elektronik sigara alışkanlığının da genç yaş grubunda sık olması da yine başlıca nedenler arasında" şeklinde konuştu. "Şüphe varsa hemen 112 aranmalı" Doç. Dr. Doğan kalp krizi belirtilerinin ciddiye alınması gerektiğini vurgulayarak, "Göğüste herhangi bir ağrı, sıkışma, kola ya da çeneye yayılan ağrı, bulantı, kusma, baş dönmesi ve nefes darlığı gibi belirtilerden herhangi biri olduğunda ‘şüphe varsa şüphe yoktur’ yaklaşımıyla 112 acilen aranmalıdır. Asla kişi kendi imkanlarıyla arabasına binip hastaneye gitmeye çalışmamalı ve mümkün mertebe yüksek riskli bir hastaysanız bunlar olmadan önce gereken önlemler alınmalıdır" dedi. "Kendiniz ve sevdikleriniz için kalbinizi koruyun" Kalp krizinden korunmanın mümkün olduğunu belirten ve dikkat edilmesi gerekenleri aktaran Doç. Dr. Doğan, şu ifadelere yer verdi: "Sigara kesinlikle bırakılmalı, ’Ben gencim, kalp krizi geçirmem’ anlayışından uzak durulmalı ve risk sınıfı iyi belirlenmelidir. Bununla ilgili olarak diyabet, hipertansiyon, obezitenin önüne geçmek için yaşam tarzı değişikliklerini kesinlikle hayatımıza katmalı ve hastalarımızın varsa mevcut kullandığı ilaçlara düzenli ve kontrollü bir şekilde devam etmesidir. Özetle ’Sigarayı bırak, hareket et ve yaşam tarzı değişikliklerini mutlaka olumlu bir şekilde hayatına kat. Kendiniz ve sevdikleriniz için kalbinizi koruyun ve kalbinizin size söylediklerine kulak verin’."