EKONOMİ - 21 Nisan 2026 Salı 14:14

Adlıhan Dere: "Şimdi birlik zamanı"

A
A
A
Adlıhan Dere: "Şimdi birlik zamanı"

TESK Genel Başkan Vekili ve AESOB Başkanı Adlıhan Dere, ilçe ziyaretlerine Gazipaşa ve Alanya’da devam etti. Program boyunca birlik, istikrar ve güçlü teşkilat vurgusu yapan Dere, "Şehrimiz ve esnafımız kazansın diye ‘Şimdi birlik zamanı’ çağrısında bulunuyor, ‘Gücümüz birlikten’ diyerek omuz omuza yol yürüyoruz" dedi.


Antalya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nde (AESOB) oda başkanları ve yönetim kurulu üyeleri ile sürdürülen istişare ve temaslar devam ediyor. İlçe ziyaretleri kapsamında beşinci günün durağı Gazipaşa ve Alanya oldu. Bu kapsamda Gazipaşa Esnaf ve Sanatkarlar Odası, Gazipaşa Ulaştırma Hizmetleri Esnaf Odası, Alanya Metal İşleri Demirciler Oto Elektrikçiler Kaportacılar Oto Tamirciler Esnaf Odası, Alanya Mobilyacılar Hızarcılar ve Doğramacılar Esnaf Odası, Alanya Elektrikçiler Elektronikçiler ve Sıhhi Tesisatçılar Esnaf Odası, Alanya Minibüsçüler Otobüsçüler ve Servis Araçları İşletmecileri Esnaf Odası, Alanya Esnaf ve Sanatkarlar Odası, Alanya Otelciler Pansiyoncular Lokantacılar Kafeteryacılar ve Turistik Eşya Satıcıları Esnaf Odası, Alanya Bakkallar ve Bayiiler Esnaf Odası, Alanya Seyyar ve Sabit Pazarcılar Manavlar Esnaf Odası, Alanya Şoförler Nakliyeciler Otomobilciler Esnaf Odası ziyaret edilerek istişarelerde bulunuldu.



"Gücümüz birlikten"


Başkan Adlıhan Dere, AESOB’un Antalya esnaf ve sanatkarının ortak aklını, gücünü ve iradesini temsil eden en büyük çatı kuruluş olduğunu belirterek, "Bizim yolumuz ayrışmanın değil, kaynaşmanın yoludur. Bizim anlayışımızda söylemler değil kalıcı hizmet vardır. AESOB, yılların tecrübesiyle teşkilatına yön veren, esnaf ve sanatkarımızın hak ve menfaatlerini her zeminde koruyan köklü bir yapıdır. Göreve geldiğimiz günden bu yana AESOB’un kurumsal yapısı ve vizyonu hem Antalya’da hem Ankara’da esnaf ve sanatkarını güçlü şekilde temsil etmiştir. AESOB şehrin birleştirici gücü, huzuru ve bereketidir. Teşkilatımızın en büyük gücü, birliğini muhafaza eden, tecrübesine sahip çıkan ve geleceğe birlikte yürüyen iradesidir. Bugün de aynı bilinçle, aynı sorumlulukla ve aynı kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz" ifadelerini kullandı.



Adlıhan Dere: "Şimdi birlik zamanı"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Şiddetin görünür hale gelip normalleşmesi çocuk ve gençleri olumsuz etkiliyor Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Gülin Özdamar Ünal, son dönemlerde kamusal alanlarda artan şiddet olaylarını değerlendirdi. Konunun sadece bireysel değil toplumsal şartların bir yansıması olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Ünal, "Şiddetin görünür hale gelmesi ve normalleşmesi, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır" dedi. Türkiye Psikiyatri Derneği tarafından düzenlenen 4. Uluslararası ve 28. Ulusal Klinik Eğitim Sempozyumu kapsamında gerçekleştirilen basın toplantısında, etkinliğe ilişkin veriler paylaşıldı. Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı Nalan Kalkan Oğuzhanoğlu, sempozyumda 14 kurs, 30 panel, 10 uzmanla buluşma oturumu ve 6 konferans düzenlendiğini, ayrıca 82 sözlü ve 46 poster bildirinin sunulduğunu belirtti. Toplam 162 konuşmacının yer aldığı programa 441 katılımcı katılırken, 103 katılımcının burslu olarak desteklendiği bildirildi. Sempozyuma Almanya, İngiltere, İtalya ve Hollanda’dan 6 yabancı konuşmacı da katkı sundu. "Bilimsel kanıta dayalı ve bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir" Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Gülin Özdamar Ünal, son dönemde artan şiddet ve intihar olaylarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Son dönemde okullarda ve kamusal alanlarda artan şiddet olayları, toplum ruh sağlığı açısından ciddi bir kaygı kaynağıdır ve yalnızca bireysel değil, toplumsal şartların bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. Şiddetin görünür hale gelmesi ve normalleşmesi, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Bu süreç, hem başkalarına yönelik saldırgan davranışları hem de bireyin kendine yönelen yıkıcı eğilimlerini, özellikle intihar düşüncesi ve girişimlerini artırabilmektedir. İstanbul’da son günlerde raylı sistemlerde art arda yaşanan intihar olayları hepimizi derinden üzmekte, bu durum yalnızca bireysel kayıplar açısından değil, toplum ruh sağlığı ve kamusal güvenlik açısından da acil ele alınması gereken ciddi bir soruna işaret etmektedir. İntihar davranışı, çoğu zaman çok etmenli bir süreç içinde ortaya çıkar. Ruhsal hastalıklar, umutsuzluk, yalnızlık, ekonomik ve sosyal zorluklar, travmatik yaşantılar, madde kullanımı, daha önceki kendine zarar verme davranışları, destek sistemlerinin zayıflaması, ölümcül araçlara kolay erişim ve profesyonel yardıma erişimdeki güçlükler bu süreçte rol oynayabilir. Bu nedenle, intiharı önlemede suçlayıcı ve damgalayıcı söylemlerden uzak, riskleri azaltmayı ve destek mekanizmalarını güçlendirmeyi hedefleyen, bilimsel kanıta dayalı ve bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir" dedi. "Tüm paydaşların katılımıyla bütüncül bir intiharı önleme eylem planı oluşturulması gerekmektedir" Toplumda şiddet ikliminin azaltılması gerektiğini ve güven duygusunun yeniden tesis edilmesine yönelik adımların atılabileceğini ifade eden Ünal, "Toplumsal huzurun güçlendirilmesi, intiharı önlemenin temel şartların arasındadır. İntihar önlenebilir. Bunun için ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, risk altındaki bireylerin erken fark edilmesi, kriz anında hızlı ve şefkatli müdahale edilmesi ve ölümcül yöntemlere erişimin sınırlandırılması büyük önem taşımaktadır. İntihar davranışının bulaşıcı olabileceği bilinmektedir. Bu nedenle medyada intihar haberlerinin sansasyonel ve ayrıntılı biçimde sunulmasından kaçınılmalı, bunun yerine yardım yolları ve destek mekanizmaları görünür kılınmalıdır. Raylı sistemlerde yaşanan intiharlar, sağlık hizmetlerinin yanı sıra kent planlaması, ulaşım güvenliği ve yerel yönetimlerin ortak sorumluluğunda ele alınmalıdır. Uluslararası veriler, platform bariyerleri, güvenlik sistemleri ve personel eğitiminin etkili koruyucu önlemler olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, tüm paydaşların katılımıyla bütüncül bir intiharı önleme eylem planı oluşturulması gerekmektedir. Toplum olarak da sorumluluğumuz vardır. Çevremizde umutsuzluk, vedalaşma, içe çekilme, ’yaşamak istememe’ ifadeleri veya kendine zarar verme belirtileri gördüğümüzde bunu göz ardı etmemeli, yargılamadan destek olmalı ve profesyonel yardıma yönlendirmeliyiz. Bugün ihtiyaç duyulan şey, korku ve sansasyon değil, dayanışma, erken müdahale ve erişilebilir destek sistemleridir" şeklinde konuştu. "Sağlık çalışanlarının en az üçte birinin fiziksel şiddete, yüzde 95’den fazlasının sözel şiddete maruz kalıyor" Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Sekreteri Dr. Gülsüm Zuhal Kamış ise, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin, yıllardır çözülememiş bir sorun olduğunu ifade ederek, "Hekimler ve sağlık çalışanları yalnızca sözel ya da fiziksel şiddete maruz kalmıyor, hayatını da kaybediyor. Sağlık çalışanlarının en az üçte birinin fiziksel şiddete, yüzde 95’den fazlasının sözel ya da fiziksel şiddete maruz kaldığı şartlarda, meslektaşlarımız, bir taraftan Dr. Ersin Arslan, Dr. Fikret Hacıosman, Dr. Ekrem Karakaya, Dr. Göksel Kalaycı, Dr. Aynur Dağdemir ve mesleki baskıların gölgesinde hayatını kaybeden Dr. Melike Erdem gibi hayatını kaybeden meslektaşlarımızın acısını yüreğinde taşıyor, bir taraftan da sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor" diye konuştu. "Şiddet, öğrenilmiş ve yeniden üretilen bir olgudur" Türkiye Psikiyatri Derneği Saymanı Dr. Hayriye Mihrimah Öztürk ise kadına yönelik şiddet konusuna ilişkin, "Kalıcı çözüm yalnızca yasal düzenlemelerle sınırlı değildir. Şiddetin temelinde yatan toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele edilmeden, eğitimden çalışma yaşamına kadar her alanda eşitlik sağlanmadan ve toplumsal zihniyet dönüşümü gerçekleştirilmeden bu sorunun ortadan kaldırılması mümkün değildir. Kadına yönelik şiddet kaçınılmaz değildir. Bu şiddet, öğrenilmiş ve yeniden üretilen bir olgudur. Dolayısıyla değiştirilebilir. Şiddeti önlemek, şiddete maruz bırakılan kadınlara inanmak, onları güçlendirmek ve destek mekanizmalarını erişilebilir kılmakla başlar. Sağlık sistemi, emniyet birimleri ve adli süreçler, kadınların yeniden travmatize edilmesini önleyecek şekilde yapılandırılmalıdır" ifadelerini kullandı. "Psikolojik ve yapısal düzeyde eş zamanlı bir mücadeleyle baş edebiliriz" Türkiye Psikiyatri Derneği Asistan Hekimlik Sekreteri Dr. Nur Temizkan ise dijital şiddetin, yalnızca teknolojik bir sorun olmadığını belirterek, "Toplumsal, psikolojik ve sistematik katmanları olan çok boyutlu bir kriz. Ve ayrıca dijital şiddet, bireysel bir psikopatolojiden ziyade, politik, sosyolojik ve kültürel unsurların bir sonucu. Dijital şiddet dediğimizde, internet, sosyal medya, akıllı telefonlar gibi araçlar üzerinden gerçekleştirilen her türlü taciz, tehdit, aşağılama, şantaj ve kontrol davranışını kastediyoruz. Bu, aslında geleneksel şiddetin ortadan kalkmış hali değil, dijital dünyaya taşınmış ve yeni araçlarla güçlenmiş bir uzantısı. Güncel verilere bakarsak, Birleşmiş Milletler’in raporuna göre, kadın gazeteciler ve aktivistlerin üçte ikisinden fazlası dijital şiddete maruz kalıyor, bu vakaların yüzde 40 kadarı fiziksel şiddetle sonuçlanıyor. Türkiye’de yapılan çalışmalar ise her 10 kadından yaklaşık 3’ünün ısrarlı takibe maruz kaldığını, kadınların yarısından fazlasının ise dijital mecralarda taciz içerikli mesajlarla karşılaştığını gösteriyor. Bu bulgular, dijital şiddetin çoğu durumda fiziksel şiddetin alternatifi değil, onu önceleyen, besleyen ve sürekliliğini sağlayan bir süreç olduğunu göstermekte. Biz bugün şunu vurgulamak istiyoruz: Dijital alan da bir yaşam alanı. Orada maruz kalınan şiddet gerçek ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri son derece somut ve yıkıcı. Kadınların, gençlerin ve diğer tüm grupların dijital alanda var olabilmek için daha sessiz, daha görünmez olmak zorunda kalması bir çözüm değil. Dijital şiddet çok boyutlu bir kriz ve bununla ancak toplumsal, psikolojik ve yapısal düzeyde eş zamanlı bir mücadeleyle baş edebiliriz" dedi.
Manisa Frida Kahlo Sergisi Manisa’da kapılarını açtı Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali kapsamında düzenlenen "Frida Kahlo’nun Günlükleri" sergisi, sanatseverlerle buluştu. Frida Kahlo’nun eserlerinden oluşan serginin, Ege Bölgesi’nde ilk kez Manisa’da açıldığı belirtildi. Manisa’nın köklü kültürel miraslarından biri olan Mesir Festivali, bu yıl dünya sanatına ev sahipliği yaparak dikkat çekti. Serginin açılışı, Manisa Valisi Vahdettin Özkan ve Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun katılımıyla gerçekleştirildi. Açılış törenine il protokolü, belediye yetkilileri, sivil toplum temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Manisa Valisi Vahdettin Özkan konuşmasında, Mesir Festivali’nin şehrin kimliğini yansıtan önemli bir değer olduğunu belirterek, bu kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Açılışta konuşan Başkan Dutlulu, festivali bu yıl "Yaşayan Festival" konseptiyle düzenlediklerini belirterek, "Asırlık geleneğimizi modern sanatla buluşturmanın gururunu yaşıyoruz. Frida Kahlo’nun günlüklerini Ege Bölgesi’nde ilk kez Manisa’da sergilemek bizim için büyük bir heyecan" dedi. Mesir Festivali’nin sadece bir tören olmadığını vurgulayan Dutlulu, etkinliğin doğa sporlarından gastronomiye, tarihten sağlığa kadar geniş bir yelpazede kente canlılık kattığını ifade etti. Manisa’nın festival süresince 24 saat yaşayan bir şehir haline geldiğini belirten Dutlulu, kenti uluslararası sanat etkinliklerinin merkezi yapma hedefinde olduklarını söyledi. Konuşmaların ardından protokol üyeleri serginin açılışını gerçekleştirerek eserleri inceledi. Frida Kahlo’nun yaşamından izler taşıyan ve sanatındaki derinliği yansıtan eserlerin yer aldığı serginin, 24 Mayıs’a kadar Fatih Sergi Salonu’nda ziyaret edilebileceği bildirildi.
İstanbul Aras Kargo voleybol takımının play-off başarısı yeni reklam filmiyle yayında Aras Kargo Voleybol Takımı Play-off aşamasında sergilediği performansla Avrupa kupalarına katılma hakkı kazanarak önemli bir başarıya imza attı. İzmir’in 17 yıllık play-off ve Avrupa kupaları özlemini dindiren bu başarı, tüm dijital platformlarda ve TV kanallarında yayına giren, şehrin ritmini ve taraftarın coşkusunu odağına alan duygusal bir reklam filmiyle ekranlara taşındı. Aras Kargo Spor Kulübü (ASK), voleyboldaki yükselişini Avrupa sahnesine taşıyor. Avrupa kupaları yolundaki ilk play-off etaplarını başarıyla tamamlayarak Avrupa kupalarında mücadele etme hakkı kazanan takım, bu zaferi İzmir sokaklarından tribünlere taşan coşkulu bir reklam filmiyle kutluyor. "Sen Aşk’sın" temasıyla hazırlanan film; sadece bir spor başarısını değil, bir şehrin kenetlenmesini, Aras Kargo’nun taşıdığı heyecanı ve taraftarın coşkusunu ve desteğini TV ve tüm dijital mecralar aracılığıyla izleyicilerle buluşturuyor. İzmir’in ritmi sahaya iniyor: "Play-off Çok Güzel, Sen de Gelmez Misin Canım?" Yeni reklam filmi, İzmir’in güzel manzaraları ve sokaklarında yankılanmaya başlayan ritimle açılıyor. Şehrin her köşesinde hissedilen bu heyecan, özel olarak bestelenen coşkulu bir marş eşliğinde sokaklardan voleybol sahasına doğru bir yolculuğa dönüşüyor. Filmde; İzmir esnafı, gençler ve çocuklar da dahil Aras Kargo Spor Kulübü’ne gönül veren taraftarların coşkusu ön plana çıkıyor. Kadın voleybol takımının parkedeki mücadelesinden kesitlerin yer aldığı sekanslar, İzmir’den İstanbul’a uzanan taraftar ruhu ve şirketin aracıyla taşınan ritim tüm şehirle bütünleşiyor. Bu ritim ve enerji, "Play-off çok güzel, sen de gelmez misin canım?" sözlerinin yer aldığı mizahi bir pankartla herkesi birleşmeye çağırıyor. Film, kulübün baş harflerinden doğan ve başarıya olan tutkuyu simgeleyen "Sen Aşk’sın Aşk!" mesajıyla duygusal bir finalle sona eriyor. "Şehrin ritmini, taraftarımızın coşkusunu bir araya getirdik" Aras Kargo Spor Kulübü Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Billur Burkutoğlu, kazanılan başarı ve yeni reklam filmiyle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: "Aras Kargo Spor Kulübü olarak, kadın voleyboluna verdiğimiz desteğin böylesine tarihi bir başarıyla karşılık bulmasından büyük gurur duyuyoruz. İzmir’in 17 yıllık Play-off ve Avrupa kupası hasretini dindirirken, sahada sergilediğimiz azmi yeni reklam filmimizle tüm Türkiye ile paylaşıyoruz. Bu filmde play-off ritmini, taraftarımızın coşkusunu ve spora olan tutkumuzu bir araya getirdik. Bu zafer, sadece bizim değil, bize her an destek olan tüm voleybolseverlerin ve İzmir’in zaferi."