GÜNDEM - 06 Şubat 2026 Cuma 12:05

6 Şubat depremlerinin 3. yıl dönümünde hayatını kaybedenler anıldı

A
A
A
6 Şubat depremlerinin 3. yıl dönümünde hayatını kaybedenler anıldı

Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, 6 Şubat 2023’te yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremin 3’üncü yılında hayatlarını kaybeden vatandaşları andı. Özdemir, "6 Şubat içimizde dinmeyen bir acının tarifi. O gün sadece binalar enkaz altında kalmadı. Hayatlar, umutlar ve hayaller enkaz altında kaldı. Depremde hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletliğimize başsağlığı diliyorum" dedi.


6 Şubat 2023’de Kahramanmaraş merkezli 11 ili kapsayan depremin 3’üncü yılı tüm yurtta olduğu gibi Antalya’da da çeşitli törenlerle anıldı. Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İl Başkanlığı’nda gerçekleştirilen anma törenine katıldı. CHP Antalya İl Başkanı Nail Kamacı, CHP Parti Meclis Üyesi Önder Kurnaz ve partililerin katıldığı anma töreninde 6 Şubat’ta hayatlarını kaybeden vatandaşlar için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.



"Allah bu acıları bir daha yaşatmasın"


Anma töreninde kısa bir konuşma yapan Başkan Vekili Özdemir, "6 Şubat, içimizde sönmeyen bir acının tarifidir" diyerek, "O gün sadece binalar enkaz altında kalmadı. Hayatlar, hayaller, umutlar güven duygumuzda enkaz altında kaldı. Ama aynı gün dayanışma ayağa kalktı. Bir milletin vicdanı ayağa kalktı. Hiç çağrısız tüm Türkiye deprem bölgesine aktı. Bu topraklara hayalleri, umudu, güven duygusunu tekrar getirmek en büyük görevimiz. Ben depremde kaybettiğimiz yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum. Allah bu acıları bir kez daha yaşatmasın" şeklinde konuştu.



"Yaşanan acılar yüreğimizde devam ediyor"


CHP İl Başkanı Nail Kamacı ise 6 Şubat depreminin 3’üncü yılında vatandaşların yaşadığı duyguları, acıları bir nebze hissetmek için bir arada olduklarını belirterek, "Depremde kaybettiğimiz vatandaşlarımızın ruhları şad olsun. O gün yaşananları hissetmek, o yaşanan duyguları bugün burada yaşamak kolay değil. Marmara depreminden sonra ülke olarak tarihimizin en büyük felaketlerinden birini yaşadık. Yaşanan acılar yüreğimizde hala devam ediyor" diye konuştu.



6 Şubat depremlerinin 3. yıl dönümünde hayatını kaybedenler anıldı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul İTO Başkanı Avdagiç’ten "Türkiye’nin AB üyeliği onaylanmalı" açıklaması İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, "Türkiye ve Avrupa Birliği yetkililerinin müzakere kapısını aralaması memnuniyet verici. Bu gelişmenin Türkiye’nin AB üyeliğinin onaylanması, Türk vatandaşlarına vize serbestisi haklarının derhal verilmesi ve Gümrük Birliği revizyonunun temelini oluşturmasını bekliyoruz" ifadelerini kullandı. İTO’dan yapılan yazılı açıklamaya göre İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, odanın Şubat ayı meclis toplantısında, iş dünyasının ihtiyaç ve beklentilerine dair değerlendirmelerde bulundu. Avdagiç, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesi yönündeki beklentileri de dile getirdi. Şekib Avdagiç, AB’nin Güney Amerika Ortak Pazarı MERCOSUR ve Hindistan ile serbest ticaret anlaşmalarını (STA) sonuçlandırdığını hatırlatarak, "Defalarca bu kürsüden dile getirdiğimiz gibi Türkiye-AB Gümrük Birliği hızla güncellenmelidir. Bu son imzalardan sonra kaybedilecek vakit kalmamıştır. AB’nin üçüncü ülkelerle sonuçlandırdığı serbest ticaret anlaşmalarından yana yaşadığımız olumsuzlukların ve risklerin giderilmesi için bir an evvel tedbir alınması gerekiyor. Bu çerçevede Türkiye ve Avrupa Birliği yetkililerinin müzakere kapısını aralaması memnuniyet verici. Bu gelişmenin Türkiye’nin AB üyeliğinin onaylanması, Türk vatandaşlarına vize serbestisi haklarının derhal verilmesi ve Gümrük Birliği revizyonunun temelini oluşturmasını bekliyoruz" açıklamasını yaptı. STA sorununda çözümün zamana yayılmasının kabul edilemeyeceğini kaydeden Avdagiç, "Her iki taraf da siyasi ipotek ve angajmanlardan ari, yükümlülüklerini yerine getirmek için harekete geçmelidir. Konunun aciliyetle Ortaklık Konseyi’ne taşınmasını ve Türk sanayisini haksız rekabet baskısı altına alan STA sorununun bir an önce ortadan kaldırılmasını kaçınılmaz bir zorunluluk olarak görüyoruz. Ticaret Bakanlığımızın konuyu hassasiyetle ele aldığına ve gerekenleri yapacağına inanıyoruz" ifadelerini kullandı. Avdagiç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı 100 milyar lira büyüklüğündeki finansman paketine de değinerek, "Bu paketin tamamen yerli üretim ve istihdam güdümlü olması, iş dünyamızın beklentileri ve İstanbul Ticaret Odamızın önerileriyle birebir örtüşüyor. Açıklanan uygun koşullu kredi paketi, aynı zamanda hükümetin iş dünyasının sesine kulak verdiğinin önemli bir göstergesi" değerlendirmesinde bulundu. "Reel sektörün manevra alanının genişletilmesi son derece önemli" TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın yılın ilk Enflasyon Raporu’nu açıkladığını hatırlatan Avdagiç, şu değerlendirmeyi yaptı: "2026 enflasyon tahmini aralığı yüzde 13-19 aralığından yüzde 15-21 aralığına revize edildi. 2026 enflasyon hedefi ise yüzde 16 olarak korundu. İş dünyası olarak ortaya koyulan hedeflere ulaşmak adına elimizden gelen desteği verdik, vermeye devam edeceğiz. Tabii bu noktada reel sektörün manevra alanının genişletilmesi son derece önemli. Özellikle, vergi temelli destek ve teşviklerin önceliklendirilmesi, bankaların kredi maliyetini yükselten düzenlemelerin gözden geçirilmesi, KOBİ kredi kısıtlarının gevşetilmesi gibi adımları önemli buluyoruz. Nitekim kur politikası konusunda da enflasyon doğrultusunda rekabet gücümüzü güçlendirecek adımların atılmasını da elzem görüyoruz." "Kredi kartında gelirle uyumlu limit uygulamasının etkileri dikkatle izlenmeli" BDDK’nın kredi kartı limitlerine yönelik aldığı karara ilişkin görüşlerini ifade eden Şekib Avdagiç, BDDK’nın bankalara talimat yazısı gönderdiğini ve 3 ay süre tanıdığını hatırlatarak, uygulamanın kredi kartı kullanımındaki daralmanın özellikle perakende ve hizmet sektöründe talep üzerinde ciddi baskı oluşturacağını savundu. Kredi kartlarında gelirle uyumlu limit uygulamasına ve yüksek limitli kartlara yönelik kısıtlamalara geçilmesine gerekçe olarak, bir yandan enflasyonla mücadele kapsamında tüketimin baskılanması, diğer yandan da zayıflayan borç ödeme kapasitesinin dengelenmesi üzerinden finansal istikrarı güçlendirme gösterildiğini belirten Avdagiç, "Finansal istikrarı güçlendirecek tedbirleri olumlu karşılıyoruz, ancak hane halkı ve küçük işletmeler için son derece önemli bir mekanizma olan kredi kartlarında, gelirle uyumlu limit uygulaması ve kısıtlama adımlarının iç talep ve reel sektör üzerindeki dolaylı etkileri de dikkatle izlenmeli" uyarısında bulundu. Avdagiç, talep ve büyüme üzerindeki olası yan etkiler yönetilemediği takdirde, finansal istikrarı güçlendirmeyi amaçlayan düzenlemelerin ekonomik aktivite üzerinde ilave baskılar oluşturabileceğini bildirdi. Avdagiç, "Biz ekonominin kılcal damarlarına kan akışını sağlayan mekanizmaların hassasiyetle korunması ve dengeli biçimde sürdürülebilir kılınması gerektiğine inanıyoruz" açıklamasını yaptı. "Altın ve gümüşteki sert yükseliş, yalnızca ‘güvenli liman’ refleksi değil" Avdagiç, altın fiyatlarındaki artışa ilişkin de görüşlerini paylaştı. Avdagiç, "Dünya ekonomisi belirsizlikler içinde ’altın’ günler yaşıyor. Altın ve gümüşte son dönemde görülen sert yükseliş, klasik bir ’emtia rallisi’nden çok, küresel finansal sistemde ABD doları ve ABD varlıkları merkezli düzenin sorgulanması anlamına geliyor. Uluslararası yatırım bankaları ve analistler, bu hareketi geçici bir jeopolitik refleks değil, portföylerin yapısal olarak yeniden dengelenmesi olarak okuyor" ifadelerini kullandı. Amerikan Merkez Bankası Fed’in faiz indirimleriyle birlikte ABD’de reel getirilerin düşmesinin doların cazibesini zayıflattığını kaydeden Avdagiç, şunları söyledi: "ABD tahvilleri artık ’risksiz getiri’ sunmakta zorlanıyor. Bu ortamda küresel fonlar ve merkez bankaları, rezerv ve portföylerini dolar ağırlığından kurtarıp altın ve diğer reel varlıklara kaydırıyor. Altındaki güçlü talep, bu yapısal dönüşümün en net göstergesini oluşturuyor. Altın ve gümüşteki sert yükseliş, yalnızca ’güvenli liman’ refleksi değil; dolar merkezli finansal mimariden kademeli bir uzaklaşmayı ifade ediyor. Bu eğilim sürdükçe, değerli metaller küresel portföylerde daha kalıcı ve stratejik bir yer edinmeye devam edecek." "Denetimsiz ithalata karşı tedbir alan hükümet kararını desteklememiz üzerine linçe tabi tutulduk" Avdagiç, konuşmasının son bölümünde Ticaret Bakanlığının denetimsiz ithalatı sonlandırma kararının ardından, bu konuda yerli üretimi savunan, tüketicilerin sağlığını koruyan bir duruş sergilediklerini, ancak bazı odaklarca linçe tabi tutulduklarını söyledi. Şekib Avdagiç, şunları kaydetti: "İstanbul Ticaret Odası olarak, yapısal bir sorun haline gelen ‘denetimsiz ithalata’ karşı tedbir alan hükümet kararını desteklememiz üzerine bazı odaklarca eleştirilmedik, adeta linçe tabi tutulduk. Bunları demokrasinin gereği görüp sineye çekemeyiz. Bu hakaret ve iftiraları, sahiplerine aynen iade ediyorum. Ayrıca şahsıma, gururla taşıdığım ‘aile adıma’ ilişkin kimlik temelli ayrımcı ithamları nefretle kınıyorum. Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak Türkiye’me, Türk insanına, ekonomisine, ticaretine, sanayisine, kalkınmasına hizmet etmeyi sürdüreceğim. 800 bin üye işletmenin ve 1,5 milyonu aşkın ortağının seçtiği İstanbul Ticaret Odası Başkanı sıfatımla, üyelerimden gelen sese kulak vermeye de devam edeceğim."
Yozgat Nesilden nesile aktarılan yöresel lezzet: Saya çörek Yozgat denildiğinde akıllara ilk gelen lezzetlerden olan saya çörek, aile sofralarında yerini alıyor. Un, biraz süt, su, tuz ve maya karışımından oluşan hamura şekil verilmesiyle oluşan saya çörek, arasına yağ konulduktan sonra tekrar yoğuruluyor. Bezeler halinde şekil verilen hamur tepsilere dizilerek sobada odun ateşinde pişiyor. Nesiller boyu aktarılan bu hamur işi tarifi sabah kahvaltılarında, aile sofralarında yerini alıyor. Sorgun ilçesine bağlı Çiğdemli Kasabasında yaşayan Saime Sungur saya çörek yapmayı annesinden öğrenerek bugünlere geldiğini ifade etti. Sungur, "Yoğurduğum hamuru 1 saat dinlendirdim. Hamurun mayası gelince yağlayıp pişirmeye hazır olacak. Sobada pişirildiği için kış günlerinde tüketiriz. Kendimize de yaparız misafirimiz için de yaparız" dedi. Aile büyükleri 91 yaşındaki Hanife Sungur ve Habib Sungur, saya çöreği eskiden daha kalabalık sofralarda yedikleri günlerden söz etti. Hanife Sungur "Eskiden ekşisi kabarıyordu. Sacı kuruyorduk. Güzelce beze alıyorduk, yağlıyorduk, sacın içine atıyorduk. Sacın içinde pişiyordu, güzelce indiriyorduk. Şimdi o yok bu yok. Eskiden 3 tane çalışanımız, 10 tane tarlada işçimiz, 10 tane tırpancımız vardı. Bayramda sofraları kuruyorduk, işçilerle, çobanlarla birikip yiyorduk. Ayırt bilmezdik hep birlikte yer içerdik" diyerek saya çöreğin kültürlerindeki yerine değindi.
İzmir Kanser tedavisinde iştahsızlık ve beslenme yetersizliğine dikkat Uzman diyetisyen Gamze Gültekin, kanser hastalarında oluşabilecek beslenme yetersizliğine karşı "besin zenginleştirme" yönteminin devreye sokulması gerektiğini söyledi. Besin zenginleştirmenin, yemeği büyütmek değil besleyiciliğini artırmak olduğunu belirten Gültekin, "Amaç az miktarla daha fazla enerji ve protein alımını sağlamaktır. Çorbalara süt, yoğurt, yumurta, baklagil unu eklenmesi gibi yöntemler besin değerini artırır." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Uzman Diyetisyen Gamze Gültekin, kanser tedavisi sürecinde hastalarda sıkça görülen iştahsızlık, yemeklerden tiksinme ve beslenme yetersizliğine dikkat çekti, doğru beslenmenin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Kanser hastalarının "çok yemek" yerine "doğru ve yeterli besinleri almak" üzerine odaklanması gerektiğini vurgulayan Gültekin, yeterli beslenmenin hastaların kendilerini daha güçlü ve enerjik hissetmelerine yardımcı olduğunu belirtti. Gültekin, "Beslenme, kilo ve kas kaybını önlerken, tedaviye bağlı komplikasyonlarla daha iyi başa çıkmayı ve daha hızlı iyileşmeyi sağlıyor." diye konuştu. Yetersiz beslenmeye dikkat Tedavi sürecinde sık karşılaşılan en önemli sorunlardan birinin "malnütrisyon" yani yetersiz beslenme olduğunu ifade eden Gültekin, bunun sadece az yemekle sınırlı bir durum olmadığını belirtti. Malnütrisyonun vücutta yağ ve kas kaybına, fonksiyonel kayıplara yol açabilen ciddi bir sağlık sorunu olduğunu söyleyen Gültekin, "Bu durum enfeksiyon riskini artırıyor, bağışıklığı zayıflatıyor ve hastanede yatış süresini uzatabiliyor." dedi. Kanser hastalarının beslenme durumlarının düzenli olarak değerlendirilmesi gerektiğini aktaran Gültekin, ilk görüşmeden itibaren kas gücü, kilo değişimi, besin tüketimi, ağız ve diş sağlığı, hareket kabiliyeti gibi birçok faktörün dikkate alınması gerektiğini söyledi. Hastalarla yapılan günlük besin tüketim sohbetlerinin kendileri için çok önemli olduğunu belirten Gültekin, eksik kalan enerji ve protein ihtiyacının buna göre planlandığını ifade etti. Tedavilerin olumsuz etkileri olabilir Bazı hastalarda ağızdan beslenmenin zorlaşabildiğini dile getiren Gültekin, bu gibi durumlarda damardan, mide ya da bağırsak yoluyla beslenme seçeneklerinin değerlendirildiğini söyledi. Kemoterapi ve radyoterapinin beslenmeyi olumsuz etkileyen yan etkileri olabildiğini belirten Gültekin, bulantı, kusma, ağız yaraları, ishal ve kabızlık gibi sorunların besin alımını azalttığını kaydetti. Gültekin, bu şikayetlerin mutlaka doktor ve diyetisyenle paylaşılması gerektiğini söyledi. Ağız yaraları olan hastalara yumuşak, ılık ve tahriş etmeyen besinler önerdiklerini belirten Gültekin, çok tuzlu, baharatlı ve asitli gıdalardan uzak durulması gerektiğini söyledi. Gültekin, ishal ve kabızlık durumlarında da beslenmenin mutlaka yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı. Besin zenginleştirmenin önemi Öte yandan uzman diyetisyen Gültekin beslenme yetersizliğinin önlenmesinde "besin zenginleştirme" yönteminin önemine dikkat çekti. Gültekin, şöyle konuştu: "Zenginleştirmek, yemeği büyütmek değil, besleyiciliğini artırmaktır. Amaç az miktarla daha fazla enerji ve protein almaktır. Çorbalara süt, yoğurt, yumurta, baklagil unu eklenmesi gibi yöntemlerle besin değerleri artırılabilir. Hastamız az yesin ama yediği çok besleyici olsun. Her lokmada enerji, her kaşıkta protein olsun. Küçük eklemeler büyük farklar oluşturur."