SAĞLIK - 17 Eylül 2025 Çarşamba 10:31

Yaklaşık 1 yıldır içemediği suyun ve yiyemediği yemeklerin acısını yaprak sarmasıyla çıkardı

A
A
A
Yaklaşık 1 yıldır içemediği suyun ve yiyemediği yemeklerin acısını yaprak sarmasıyla çıkardı

Yutma güçlüğü, katı gıda yemekte zorlanma ve şiddetli göğüs ağrıları gibi belirtileri olan Nazan Ekmekçi, yaklaşık 1 yıldır suyu bile zor içerken, Ankara Bilkent Şehir Hastanesinde uygulanan POEM (Peroral Endoskopik Myotomi) tedavisi ile sağlığına kavuşmanın mutluluğunu, sarma yiyerek yaşadı.



Konya’da yaşayan ve 2 çocuk annesi olan Nazan Ekmekçi, Aralık 2024’ten beri yutma güçlüğü, katı gıda yemekte zorlanma ve şiddetli göğüs ağrıları yaşamaya başladı. Yaşadığı rahatsızlıklar sonucu şifa bulmak üzere hastaneye başvuran Ekmekçi, reflü şüphesinden dolayı ilaç tedavisine başladı. Bir süre daha şikayetlerinin devam etmesiyle tekrar hastaneye başvuran Ekmekçi, Ankara’ya gitme tavsiyesi aldı. Bunun üzerine Başkent’e gelen ve Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Gastroenteroloji Bölümünde muayene olan Ekmekçi, kendisine yapılan tetkikler sonucu yemek borusunun mide kısmındaki kaslardan oluşmuş kapağın gevşemesi nedeniyle yutma güçlüğü olarak bilinen ‘akalazya’ hastası olduğunu öğrendi. Burada uygulanan POEM tedavisi ile sağlığına kavuşan Ekmekçi, bu mutluluğu sarma yiyerek yaşadı.



Ekmekçi, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, hastalığını ilk olarak yemek borusunda hissettiği takılmalar ile fark ettiğini belirterek, "Doktora danıştım ve reflü olabileceğini söyledi. İlaçlar hiç fayda etmedi. Tekrar doktorlara danışmaya devam ettim. Daha sonra çekilen film sonucunda akalazya olabileceği ve Ankara’ya gitmem gerektiği söylendi" diye konuştu.



"Son 4 ay su bile içemedim, toplamda 14 kilo verdim"


Belirtilerinin ilk olarak Aralık 2024’te yaşamaya başladığını ve içtiği suyu bile istifra ettiğini dile getiren Ekmekçi, "Son 4 ay su bile bile içemedim, çok zor yiyordum. Sadece çorba ve su içebiliyordum. Yaşam kalitem hiç yoktu, çok halsizdim. Toplamda 14 kilo verdim. Sonra Mahmut Hocama geldim ve burada tetkikler yapıldı. Daha sonra ameliyat denildi. Balon tedavisi veya başka bir tedavi görmedim. Sadece ameliyat oldum. Ameliyattan sonra ilk su içtiğimde çok rahatladım ve çok rahat gitti. Ardından çorba ve süt içebildim ve şu anda daha rahatım. Her şeyi rahatlıkla yiyebiliyorum. Kendime geldim, daha enerjiğim" dedi.



"Ben yiyemediğim için ailem de ‘çorba pişir, biz de çorba içelim’ diyorlardı"


Yaşadığı rahatsızlık sonucu ailesinin üzülmesine rağmen hiçbir zaman destek vermekten geri durmadıklarını söyleyen Ekmekçi, "Ben yiyemediğim için onlar da ‘çorba pişir, biz de çorba içelim’ diyorlardı. Herkes çok üzülüyordu ama çok şükür daha iyiyim. Onların bana çok destekleri oldu, hepsine çok teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.



Yaklaşık 1 yıl yaşadığı rahatsızlık sonucu en çok salata yemeyi özlediğini dile getiren Ekmekçi, sağlığına kavuşmasının ardından en çok salata yediğini de sözlerine ekledi.



Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Gastroenteroloji Bölümünde çalışan Doç. Dr. Mahmut Yüksel ise Ekmekçi’nin yutma zorluğu, katı gıda yemekte zorlanma gibi belirtilerle başvurduğunu kaydederek, yaptıkları değerlendirmeler sonucunda akalazya teşhisi konulan Ekmekçi’nin POEM tedavisi ile kalıcı olarak sağlığına kavuştuğunu vurguladı.



"Hastalık yüz binde 7-10 oranında görülüyor"


Akalazya hastalığının toplumda bulunan ‘sadece yaşlılarda olur’ düşüncesinin aksine her yaşta meydana gelebileceğini belirten Doç. Dr. Yüksel, "Akalazya, yemek borusunun mideye bağlandığı kaslarda gevşememe ve aşırı kasılma gibi durumda lokmanın mideye geçememesiyle karakterize, yutma zorluğu ve göğüs ağrısıyla oluşabilen bir hastalık. Özellikle hastalar ‘suyu dahi içemiyorum’ semptomuyla bize başvuruyor. Biz de bu araştırmalarımızın sonunda tanıyı koyuyoruz ve gereken tedaviyi uyguluyoruz. Hastalık yüz binde 7-10 oranında görülüyor. Toplumumuzun nüfusu ve bizim de ileri bir merkez olduğumuz düşünülürse bize gelen hasta sayısı yeterince fazla. Eskiden botulinum enjeksiyonu ve kasları gevşetmek için balon tedavisi yapılıyordu. Bunların etki süresi maksimum bir yılı geçmediği için kalıcı bir çözüm bulunamıyordu. Son yıllarda güncel tedavi olarak POEM dediğimiz, yemek borusunu cerrahisiz, endoskopik bir tünel açarak kasları içeriden kesme dediğimiz yöntemle gevşetiyoruz. Bu sayede hasta ömür boyu şifa buluyor" ifadelerine yer verdi.



Yaklaşık 1 yıldır içemediği suyun ve yiyemediği yemeklerin acısını yaprak sarmasıyla çıkardı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Mersin Yeni nesil ‘hücre kan kurtarma cihazı’ Mersin’de kullanılmaya başlandı Türkiye’de ilk kez kullanılan yeni nesil ‘hücre kan kurtarma cihazı’, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde hastalara uygulanmaya başlandı. Ameliyat sırasında kaybedilen kanın yeniden kazandırılmasıyla kritik operasyonlarda önemli avantaj sağlanması amaçlanıyor. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde, ameliyat sırasında hastanın kaybettiği kanı toplayıp filtreleyerek yeniden hastaya verilmesini sağlayan yeni nesil ‘hücre kan kurtarma cihazı’ kullanılmaya başlandı. Türkiye’de ilk kez kullanılan yeni nesil modelin, önceki cihazlara kıyasla kanın daha fazla ve daha nitelikli şekilde geri kazanılmasına imkan sunduğu, özellikle yüksek riskli ameliyatlarda hasta güvenliğini artırmasının hedeflendiği belirtildi. Sağlık hizmetlerinde kaliteyi yükseltmeye yönelik yatırımlar kapsamında envantere kazandırılan cihazın, travma, kardiyovasküler, ortopedik ve jinekolojik operasyonlar gibi yoğun kan kaybı riski bulunan cerrahilerde önemli rol oynadığı belirtildi. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Handan Birbiçer, cihazın özellikle yüksek riskli ameliyatlarda hastanın kendi kanının yeniden kullanılmasına imkan sağladığını ifade ederek, "Kan kurtarma cihazları, özellikle yüksek riskli kanamalı ameliyatlarda ‘kardiyovasküler cerrahi, ürojinekolojik ameliyatlar, ortopedik cerrahiler ya da majör kanamalı hastalar gibi’ hastanın donör, yani bağışçı kanı alma miktarını azaltmaya yarıyor" dedi. "Diğer cihazlardan farkı, yeni nesil bir teknoloji olmasıdır" Prof. Dr. Birbiçer, cihazın çalışma sistemine değinerek, "Bu cihazlarla kanamalı bölgeden kanı steril bir kaba topluyorsunuz. Ondan sonra buradan filtre sistemiyle hastanın kanını ayrıştırıp hastaya tekrar geri verebiliyoruz. Bizdeki cihazın diğer cihazlardan farkı, yeni nesil bir teknoloji olmasıdır. Diğer cihazlarda toplanan kanın bir bölümü kaybedilebilirken, burada bir filtre sistemi kullanıldığı için kanın daha değerli bir kısmını elde edebiliyoruz diyebilirim" ifadelerine yer verdi. Prof. Dr. Birbiçer, cihazın pıhtılaşma sürecine de katkı sunduğunu belirterek, "Bu cihazda trombosit dediğimiz, yani pıhtılaşmayı sağlayan hücreleri de toplayabiliyoruz. Bu da tabii ki çok önemli, hastanın kanamasına bağlı olan ameliyat sonrasında da pıhtılaşmasına yardımcı oluyor. Yine bu cihazla çok fazla kan transfüzyonundan kaçınmış oluyorsunuz" şeklinde konuştu. "Yoğun bakımda yatış süresi kısalmış oluyor" Kan transfüzyonunun muhtemel risklerine de dikkat çeken Birbiçer, "Biliyorsunuz kan bir organ aslında, işlemi bir organ nakli gibi düşünün. Hastaya çok kan verdiğiniz zaman bu durum hastada bazı immun reaksiyonlar ve yoğun bakım ihtiyacı oluşturacak komplikasyonlar ortaya çıkarabilir. Eğer böyle bir cihaza sahipseniz hastaya verdiğiniz kan miktarını azaltıp bu sorunlar ile karşılaşma riskini azaltmış olursunuz. Sonuç olarak hastanın yoğun bakım ihtiyacı azalır ve hastaneye yatış süresi kısalır" dedi. Cihazın acil durumlarda sağladığı avantajlara da değinen Birbiçer, "Tabii ki bu teknolojik cihazın önemli bir faktörü de, diyelim ki çok kanamalı bir hasta geldi, akut olarak o an kan temin edemiyorsanız, böyle bir cihazınız varsa kan hazırlanmasını beklerken cihazı kullanarak hastanın kendi kanını hastaya vererek yine zaman kazanmış oluyoruz" ifadelerini kullandı.
Manisa Manisa’dan Tarsus’a "Mesir" damgası Türkiye Kent Konseyleri Platformu’nun (TKKP) 33. Genel Kurulu Tarsus’ta gerçekleştirilirken, Manisa Kent Konseyi’nin Mesir Macunu jesti programa damga vurdu. Manisa heyeti, hem güçlü temsili hem de kentin kültürel mirasını yansıtan anlamlı hediyesiyle dikkat çekti. Tarsus Kent Konseyi ev sahipliğinde düzenlenen genel kurula Manisa Kent Konseyi Başkanı Hakkı Bayraktar ve Genel Sekreter Gökmen Aytaç da katıldı. İki gün süren programda kent konseylerinin sürdürülebilir kent politikalarındaki rolü, yerel demokrasi ve katılımcı yönetim anlayışı ele alındı. Genel kurul kapsamında dönem başkanlığı Çankaya Kent Konseyi’nden Tarsus Kent Konseyi’ne devredilirken, yeni dönemin yol haritası da belirlendi. Mesir Macunu ile kültürel köprü Toplantı sonrasında Manisa Kent Konseyi Başkanı Hakkı Bayraktar, Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç ile Tarsus Kent Konseyi Başkanı Musa Ceylan’a Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun selamlarını ileterek, Manisa’nın asırlık geleneği olan Mesir Macunu hediye etti. Manisa’nın şifa kaynağı ve köklü kültürel mirası olarak bilinen Mesir Macunu, genel kurulda şehirler arası dostluk ve dayanışmanın simgesi oldu. Genel kurulu değerlendiren Bayraktar, Tarsus’un tarihi ve kültürel önemine vurgu yaparak, "Şehzadeler şehri Manisa’mızdan kadim şehir Tarsus’a uzanan bu gönül köprüsünde yer almaktan büyük mutluluk duyduk. Platform Başkanlığına seçilen Sayın Musa Ceylan’ı tebrik ediyor, yeni dönemin tüm kent konseylerimize hayırlı olmasını diliyorum" dedi.