KÜLTÜR SANAT - 02 Şubat 2026 Pazartesi 12:09

Oğuzlardan bugüne bin yıllık Yaren geleneği yaşatılıyor

A
A
A
Oğuzlardan bugüne bin yıllık Yaren geleneği yaşatılıyor

Çankırı Şabanözü Çaparkayı Köyü Yarenleri, Orta Asya’dan bugüne uzanan Yaren kültürünü kortej yürüyüşü ve yöresel oyunlarla Ankara’da yaşattı.


Ankara’nın Pursaklar ilçesinde, Orta Asya’dan bugüne uzanan ve Türk kültürünün kadim miraslarından biri olan Yaren geleneği, Çankırı’nın Şabanözü ilçesine bağlı Çaparkayı Köyü Yarenleri tarafından düzenlenen yaren alayı kortej yürüyüşü ile yaşatıldı. Belediye binası önünden başlayan kortej yürüyüşü, protokol üyeleri ve vatandaşların katılımıyla gerçekleşirken, etkinlikte Sinsin oyunu, Tura oyunu, yöresel oyunlar ve Şabanözü halayı sergilendi. Kadim Türk kültürünün önemli unsurlarından biri olan Yaren geleneğini izlemek için çok sayıda vatandaş da yöresel oyunlara eşlik etti.



"Yarenler, Oğuzların 24 boyunu temsil ediyor"


Yaren geleneğinin binlerce yıllık bir geçmişe sahip olduğunu belirten Çaparkayı Köyü Yarenlerinden Ertuğrul Durmuş, "Yaren, Orta Asya’dan gelen Oğuzların 24 boyunu temsil eden, binlerce yıllık bir kültürdür. Kültürü yaşatmaya çalışıyoruz. Yaren odamız var. Kendi köyümüzde normalde. Baş ağalar var, Yarenimizin kurucuları. Orta oyunlarımız var. Misafirsiz Yaren olmaz, misafirler başımızın tacı. Oyun havaları oynarız. Daha sonra yemekten sonra yüzük oyunumuz vardır, mendil altına para saklanır. Yenilen tarafa ceza verilir. Gecenin sonunda misafirler uğurlanır, sonra mahkeme kurulur. Kural dışı hareket eden arkadaşlar heyet ile davalar görülür, ceza kesilir ve herkes evine gider. Genelde kışın yapılırmış. Hafta sonları genelde yapılıyor. Günümüz şartlarında 2 haftada bir yapıyoruz. Yaren arkadaşlık, dostluktur. Bu halkın hepsi de Oğuzlardan gelme" dedi.



"Çankırılılar olarak kültürümüzü yaşatıyoruz"


Yaren geleneğini gelecek nesillere aktarmayı hedeflediklerini vurgulayan Harun Demirtaş, "Oğuz atadan günümüze uzanan bin yıllık kültürümüzü tanıtmaya çalışıyoruz. Sinsi, Tura oyunumuz, Yöresel Şabanözü Halayı gösterilerini yaptık. Kültürümüzü yaşatmak için Yaren ağalarımızla beraber mücadeleye devam ediyoruz. Çankırılılar olarak kültürümüzü yaşatıyoruz. Burada gördüğünüz ağalar gönüllü. Vaktinden, cebinden para harcayarak kültürü yaşatmaya çalışıyorlar. Bin yıldır atalarımız bu güne getirmiş. Gelecek nesillere aktarıp Yaren kültürümüzü yaşatmaya devam edeceğiz" diye konuştu.



"Güzel bir gelenek, devamını dilerim"


Etkinliği ilk kez izlediğini belirten Çankırı Şabanözü Mart köyünden Ramazan Mihvatoğlu, "Güzel bir gelenek, devamını dilerim. Pursaklar’da ilk defa görüyorum" şeklinde konuştu.



"Atadan gelme yöresel kültürlerini devam ettiriyorlar"


Gösterileri izleyen bir diğer vatandaş Serpil Sayın ise, "Pek bir bilgim yok ama çok güzel eğleniyorlar. Sık sık yapıyorlar, kesintisiz bu eğlenceyi düzenliyorlar. Herkes memnun. Atadan gelme yöresel kültürlerini devam ettiriyorlar. Kendim oralı değilim ama seviyorum yaptıkları eğlenceleri. Kortejde de yer aldım, eğlencelerine katıldım. Torunum Zeynep ile geldik" ifadelerini kullandı.



"Zamanında, gençliğimizde biz de oynadık"


Yöresel oyunları beğendiğini dile getiren Zekeriya Bodur, "Yöresel oyunlarımız çok güzel oluyor. Tebrik ederim hepsini, başarılar dilerim. Her sene olur, düzenlenir. Zamanında, gençliğimizde biz de oynadık" dedi.



"Oğlum da oynuyor, kendisi paşa"


Yaren kültürünün kendi köylerinden çıktığını belirten Kezban Demirtaş "Çok memnun olduk. Allah yardımcıları olsun. Benim kendi köyüm. Oğlum da oynuyor, kendisi paşa. Her sene yapıyorlar. Her yere gidiyor, Yarenlere gidiyor hiç durmuyor" açıklamasında bulundu.


Etkinliğe, Pursaklar Belediye Başkanı Ertuğrul Çetin ve İlçe Kaymakamı Üzeyir Aziz Özeren katıldı.



Oğuzlardan bugüne bin yıllık Yaren geleneği yaşatılıyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.