EKONOMİ - 02 Şubat 2026 Pazartesi 15:25

EKK: "Enflasyonla mücadele çok boyutlu politikalarla sürecek"

A
A
A
EKK: "Enflasyonla mücadele çok boyutlu politikalarla sürecek"

Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun (EKK) 2026 yılının ikinci toplantısının ardından yapılan açıklamada, uygulanan programın olumlu etkilerinin makroekonomik ve finansal göstergelere net şekilde yansıdığı belirtilerek, enflasyonla mücadelenin talep ve arz yönlü politikalarla kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı.


Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK), 2026 yılının ikinci toplantısını bugün gerçekleştirdi. Toplantı sonrası yayımlanan açıklamada, "Kararlılıkla uyguladığımız programın olumlu etkileri makroekonomik ve finansal göstergelere net bir şekilde yansımaktadır" ifadesine yer verildi.


"Merkez Bankası rezervleri tarihi yüksek seviyeye ulaşmıştır"


Açıklamada, 2025 yılında ekonomik aktivitenin, tüketim ve yatırımın dengeli büyümesiyle ılımlı seyrini sürdürdüğü belirtilerek, şu ifadeler kullanıldı:


"İşsizlik oranı serinin açıklanmaya başladığı 2005’ten bu yana en düşük seviyesine gerilemiştir. Küresel ticaretteki zorluklara rağmen dirençli ihracat ve güçlü turizm gelirleri sayesinde cari denge sürdürülebilir seviyelerde kalmaya devam etmiştir. Merkez Bankası rezervleri tarihi yüksek seviyeye ulaşmış, Kur Korumalı Mevduat uygulaması sona ermiştir. Ülke risk primi önemli ölçüde gerilemiş ve dış borçlanma maliyetleri azalmıştır. Deprem harcamalarına rağmen mali disiplin tesis edilmiştir. Tüm bu olumlu gelişmeler kredi notumuza da yansımış, kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, ülkemizin kredi notu görünümünü pozitife çevirmiştir. Dezenflasyon süreci başarıyla sürerken enflasyon beklentilerindeki iyileşme devam etmektedir. Enflasyonla mücadelede uyguladığımız talep yönlü politikaları; gıda, sosyal konut, lojistik, enerji ve beşeri sermayeye yönelik arz yönlü politikalarla da destekliyoruz. Arz yönlü politikalarımız enflasyonla mücadeleye katkı sağlarken sürdürülebilir büyümeyi ve rekabet gücünü desteklemektedir. Bugün gerçekleştirilen EKK toplantısında, küresel ekonomide yaşanan gelişmeler ile bu konjonktürde izlenmesinde yarar görülen politika ve stratejiler ele alınmıştır. Küresel ekonomide artan belirsizliklere rağmen Türkiye ekonomisi, öngörülebilirliği güçlendiren kararlı politikalarla ilerlemektedir. Risklere karşı gerekli tedbirler alınırken, ortaya çıkan yeni fırsatların değerlendirilmesine yönelik gereken adımlar atılmaktadır."


"Enflasyonla mücadelemizi çok boyutlu politikalarla sürdürecek"


Açıklamada, 2026 yılında hayata geçirilecek reformlara da işaret edilerek "Kritik alanlarda hayata geçireceğimiz reformlarla verimliliğin ve rekabet gücünün artırılması temel önceliklerimiz arasında yer alacaktır. Yeşil ve dijital dönüşüm, kalkınma politikalarımızın odağını oluşturmaya devam edecektir. Korumacı politikaların arttığı bir ortamda başta Avrupa Birliği olmak üzere ticaret ortaklarımızla ilişkilerimizi güçlendirecek, ürün ve pazar çeşitliliği ile sanayimizin teknolojik dönüşümü hızlandırılarak katma değerli üretim ve ihracatı artıracağız. Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda, enflasyonla mücadelemizi çok boyutlu politikalarla sürdürürken, dengeli büyüme perspektifi ile yatırım, istihdam, üretim ve ihracatı desteklemeye devam edeceğiz" değerlendirmesi yapıldı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.