POLİTİKA - 21 Ocak 2026 Çarşamba 12:48

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan bayrağımıza saldırıya tepki!

A
A
A

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız. Milli Savunma ve Adalet bakanlıklarımız gerekli tahkikatları başlatmıştır" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) düzenlenen Grup Toplantısı’na katıldı. Burada konuşan Erdoğan, Meclis çalışmalarının oldukça yoğun bir tempoda devam ettiğini, AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak Türk milletinin emanetine sıkı sıkıya sahip çıktıklarını dile getirdi.

"CHP jet sosyetesinin ne millet ne devlet ne de emeklilerimizle ilgili bir derdinin olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz"

Muhalefetin hukuk tanımaz ve Meclis iç tüzüğüyle bağdaşmayan tavırlarına rağmen sabır ve sağduyuyla hareket ettiklerini kaydeden Erdoğan, "CHP jet sosyetesinin ne millet ne devlet ne de emeklilerimizle ilgili bir derdinin olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu gerçeği bizim gibi milletimiz de biliyor. Yönettikleri belediyelerdeki emekçilere düzenli aylık ödemeyenlerin, işçiye maaş yerine harçlık verenlerin, kendi personeli görev yaparken tropikal adalarda keyif çatanların, yolsuzluk, iş bilmezlik ve israf sebebiyle belediyeleri iflasa sürükleyenlerin şov peşinde koştuklarını benim milletim, benim emeklim gayet iyi biliyor. Aynı şekilde milletimiz bizim samimiyetimizi, bizim hüsnüniyetimizi, bizim kendisi için elimizden geleni yaptığımızı da gayet iyi biliyor" diye konuştu.

"Teklifin yürürlüğe girmesiyle birlikte en düşük emekli aylığı 20 bin liraya yükselmiş olacak"

En düşük emekli aylığını 20 bin liraya çıkartan kanun teklifinin Genel Kurul görüşmelerinin başladığını hatırlatan Erdoğan, "İnşallah teklifimizin bir an evvel yasalaşacağına inanıyorum. Teklifin yürürlüğe girmesiyle birlikte geçen ay 16 bin 881 lira olan en düşük emekli aylığı 3 bin 319 lira artışla 20 bin liraya yükselmiş olacak. Bu rakam göreve geldiğimizde neydi biliyor musunuz? Sadece 66 liraydı. Dolar bazında söyleyecek olursak yalnızca 40 dolara tekabül ediyordu. Yeni düzenleme sonrasında en düşük emekli aylığı 480 dolara çıkmış olacak. Yine Kasım 2002’de asgari ücret 184 liraydı. Yani en düşük emekli aylığı alan bir vatandaşımız asgari ücretin sadece üçte biri kadar aylık alabiliyordu. Bugün en düşük emekli aylığı asgari ücretin yüzde 70'ini aşmıştır. Bakınız 2002 Kasım'ında 6,5 milyon olan emekli sayımızın yaklaşık 3 kat artışla 17 milyona çıkmasına rağmen bu adımları attık, bu oranlara ulaştık. Bunları söylerken elbette tüm sorunları çözdük, tüm talepleri karşıladık iddiasında değiliz. Kiralar ve hayat pahalılığı başta olmak üzere emeklilerimizin yaşadığı sıkıntıların hepsinin farkındayız" ifadelerini kullandı.

"Emeklilerimizin taleplerine, beklentilerine, şikayetlerine hiçbir zaman kulağımızı tıkamadık"

Erdoğan, 500 bin sosyal konut hamlesi gibi projelerle konut arzını artırarak sorunlara çözüm üretmeye gayret ettiklerini aktararak, "Bir defa şunu tüm emeklilerimizin bilmesini canı gönülden arzu ediyorum. Ömürlerinin önemli bir kısmını ülkelerine hizmetle geçirmiş emeklilerimiz bizim başımızın tacıdır. Her türlü hizmete ve hürmete ziyadesiyle layıktır. Emeklilerimizin taleplerine, beklentilerine, şikayetlerine hiçbir zaman kulağımızı tıkamadık. Tam tersine bir kulağımız her zaman emeklilerimizde oldu. Bütçe imkanlarımız genişledikçe taleplerini yerine getirmeye çalıştık. Türkiye kalkındıkça bundan emeklilerimizin de faydalanmasını sağladık. İnşallah bundan sonra da aynı hassasiyette davranmaya devam edeceğiz. Deprem harcamalarımız azaldıkça elimizde daha fazla kaynak olacak. Enflasyon düştükçe insanımızın alım gücü daha uzun süre korunacak, daha da artacak. Türk ekonomisi hedeflerimize uygun büyüdükçe ortaya çıkan ilave katma değerden herkes istifade edecek. Allah'ın izniyle milletçe yıllardır yaptığımız fedakarlıkların boşa gitmediğini göreceğimiz bir döneme giriyoruz. İnşallah tüm dünyayı kasıp kavuran bu fırtınadan alnımızın akıyla çıkacağız. Türkiye'yi sadece ekonomide değil, askeri ve diplomatik olarak da çok farklı bir konuma taşıyacağız. Ben emeklilerimizden AK Parti'ye ve Cumhur İttifakı'na güvenmeye devam etmelerini özellikle rica ediyorum" ifadelerine yer verdi.

Bugüne kadar emeklileri ihmal etmediklerini ve onları sahipsiz bırakmadıklarına vurgu yapan Erdoğan, "Bundan sonra da asla yalnız bırakmayacağız. Çünkü biz meydanlarda emeklilerimize ‘şunu vereceğiz, bunu yapacağız’ diye söz verip bugün işçisine maaş ödeyemeyenlere benzemeyiz. Biz seçim dönemlerinde halkçı ama göreve gelince rantçı olanlara da benzemeyiz. Bizim popülizmle de bukalemun siyasetiyle de işimiz olmaz. Bizim derdimiz var. Bizim ilkelerimiz, prensiplerimiz var. Bizim bu ülkeyle ilgili büyük hayallerimiz var. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz var. Unutmayın, bizim için menzil önce Mevla’nın sonra milletin takdirindedir. Rabbim ömür verdikçe, rabbim sağlık, sıhhat verdikçe hayalleri hedeflere, hedefleri gerçeklere dönüştürmek için aralıksız koşturacağız" dedi.

"2026 yılında kredi ve burslarda geçen seneye kıyasla yüzde 33 oranında artışa gittik"

Gençlere yönelik verilen müjdelere de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu müjdelerden ilki kredi ve burs oranlarında yaptığımız artışlar. 2002 yılında üniversite öğrencilerine ödenen burs ve kredi tutarı 45 liraydı. Bu ödemeler hem çok geç başlıyor hem de öğrenciye üç ayda bir veriliyordu. Biz zaman içerisinde hem ödemeleri aydan aya yapmaya başladık hem de burs ve kredi miktarını sürekli iyileştirdik. Sadece geçen yıl burs ve kredi desteği olarak üniversite öğrencilerimize 34 milyar 14 milyon lira ödeme yaptık. 2026 yılında kredi ve burslarda geçen seneye kıyasla yüzde 33 oranında artışa gittik. Böylece burs ve kredi rakamını lisans öğrencilerimizde 4 bin liraya, yüksek lisans öğrencilerimizde 8 bin liraya, doktora öğrencilerimizde 12 bin liraya yükselttik. Bir kez daha gençlerimize ve ailelerine hayırlı uğurlu olsun diyorum" dedi.

"Önümüzdeki üç yılda 3 milyondan fazla gencimizi istihdama kazandıracak 445 milyar liralık devasa bir kaynağı tahsis edeceğiz"

Gençlere verilen bir diğer müjde olan Gençliğin Üretim Çağı (GÜÇ) programına da dikkati çeken Erdoğan, "Önümüzdeki üç yılda 3 milyondan fazla gencimizi istihdama kazandıracak 445 milyar liralık devasa bir kaynağı bu programa tahsis edeceğiz. Böylece öğrencilerimizin erken yaşta nitelikli iş deneyimi kazanacağı, meslek liselerimizde okuyan gençlerimizin daha mezun olmadan güvenilir kanallardan iş hayatına yönlendirileceği, eğitim ve istihdam dışı gençlerimizin yeniden sisteme dahil edileceği, yeni mezunlarımızın ilk iş tecrübesinin risk olmaktan çıkacağı bir sistemi gençlerimizin istifadesine sunmuş olacağız. Bizim farkımız işte budur. Biz gençlerin yanında oluruz, onlara destek oluruz, hayat mücadelesinde gençlerimizin ellerinden tutarız. Ana muhalefet ve yoldaşları ise gençleri istismar eder, eylemlerde paravan olarak kullanır, işleri bitince de bir peçete gibi buruşturup bir tarafa atar. Bunu 27 Mayıs öncesinde rahmetli Menderes’e karşı yaptılar. Bunu 1970’lerde askeri müdahaleye ortam hazırlamak için yaptılar. Bunu 28 Şubat’ta gençlerimizi yasaklara mahkum ederek yaptılar. Bunu Gezi olaylarında gençleri kışkırtarak, gençleri kullanarak yaptılar. Bunu en son belediyeleri ahtapot misali saran suç örgütünü adalete hesap vermekten kaçırmak için yaptılar. Yarın siyasi ikballeri uğrunda yine gençleri kullanmaktan, şahsi kariyer basamaklarını gençlerin omuzuna basarak çıkmaktan emin olun hiç çekinmezler. Ama biz bunlara fırsat vermeyeceğiz. Bu ülkenin pırıl pırıl evlatlarını karamsarlığa, umutsuzluğa sürüklemek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Hem yeni kredi ve burs miktarlarımızın hem de GÜÇ programının gençlere hayırlı olmasını temenni ediyorum" açıklamasında bulundu.

"SDG entegrasyon için belirlenen takvim içerisinde olumlu hiçbir adım atmadı"

Suriye’nin 8 Aralık Devrimi’nin ardından ülkede birliği sağlamak adına yoğun bir mücadele verdiğini söyleyen Erdoğan, "Suriye'nin kuzeyi ve doğusundaki toprakları işgal eden adına SDG denilen yapı ile biliyorsunuz geçtiğimiz yıl 10 Mart'ta bir mutabakat imzalandı. Bu mutabakata göre SDG silahlarını bırakacak ve işgal ettiği yerleri Suriye Hükümeti'ne teslim edecek, böylece ülkenin birliği, bütünlüğü temin edilmiş olacaktı. SDG bu entegrasyon için belirlenen takvim içerisinde olumlu hiçbir adım atmadı. SDG adlı yapı, 10 mutabakatında uymadığı gibi işgal ettiği topraklarda sivillere baskı yapmayı, bu topraklar dışında da sivil ve askeri hedeflere saldırmayı sürdürdü. Mutabakatın uygulanmasına yönelik aralık ayında SDG yöneticileri ile Şam Hükümeti arasında yapılan müzakereler maalesef olumsuz sonuçlandı. Bunun da sebebi açık konuşmak gerekirse SDG denilen yapının uzlaşmaz, ayak sürüyen, sürekli el yükselten, zamana oynayan tutumuydu. Biz bu süreçte ilgili kurumlarımız vasıtasıyla tüm taraflara gerekli telkinlerde bulunduk. Düğümün çözülmesi, böylece krizin sıcak çatışmaya dönüşmemesi için her türlü gayreti gösterdik" diye konuştu.

"Siyasi birliği haiz tek bir Suriye Devleti'nin varlığını en güçlü şekilde savunduk"

Erdoğan, 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanması için gerekli tavsiyelerin başka aktörler tarafından da yapıldığını ancak SDG’nin tavrında herhangi bir değişikliğin olmadığının altını çizerek, "Bu arka plan temelinde Suriye Ordusu ocak ayının ikinci haftasında güvenlik kuvvetlerine yönelik saldırılar akabinde son derece haklı ve meşru biçimde önce Halep içindeki mahallelere ardından Fırat'ın batısındaki topraklara operasyonlar düzenledi. Son bir hafta içinde de Halep'teki mahallelerin yanı sıra Fırat'ın doğusundaki topraklar Suriye Ordusu tarafından illegal silahlı unsurlardan temizlendi. Türkiye olarak en başından itibaren toprak bütünlüğü korunmuş, siyasi birliği haiz tek bir Suriye Devleti'nin varlığını en güçlü şekilde savunduk. Türkiye'nin güney sınırlarında ülkemizin güvenliğine tehdit oluşturacak ayrılıkçı bir yapıya rıza göstermeyeceğimizi de defalarca ilan ettik. Suriye Devleti'nin ve Suriye Ordusu'nun tüm etnik kökenlerin, inançların, mezheplerin yan yana yaşadığı birleşik, tek bağımsız bir Suriye inşa etme mücadelesini komşuları ve kardeşleri olarak yürekten destekliyoruz" şeklinde konuştu.

"Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız"

Suriye Hükümetini son haftalarda gerçekleştirilen başarılı operasyonlardan dolayı tebrik ettiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çatışmalar sırasında şehit olanlara Cenabı Allah'tan rahmet niyaz ediyor, tüm yaralılara acil şifalar diliyoruz. Aynı şekilde dün varılan ateşkes anlaşmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Temennimiz daha fazla kan akmadan artık bu meselenin kalıcı biçimde çözülmesi, Suriye'nin kuzeyindeki belli alanlara sıkışmış terör örgütünün silah bırakması, tasfiye olması, daha fazla çatışmaya mahal verilmemesidir. Terör örgütünün sıkıştığı bölgelerde varlığını devam ettirebilmesi zaten mümkün değildir. Bu aşamadan sonra provokasyonlara başvurmanın intihar anlamına geleceği çok çok açıktır. Terör örgütünün zorla silah altına aldığı çocuk yaştaki militanlarıyla, baskı ve şiddet uygulayarak sahaya sürdüğü sivil insanlarla, dün Nusaybin-Kamışlı sınırında yaptığı gibi şanlı bayrağımıza alçakça saldırmak suretiyle burada bir netice alma imkanı kalmamıştır. Dün varılan anlaşmaya riayet ederek silahları bırakmak ve meseleyi suhuletle çözmek yegane çıkış yoludur. Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız. Milli Savunma ve Adalet bakanlıklarımız gerekli tahkikatları başlatmıştır. Soruşturmalar neticesinde ihmali veya kusuru olan kim varsa onlarla ilgili gereken yapılacaktır" değerlendirmesinde bulundu.

"Suriye'deki Kürtlerin haklarını kimse konuşmazken biz bunları açık açık muhataplarımıza ifade ettik"

Suriye sahasında yaşanan tüm gelişmeleri çok yakından takip ettiklerini dile getiren Erdoğan, "Türkiye'ye yönelik mevcut risklerin bertaraf edilmesi, yeni tehditlerin engellenmesi, Suriye'de barışın ve istikrarın süratle sağlanması için hassas bir süreç yürütüyoruz. Suriye'deki Kürtler bizim öz be öz kardeşlerimizdir. Suriye'deki Kürt kardeşlerimizin önceki zalim rejim altında ne tür baskılara maruz kaldığını kardeşleri olarak en iyi biz biliyoruz. Varlıkları tanınmıyordu, vatandaş kabul edilmiyorlardı. Kendilerine kimlik dahi verilmiyordu. Ana dilleriyle konuşmalarına, kültür ve geleneklerini yaşatmalarına müsaade edilmiyordu. Bu kardeşiniz başbakanken 2008 yılından itibaren yaptığım tüm görüşmelerde bu adaletsizlikleri dile getirdim. Suriye'deki Kürt kardeşlerimizin haklarını ısrarlı şekilde gündeme taşıdık. Kürtlere temel haklarının teslim edilmesi gerektiğini her fırsatta vurguladık. Kimse bunları ağzına dahi almazken, Suriye'deki Kürtlerin haklarını kimse konuşmazken biz bunları açık açık muhataplarımıza ifade ettik" dedi.

"Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, Suriye’deki Kürtlerin var olma ve Suriye yönetimine katılma haklarını teslim etmiştir"

Erdoğan, 2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaşla beraber Kürtlerin bu sefer de terör örgütünün baskısına maruz kaldıklarını ifade ederek, "Suriye'deki Kürt çocukları, Kürt gençleri terör örgütünün heva ve hevesi uğruna çatışmalara sürüldüler. Ellerine silah tutuşturulup ölüme gönderildiler ve canlarını yitirdiler. Kürt halkına inançlarına uymayan, örf, adet, geleneklerine uymayan bir yaşam tarzı dayatıldı. Yine bu süreçte DEAŞ'lı caniler Suriye muhalefetinin yanı sıra Kürt kardeşlerimizi hedef aldı, onları da katletti. Şurası da önemlidir. Yeni Suriye Hükûmeti devrimden sonra ülkedeki diğer tüm dini ve etnik gruplar gibi Suriyeli Kürtlere de kucak açmış, samimi bir entegrasyon için çok yapıcı davranmıştır. Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara yayınladığı kararnamelerle Suriye'deki Kürtlerin var olma haklarını, dil ve kültürlerini yaşatma haklarını, Suriye yönetimine katılma haklarını teslim etmiştir" şeklinde konuştu.

"Bizim hiçbir ülkenin topraklarında gözümüz yok, hiçbir ülkenin iç işlerine karışmayız"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklanan deklarasyonun Suriye’deki Kürtlerin Suriye Devleti’ne eşit ve adil katılımını esas alan tarihi nitelikte bir irade beyanı olduğunu vurgulayarak, "Bütün bu olumlu adımlara, olumlu yaklaşımlara rağmen terör örgütü, Kürtlerin refahı ve huzuru yerine maalesef kanı, çatışmayı, ölmeyi ve öldürmeyi tercih etmiştir. Masum Kürt çocuklarının kanı üzerinden kendi ikbalini korumak buna yönelik çıkar odaklı bir istikameti seçmiştir. Bizim hiçbir ülkenin topraklarında gözümüz yok. Hiçbir ülkenin iç işlerine karışmayız. Ama ülkemizin çıkarlarına halel gelmesine de izin vermeyiz" ifadelerini kullandı.

"ABD Başkanı Trump’la Suriye’nin güvenliğine katkı yapacak birçok kritik konuyu kendisiyle istişare ettik"

İlk günden beri her türlü riski gözeterek ilgili tüm kurumların teyakkuz ve hassasiyet içinde gelişmeleri anbean izlediğini söyleyen Erdoğan, "Dün Amerikan Başkanı Trump'la bu meseleleri ele aldığımız verimli bir telefon görüşmesini gerçekleştirdik. DEAŞ'la ortak mücadele dahil Suriye'nin güvenliğine katkı yapacak birçok kritik konuyu kendisiyle istişare ettik. İnşallah dünkü anlaşmanın uygulanmasıyla en kısa süre zarfında örgütün kontrolü altındaki diğer topraklar ve orada yaşayan siviller de özgürlüklerine kavuşur. Bütüncül bir Suriye, herkesin kendini güvende hissettiği bir Suriye böylece inşa edilmiş olur" açıklamasında bulundu.

"Suriye bölgede bir refah ve istikrar ülkesine dönüşecektir"

Suriye’nin verimli tarım arazileri olduğunu söyleyen Erdoğan, "Suyu var, petrolü var. Çalışkan, azimli, dürüst, Türkiye'yi ve Türk milletini candan seven kardeş bir halkı var. Eski rejim döneminde Suriye kaynakları bir avuç elit içinde pay edilmiş, Suriye halkına ulaşmamıştı. Terör örgütünün işgaliyle bu zenginlikler yine Suriye halkından esirgendi. Şimdi Suriye'nin kendi zenginlikleri kendi halkı için kullanılacak. Suriye inşallah en kısa sürede toparlanacak. Refah çok hızlı şekilde yükselecektir. Bu yeni dönemde Araplar, Kürtler, Türkmenler, Nusayriler, Dürziler, Hristiyanlar ve diğer tüm Suriye vatandaşları da refahtan paylarını eşit şekilde alacak. Suriye bölgede bir refah ve istikrar ülkesine dönüşecektir. Kazanan inşallah tüm Suriye halkı olacaktır. Terörün olmadığı, huzurun ve barışın egemen olduğu bir Suriye Allah'ın izniyle hızla vücut bulacaktır" dedi.

"Kimse benim Kürt kardeşimin iradesini ipotek altına alamaz, Kürtlerin tek temsilcisiymiş gibi konuşamaz"

Suriye’deki operasyonların bahane edilerek tamamen yalan ve çarpıtma üzerine kurulu bir propagandayla tüm Kürtlerin kışkırtılmaya çalışıldığını gördüklerini kaydeden Erdoğan, "
Özellikle Türkiye'deki Kürt kardeşlerimin bu oyunlara gelmemesi gerektiğini, yapılan çağrıların, yapılan tahriklerin gerçek niyeti görerek suhuletle, sağduyuyla, basiretle, ferasetle davranmaları gerektiğini tekrar hatırlatıyorum. Terör örgütü ayrıdır, benim Kürt kardeşlerim ayrıdır. Kimse ister burada ister orada olsun benim Kürt kardeşimin iradesini ipotek altına alamaz, Kürtlerin tek temsilcisiymiş gibi konuşamaz. Türkler ile Araplar ile Kürtler arasına kimse giremez. Kürt kardeşlerimiz bu tahriklere gelmesinler. Sağduyuyu asla elden bırakmasınlar. Terörsüz Türkiye projemizle kardeşliği, muhabbeti, kucaklaşmayı, güvenliği, huzuru daha da artıracak bir gaye ile hassas bir süreç içinde yürütüyoruz. Geride bıraktığımız 15 ayda çok önemli adımlar attık. Çeşitli sabotaj teşebbüslerine rağmen direnç testlerini başarıyla geçerek süreci buraya kadar getirdik. Meclisimizde kurulan komisyon nihai raporunu uzlaşı temelinde kaleme alıyor. İnşallah siyasete ufuk çizecek, siyaset kurumuna yol gösterecek bir raporun ortaya çıkacağına inanıyorum. Cumhur İttifakı olarak ilk günkü gibi durduğumuz yerde sapasağlam duruyor, bu milletin 40 yıldır kanayan yarasını sarmanın samimi mücadelesini veriyoruz. Teşviklerimizin de etkisiyle Suriye'deki Kürt kardeşlerimizin hakları da yeni yönetim tarafından teslim ediliyor. Tam entegrasyonun sağlanmasıyla inşallah orada da yeni bir dönem başlayacak. Açıkçası Suriye'nin istikrara ve huzura kavuşması en çok da Suriye Kürtlerini rahatlatacak. Türkiye ve Suriye vatandaşları bundan sonra daha bir muhabbetle kucaklaşacak, inşallah kardeşlik hukukuyla eşsiz bir güç birliği oluşturacaklardır" diye konuştu.

"Türkiye Cumhuriyeti buradayken kimsenin başka hami aramasına gerek yoktur"
Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"Suriye'deki son gelişmelerle istikbal Türkler, Türkmenler, Kürtler, Araplar ve diğer tüm kardeşlerimiz için kardan daha aydınlık bir istikbal olacaktır. Terörün, şiddetin, silahın devreden çıkmasıyla birlikte her mesele siyaset zemininde konuşulacak, masada konuşulacak, istişare edilerek orada çözüme kavuşturulacaktır. Hiç kimse endişeye kapılmasın. Hiçbir kardeşim karamsar olmasın. Tereddüt içinde olmasın. Türkiye Cumhuriyeti buradayken, bu devlet hamdolsun dimdik ayaktayken kimsenin başka hami aramasına, başka dostlar, ortaklar peşinde koşmasına gerek yoktur. AK Parti varsa, Cumhur İttifakı güçlüyse biz Kürt kardeşlerimize haksızlık yapılmasına, onların zarar görmesine asla izin vermeyiz. Kardeşlerim bunu tarih boyunca defalarca yaptık. Halepçe Katliamı'ndan Ayn el-Arap'taki saldırılara kadar en zor zamanlarında Kürt kardeşlerimize biz sahip çıktık. Allah korusun böyle bir durumun tekrar yaşanması halinde hiç tereddüt etmeden aynı tavrı yine sergileriz. Yine yardıma koşarız, yine kardeşlerimizi bağrımıza basarız. Şunu artık herkes görmeli, anlamalı ve kabullenmelidir. Esas olan bölünme değil, birleşmedir. Esas olan dağılma değil, muhabbetle kucaklaşmadır. Esas olan küçük devletçiklere ayrışma değil, birleşerek güç birliği yapmaktır. Türkler, Kürtler, Araplar tarihte olduğu gibi birleşerek, tek yürek olarak, aynı istikamete bakarak bölgemizin sorunlarını birlikte çözeceklerdir. Bizim tek ve ortak bir şemsiyemiz var. O da İslam kardeşliğidir. Unutmayın. Müminler bir elin parmakları gibi, bir duvarın tuğlaları gibi kardeştir. Birbirine yakındır, birbirine öyle kenetlenmiştir. Kavimlerimizden, kabilelerimizden, etnik aidiyetlerimizden çok daha önce bizi bir eden, bizi bir araya getiren imanımızdır, inancımızdır, ezanımızdır, kitabımız, peygamberimiz, kıblemizdir."

Muhammed Musab Gümüşer

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara MSB: "Süleyman Şah Türbesi’ne ilişkin gerekli adımlar atılacak" Milli Savunma Bakanlığı, Suriye hükümetinin Halep’ten başlayarak terörle mücadele operasyonları yürüttüğünü, SDG’nin mutabakatlara koşulsuz uymasının kalıcı istikrar açısından kritik olduğunu bildirdi. Bakanlık, ayrıca Nusaybin hududunda bayrağa yönelik saldırının organize bir provokasyon olduğunu vurguladı. Milli Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, Bakanlıkta düzenlenen haftalık basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Son bir hafta içerisinde 3 PKK’lı teröristin teslim olduğunu belirten Tuğamiral Aktürk, kalıcı güvenliğin tesis edilmesi amacıyla sınırlarda ve sınır ötesinde mayın, el yapımı patlayıcı ile mağara, sığınak ve barınak tespit ve imha çalışmalarının kesintisiz şekilde sürdürüldüğünü söyledi. Son bir haftada 5 kilometre uzunluğunda tünelin imha edildiğini aktaran Aktürk, "Kalıcı güvenliği tesis etmek amacıyla sınırlarımızda ve ötesinde mayın ve el yapımı patlayıcı ile mağara, sığınak ve barınak tespit ve imha çalışmalarına devam edilmiştir. Ayrıca son bir haftada imha edilen 5 kilometre tünelle birlikte Münbiç’te tespit edilen tünel hatlarının yüzde 93’ü (450 km) başarıyla imha edilmiş, böylece Suriye harekât alanlarında imha edilen tünel uzunluğu 752 (Tel Rıfat 302/Menbic 450) kilometre olmuştur" ifadelerini kullandı. Zorlu iklim ve arazi şartlarında tesis edilen kademeli güvenlik sistemi ile uluslararası standartlarda korunan hudutlarda yürütülen faaliyetlere de değinen Aktürk, "Hafta boyunca 1’i terör örgütü mensubu olmak üzere 124 şahıs yakalanmış, 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 346 olmuş, engellenen bin 976 şahıs ile birlikte bu yıl içerisinde engellenen kişi sayısı da 3 bin 528’e ulaşmıştır" şeklinde konuştu. Aktürk, ülkenin güneyinde oluşturulmak istenen terör koridorunu parçalamak, hudutların ve bölge halkının güvenliğini sağlamak amacıyla gerçekleştirilen Zeytin Dalı Harekâtı’nın 8’inci yıl dönümü olduğunu da hatırlatarak, aziz şehitleri rahmet ve minnetle andıklarını, kahraman gazilere sağlık ve esenlik dilediklerini ifade etti. Kara Ocak şehitleri anıldı 20 Ocak 1990’da Azerbaycan’da yaşanan ve "Kara Ocak" olarak anılan katliamda şehit edilenlerin de anıldığını belirten Aktürk, Türkiye’nin "tek millet, iki devlet" anlayışıyla Azerbaycanlı kardeşleriyle bir ve beraber olmaya devam edeceğini vurguladı. Uluslararası görev ve tezkereler NATO Kosova Gücü (KFOR) ihtiyat birliği rotasyon planlaması kapsamında görev yapan Türk birliğinin 1 Ekim 2025’te başladığı görevini İtalya’ya devrettiğini aktaran Aktürk, birliğin geri intikalinin 18 Ocak’ta tamamlandığını bildirdi. Bu kapsamda Türkiye, İtalya ve Çokuluslu Tabur tarafından dönüşümlü olarak icra edilen görev kuvvetlerinin harekât alanında görevlendirilmesi uygulamasının sona erdiğini ifade eden Aktürk, taburun bir sonraki görevini Kosova’ya gitmeden Türkiye’de icra edeceğini kaydetti. Aktürk ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda 20 Ocak’ta yapılan oylama ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde deniz haydutluğu ve terörizmle mücadele kapsamındaki görev süresinin 10 Şubat 2026’dan itibaren 1 yıl uzatılmasına ilişkin tezkerenin kabul edildiğini söyledi. Aktürk, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu bünyesinde oluşturulan "Sınır Güvenliği Müşterek Teknik Koordinasyon" ekibinin 26-31 Ocak tarihleri arasında Türkiye’yi ziyaret edeceğini de bildirdi. Gazze Planı’nın ikinci aşamasına geçilmesi, Gazze Şeridi’nin idaresini üstlenecek Filistinli Teknokrat Komitenin kurulması ve barış mekanizmalarının tesisine yönelik çabaların memnuniyet verici olduğunu belirten Aktürk, "Gazze’de kalıcı barışın tesisi ve bölgede istikrarın temini için İsrail’in tüm bu çabalara ve anlaşmalara uygun hareket etmesi, ateşkes ihlallerinden vazgeçmesi, insani yardımları sekteye uğratmaması ve uluslararası toplumun ise bunun takipçisi olması gerekliliği önemini korumaktadır" değerlendirmesinde bulundu. Bakan Güler’in temasları Aktürk, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in 16 Ocak’ta ABD’nin Ankara Büyükelçisi’ni kabul ettiğini, 17 Ocak’ta ise komuta kademesiyle birlikte Hava Kuvvetleri Komutanlığında icra edilen yıllık değerlendirme toplantısına katıldığını aktardı. 19 Ocak’ta Özbekistan Savunma Bakanı ile bir araya gelen Bakan Güler’in "Askeri Sağlık Alanında Eğitim ve İş Birliği Protokolü" ile "2026 Yılı Askeri İş Birliği Uygulama Planı"nı imzaladığını belirten Aktürk, 20 Ocak’ta ABD Savaş Bakanı ile ikili ve bölgesel savunma konularının ele alındığı bir telefon görüşmesi gerçekleştirildiğini kaydetti. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak’ın 21-22 Ocak’ta Belçika’da düzenlenen NATO Askerî Komite Toplantısı’na katıldığını ifade eden Aktürk, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu’nun ise Typhoon uçağı tedariği kapsamında İngiltere ve Katar Hava Kuvvetleri Komutanları ile Katar’da üçlü görüşme yaptığını bildirdi. Makine ve Kimya Endüstrisi AŞ’nin Doha’da düzenlenen DIMDEX 2026 ile ABD’de gerçekleştirilen Shot Show 2026 fuarlarına katıldığını belirten Aktürk, şirketin Katar merkezli Barzan Holding ile imzaladığı mutabakat zaptı kapsamında TOLGA Yakın Hava Savunma Sistemi’nin ilk ihracat başarısına ulaştığını söyledi. ASFAT AŞ ana yükleniciliğinde yürütülen Pakistan MİLGEM Projesi kapsamında BADR korvetinin deniz kabul testlerinin 19 Ocak’ta Karaçi’de başladığını aktaran Aktürk, aynı gün AKHİSAR ve KOÇHİSAR açık deniz karakol gemilerinin Marmara Denizi’nde test seyrine çıktığını kaydetti. Aktürk, 2026 yılı bedelli askerlik hizmetine ilişkin de şu ifadelere yer verdi: "Bedelli askerlik hizmeti kapsamında 2026 yılında silahaltına alınacak yükümlülerin sınıflandırma sonuçları bugün (22 Ocak) itibarıyla açıklanmıştır. Sonuçlar e-Devlet kapısından, askerlik şubelerinden ve MSB Mobil uygulamasından öğrenilebilecektir." Suriye’de terörle mücadele operasyonları Milli Savunma Bakanlığı, Suriye’deki güvenlik gelişmeleri, hudut hattında yaşanan olaylar ve uluslararası askerî temaslara ilişkin açıklamalarda bulundu. Bakanlığın açıklamasında, Suriye hükümetinin Halep’ten başlayarak diğer bölgelere uzanan bir hatta terörle mücadele operasyonları icra ettiği belirtildi. Operasyonların amacının kamu düzenini tesis etmek ve vatandaşların can güvenliğini sağlamak olduğu vurgulandı. Bu kapsamda SDG’nin 10 Mart ve 18 Ocak mutabakatlarına koşulsuz şekilde uyarak entegrasyon sürecini başlatmasının Suriye’de kalıcı istikrarın sağlanması açısından kritik önemde olduğu ifade edildi. Açıklamada, Türkiye’nin "tek devlet, tek ordu" ilkesi doğrultusunda Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğü temelinde terör örgütleriyle mücadelesine ve savunma kapasitesinin artırılmasına desteğini sürdüreceği kaydedildi. "Bayrağımıza yönelik saldırı, milletimizin hassasiyetlerini hedef alan organize bir provokasyondur" Bakanlık, Nusaybin hudut hattında Türk bayrağına yönelik saldırıya ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Nusaybin’de bir grup terör örgütü sempatizanı tarafından yasa dışı sınır geçiş teşebbüsü ve eski gümrük sahasında bulunan bayrağımıza yönelik saldırı, milletimizin hassasiyetlerini hedef alan organize bir provokasyondur. Devletimizin ilgili kurumları tarafından olayın failleri tespit edilmiş olup, gereği yapılmaktadır. Ayrıca yaşanan her olayda olduğu gibi bu olaya da ilişkin idari tahkikat derhal başlatılmıştır." Hava Kuvvetleri Komutanının Katar ziyareti Açıklamada, Hava Kuvvetleri Komutanının 18-19 Ocak tarihlerinde Katar’a ziyaret gerçekleştirdiği belirtildi. Typhoon uçaklarının tedarik sürecinin ele alındığı görüşmelerin Katar Hava Kuvvetleri Komutanının ev sahipliğinde ve Birleşik Krallık Hava Kuvvetleri Komutanının katılımıyla üçlü formatta yapıldığı aktarıldı. Toplantıda uçakların tedariki öncesindeki eğitim süreçleri ile atılması gereken diğer adımların ele alındığı, görüşmelerin olumlu şekilde devam ettiği bildirildi. "Süleyman Şah Türbesi’ne ilişkin gerekli adımların atılacak" Suriye’de devam eden gelişmelerin yakından takip edildiği belirtilen açıklamada, "Sahada uygun koşulların oluşması durumunda Süleyman Şah Türbesi’ne ilişkin gerekli adımlar atılacak" ifadelerine yer verildi. DEAŞ kampları ve hapishaneler Açıklamada, Suriye’de DEAŞ teröristlerinin bulunduğu hapishane ve kamplara ilişkin olarak Suriye makamlarının Türkiye’den resmi bir talebinin bulunmadığı bildirildi.