POLİTİKA - 18 Aralık 2025 Perşembe 13:41

İYİ Parti’den 5 ilçe başkanı istifa etti

A
A
A
İYİ Parti’den 5 ilçe başkanı istifa etti

Adana’da İYİ Parti’nin İl Başkanlığı seçimlerine ve seçim sonrası oluşan yönetime tepki gösteren 5 ilçe başkanı, yönetim kurulu üyeleriyle birlikte görevlerini bıraktıklarını açıkladı.


30 Kasım’da İYİ Parti Adana İl Başkanlığı 4. Olağan İl Kongresi’nde İl Başkanlığını Batur Eroğlu kazandı. Seçimin ardından il başkanlığında oluşan yönetimi bazı ilçe başkanları protesto etti. Bu kapsamda Ceyhan İlçe Başkanı Ahmet Akar, Yumurtalık İlçe Başkanı Saltuk Buğra Tülü, Feke İlçe Başkanı Mustafa Avcı, Tufanbeyli İlçe Başkanı Fevzi Çapanoğlu ve Karaisalı İlçe Başkanı Babacan Öveç, yönetimleriyle birlikte görevlerinden istifa ettiklerini açıkladı.



"Müdahaleler, parti içi tarafsızlık ilkesini ağır biçimde ihlal etmiştir"


Çukurova Gazeteciler Cemiyeti’nde düzenlenen toplantıda ortak bildiriyi okuyan Ceyhan İlçe Başkanı Ahmet Akar, "İYİ Parti Adana İl Başkanlığı seçimlerinde yaşananlar, partimizin demokratik değerleriyle ve siyasi etiğiyle uzlaşmayan ciddi sorunlara işaret ettiği için bu açıklamayı yapma zorunluluğu doğmuştur. Tarafsız kalması gereken bir milletvekilinin seçim sürecine doğrudan müdahil olması, teşkilat iradesine gölge düşürmüş ve seçimlerin adil seyrini bozmuştur. Bu müdahale sadece sonucu etkilememiş, teşkilat mensupları üzerinde açık bir baskı oluşturmuş, parti içi tarafsızlık ilkesini ağır biçimde ihlal etmiştir" ifadelerini kullandı.


Sadece yönetimdeki görevlerini bıraktıklarını ifade eden Akar, daha sonra şunları söyledi:


"Üyelik ve delegelik haklarımızın dokunulmazlığı çerçevesinde, bu haklarımızdan asla vazgeçmediğimizi özellikle vurguluyorum. Ben partimin üyesiyim, delegesiyim ve kalmaya da devam ediyorum. İstifa ettiğimiz tek makam, yalnızca ilçe başkanlığı yönetim kurulu üyelerimle birlikte yönetim görevimizdir."



İYİ Parti’den 5 ilçe başkanı istifa etti

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Erdemir, Bursa’da sektörle bir araya geldi Erdemir, "Piyasa Sohbetleri" buluşmalarını Bursa’da sürdürerek sektör temsilcileri ve iş ortaklarıyla bir araya geldi. Çelik üreticisi Erdemir, Steelorbis iş birliğiyle İstanbul’da gerçekleştirdiği "Piyasa Sohbetleri" buluşmalarını Bursa’da sürdürerek sektör temsilcileri ve iş ortaklarıyla bir araya geldi. Toplantıda, jeopolitik gelişmeler, küresel belirsizliklerin arttığı mevcut konjonktürde demir-çelik sektörünün genel görünümü, yapısal sorunları ve geleceğe yönelik stratejik öncelikleri ele alındı. Bursa ve çevre illerdeki başta otomotiv ve yan sanayi olmak üzere çelik tüketiminin yoğun olduğu sektörlerden 650’nin üzerinde katılımcının yer aldığı etkinliğin açılış konuşmasını, Erdemir ve İsdemir Yönetim Kurulu Üyesi ve Murahhas Azası Serdar Başoğlu gerçekleştirdi. Başoğlu, sektörün içinde bulunduğu dönemin yalnızca zorluklarla değil, aynı zamanda dayanıklılığı ve dönüşüm kapasitesini test eden çok boyutlu bir süreç olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Küresel ölçekte artan jeopolitik risklerin, ticaret akışlarındaki kırılmaların ve tedarik zincirlerindeki bozulmaların sektörü çok yönlü biçimde etkilediğine dikkat çeken Başoğlu, bu yeni dönemde ham madde ve enerji güvenliğinin stratejik bir öncelik haline geldiğini ifade etti. Türkiye’nin çelik ham maddelerindeki ithalata bağımlı yapısının oluşturduğu risklere değinen Başoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: "Çelik üretiminin güvenliği, sanayi üretiminin teminatıdır. Güçlü ve yerli bir üretim altyapısı yalnızca sektörümüz için değil, tüm sanayi ekosistemi için stratejik bir güvencedir. Erdemir ve İsdemir olarak hedefimiz nettir: Ülkemiz ve sektörümüz için güçlenmekten başka bir seçeneğimiz yok. Yıllar boyunca pek çok zorluğu geride bıraktık; durmadan, ülkemizin belkemiği olmayı başardık. Bugün de aynı kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz. Gerektiğinde sadece adım atmakla yetinmeyecek; müşterilerimizle birlikte koşacak, çözümler üretecek ve ülke ekonomisine katkımızı sürdüreceğiz." Başoğlu, "Türk sanayisini kendi üretimimizle destekliyoruz" diyerek, maden yatırımları aracılığıyla tedarik güvenliğini arttırmayı hedeflediklerini; bu sayede dışa bağımlılığı azaltırken yerlilik oranını da arttırmayı amaçladıklarını ifade etti. Konuşmasında sektörün yapısal sorunlarına da değinen Başoğlu, küresel ölçekte artan kapasite fazlası ile daralan talep arasındaki dengesizliğin sektördeki baskıyı artırdığını belirtti. Özellikle agresif ihracat politikalarının rekabet dengesini bozduğunu ve bunun hem iç piyasa hem de ihracat pazarları üzerinde ciddi etkiler oluşturduğunu dile getirdi. Ayrıca çelik sektörünün küresel ölçekte yalnızca bir üretim alanı değil, aynı zamanda stratejik bir güvenlik unsuru olarak değerlendirildiğine dikkat çekti. Türkiye’de uygulamaya alınan ticaret politikası önlemlerinin, yerli üretimin güçlendirilmesi ve piyasa dengelerinin korunması açısından önemli kazanımlar sağladığını vurguladı. Erdemir, otomotiv sektöründe güvenilir iş ortağı olmaya devam ediyor "Çelik Sektöründe Güncel Gelişmeler ve Otomotive Yansımaları" oturumunda konuşan Erdemir -İsdemir Pazarlama ve Satış Direktörü Kadir Şahin, elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla birlikte otomotiv sektöründe çelik talebinin köklü bir dönüşüm sürecine girdiğini belirtti. Şahin, "Elektrikli araçlarla birlikte otomotiv sektörünün beklentileri yeniden şekilleniyor. Biz bu dönüşümü yalnızca izleyen değil, yön veren bir üretici olarak liderliğimizi güçlendiriyoruz. Daha hafif, yüksek mukavemetli ve ileri kalite çelikler geliştiriyor; 2050 net sıfır emisyon hedefimiz doğrultusunda yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyor ve üretim altyapımızı bu vizyon doğrultusunda dönüştürüyoruz. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) hazırlıklarını titizlikle yürütüyor; müşterilerimizin uyum sürecini aktif biçimde destekliyoruz" dedi. Erdemir’in otomotiv sektöründe stratejik bir iş ortağı olma sorumluluğuyla hareket ettiğini vurgulayan Şahin, Avrupa’ya yakın coğrafi konum, üretimde esneklik ve taleplere hızlı yanıt verebilme kabiliyetleri sayesinde Erdemir’in bugün olduğu gibi gelecekte de otomotiv sektörünün güvenilir partneri olmayı sürdüreceğini ifade etti. Değişen dengelere hızla uyum sağlıyoruz "Türkiye Yassı Çelik Sektöründe 2026 Görünümü - Talep Dinamikleri, Son Kullanıcı Endüstriler ve AB Düzenlemelerinin Etkisi" başlıklı oturumda konuşan Erdemir ve İsdemir Pazarlama Planlama Direktörü Tahir Zazaoğlu, yaşanan son jeopolitik gelişmeler doğrultusunda, savunma sanayii üretiminde ivmelenme ile yenilenebilir enerji projelerine yönelik talepte artış beklendiğini belirtti. Her yıl, yeni bir hikaye yazıldığını ve bu hikaye doğrultusunda sektörlerin yeniden dengelendiğini ifade eden Zazaoğlu, Türkiye’nin güçlü tüketim potansiyeli nedeniyle fırsatların devam ettiğini söyledi. Zazaoğlu, savunma sanayii projelerinde Erdemir’in stratejik rolüne değinerek, MÜGEM ve MİLGEM gibi kritik projelerde ana tedarikçi olarak yer aldıklarını ifade etti. Erdemir ve İsdemir’in değişen piyasa dengelerine hızla uyum sağlayacak esnekliğe sahip olduğunu vurgulayan Zazaoğlu, sektördeki etkin konumlarını güçlendirmeyi sürdürdüklerini dile getirdi. Öte yandan, Türkiye çelik sektörünün kendi hammaddelerine sahip ülkelerle rekabet ettiğine dikkat çeken Zazaoğlu, Rusya ve Çin gibi ülkelerin kendi kaynaklarına sahip olmaları sayesinde maliyet avantajı elde ettiğini; Türkiye’nin ise dolar bazında artan maliyetlere rağmen söz konusu ülkelerle aynı pazarlarda rekabet ettiğini söyledi. Bu durumun ihracat açısından zorluk oluşturduğunu belirten Zazaoğlu, üretim verimliliğinin artırılması ve maliyet yönetiminin optimize edilmesinin kritik önem taşıdığını ifade etti. Ayrıca ithalat kaynaklı rekabet sorunlarının çözülmesinin, sektörün uzun vadeli sürdürülebilirliği ve piyasa dengeleri açısından hayati olduğunun altını çizdi. Erdemir, sektörel diyaloğu güçlendiren çalışmalarda aktif rol almayı ve tüm paydaşlarıyla birlikte Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesine katkı sunmaya devam etmeyi hedefliyor.
Kayseri KTO’da ‘Lojistik Merkez’ toplantısı Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, 2018 yılından beri her platformda dile getirdiği Boğazköprü mevkiinde yükselecek olan Lojistik Merkez konusunda değerlendirmelerde bulundu. Başkan Gülsoy lojistik merkez projesinin Kayseri için bir tercih değil, bir beka meselesi olduğunu vurgulayarak, "Yıllardır dile getirdiğimiz Lojistik Merkez’in de bugün somut adımlara dönüşmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Kayseri’ye kurulacak bir Lojistik Merkez, sadece bu şehre değil, tüm Orta Anadolu Üretim Havzası’na can suyu olacaktır. Biz bu projeyi; "olursa iyi olur" diye değil, "olmazsa olmaz" diyerek takip ediyoruz" dedi. Kayseri’yi lojistikte bölgesel bir cazibe merkezi haline getirecek olan Lojistik Merkez projesinde somut adımlar atılmaya devam ediyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç’ın öncülüğünde yapılan istişare toplantısının ardından, Kayseri Ticaret Odası’nda Başkan Ömer Gülsoy, Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) 2. Başkanı Ergün Bilen, Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Cingi, UND bölge üyeleri ve sektör temsilcileri ile bir araya geldi. Toplantıda konuşan Başkan Ömer Gülsoy, Kayseri’nin 4 milyar dolara yaklaşan ihracat hacmiyle artık kabına sığmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı: "Göreve geldiğimiz 2018 yılından bu yana sürdürdüğümüz lobi faaliyetlerinde, Ankara temaslarımızda ve her kürsüde ısrarla bir gerçeği dillendirdik: Ulaşım olmadan ticaret olmaz! Bugün dünya devleriyle yarışıyoruz. Üretim maliyetlerimiz başa baş olsa bile, lojistik avantajı olan bir adım öne geçiyor. ‘Denizimiz yok’ diye hayıflanmıyoruz. Raylı sistemle Kayseri’yi Mersin’e, İskenderun’a bağlayacak o koridor, bizim denizimizdir. Ürünümüz konteynere Kayseri’de girecek, gümrüklemesi burada bitecek ve durmaksızın limana akacak." Kayseri’nin son yıllarda ulaştığı ulaşım yatırımlarına dikkat çeken Gülsoy; "Israrlı taleplerimiz neticesinde yeni terminal binamız hizmete açıldı. Hızlı tren projesi sürüyor, otoyol bağlantısı için ilk ihale yapıldı. Yıllardır dile getirdiğimiz Lojistik Merkez’in de bugün somut adımlara dönüşmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Ülkelerden çok şehirlerin yarıştığı günümüzde, Kayseri’nin geriye gitmemesi adına ne gerekiyorsa yüksek sesle dillendirmeyi sürdüreceğiz. Ticaretimizi etkileyecek her yatırımı sonuna kadar takip ediyoruz" dedi. Boğazköprü mevkiinin stratejik önemine vurgu yapan Başkan Gülsoy, sözlerini şöyle sürdürdü: "Lojistik Merkez sadece bir depo alanı değildir. Kayseri’ye kurulacak bir Lojistik Merkez, sadece bu şehre değil, tüm Orta Anadolu Üretim Havzası’na can suyu olacaktır. Biz bu projeyi; "olursa iyi olur" diye değil, "olmazsa olmaz" diyerek takip ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki ulaşım kanallarını açtığımız her nokta, Kayseri için yeni bir pazar, yeni bir aş ve yeni bir iş demektir. Lojistik Merkezimiz, Kayseri’nin üretim gücünü dünya pazarlarına taşıyan en büyük köprümüz olacaktır. UND’nin teknik birikimi ve belediyemizin öncülüğüyle bu projeye dün olduğu gibi bugün de en güçlü şekilde sahip çıkıyoruz. Başta Sayın Valimiz olmak üzere yerel yönetimimizle el ele vererek, bu projenin her bir çivisi çakılana kadar takipçisi olmaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki ulaşım varsa ticaret vardır, ticaret varsa bereket vardır. Bu projeye öncülük eden, katkı sunan herkese teşekkür ediyorum." Kayseri’yi bölgesel bir lojistik cazibe merkezi haline getirmeyi amaçlayan bu kritik süreçte, projenin hayata geçirilmesi noktasında UND 2. Başkanı Ergün Bilen’in sektördeki tecrübesi ve uzmanlığına olan güvendiğini belirten Başkan Ömer Gülsoy, sürecin bundan sonra çok daha hızlı ilerleyeceğini belirtti. Gülsoy, "Lojistik merkez projemizin teknik koordinasyonu ve başarıyla neticelenmesi noktasında Ergün Bilen’in bu işi en profesyonel şekilde yürüteceğine ve sonuçlandıracağına inanıyorum. Sektörün içinden gelen bu birikim, Kayseri’nin hayalinin gerçeğe dönüşmesindeki en büyük teminatımızdır" ifadelerini kullandı. Bilen: "Sadece Kayseri değil, tüm Anadolu kazanacak" Uluslararası Nakliyeciler Derneği 2. Başkanı Ergün Bilen’de Lojistik merkez projesinin sadece Kayseri için değil Anadolu sanayisi için de çok önemli olduğunu vurgu yaptı. Bilen, "Kayseri’de atılacak doğru bir adım, sadece bir şehre değil, bütün Anadolu’ya moral verecektir. Anadolu taşımacısı, yıllardır yükün en ağırını taşıyor. Zor günlerde geri çekilmeyen, krizlerde rotasını kaybetmeyen, ülkenin ihracatını hangi şart olursa olsun taşımaya devam eden bu iradenin artık daha güçlü biçimde desteklenmesi gerekiyor. Bunun yolu da sahayı bilen, sektörün dilini konuşan, üretimin ritmini anlayan ve çözümü proje ile ortaya koyan bir yaklaşımdan geçiyor. Tam da bu nedenle, lojistik merkez projelerine bakışımızda çok net, çok kararlı ve çok açık bir duruşumuz vardır. Biz, ölü doğacak lojistik merkezlere en baştan müdahale eden bir anlayıştayız. Geçici depolama alanı olmayan, otoyol bağlantısı bulunmayan, 7/24 hizmet veremeyen, dijital altyapısı olmayan, yeterli gümrük personeliyle desteklenmeyen, hem şoförlerimiz hem de tüm çalışanlar için insani ve operasyonel şartları taşımayan, intermodal bağlantıları kurulmamış, hızlı ve verimli işlem altyapısı oluşturulmamış bir lojistik merkez; ülkemize gereksiz bir maliyet, sektörümüze ise büyük bir hayal kırıklığı olur. Bizim için önemli olan, tabelada lojistik merkez yazması değil; gerçekten işleyen, yaşayan, hız üreten, maliyet düşüren ve taşımacının yükünü hafifleten bir sistemin kurulmasıdır. Bu yüzden sürecin başından itibaren işin içinde olmayı, ortak aklı devreye almayı ve sahadaki gerçek ihtiyaçları projeye yansıtmayı çok önemsiyoruz. Sadece sorunları tespit eden değil, çözüm mekanizması kuran; sadece eleştiren değil, yol açan; sadece bugünü konuşan değil, yarını hazırlayan bir anlayışla hareket etmeye devam edeceğiz. Çünkü sektörümüzün ihtiyacı olan şey, kararsızlık değil iradedir; seyircilik değil sahiplenmedir. Biz bu sorumluluğun farkındayız ve bunun gereğini yerine getirmek için çalışıyoruz. Bu vesileyle, Kayseri’nin lojistik geleceğine verdiği önemi yakından bildiğimiz Kayseri Ticaret Odası Başkanımız Ömer Gülsoy’a ve yönetim kurulu üyelerine teşekkür ediyorum" dedi. Toplantıda Kayseri’nin lojistik altyapısının güçlendirilmesi, uluslararası taşımacılık arenasında hak ettiği etkin konuma taşınması için atılacak somut adımlar ayrıntılı bir şekilde değerlendirildi. Sektör temsilcilerinin görüş ve önerilerinin istişare edildiği buluşmada, projenin şehre sağlayacağı ekonomik sıçrama kapsamlı şekilde ele alındı.
Antalya İçi ve etrafı çöplerle dolu metruk bina yangını mahalleliyi tedirgin etti Antalya’nın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Balbey Mahallesi’nde metruk binada çıkan yangın, binada kalan atık toplayıcılarını ve mahalle sakinlerini tedirgin etti. Kısa sürede kontrol altına alınan yangın sonrası konuşan Balbey Mahalle Muhtarı Abdullah Uyaroğlu, "Balbey mahallemizin bir an önce imara ve restorasyona girmesi lazım. Tarihi özelliği böyle birer ikişer yana yana yıkıla yıkıla tükenip gidiyor" dedi. Olay, Muratpaşa ilçesi Balbey Mahallesi 427. Sokak’ta saat 11.30 sıralarında meydana geldi. Henüz bilinmeyen bir nedenle çıkan yangın, inşaatı yarım kalmış binadan yükselen dumanlarla fark edildi. Dumanları gören mahalle sakinleri, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi. İhbar üzerine olay yerine itfaiye ekipleri ile emniyet güçleri sevk edildi. Binanın bulunduğu alanda çok sayıda teneke, çöp arabası ve çeşitli atıkların yer aldığı görülürken, itfaiye ekipleri yangına müdahale ederek alevleri kısa sürede söndürdü. "Bir anda dumanlar yükseldi" Yangının ardından açıklamalarda bulunan Balbey Mahalle Muhtarı Abdullah Uyaroğlu, mahallede benzer olayların sık yaşandığını belirterek, "Balbey’de gün geçmiyor ki böyle bir olaya rastlamayalım. Maalesef bir yangın daha oldu. Otuz beş, kırk yıllık bir metruk demeyelim de yarım kalmış bir inşaat var burada. İnşaatın alt katında hurdacılık işiyle meşgul vatandaşlar, geri dönüşüm işi yapıyor. Neyden çıktığını bilemedik, bir anda dumanlar yükseldi. Hemen koştuk geldik. Sağ olsun mahalle sakinleri itfaiyeye haber etti" ifadelerini kullandı. "İçeride kimse yok" Olay sırasında içeride kimsenin bulunmadığını ve can kaybının yaşanmadığını belirten Uyaroğlu, "Ekipler geldi. Şimdi söndürme çalışmaları başladı. İçeride yaşayan şu an bildiğimiz kadarıyla kimse yok, bir can kaybı da yok. Zaman zaman belediye ekipleri geliyor, burada kalanları uyarıyor. Temizlettiriyor buraları. Olmazsa mühürlüyor. Ama kalmaya devam ediyorlar" dedi. "Balbey’in bir an önce restorasyona girmesi lazım" Mahallenin tarihi dokusuna dikkat çeken Uyaroğlu, "Balbey mahallemizin bir an önce imara girmesi, restorasyona girmesi lazım. Tarihi özelliği böyle birer ikişer yana yana yıkıla yıkıla tükenip gidiyor. Tek üzüntümüz o" diye konuştu.
Kayseri Kayseri Ticaret Odası’ndan Avrupa’ya açılan yeni adım: DigiConnect Projesi başlıyor Kayseri Ticaret Odası (KTO); Avrupa Birliği destekli önemli bir projeyi daha hayata geçiriyor. Türkiye-AB İş Dünyası Diyaloğu II (TEBD II) Programı kapsamında yürütülen DigiConnect-Odalararası Dijital Bağlantı ve İş Birliği Ağı Projesi ile Kayseri iş dünyasının uluslararası pazarlara açılması ve dijital dönüşüm kapasitesinin artırılması hedefleniyor. KTO koordinasyonunda yürütülecek proje; Türkiye, Çekya ve Belçika’daki ticaret ve sanayi odalarının iş birliğiyle uygulanacak. Proje kapsamında KOBİ’lerin uluslararasılaşma süreçlerinin desteklenmesi, dijital yetkinliklerinin geliştirilmesi ve sürdürülebilir iş bağlantılarının kurulması amaçlanıyor. DigiConnect Projesi çerçevesinde eğitim ve kapasite geliştirme programları, B2B eşleştirme ve networking etkinlikleri, hedef pazarlara yönelik analiz ve bilgilendirme çalışmaları ile odalar arası dijital iş birliği platformu hayata geçirilecek. Bu faaliyetlerle Kayseri iş dünyasının Avrupa Birliği pazarlarıyla daha güçlü ve kalıcı bağlar kurması hedefleniyor. Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, projeye ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı; "DigiConnect Projesi ile üyelerimizin uluslararası pazarlara erişimini kolaylaştırmayı ve dijital dönüşüm süreçlerini hızlandırmayı hedefliyoruz. Avrupa’daki paydaşlarımızla kurduğumuz bu güçlü iş birliği sayesinde, Kayseri iş dünyasının rekabet gücünü artıracak somut çıktılar elde edeceğimize inanıyoruz." AB destekli güçlü bir işbirliği modeli DigiConnect Projesi Avrupa Birliği tarafından finanse edilmekte olup, Kayseri Ticaret Odası koordinasyonunda; Belçika’dan Flaman Brabant bölgesini temsil eden Voka - Kamer van Koophandel Vlaams-Brabant ve Çekya’nın çatı kuruluşu Hospodsk komora eské republiky ile oluşturulan konsorsiyum tarafından yürütülmektedir. Proje, TEBD II Programı kapsamında Eurochambres ve TOBB iş birliği ve koordinasyonunda hayata geçirilmektedir. Projenin resmi açılış toplantısı, 14 Nisan 2026 tarihinde Kayseri Ticaret Odası, Rifat Hisarcıklıoğlu Konferans Salonu’nda Saat 10:00’ da gerçekleştirilecek. Belçika ve Çekya Büyükelçilik temsilcilerinin katılımıyla düzenlenecek etkinlikte; proje tanıtımı, hedef pazar sunumları, panel oturumları ve networking faaliyetleri yer alacak. Etkinlik, Kayseri iş dünyasının Avrupa ile entegrasyonu açısından önemli bir buluşma noktası olacak.
İzmir İzmir’deki polis merkezi saldırısında sanıklar hakim karşısında İzmir’in Balçova ilçesinde 3 polisin şehit düştüğü silahlı saldırıya ilişkin davanın sanıkları ilk kez hakim karşısına çıktı. Olayın faili tutuklu sanık E.B. mahkemedeki savunmasında, "Terör örgütüne üye değilim ancak DEAŞ’ı seviyorum. Polislerin kafir olduğunu biliyorum, ayrıca bu eylemden hiçbir haberi ve yönlendirmesi olmayan ailemi de kafir olarak görüyorum" dedi. Balçova ilçesinde 8 Eylül 2025 sabahı şüpheli E.B. (17) pompalı tüfekle polis merkezine ateş açtı. Saldırıda polis memurları Hasan Akın ve Ömer Amilağ ile silah sesleri üzerine bölgeye giden 1. Sınıf Emniyet Müdürü Muhsin Aydemir şehit oldu. Çıkan çatışmada şüpheli bacaklarından vurularak etkisiz hale getirildi. Olayın ardından hazırlanan 58 sayfalık iddianamenin kabul edilmesiyle sanıklar bugün hakim karşısına çıktı. İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada tutuklu sanık E.B. (17), tutuklu babası N.B. ve tutuksuz annesi A.B. müşteki avukatları, mağdur aileler ve saldırıda yaralanan polis memuru Murat Dağlı hazır bulundu. İddianamede adı geçen diğer 10 sanığın dosyası ise bu davadan ayrıldı. Sanıklar hakkında ’anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs’, ’kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle tasarlayarak öldürme’ ve ’öldürmeye teşebbüs’ suçlarından 4’er kez ağırlaştırılmış müebbet ile 261’er yıla kadar hapis cezası talep edildi. "Talimat almadım, DEAŞ’ı seviyorum" DEAŞ örgütüyle organik bir bağlantısının bulunmadığını örgütün ideolojisini benimsediğini ve eylem kararını Ebubekir el-Bağdadi’nin çağrısı üzerine aldığını belirten tutuklu sanık E.B., "Anayasa’nın kaldırılmasına teşebbüs etmedim ve terör örgütüne üye değilim ancak DEAŞ’ı seviyorum. Faaliyetlerini ve örgüt liderlerinin videolarını internetten takip ediyordum. El Bağdadi’nin ’Türkiye’ye saldırın’ şeklindeki paylaşımını gördüğüm için bu eylemi gerçekleştirdim. Bana doğrudan kimseden talimat gelmedi. Müslümanlara operasyon yapıldığı için devleti temsil eden en yakın karakola saldırmaya karar verdim" ifadelerini kullandı. "Ailemi de kafir olarak görüyorum" Saldırı hazırlıklarına yaz aylarından itibaren başladığını ve eylemde kullanmak amacıyla özel olarak patlayıcı yapımını öğrendiğini ifade eden E.B., "Silah kullanmayı havalı tabancalarla öğrendim. Tüfek fişeklerini ağustos ayında aldım ve bu olayda kullanmak için bomba yapıp hazırladım. Başlangıçta fuar veya barlara saldırmayı düşünsem de karakola saldırma kararını olay günü sabahı verdim. Sosyal medyada paylaştığım metni de ağustos ayında hazırladım. Polislerin kafir olduğunu biliyorum, ayrıca bu eylemden hiçbir haberi ve yönlendirmesi olmayan ailemi de kafir olarak görüyorum" şeklinde konuştu. "Oğlum radikal eğilimliydi" Oğlunun eylemlerinden dolayı utanç duyduğunu ve önceden bilmesi halinde kendi canı pahasına buna engel olacağını vurgulayan tutuklu sanık N.B., "Şehitlerin hepsini tanıyorum. DEAŞ en nefret ettiğim örgüttür ve anayasal düzene karşı değilim. Oğlum namaz kılardı ancak terörist düşüncelere sahip olduğunu bilmiyordum. Öğretmenleri beni okula çağırıp oğlumun radikal eğilimleri olduğunu söylediklerinde, durumun farkında olduğumu ilettim. Öğretmenlerine Atatürk’ü sevmediğimi ancak ona karşı bir kinim veya nefretim olmadığını da söyledim. Oğluma silah kullanmayı doğrudan ben öğrettim diyemem, astım hastası olduğu için onu ormanda kuş avına götürüyordum. İnternetteki oyunlarda gördüğü silahları benden istiyordu, ben de alıyordum. Evdeki tüfek fişeklerini, ülkede her zaman darbe ihtimali olduğunu düşünerek darbe döneminde önlem amacıyla alabildiğim kadar almıştım, en son bu yaz oğlumun isteği üzerine tekrar kurşun temin ettim. Boncuk atan tabancayı ise sabahları işe giderken korkan eşime, gerçeğe benzediği için yanında bulundurması amacıyla almıştım. Aslında milliyetçi bir çocuk olan oğlum, benden sürekli savaş malzemeleri, hatta uçaksavar ve benzeri silahlar istiyordu" şeklinde konuştu. "Evde kar maskesiyle geziyordu" Oğlunun işlediği suçtan dolayı büyük bir utanç ve telafisi olmayan bir pişmanlık duyduğunu belirten tutuksuz sanık A.B., "Çocuğumun can almasına inanamıyorum ve bu olaylar hakkında hiçbir ön bilgim yoktu. Onun radikalleştiğine dair hiçbir şüphem olmamasına rağmen, kendisini DEAŞ videoları izlerken gördüğümde kızarak uyarmıştım. Evde sürekli kar maskesi takıp özel harekatçılara özenen oğlum, tam bir asker edasıyla hareket ediyordu. Evime hiçbir zaman silah girmesini istememiş olsam da ona silah kullanmayı bizzat babası öğretmişti. Tüm bu tablonun içinde ondan şüpheleneceğimiz somut bir durum görmediğimiz için polise herhangi bir bildirimde bulunmadık" ifadelerini kullandı. "Vururken tekbir getirdi" Ailenin mağdur edebiyatı yaptığını ve şüphelinin saldırı esnasında tekbir getirdiğini vurgulayan yaralı polis memuru Murat Dağlı, "Bu aile mağdur değil, mağdur edebiyatı yapıyor. Kesinlikle milliyetçiliğe sığınmasınlar. Öğretmenleri uyarmasına rağmen aile hiçbir önlem almamış. Şüphelide hiçbir pişmanlık belirtisi yok, onun çocuk olduğunu da düşünmüyorum. Şüphelinin telefonunda çözülememiş gizli bir mesajlaşma uygulaması olduğunu duydum. Şüpheli beni vururken tekbir getirdi, ben attığı kurşunla yaralandıktan sonra ona ateş ettim. Anne ve babasının ruh sağlığının araştırılmasını istiyorum" ifadelerini kullandı. "Silahını kasada saklardı" Eşinin silahını evde her zaman kasada sakladığını ve karşı tarafın çocuklarına silah eğitimi vermesinin bu trajediye zemin hazırladığını vurgulayan şehit polis Hasan Akın’ın eşi Şule Akın, "1 yaşında ve 6 yaşında iki çocuğu var. Eşim polisti ve silahını eve getirdiğinde her zaman kasada saklardı. Ancak onlar çocuklarına silah kullanmayı öğretmiş, bu yüzden olayın ilk adımı atılmıştır. Babası milliyetçi olduğunu söylüyor, neden ona karşı böyle bir nefretleri var? Kafir dediği polis, beş vakit namazını kılan birisiydi" açıklamasında bulundu.