ASAYİŞ - 09 Nisan 2026 Perşembe 14:53

İzmir’deki polis merkezi saldırısında sanıklar hakim karşısında

A
A
A
İzmir’deki polis merkezi saldırısında sanıklar hakim karşısında

İzmir’in Balçova ilçesinde 3 polisin şehit düştüğü silahlı saldırıya ilişkin davanın sanıkları ilk kez hakim karşısına çıktı. Olayın faili tutuklu sanık E.B. mahkemedeki savunmasında, "Terör örgütüne üye değilim ancak DEAŞ’ı seviyorum. Polislerin kafir olduğunu biliyorum, ayrıca bu eylemden hiçbir haberi ve yönlendirmesi olmayan ailemi de kafir olarak görüyorum" dedi.


Balçova ilçesinde 8 Eylül 2025 sabahı şüpheli E.B. (17) pompalı tüfekle polis merkezine ateş açtı. Saldırıda polis memurları Hasan Akın ve Ömer Amilağ ile silah sesleri üzerine bölgeye giden 1. Sınıf Emniyet Müdürü Muhsin Aydemir şehit oldu. Çıkan çatışmada şüpheli bacaklarından vurularak etkisiz hale getirildi. Olayın ardından hazırlanan 58 sayfalık iddianamenin kabul edilmesiyle sanıklar bugün hakim karşısına çıktı. İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada tutuklu sanık E.B. (17), tutuklu babası N.B. ve tutuksuz annesi A.B. müşteki avukatları, mağdur aileler ve saldırıda yaralanan polis memuru Murat Dağlı hazır bulundu. İddianamede adı geçen diğer 10 sanığın dosyası ise bu davadan ayrıldı. Sanıklar hakkında ’anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs’, ’kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle tasarlayarak öldürme’ ve ’öldürmeye teşebbüs’ suçlarından 4’er kez ağırlaştırılmış müebbet ile 261’er yıla kadar hapis cezası talep edildi.



"Talimat almadım, DEAŞ’ı seviyorum"


DEAŞ örgütüyle organik bir bağlantısının bulunmadığını örgütün ideolojisini benimsediğini ve eylem kararını Ebubekir el-Bağdadi’nin çağrısı üzerine aldığını belirten tutuklu sanık E.B., "Anayasa’nın kaldırılmasına teşebbüs etmedim ve terör örgütüne üye değilim ancak DEAŞ’ı seviyorum. Faaliyetlerini ve örgüt liderlerinin videolarını internetten takip ediyordum. El Bağdadi’nin ’Türkiye’ye saldırın’ şeklindeki paylaşımını gördüğüm için bu eylemi gerçekleştirdim. Bana doğrudan kimseden talimat gelmedi. Müslümanlara operasyon yapıldığı için devleti temsil eden en yakın karakola saldırmaya karar verdim" ifadelerini kullandı.



"Ailemi de kafir olarak görüyorum"


Saldırı hazırlıklarına yaz aylarından itibaren başladığını ve eylemde kullanmak amacıyla özel olarak patlayıcı yapımını öğrendiğini ifade eden E.B., "Silah kullanmayı havalı tabancalarla öğrendim. Tüfek fişeklerini ağustos ayında aldım ve bu olayda kullanmak için bomba yapıp hazırladım. Başlangıçta fuar veya barlara saldırmayı düşünsem de karakola saldırma kararını olay günü sabahı verdim. Sosyal medyada paylaştığım metni de ağustos ayında hazırladım. Polislerin kafir olduğunu biliyorum, ayrıca bu eylemden hiçbir haberi ve yönlendirmesi olmayan ailemi de kafir olarak görüyorum" şeklinde konuştu.



"Oğlum radikal eğilimliydi"


Oğlunun eylemlerinden dolayı utanç duyduğunu ve önceden bilmesi halinde kendi canı pahasına buna engel olacağını vurgulayan tutuklu sanık N.B., "Şehitlerin hepsini tanıyorum. DEAŞ en nefret ettiğim örgüttür ve anayasal düzene karşı değilim. Oğlum namaz kılardı ancak terörist düşüncelere sahip olduğunu bilmiyordum. Öğretmenleri beni okula çağırıp oğlumun radikal eğilimleri olduğunu söylediklerinde, durumun farkında olduğumu ilettim. Öğretmenlerine Atatürk’ü sevmediğimi ancak ona karşı bir kinim veya nefretim olmadığını da söyledim. Oğluma silah kullanmayı doğrudan ben öğrettim diyemem, astım hastası olduğu için onu ormanda kuş avına götürüyordum. İnternetteki oyunlarda gördüğü silahları benden istiyordu, ben de alıyordum. Evdeki tüfek fişeklerini, ülkede her zaman darbe ihtimali olduğunu düşünerek darbe döneminde önlem amacıyla alabildiğim kadar almıştım, en son bu yaz oğlumun isteği üzerine tekrar kurşun temin ettim. Boncuk atan tabancayı ise sabahları işe giderken korkan eşime, gerçeğe benzediği için yanında bulundurması amacıyla almıştım. Aslında milliyetçi bir çocuk olan oğlum, benden sürekli savaş malzemeleri, hatta uçaksavar ve benzeri silahlar istiyordu" şeklinde konuştu.



"Evde kar maskesiyle geziyordu"


Oğlunun işlediği suçtan dolayı büyük bir utanç ve telafisi olmayan bir pişmanlık duyduğunu belirten tutuksuz sanık A.B., "Çocuğumun can almasına inanamıyorum ve bu olaylar hakkında hiçbir ön bilgim yoktu. Onun radikalleştiğine dair hiçbir şüphem olmamasına rağmen, kendisini DEAŞ videoları izlerken gördüğümde kızarak uyarmıştım. Evde sürekli kar maskesi takıp özel harekatçılara özenen oğlum, tam bir asker edasıyla hareket ediyordu. Evime hiçbir zaman silah girmesini istememiş olsam da ona silah kullanmayı bizzat babası öğretmişti. Tüm bu tablonun içinde ondan şüpheleneceğimiz somut bir durum görmediğimiz için polise herhangi bir bildirimde bulunmadık" ifadelerini kullandı.



"Vururken tekbir getirdi"


Ailenin mağdur edebiyatı yaptığını ve şüphelinin saldırı esnasında tekbir getirdiğini vurgulayan yaralı polis memuru Murat Dağlı, "Bu aile mağdur değil, mağdur edebiyatı yapıyor. Kesinlikle milliyetçiliğe sığınmasınlar. Öğretmenleri uyarmasına rağmen aile hiçbir önlem almamış. Şüphelide hiçbir pişmanlık belirtisi yok, onun çocuk olduğunu da düşünmüyorum. Şüphelinin telefonunda çözülememiş gizli bir mesajlaşma uygulaması olduğunu duydum. Şüpheli beni vururken tekbir getirdi, ben attığı kurşunla yaralandıktan sonra ona ateş ettim. Anne ve babasının ruh sağlığının araştırılmasını istiyorum" ifadelerini kullandı.



"Silahını kasada saklardı"


Eşinin silahını evde her zaman kasada sakladığını ve karşı tarafın çocuklarına silah eğitimi vermesinin bu trajediye zemin hazırladığını vurgulayan şehit polis Hasan Akın’ın eşi Şule Akın, "1 yaşında ve 6 yaşında iki çocuğu var. Eşim polisti ve silahını eve getirdiğinde her zaman kasada saklardı. Ancak onlar çocuklarına silah kullanmayı öğretmiş, bu yüzden olayın ilk adımı atılmıştır. Babası milliyetçi olduğunu söylüyor, neden ona karşı böyle bir nefretleri var? Kafir dediği polis, beş vakit namazını kılan birisiydi" açıklamasında bulundu.



İzmir’deki polis merkezi saldırısında sanıklar hakim karşısında

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kayseri HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Arslan: "Vergi sistemimizde ciddi bir sorun var" Hizmet-İŞ Sendikası Kayseri Şubesi’nin 10. Olağan Genel Kurulu’na katılan Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı ve Hizmet-İş Sendikası Genel Başkanı Mahmut Arslan; "Verginin adil olması gerekiyor. Bizim vergi sistemimizde ne yazık ki ciddi bir sorun var" dedi. Kadir Has Kongre Merkezi’nde yapılan Hizmet - İŞ Sendikası Kayseri Şubesi’nin 10. Olağan Genel Kurulu; divan heyetinin oluşturulmasıyla başladı. Ardından saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam eden genel kurula katılan Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı ve Hizmet-İş Sendikası Genel Başkanı Mahmut Arslan üyelere seslendi. Vergi sisteminde adaletsizlik olduğunu savunan Başkan Arslan; "HAK-İŞ olarak Kayseri’de bir miting gerçekleştirmiştik, bu mitingin amacı şuydu; emeklilik sistemi başta olmak üzere vergi sistemimizi ve başka sorunlarımızı gündeme getirerek kamuoyu oluşturmak adına Kayseri, Gaziantep, Kocaeli gibi illerde büyük mitinglere imza atmıştık. Vergi bir vatandaşlık borcudur, vergi vermekten asla şikayetçi değiliz. Vergimizi verirsek devlet oluruz, vergi varsa bir devlet vardır. Biz vergi vermekten şikayetçi değiliz. Ama çok kazananın az verdiği, az kazananın çok vergi verdiği bir sisteme itiraz ediyoruz. Verginin adil olması gerekiyor. Bizim vergi sistemimizde ne yazık ki ciddi bir sorun var. Bu sorunların çözümü için HAK-İş ciddi çalışmalar yaptı. En son Maliye Bakanımız ile yaptığımız görüşmelerde bu hususun bir kere daha altını çizdik ve bunun değişmesini istedik. 2002 yılında bir asgari ücretli 17 ay çalıştıktan sonra yüzde 20 dilime giriyordu, yani 1 yıl yüzde 15’ten çalışmaya devam ediyordu. Vergi dilimlerindeki makas bayağı bir genişti. Bugün asgari ücretliden vergi alınmış olsa 5 ay sonra yüzde 20 dilime giriyor. Asgari ücretten yüksek alan vatandaşlarımız ki kamuda çalışanlarımız da öyle 4. aydan itibaren yüzde 20 dilime giriyor. Ocak ayında 100 TL’miz bu sistem içerisinde Aralık ayına gelindiği zaman 75 TL’ye düşüyor. Ücretimiz aşağı çekiliyor. Çünkü vergi dilimlerindeki makas çok kısa. Büyük bir haksızlık yaşıyoruz. Verginin bütün yükünü çalışanlara, ücretlilere yıkmak adil değil" dedi. Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun yapısının da değişmesi gerektiğini söyleyen Genel Başkan Mahmut Arslan; "Türkiye’deki 17 milyon 500 bin emekçinin yaklaşık yüze 60 civarı asgari ücretle çalışıyor. Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun yapısının değişmesini uzun yıllardır istiyoruz. Asgari ücretin tespit edilmesi için gereken kriterler sadece TÜİK’in kriteri. Asgari ücreti hükümet, işçi ve işveren olarak üçlü bir yapı var onlar belirliyor. Kamuda çalışan asgari ücretlinin sayısı, istatistiklere girecek kadar bile yok. O zaman niye hükümet Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda var? Çünkü mevzuatımıza göre 50 civarında düzenleme asgari ücrete endeksli. Bir kanunla asgari ücretle olan düzenlemeleri ayırırız, asgari ücret sadece asgari ücret olsun ve özel sektörle sendikalar yapsın istiyoruz. Sendikaların olmadığı, işçilerin olmadığı asgari ücret arızalı bir asgari ücret oldu. Onun için hükümetimize bir kez daha çağrı yapıyorum; asgari ücret belirleneli 5. aya giriyoruz, hala Asgari Ücret Tespit Komisyonu ile ilgili bir adım atılmadı. Maalesef bizim bütün çağrımıza rağmen asgari ücret önümüzdeki yıl da muhtemelen hükümet ile işveren arasında belirlenecek. Bu Türkiye’ye yakışmıyor. Ülkemizi seviyoruz, ülkemizin kriz yaşamasını istemiyoruz. Ama bu ülkenin çocukları olarak adil ve hakkaniyetli bir sistemin hem vergi, hem emeklilik hem de asgari ücret konusunda hakkaniyetli bir çözümü mutlaka başarmamız gerekiyor" ifadelerini kullandı. Belediyeler olarak aynı anlayışla çalışmaların devam etmesi gerektiğine vurgu yapan Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç da; "Hem siyasi hem gönül bağı itibariyle HAK-İŞ’i, Hizmet-İŞ’i bir sendika olmaktan öte gören bir anlayış içerisinde sürecin baştan beri takipçisi ve az çok da emeği olan bir anlayışla aynı felsefenin insanları olarak seviyoruz. Sendikamızın kıymetli başkanına diyorum ki; ne olur eğitim ve felsefemizi asla göz ardı etmeyelim, hep beraber yol alalım. Bunun dışında gerisi hep halledilir. O açıdan ücret politikasıyla değil anlayış sahibi olarak el ele vereceğiz" diye konuştu. Konuşmaların ardından mevcut Başkan Yavuz Navruz’un tek liste ile girdiği genel kurulda oylama işlemi başladı.
Ankara TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Gerçekten bu istiklal madalyasının Trabzon’umuza da fevkalade yakıştığını bir kere daha ifade etmek istiyorum" Ankara’da Trabzon Günleri Açılış Programında konuşan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, "Gerçekten bu istiklal madalyasının Trabzon’umuza da fevkalade yakıştığını bir kere daha ifade etmek istiyorum" dedi. TBMM Başkanı Kurtulmuş ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Ankara’da düzenlenen Trabzon Günleri Açılış Programına katıldı. Burada konuşan Kurtulmuş, Trabzon günlerinin başlangıcını 1. TBMM Binası’nda gerçekleştirmekten büyük bir memnuniyet duyduğunu ifade ederek, "Geçtiğimiz sene ağustos ayıydı zannediyorum. Meclisin şeref salonundaki törenle Trabzon’un hak etmiş olduğu istiklal madalyası, ne hikmetse biraz da bu kadar gecikerek, Trabzon’a tevdi edildi. Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Gerçekten bu istiklal madalyasının Trabzon’umuza da fevkalade yakıştığını bir kere daha ifade etmek istiyorum. İstiklal madalyası hiç şüphesiz sadece bir şehri onurlandırmak değil o mücadeleleriyle istiklal harbimizin kazanılmasında büyük emekleri olan Trabzon’daki balıkçılar locası, muhterem zatlarını, kahraman büyüklerimizi, kadın, erkek, genç, yaşlı hep beraber en zor şartlarda mühimmat taşıyarak Anadolu’nun kurtuluşu mücadelesine verdikleri destansı kahramanlığı hatırlamaktır. Bir semboldür. Sadece bir madalyadan ibaret değildir. Bir hatırlama bir anma bir yad etme ve aslında o günlerdeki milli ruhu bugüne taşımanın kararlılığıdır" diye konuştu. "İstiyoruz ki horonlarımızla coşalım, türkülerimizle yürekleri buluşturalım" Tüm Ankaralıları, bugünden itibaren 12 Nisan’a kadar sürecek olan ve Başkent Millet Bahçesi’nde düzenlenen Ankara Trabzon Günleri’ne katılmaya; Trabzon’un tarihini, kültürünü, misafirperverliğini ve lezzetlerini birlikte yaşamaya davet eden Bakan Uraloğlu, şöyle konuştu: "Elbette bol bol futbolu ve Trabzonspor’u konuşacağız. Bu dört gün boyunca Trabzon’un kadim ruhunu, yiğitliğini ve vefasını Başkent’in göbeğinde yeniden hissettireceğimiz bir buluşma gerçekleştireceğiz. Ankara Trabzon Günleri, şehrimizin tarihini, kültürünü ve enfes lezzetlerini tanıtmakla kalmayacak; horon ve kolbastı gösterileriyle coşacak, konserlerle, defilelerle, sergilerle ve yöresel ürün stantlarımızla da Başkent’i; Trabzon’un ve Karadeniz’in eşsiz renkleri, sesleri ve kokularıyla donatacağız. Bu etkinlik, Trabzon ile Ankara arasında sadece gönül köprüleri değil, kültür köprüleri, ekonomi köprüleri ve gelecek köprüleri de kuracak. İstiyoruz ki horonlarımızla coşalım, türkülerimizle yürekleri buluşturalım, Trabzon’un engin misafirperverliğiyle Ankara’yı kucaklayalım. Buradan tüm Ankaralıları ve Başkent’te yaşayan herkesi; tekrardan Ankara Trabzon Günleri’ne, bu muhteşem buluşmaya, bu vefa ve hasret şölenine katılmaya davet ediyorum." Program plaket takdimi ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.