ASAYİŞ - 22 Mayıs 2025 Perşembe 09:54

Dolandırıcılıktan 70 yıl hapis cezası alan kaymakamla ilgili gerekçeli karar açıklandı

A
A
A
Dolandırıcılıktan 70 yıl hapis cezası alan kaymakamla ilgili gerekçeli karar açıklandı

Adana’da depremzedeler için alım yapılacağı iddiası ile firmaları dolandırdığı öne sürülen tutuklu sanıklar eski Yüreğir Kaymakamı Mustafa Kılıç’a 70 yıl, Özgür Akgül’e 46 yıl 4 ay hapis cezası, tutuksuz sanık Paşa Yaşar’ın ise beraatına kararı verilen davanın gerekçeli kararı açıklandı. Gerekçeli kararda sanıklar eski Kaymakam Kılıç ile Akgül’ün fikir ve eylem birliği içinde hareket ederek depremi fırsat bilip dolandırıcılık suçunu büyük bir profesyonellik ve çok kapsamlı mizansenle işledikleri belirtildi. Dolandırıcılık olayında kaymakamlık aracının da kullanıldığı belirtilen kararda, sanıkların vatandaşın devlete olan inancını kötüye kullandıkları, yapılan işlemlerin Cumhurbaşkanlığı kaynaklı ve yönetimli olduğu inancını yaymaya çalıştıkları da kaydedildi.


Adana 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde "kamu kurum ve kuruluşları v.b tüzel kişiliklerin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık" suçundan yargılanan Yüreğir ilçesi eski kaymakamı Mustafa Kılıç, kendisini danışman olarak tanıtan Özgür Akgül ile tutuksuz sanık Paşa Yaşar hakkında 28 Nisan’da karar verildi. Mahkeme heyeti, eski Yüreğir Kaymakamı Mustafa Kılıç’ı 70 yıl hapis ve 601 bin lira adli para cezası, sanık Özgür Akgül’ü de 46 yıl 4 ay hapis ve 411 bin lira adli para cezasına mahkum edip, tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Sanık Paşa Yaşar’ın ise "yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması" gerekçesiyle beraatına hükmedildi. Davanın gerekçeli kararı açıklandı.



Depremi fırsat bildiler


196 sayfadan oluşan gerekçeli kararda, toplanan deliller ve dinlenen tanıklar dikkate alındığında sanık eski Yüreğir Kaymakamı Mustafa Kılıç ile sanık Özgür Akgül’ün fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği belirtildi. Sanıklar Kılıç ve Akgül’ün 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra afet bölgesi ilan edilen Adana ilinin bu durumunu fırsat bildiklerine dikkat çekilen gerekçeli kararda, depremden yaklaşık 3 ay sonra Yüreğir ilçesi sınırlarında mağdur olan vatandaşların ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla dönemin Yüreğir Kaymakamı olan Mustafa Kılıç’ın makamı ve vakfın doğal başkanı olması nedeniyle depremin hemen akabinde yaşanan mağduriyetlerin hızlıca giderilmesi amacıyla bir kısım bürokratik işlemleri kaldırıp, işlem limitlerini de yükselttikleri, 127 sayılı Cumhurbaşkanlığı OHAL Kararnamesi’nin bir kısım hükümlerini ilgililere kendi mizansenleri dahilinde farklı bir şekilde bildirdikleri ifade edildi. Gerekçeli kararda, sanık Kılıç ile Akgül’ün vakıf tarafından aşevi için yüklü miktarda alım yapılacağını, yaşanılan felaketin ve ülkenin içinde bulunduğu durumun koşulları gereği bu süreç içerisinde güvenilir tedarikçilere ihtiyaç duydukları algısıyla ortaya çıktıklarına yer verildi.



Makam ve konumunu kullandı


Sanık Akgül’ün eski Kaymakam Kılıç ile yaptığı anlaşma gereği piyasadan tanıdığı ve bildiği firmaları bularak kaymakamlığa getirdikten sonra eski Yüreğir Kaymakamı Kılıç’ın makam ve konumunu kullanıp, sanık Akgül aracılığıyla insanları kaymakamlığa davet ettiği belirtildi. Sanık Özgür Akgül’ün daha önceden tanıdığı ve ticari işlerini bildiği diğer sanık Paşa Yaşar’ı arayarak deprem nedeniyle Adana’da yıkım işleri ve gıda alım ihalesi olduğunu söyleyerek, Adana’ya çağırdığı ifade edilen gerekçeli kararda, "Davet üzerine Adana’ya gelen Yaşar’ın, sanık Özgür Akgül vasıtasıyla sanık Mustafa’nın makamına gidip, orada tanıştıkları hatta ilk görüşmede sanık Mustafa’nın yıkım işleri ve gıda alımından söz ettiği, bu görüşmelerin olduğu ilk etapta Özgür Akgül’ün de sanıklar ile aynı ortamda bulunduğu, Paşa Yaşar’ın da gıda alım işi için sanık Mustafa Kılıç’ın hesabına 3 milyon TL teminat bedeli yatırdığı" belirtildi.



Makam aracını kullanmışlar


Sanık Paşa Yaşar’ın daha sonra yıkım işleri için Mehmet Sıddık’ı arayıp Adana’ya davet ettiği, uçakla gelen Sıddık’ı da Kılıç’a ait makam aracıyla havalanında karşılayıp birlikte kaymakamlık makamına gittikleri, tanışma aşamasından sonra eski kaymakam Mustafa’nın çevre valilikler ile görüşerek sanık Paşa Yaşar ile Mehmet Sıddık için yıkım işlerinde kolaylık sağlanmasını istediği kaydedildi.



OHAL süreciyle ikna ettiler


Sanık Mustafa Kılıç’ın makamında gerçekleştirilen görüşmelerde, yıkım işlerinin uzun süreceğini söyleyerek, gıda alım ihalesinin de olduğunu söyleyip, ihalenin bedeli ve teminat konularına girdiği belirtilen gerekçeli kararda, teminat mektubu sunmak isteyen Mehmet Sıddık’tan ise nakit teminat bedeli istediği, kendisinin de bunu kabul ettiği, görüşmeler sırasında hiçbir görevi ve konumu olmayan Özgür’ün de yer aldığı, Sıddık’ın sürecin doğrudan teminle yürüyeceğine ikna olmayarak sorması üzerine sanık Paşa ve Özgür’ün OHAL sürecinde kaymakamların olağanüstü yetkilerinin olduğunu söyleyerek kendisini ikna ettikleri ifade edildi.



Başka mağdurların dekontunu gösterdi


Gerekçeli kararda, Sıddık’ın teminat bedelini yatırmak için hesap bilgilerini istemesi üzerine sanık Mustafa’nın bilgilerini verdiğini, bunun üzerine kardeşi S.Ç. ile konuyu görüştükten sonra parayı göndereceği sırada hesabın eski Yüreğir Kaymakamına ait olduğunu anlayınca bu konudaki çekincesini dile getirdiği, sanık Paşa’nın araya girerek vakıf başkanının kaymakam olması nedeniyle böyle bir durumun söz konusu olacağını söylediği, hatta sanık Mustafa’nın başka olayın mağduru olan T.Ö.’ye ait teminat bedeline ait banka dekontunu göstermesi üzerine ikna olduğuna yer verildi.



Parasını istedi


Mağdur T.Ö. ile sanık Paşa Yaşar’ın bir şekilde denk geldikleri, T.Ö.’nün Sıddık’a gıda ihalesinden bahsetmemesi gerektiğini söylediği, paranın gönderilmesinden sonra sanık Mustafa ile Mehmet Sıddık arasında gıda alımına ilişkin sözde bir sözleşme imzalandığı kaydedilen gerekçeli kararda, sözleşme sonrası Sıddık’ın ihtiyaç listesinin gönderilmesini beklediği ancak böyle bir şeyin olmaması üzerine Adana’ya gelerek sanıktan parasını istediği, sanık Mustafa’nın parayı Mersin ilinde vereceğini söylemesi üzerine birlikte sanıklar Mustafa, Özgür ve Paşa’nın Mersin iline giderken polislerce durdurularak yakalandıkları belirtildi.



Hayali sözleşmeler imzaladı


Sanıklar Mustafa ile Özgür’ün başlangıçtan itibaren fikir ve eylem birlikteliği içerisinde oldukları belirtilen gerekçeli kararda, dolandırıcılık olayının nasıl gerçekleştirildiği ayrıntılı olarak şöyle anlatıldı:


’’Diğer sanık Paşa’yı Özgür’ün vasıtasıyla ikna ederek Adana’ya getirdikleri, ardından Paşa’nın gıda alımını duyunca katılan Sıddık’ı da arayarak Adana’ya davet ettiği, hayali alıma ikna edilen ve kendisi de bir miktar teminat yatıran Paşa’nın katılanı gıda işine girmesi noktasında teşvik ettiği, bu olayların tamamının sanık Mustafa’nın makamında gerçekleştiği, her ne kadar Mustafa ikna sürecinde Özgür ve Paşa’nın olmadığını söylemiş ise de planın başlangıçta olduğu şekliyle zaten sanık Özgür’ün piyasadan firma bulması ve daha çok sanık Mustafa’nın ikna etmesi şeklinde ilerlediği, bu somut olayda ise iki sanığın önce Paşa’yı gıda alımına ilişkin sürece ikna ederek ve bir miktar parasını hile ve desise ile aldıkları, ardından katılanları O’nun vasıtasıyla olaya dahil ettikleri, ardından Mustafa’nın devreye girerek diğer tüm olaylarda olduğu gibi OHAL kararnamesi, diğer kişilere ait dekontların gösterilmesi, kendinin vakıf başkanı olması ve hayali sözleşmeleri imzalayarak hile ve desise sürecini tamamladığı, bununla birlikte katılanları olaya dahil eden sanık Paşa’nın düştüğü hatayı anlayarak sebebiyet verdiği zararı kısmen de olsa giderdiği ve katılanlara zararı gidereceğine dair protokol imzalayarak verdiği belirlendi."



Tüm olaylarda sürece dahil olmuş


Sanık Özgür’ün bu olaylarla bir ilgisinin bulunmadığını, hatta kendisinin de kullanıldığını söylemesine rağmen hiçbir resmi görevi olmamasına karşın hemen hemen tüm olaylarda sürece dahil olduğuna dikkat çekilen gerekçeli kararda, "Firmaları davet etmiş, görüşmelerde resmi bir görevi varmış gibi davranarak sanık Mustafa’nın planlarını hayata geçirmesini kolaylaştırmış ve her seferinde çok sayıda insanın kaymakamlık makamına gelerek parasını istediğini, ihalenin asla yapılmadığını bilmesine, görmesine rağmen ısrarla eylemlerine devam etmesi karşısında, sanık Mustafa’nın nihai amacını bilmediği, kendisinin de aldatıldığı yönündeki savunmasının itibar edilemez olduğu açıkça anlaşılmış, parasını alamayan, alımların gerçekleşmediğini gören ve dolandırıldığını anlayan katılanların resmi mercilerine başvurarak şikayetçi olduğu görülmüş ve sanıklar Mustafa ve Özgür’ün eylemlerinin sabit olduğu katılanların aşama beyanları, sanıkların savunmaları, banka kayıtları sahte sözleşme örnekleri ile tüm dosya kapsamının katılanları doğruladığı, sanıkların da tevil yollu olarak görüşmeleri ve para transferini kabul ettiği görülmüştür’’ denildi.



Vatandaşın devlete olan inancını kötüyü kullanmış


Yüreğir Kaymakamlığı Sosyal yardımlaşma Dayanışma Vakfı ile yapılan yazışmalardan anlaşılacağı üzere ortada depremzede vatandaşlar için herhangi bir ihtiyaç ya da gıda alım ihalesi ve hatta bu hususta tahsis edilmiş bir ödenek olmadığına dikkat çekilen gerekçeli kararda, Kamu İhale Kurumu ile yapılan yazışmalara ve 127 sayılı Cumhurbaşkanlığı OHAL Kararnamesi’ne göre doğrudan temin suretiyle yapılacak ihalelerin yapılma usul ve şekillerine ilişkin prosedürün aynen geçerli olmasına, gelen cevabi yazılar, dosyaya dahil edilen vakıf senedi aslı ile dinlenilen tanık anlatımlarına göre kaymakamlık makamının tek başına ihale yapma ve alıma karar verme yetkisinin bulunmaması, vakıf mütevelli heyeti tarafından bir alım kararı ortaya konulduktan, ilgili birimlerin ihaleyi gerçekleştirdikten sonra ancak kaymakamın sözleşme imzalama aşamasında yetkilerinin bulunduğunun anlaşıldığı belirtildi. Ayrıca gelen cevabi yazılar, banka kayıtları ve tanık anlatımlarına göre doğrudan temin suretiyle yapılacak ihalelerde nakdi teminat alınması gibi bir usulün bulunmaması ile alınacak nakdi teminatın kaymakamın kişisel hesabına yatırılması şeklinde bir uygulamanın olmadığı da vurgulanan gerekçeli kararda, şöyle denildi:


"Doğrudan temin suretiyle gerçekleşen ihalelerin EKAP isimli ihale sistemine dahil edilmemesi nedeniyle denetim olanağının olmaması, sanık Mustafa’nın böyle bir ihale ve alım olmadığını açıkça bilmesine rağmen ihale varmış gibi göstererek hiçbir yasal dayanağı olmadan kişisel hesabına nakdi teminat başlığı altında haksız kazanç oluşturacak meblağların gönderilmesini kaymakamlık makamına dolayısıyla vatandaşın devlete olan inancını kötüye kullanarak sağlaması ve yine katılanlara başka firmaların gönderdiği teminat bedellerini internet bankacılığı vasıtasıyla göstererek hile ve desise aşamasını daha da güçlendirmesi, Özgür’ün gerçekte böyle bir ihale olmadığını bilmesine, Cumhurbaşkanlığı veya Savunma Sanayi Başkanlığı’nda hiçbir görevi olmamasına karşın mizansene bu durumu varmış gibi göstererek eyleme dahil etmesi, görüşmelerde bulunarak karşı tarafta yapılan işlemlerin Cumhurbaşkanlığı kaynaklı ve yönetimli olduğu inancını yaymaya çalışması, sanık Özgür’ün eyleminin tek başına işlenmesi halinde TCK’nın 158/1-L maddesinde düzenlenen suçu oluşturacak olmasına karşın, hiyerarşik olarak çok daha üst konumda bulunan sanık Mustafa’nın mizansenine dahil eylemlerinin sanık Mustafa’dan bağımsız olarak düşünülemeyeceği, bu haliyle sanık Özgür hakkında fikir ve eylem birlikteliği içerisinde sanık Mustafa ile TCK’nın 158/1-d maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağına ilişkin açıklama ve kabul kısmı genel gerekçe D bölümünde ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nın genel gerekçe kısmında dosyaya dahil edilen Yargıtay kapatılan 15. Ceza Dairesi’nin 2020/1592 esas ve 2021/7203 karar sayılı içtihadına göre kamu kurum ve kuruluşu statüsünde bulunması, sanık Mustafa’nın da bu vakfın doğal başkanı olması nedeniyle bunu avantaja çevirerek diğer sanık Özgür ile birlikte fikir ve eylem birlikteliği içerisinde katılanlar Mehmet S.Ç. ve M.S.Ç.’den suç tarihinde toplam 1.905.000 TL haksız menfaat temin ettikleri tüm dosya kapsamıyla sabit görülmüş, sanık Paşa’nın soruşturma aşamasında 880 bin TL teminat bedelini katılanların şirketine ait banka hesabına iade ettiği, bakiye zararın raporlar, banka kayıtları ve beyanlara göre 1 milyon 705 bin TL olduğu, açıklanan delillerle sanıkların savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu görülmüş ve itibar edilmemiş, genel gerekçe kısmında açıklandığı üzere sanıkların eyleminin hep birlikte TCK’nın 158/1-d maddesinde düzenlenen suça uyduğu kabul edilmiş, suç tarihi itibariyle katılanın uğradığı zararın miktarı ile o tarihten bugüne gerçekleşen enflasyonist koşullarda gözetilerek zararın büyüklüğü, olayların gerçekleştiği, mekanın devleti temsil eden bir makam olması, olayların gerçekleştiği sürecin ülkenin yaşadığı büyük bir deprem felaketinin hemen sonrası olması, sanıkların büyük bir profesyonellik ve çok kapsamlı bir mizansenle atılı suçu işlemeleri nedeniyle suç işleme kastlarının yoğunluğu birlikte dikkate alındığında, ceza tayinine gidilirken hakkaniyete uygun bir şekilde alt sınırdan uzaklaşılmış, birden fazla katılana karşı eylemin gerçekleşmiş olmasına karşın, eylemin tek bir malvarlığı değerine karşı işlenmiş olması yani özgülenmiş bir kasıt ve eylem nedeniyle zincirleme suç hükümleri uygulanmamış, sanık Mustafa’nın yaklaşık 3 aylık bir süreçte çok sayıda aynı mahiyette suç işlemiş olması, yargılama sürecinde zabıtlara yansıdığı şekilde tavırları, atılı suçu işlediği yönünde pişmanlık duyduğuna ilişkin bir durumun dosyaya yansımamış olması, sanık Özgür’ün aynı neviden suç nedeniyle mükerrir olması da gözetilerek sanıklar hakkında TCK’nın 62. maddesinde düzenlenen takdiri indirim nedenleri uygulanmamıştır."



"Zararın giderilmesi girişiminde bulunmadılar"


Gerekçeli kararda sanıkların zararı giderme konusunda girişimde bulunmadıklarına da yer verilerek, "Bu aşamaya kadar sanıklara zararı gidermeleri noktasında hemen hemen her celse süre verilmesine karşın katılanların bakiye zararının giderilmesi noktasında girişimde bulunmadıkları, katılanların kısmi zarar giderilmesi noktasında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması nedeniyle rızalarının bulunmadığını açıkça belirttikleri, ayrıca katılanların sanık Mustafa’ya yönelik alacağa mahsuben senet almaları ya da icra takibi başlatmalarının bu aşamada sonuca tesir etmediği, zira ortada tahsil edilen bir meblağın olmadığı, gün adli para cezaları dönüştürülürken, suç tarihinde yürürlükte bulunan açıkça sanıkların lehlerine olduğu anlaşılan günlük 20 TL’den dönüştürme yapılmış, aldıkları ceza miktarı da gözetilerek tutukluluk hallerinin ayrı devamına karar vermek gerekmiştir" denildi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Eskişehir’de geçen yılki trafik kazaları Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Karayolu Trafik Kaza İstatistikleri, 2025 verilerine göre, Eskişehir’de geçen yıl meydana gelen 17 bin 63 trafik kazasında 38 kişi hayatını kaybetti, 4 bin 344 kişi yaralandı. Ülke genelindeki karayolu ağında 2025 yılında toplam 1 milyon 549 bin 574 adet trafik kazası meydana geldi. Bu kazaların 1 milyon 261 bin 253 adedi sadece maddi hasarlı, 288 bin 321 adedi ise ölümlü yaralanmalı trafik kazasıdır. Yıl içerisinde meydana gelen ölümlü yaralanmalı trafik kazalarının yüzde 86,5’i yerleşim yeri içinde yüzde 13,5’i ise yerleşim yeri dışında gerçekleşti. Trafik kazalarında 6 bin 35 kişi hayatını kaybederken 403 bin 937 kişi yaralandı Türkiye’de 2025 yılında meydana gelen 288 bin 321 adet ölümlü yaralanmalı trafik kazası sonucunda 2 bin 541 kişi kaza yerinde, 3 bin 494 kişi ise yaralanıp sağlık kuruluşlarına sevk edildikten sonra kazanın sebep ve tesiriyle 30 gün içinde hayatını kaybetti. Karayolu trafik kazalarında 2025 yılında günde ortalama 789,9 ölümlü yaralanmalı kaza, 16,5 ölüm ve 1106,7 yaralanma meydana geldi. Eskişehir’de durum Toplam motorlu kara taşıtı sayısı 394 bin 51 olan Eskişehir’de ise geçen yıl 3 bin 178 ‘i ölümlü ve yaralanmalı olan 17 bin 63 trafik kazası meydana geldi. Kazalarda, 18’i olay yerinde ve 18’i kaza sonrası 36 kişi hayatını kaybetti, 4 bin 344 kişi de yaralandı.
İzmir Folkart Arsa Dikili’de müstakil villa imarlı tapu teslimleri başladı İzmir’in önde gelen gayrimenkul geliştiricilerinden Folkart’ın Dikili’nin Çandarlı bölgesinde hayata geçirdiği Folkart Arsa Dikili projesinde ilk etap satışları tamamlandı ve müstakil villa imarlı tapular edilmeye başlandı. 2025 Kasım ayında satışa çıkan ilk etabın kısa bir sürede tükenmesinin ardından projede ikinci etap arsalar satışa açıldı. Altyapı çalışmalarının tüm hızıyla devam ettiği, 518 müstakil villa imarlı parselden oluşan projede arsalar yatırımcılara müstakil tapularıyla sunuluyor. Arsa sahiplerinin 2027 yılının ilk çeyreği itibariyle evlerini yaptırmaya başlayabileceğini kaydeden Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak, projeye gösterilen yoğun ilgide Dikili’nin doğal yapısı kadar Folkart markasına duyulan güvenin de etkili olduğunu söyledi. İzmir ve çevresinde bugüne kadar çok sayıda markalı konut projesi geliştiren Folkart’ın Dikili’nin Çandarlı bölgesinde hayata geçirdiği Folkart Arsa Dikili projesinde ilk etap satışları tamamlandı. İlk etapta satılan villa imarlı arsanın müstakil tapu teslimleri başladı. Projenin ikinci etabında yer alan 300 ile 600 metrekare büyüklükler arasında değişen arsalarda da satışlar sürüyor. Altyapı çalışmalarının tüm hızıyla devam ettiği projede, 3 adet örnek villa da kısa süre içerisinde tamamlanacak. Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak, 2025 yılı Kasım ayında satışa sunulan Folkart Arsa’nın ilk etabının satışlarının kısa bir sürede tamamlandığını belirterek, "Dikili’nin doğası, sakin yaşam vaadi ve gelişim potansiyeli yatırımcıların ilgisini çekiyor. Bununla birlikte Folkart’ın markalı konut sektöründe yıllar içinde oluşturduğu güvenin de bu ilgide önemli payı olduğunu düşünüyoruz. Yatırımcıların gösterdiği bu ilgi de bizi ayrıca memnun ediyor" dedi. Yaklaşık 200 bin alan üzerinde geliştirilen proje, 518 müstakil villa imarlı bağımsız parselden oluşuyor. 300 ile 600 metrekare arasında değişen büyüklükteki arsalar, yatırımcılara müstakil tapularıyla sunuluyor. Altyapı çalışmaları 2027 Mart’ta tamamlanacak Folkart Arsa Dikili’de parsellerin yerleşimi planlanırken arsaların doğal eğimi, güneş yönü ve manzara dikkate alındı. Her parselin güneşten ve manzaradan en verimli şekilde yararlanacağı bir planlama yapılırken, proje genelinde doğayla uyumlu bir yerleşim düzeni oluşturulması hedeflendi. Proje kapsamında elektrik, su, kanalizasyon, internet, yol ve yağmur suyu hattı gibi altyapı çalışmalarının 2027 yılı Mart ayında tamamlanması planlanıyor. Altyapı çalışmalarının tamamlanmasının ardından arsa sahipleri, villalarını 2027 yılı ilk çeyreği itibariyle inşa etmeye başlayabilecek. Yatırımcı isterse kendi villasını inşa edebilecek Folkart Arsa modelinde arsasını satın alan yatırımcılar isterlerse Folkart tarafından hazırlanan mimari projeler arasından seçim yaparak villalarını inşa edebiliyor. Mimari bütünlüğün korunması amacıyla çizimleri ve planları Folkart tarafından hazırlanan bu projelerde villalar çelik konstrüksiyon veya betonarme olarak yapılabiliyor. Villa inşa sürecinde yatırımcılar tecrübeli ve güvenilir anlaşmalı firmalara yönlendiriliyor ve süreç Folkart denetiminde yürütülüyor. Folkart tarafından hazırlanan projelere göre inşa edilebilecek çelik konstrüksiyon villaların maliyetinin, büyüklük ve konumlarına bağlı olarak yaklaşık 4 milyon TL ile 6 milyon TL arasında değiştiği belirtiliyor. Arsa maliyeti de eklendiğinde 8 milyon TL ile 12 milyon TL arasında değişen maliyetlerde müstakil villaya sahip olunabiliyor. Projede sosyal alanlar da yer alıyor Projede sosyal donatılar arasında basketbol ve tenis sahaları, çocuk oyun alanları ve geniş yeşil alanlar bulunuyor. Bu alanların yerleşim planı içinde farklı noktalara dağıtıldığı ve planlı bir yaşam düzeni oluşturulmasının hedeflendiği belirtiliyor. Güveni merkeze alan arsa kültürü oluşturmak Folkart Yönetim Kurumu Başkanı Mesut Sancak, Türkiye’de arsa yatırımı uzun yıllardır yatırımcıların ilgisini çektiğini, ancak plansız satışlar, altyapısı olmayan yerler ve denetimsiz gelişen yerleşimler nedeniyle yatırımcı açısından ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, şunları söyledi: "Biz Folkart Arsa Dikili projesini tasarlarken tam da bu belirsizliği ortadan kaldıran bir model geliştirmeyi hedefledik. Folkart Arsa’da yatırımcı yalnızca bir arsa satın almıyor; altyapısı planlanmış, mimari bütünlüğü düşünülmüş ve gelişim süreci belirlenmiş bir yerleşimin parçası oluyor. Müstakil tapulu parseller, hazır altyapı, Folkart güvencesi ve planlı yerleşim yaklaşımı yatırımcılar açısından güvenli bir model oluşturuyor. Kasım 2025’te satışa sunduğumuz ilk etabın çok kısa sürede tükenmesi de aslında bu ihtiyacın güçlü bir göstergesi oldu. Yatırımcılar yalnızca bir arsa değil, şeffaf, planlı ve güvenilir bir yatırım modeli arıyor. Folkart Arsa Dikili’de gördüğümüz yoğun ilgi, gayrimenkul sektöründe kurumsal denetimin ve planlı gelişimin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Biz bu proje ile yalnızca arsa üretmiyoruz. Geleceğin yerleşim alanlarının planlı temellerini bugünden atmayı hedefliyoruz. Amacımız hem yatırımcıyı hem de kentleri koruyan, güveni ve şeffaflığı merkeze alan yeni bir arsa kültürü oluşturmak."
Giresun Bu köprülerden geçmek yürek ister Giresun’un Bulancak ilçesinde Kovanlık grup yolu ile Yeşilhisar köyünü ayıran Pazarsuyu Deresi üzerindeki tahta ve demir asma köprüler, can güvenliğini tehdit ediyor. Özellikle yağışlarla birlikte debisi yükselen dereye rağmen sağlam olmayan köprüyü kullanmak zorunda kalan vatandaşlar, her geçişte adeta ölümle burun buruna geliyor. Pazarsuyu Deresi üzerinde yıllardır yenilenmeyen ve çürüyen tahtalardan oluşan asma köprü, sel sularının etkisiyle daha da riskli hale geldi. Alternatif geçiş güzergahı bulunmayan köy sakinleri, köprüyü kullanmak zorunda kaldıklarını belirttiler. Yeşilhisar köyü sakinlerinden Mecit Baş, kendisini bildi bileli aynı çileyi çektiklerini ifade ederek, köprünün hayati risk oluşturduğunu söyledi. Baş, "Bu köprüde yıllardır mücadele veriyoruz ama sonuç alamadık. Engelli çocuğum var, okula gidip gelirken büyük zorluk yaşıyoruz. Kendim bu köprüden düştüm, yaralandım. Sel suları yüksek olmadığı için boğulmaktan kurtuldum. Annemin cenazesini bile tabutla köprüden geçiremediğimiz için dereden taşımak zorunda kaldık" dedi. Sel dönemlerinde köprünün daha da tehlikeli hale geldiğini vurgulayan Baş, "Çelik teller üzerinde, çürümüş tahtalarla karşıya geçiyoruz. Dere taştığında tamamen mahsur kalıyoruz. Ne köye ulaşabiliyoruz ne de ilçe merkezine gidip temel ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyoruz. Sel suları yükseldiğinde yoldaysak eve geçemiyoruz, evdeysek yola ulaşamıyoruz. Evimizde yangın çıktı, evimiz yandı itfaiye gelemedi" ifadelerini kullandı. Düşen de var, ölen de Bölgede yaşayan başka vatandaşların da aynı sıkıntıyı yaşadığını belirten Baş, "Köyümüzün aynı yol güzergahındaki komşularımız, akrabalarımız da kendi imkanlarıyla yaptığı asma ahşap köprüleri kullanıyor. Hatta engelli bir vatandaşımız var, köprüyü kullanmak zorunda kalıyor ve sık sık köprüden düşme vakaları yaşanıyor. Aynı köprüde geçmişte can kayıpları dahi oldu. Ancak vatandaşlar olarak sel sularına rağmen kullanmaya devam ediyoruz ve her an yıkılma riski taşıyan ahşap asma köprülerimizin yapılmasını istiyoruz. Bize araba geçecek beton köprüler değil, can güvenliğimizi sağlayacak yaya köprüler olsa yeter" diye konuştu.
Adana Gül serada 5, çiçekçide 50-100 lira Adana’da Anneler Günü öncesi yerli gülün tanesi serada 5 liraya satılırken çiçekçiler ve çiçek sitelerinde gül 50-100 TL arasında alıcı buluyor. Anneler Günü öncesi çiçekçilerde yoğunluk yaşanıyor. Çiçekçiler, Anneler Günü’nde talepleri karşılamak için gece gündüz çalışırken gül üreticilerinde de hasat mesaisi sürüyor. Sabahın erken saatlerinde gül seralarına giden işçiler gülleri kesiyor, dikenlerinden ayırıyor ve paketleyip satışa hazır hale getiriyor. Serada 5, çiçekçide 50-100 lira Türkiye’nin en önemli tarım üretim merkezlerinden Adana’dan yurdun dört bir yanına gönderilen güller, dalında 5 liradan alıcı buluyor. Dönüme ortalama 6 bin gül alan üreticiler, verimden memnun ancak Anneler Günü için Hollanda’dan ithal edilen güller nedeniyle fiyatlar düşük seyrediyor. Bahçelerde 5 liradan satılan güller, kentteki ve diğer illerdeki çiçekçilerde ise ortalama 50-100 liradan vatandaşlara satılıyor. Öte yandan, Adana’daki çiçekçilerde 21 adet gülün kampanya kapsamında 599 TL’ye satılması dikkat çekti. "Gülleri alıp annelere ücretsiz olarak dağıtacağız" Gül üreticisi Ogün Sever Okur, fiyatların çok düşük seyrettiğini bu sebeple de hasat yapmayıp gülleri annelere ücretsiz dağıtacaklarını anlatarak, "Çiçek fiyatları çok düşük. 5 lira bizim maliyetimizi kurtarmıyor o nedenle biz kendi adımıza hasat yapmayacağız. Bu gülleri alıp annelere ücretsiz olarak dağıtacağız" dedi. "Denetim mekanizması olmalı" Üretici Ersen Okur ise, "5 liralık fiyat, işçiliğini kurtarmıyor, masrafını kurtarmıyor. Bu fiyatlar gül ithalatı olduğundan kaynaklanıyor. Her sene bu aylarda, özel günlerde ithal güller nedeniyle para kazanamıyoruz. Bir tane gül, serada 5 lira ama çiçekçilerde 100 lira. Haksız kazanç var ve denetim mekanizmasının olması lazım" diye konuştu.