EKONOMİ - 03 Nisan 2026 Cuma 12:05

AOSB’de iş dünyasinda kadin liderliğinin dönüşümü konuşuldu

A
A
A
AOSB’de iş dünyasinda kadin liderliğinin dönüşümü konuşuldu

İş dünyasının önemli isimlerinden Demet Sabancı Çetindoğan, bölgedeki ilk fabrikayı kurup ardından birçok yatırımın gelmesine öncülük eden Hacı Sabancı’nın adını taşıyan AOSB’de, bölgenin gelişiminde etkin rol oynayan Kadın Sanayiciler Platformu’nun konuğu oldu.


Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi (AOSB) Kadın Sanayiciler Platformu’nun düzenlediği "İş Dünyasında Kadın Liderliğinin Dönüşümü" konulu söyleşi, iş dünyasının önemli isimlerinden Demet Sabancı Çetindoğan’ın katılımıyla gerçekleştirildi.


Demet Sabancı Çetindoğan, söyleşi öncesinde, AOSB’nin 20. Seçimli Olağan Genel Kurulda yeniden başkanlığa seçilen Bekir Sütcü’yü, beraberindeki Kadın Sanayiciler Platformu Başkanı Elif Tosmur ile ziyaret ederek, tebriklerini iletti. Sütcü ise bölgenin gelişimi üzerine sohbet ettiği konuklarına, nazik ziyaretleri için teşekkür etti.


Ziyaretin ardından AOSB Bölge Müdürlüğü’nde düzenlenen programın açılış konuşmasını yapan AOSB Kadın Sanayiciler Platformu Başkanı Elif Tosmur, kadınların iş dünyasındaki varlığını güçlendirmeyi öncelik olarak gördüklerini ifade etti.


"Kadınların rolü stratejik bir değerdir"


Kadınların üretimden yönetime kadar her alanda daha görünür olması gerektiğini vurgulayan Başkan Tosmur, "Kadınların üretimde, yönetimde ve karar alma mekanizmalarında daha etkin rol aldığı bir yapı; daha adil, sürdürülebilir ve güçlü bir gelecek açısından büyük önem taşımaktadır" dedi.


Sanayide kadının varlığının yalnızca temsil meselesi olmadığını belirten Tosmur, bunun aynı zamanda vizyon, kalkınma ve rekabet gücü açısından stratejik bir değer olduğunu ifade etti.


"Kadın liderliği stratejik bir güçtür"


Tosmur’un konuşmasının ardından moderatörlüğünü AOSB Kadın Sanayiciler Platformu Yönetim Kurulu Üyesi Pınar Parmaksız’ın gerçekleştirdiği söyleşide, Demet Sabancı Çetindoğan, kadın liderliğine ilişkin önemli mesajlar verdi.


Kadınların iş dünyasında sadece temsil edilen değil, karar alma mekanizmalarında söz sahibi olan bireyler olması gerektiğini vurgulayan Çetindoğan, kadınların üretimde ve yönetimde daha görünür hale gelmesinin önemine dikkati çekti. Kadın liderliğinin yalnızca eşitlik açısından değil; aynı zamanda ekonomik kalkınma ve rekabet gücü açısından da kritik olduğunu ifade eden Çetindoğan, kadın liderliğinin stratejik bir değer taşıdığını kaydetti.


"Bu bir kadın meselesi değil, memleket meselesidir"


Kadınların güçlenmesinin toplumsal kalkınmayla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Çetindoğan, "Bu mesele yalnızca kadınların meselesi değil; bir memleket meselesidir" dedi. Bu konuda kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Çetindoğan, fırsat eşitliğinin sağlanmasının sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarından biri olduğunu ifade etti.


"Dijitalleşme kadınlar için büyük bir fırsat"


Dijitalleşmenin sunduğu imkanlara değinen Çetindoğan, bilgiye erişimin kolaylaşmasının kadınlar için önemli bir avantaj oluşturduğunu söyledi. Kadınların eğitimle güçlendikçe iş dünyasında daha etkin ve özgüvenli hale geldiğini belirten Çetindoğan, dijital dönüşümün kadınların görünürlüğünü artıran önemli bir araç olduğunu vurguladı.


Mentorluk ve tersine mentorluk kavramlarına da değinen Çetindoğan, genç neslin iş dünyasına yeni bir perspektif kazandırdığını ifade etti. Gençlerin tüketim alışkanlıklarını ve beklentilerini daha iyi analiz edebildiğini belirten Çetindoğan, bu geri bildirimlerin iş süreçlerini geliştirdiğini söyledi.


"Kadınların ekonomik özgürlüğü toplumu güçlendirir"


Kadınların ekonomik bağımsızlığının toplumsal etkilerine dikkat çeken Çetindoğan, ekonomik özgürlüğe sahip kadınların hem ailelerine hem de topluma daha güçlü katkı sunduğunu ifade etti.


Özellikle kırsal bölgelerde kadınların üretimde aktif rol almasına rağmen yeterince görünür olmadığını, üretimi kadınların yapmasına rağmen resmiyette ya eşlerinin ya da çocuklarının adlarının bulunduğunu belirten Çetindoğan, eğitim ve kadın girişimcilere sunulan destek programlarıyla bu yapının değişmeye başladığını kaydetti.


"Hedefler hırslardan daha güçlüdür"


Kadın girişimciliğinin gelişimine yönelik çalışmalarını da paylaşan Çetindoğan, bireyleri harekete geçiren asıl unsurun hırs değil, hedefler olduğunu ifade etti. Toplumsal fayda odaklı hedeflerin kalıcı başarıyı beraberinde getirdiğini belirten Çetindoğan, birlikte çalışma kültürünün önemine de dikkat çekti.


Demet Sabancı Çetindoğan, katılımcılardan gelen tüm soruları da yanıtladı.


Demet Sabancı Çetindoğan’ı ağırlamaktan duydukları memnuniyeti dile getiren Tosmur, "Bu köklü mirasın temsilcilerinden, katılımlarıyla bizleri onurlandıran değerli konuğumuza ve bugün bizlerle olan kıymetli sanayicilerimize kalpten teşekkürlerimizi sunuyoruz" dedi.


Program sonunda AOSB Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Sütcü ile Yönetim Kurulu üyeleri M. Nedim Büyüknacar, Fatma Uğur Ersöz, Tansel Ün ve AOSB Kadın Sanayiciler Platformu Yönetim Kurulu Başkanı Elif Tosmur, Demet Sabancı Çetindoğan’a günün anısına çeşitli hediyeler takdim etti.



AOSB’de iş dünyasinda kadin liderliğinin dönüşümü konuşuldu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Nilüfer’de Ataol Behramoğlu ile şiir ve müzik dolu gece Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen "Dizelerin İzinde" söyleşilerinin konuğu, Türk şiirinin usta kalemi Ataol Behramoğlu oldu. Turgay Fişekçi’nin moderatörlüğünde gerçekleşen etkinlik, sanatseverlere şiir ve müzikle iç içe bir gece yaşattı. Nilüfer Belediyesi’nin edebiyat dünyasının önemli isimlerini ağırladığı "Dizelerin İzinde" programı, Nazım Hikmet Kültürevi’nde gerçekleştirildi. Usta şair Ataol Behramoğlu’nun konuk olduğu etkinliğe, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Belediye Başkan Yardımcıları Okan Şahin ve Emre Karagöz ile çok sayıda sanatsever katıldı. Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sanatın birleştirici gücüne dikkat çekti. Usta şairin dizelerine kulak vermekten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Şadi Özdemir, "Haluk Çetin’in müziğiyle zenginleşen bu buluşma, bizlere sanatın sadece estetik değil, aynı zamanda vicdan olduğunu bir kez daha hatırlatıyor" dedi. Başkan Şadi Özdemir’in konuşması sırasında Behramoğlu’nun "Bir Gün Mutlaka" ve "Sevginin Önünde" şiirlerinden okuduğu bölümler salondan büyük alkış aldı. Behramoğlu’ndan hayata ve şiire dair mesajlar Sanatseverlerin ilgisi eşliğinde sahneye çıkan Ataol Behramoğlu da, Konstantin Simonov’un İkinci Dünya Savaşı sırasında yazdığı ünlü "Bekle Beni" şiirinin çeviri sürecinden bahsederek sözlerine başladı. Hayatta felsefe, şiirin önemini vurgulayan şair, duygu ve dildeki derinleşmenin şiirin temel şartı olduğunu belirtti. Ailesinden ve kendi hayat hikayesinden kesitler paylaşan Behramoğlu, katılımcılara, "Bir şey yapacaksınız hemen başlayın, ertelemeyin" tavsiyesinde bulundu. Usta şair, konuşması esnasında "Sonbahar Ezgisi" şiirini katılımcılar için okudu. "Hayattan gelen organik şiir" Söyleşinin moderatörü yazar Turgay Fişekçi ise Türk şiirinin tarihî evrimini anlatarak Ataol Behramoğlu’nun edebiyatımızdaki yerine değindi. Behramoğlu’nun şiirini "hayattan gelen organik şiir" olarak tanımlayan Fişekçi; şairin gençlik yıllarındaki toplumsal bilincine, 12 Mart ve 11 Eylül darbesi dönemlerinde yaşadığı zorluklara, hapis ve sürgün yıllarına dikkat çekti. Fişekçi, Behramoğlu’nun hapiste kızı için yazdığı "Kızıma Mektuplar" eserini Türk şiirinin en lirik baba-çocuk şiirleri arasında göstererek, "Ataol Behramoğlu, sadece şiiriyle değil, insanlığıyla da 60-70 yıldır bu ülkenin kültür hayatının anıt kişiliklerinden biri olmuştur" ifadelerini kullandı. Behramoğlu şiirleri seslendirildi Söyleşi bölümünün ardından müzik ve şiir akşamı geçildi. Haluk Çetin’in müzikleri eşliğinde, Nilüfer Kent Tiyatrosu oyuncular Ayşe Güreşçi ve Gökhan Kum sahne alarak Ataol Behramoğlu’nun sevilen şiirlerini seslendirdi. Etkinliğin kapanışında ise izleyicileri bir sürpriz karşıladı. Ataol Behramoğlu’nun eşi Hülya Behramoğlu sahneye çıkarak, Haluk Çetin ile birlikte şairin unutulmaz şiiri "Aşk İki Kişiliktir" şiirini okudu.
Bursa Bursa’da diyabetli öğrencilere sensör desteği Bursa Büyükşehir Belediyesi, sosyal güvencesi bulunmayan Tip 1 diyabet hastası üniversite öğrencilerine yönelik, ‘Şeker Sensörü Desteği’ başlatıyor. Bursa’da gençlerin daha iyi bir eğitim alabilmesi ve gelecek kaygısı yaşamaması için çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’ye örnek olacak bir projeyi daha hayata geçiriyor. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı koordinesinde hayata geçirilen ‘Sürekli Glikoz Ölçüm Sensörü’ desteğiyle, üniversitelerin örgün eğitim programlarında öğrenim gören 18 yaş üzerindeki Tip 1 diyabetli gençlerin, kan şekeri seviyelerini gün içerisinde anlık olarak takip edebilmesi amaçlanıyor. Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından söz konusu sensörler yalnızca 2-18 yaş aralığındaki hastalar için karşılanırken, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan destek programıyla önemli bir sorun daha çözüme kavuşturulmuş olacak. Projeye, 15 Nisan-15 Mayıs tarihleri arasında başvurular alınacak. Projeden yararlanmak isteyen öğrencilerin Bursa’da ikamet etmesi, 18 yaşını doldurmuş olması, Tip 1 diyabet tanısına sahip bulunması ve üniversitelerin örgün eğitim programlarında aktif olarak öğrenim görmesi gerekiyor. Değerlendirme sürecinin ardından uygun bulunan öğrencilere sensör desteği sağlanacak. Başvurular için https://www.bursa.bel.tr/form/?form_id=b8b53cd277 adresi ziyaret edilebilir.
Samsun Yüksek tansiyonda "dil altı ilaç" her zaman doğru çözüm değil Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, halk arasında "dil altı tansiyon ilacı" olarak bilinen yaklaşımın, her yüksek tansiyon durumunda doğru ve güvenli bir çözüm olmadığını belirterek, mutlaka tıbbi değerlendirme gerektiğini vurguladı. Halk arasında ani tansiyon yükselmelerinde "hayat kurtarıcı" olarak görülen dil altı ilaç kullanımı, sanılanın aksine her zaman güvenli değil. Kontrolsüz ve hızlı şekilde düşürülen tansiyon; beyin, kalp ve böbreklerde kalıcı hasara yol açabiliyor. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, dil altı tansiyon ilaçları hakkında bilgiler vererek uyarılarda bulundu. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, "Halk arasında ’dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen bazı ilaçlar, yıllardır ani tansiyon yükselmelerinde hızlı bir çözüm gibi görülüyor. Oysa bugün daha net biliyoruz: Her yüksek tansiyon tablosunda bu yaklaşım doğru değildir. Üstelik tansiyonu hızlı ve kontrolsüz biçimde düşürmeye çalışmak, bazı hastalarda faydadan çok zarar verebilir. Hipertansiyon toplumda çok yaygın olduğu için, bu alışkanlığın ne kadar geniş bir kesimi etkileyebileceğini görmek zor değildir. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı konusudur. Önce temel noktayı netleştirelim. Toplumda "dil altı tansiyon ilacı" diye anılan bazı ilaçlar, resmi ürün bilgilerine göre aslında ağızdan kullanılan tabletlerdir. Yani halk arasında yerleşen ifade ile resmi kullanım tanımı aynı şey değildir. Bir uygulamanın yıllardır biliniyor olması, onun herkes için doğru ve güvenli olduğu anlamına gelmez" dedi. Asıl soru sayı değil, tablo Dr. Yücel, "Tansiyon yükseldiğinde çoğu kişinin aklına önce şu soru gelir: ‘Kaç çıktı?’ Elbette sayı önemlidir. Ancak hekimlik açısından daha önemli soru çoğu zaman şudur: Bu yükselmeye eşlik eden tehlikeli bir belirti var mı? Çünkü her yüksek tansiyon aynı değildir. Bazen kişi sakinleştiğinde, birkaç dakika dinlendikten sonra ve doğru teknikle yeniden ölçüm yapıldığında değerler düşebilir. Ağrı, korku, panik, uykusuzluk, yoğun stres, merdiven çıkmak, yeni sigara içmiş olmak ya da kafein almak bile ölçümü geçici olarak yükseltebilir. Bu nedenle tek bir ölçüme bakarak kesin hüküm vermek her zaman doğru değildir. Öte yandan bazen asıl tehlike yalnızca rakam değildir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol ya da bacakta güçsüzlük, görme kaybı, bilinç bulanıklığı, bayılma ya da çok şiddetli alışılmadık baş ağrısı gibi belirtilerdir. Hekimlerin dikkat ettiği nokta tam da budur: Yalnızca tansiyonun kaç çıktığı değil, bu yüksekliğin vücutta neyle birlikte görüldüğü. Bu yüzden konu, "Tansiyonum yükseldi, bir hap alayım" kadar basit değildir. Bazı hastalarda asıl ihtiyaç evde kendi kendine ilaç almak değil, gecikmeden acil tıbbi değerlendirme yapılmasıdır" diye konuştu. "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" diyen Dr. Yücel, "Toplumda sık yapılan hatalardan biri, her yüksek tansiyon değerini aynı kefeye koymaktır. Oysa güncel tıbbi yaklaşım iki farklı tabloyu birbirinden ayırır. Birincisi, tansiyon yüksek olsa da ciddi yakınması olmayan ve hedef organ hasarı düşündüren belirti taşımayan durumdur. Bu kişilerde amaç çoğu zaman tansiyonu dakikalar içinde sert biçimde düşürmek değildir. Önce ölçüm doğrulanır, hasta dinlendirilir, ilacını düzenli alıp almadığı sorgulanır ve tedavi gerekiyorsa hekim kontrolünde düzenlenir. İkincisi ise gerçekten tehlikeli olan tablodur. Yüksek tansiyona göğüs ağrısı, nefes darlığı, ani nörolojik belirti, bilinç değişikliği, görme kaybı ya da konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa durum acil olabilir. Böyle bir tabloda evde çözüm aramak yerine acil yardım zincirine başvurmak gerekir. Toplumda yaygın bir inanış vardır: ‘Tansiyon ne kadar yüksekse, o kadar hızlı düşürmek gerekir.’ Oysa bu düşünce her zaman doğru değildir. Özellikle ileri yaşta ve uzun süredir hipertansiyonu olan kişilerde vücut belirli kan basıncı düzeylerine zaman içinde uyum sağlayabilir. Bu nedenle tansiyonun ani biçimde düşürülmesi, bazı hastalarda beyin, kalp ve böbrek gibi organlara giden kan akımını olumsuz etkileyebilir. Kısacası yalnızca rakamı görmek yetmez; o rakamın hangi bağlamda ortaya çıktığını da bilmek gerekir. Panikle yapılan ve kontrolsüz müdahaleler baş dönmesi, halsizlik, bayılma, düşme ve bazı durumlarda organ kanlanmasında bozulma gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle yaşlı hastalarda bu risk daha da önemlidir. Bu nedenle güncel yaklaşım, belirti ve organ hasarı olmayan durumlarda "hemen ve sert biçimde düşürelim" anlayışından uzaklaşmıştır. Esas olan güvenli, kontrollü ve doğru değerlendirilmiş bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu. Evde ne yapılmalı, ne yapılmamalı? Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, şöyle devam etti: "Öncelikle kişi çok yüksek bir ölçüm gördüğünde panik yapmamalıdır. Ölçüm doğru teknikle mi yapıldı, manşon uygun muydu, kişi birkaç dakika dinlenmiş miydi, kısa süre önce kahve, sigara, efor ya da yoğun stres olmuş muydu; bunların hepsi önemlidir. Uygun koşullarda birkaç dakika dinlenip ölçüm tekrarlanmalıdır. Evde doğru ölçüm için de birkaç basit kurala dikkat etmek gerekir: Ölçümden önce kısa bir dinlenme süresi olmalı, kişi konuşmadan oturmalı, sırtı desteklenmeli, kol kalp seviyesinde tutulmalı ve ölçüm mümkünse art arda birkaç kez değerlendirilmelidir. Tek ve aceleyle yapılmış bir ölçüm, özellikle kaygılı anlarda yanıltıcı olabilir. İkinci önemli nokta, başkasının ilacını kullanmamaktır. Komşunun, eşin, dostun ya da akrabanın ‘bana iyi geliyor’ dediği bir ilaç, başka biri için güvenli olmayabilir. Tansiyon ilaçları kişiye özel tedavi planının parçasıdır. Aynı ilaç, farklı hastalarda farklı etki ve riskler doğurabilir. Üçüncü nokta, bu ilaçları "evde dursun, yükselince alırım" mantığıyla genel bir çözüm gibi görmemektir. Böyle bir yaklaşım, altta yatan tehlikeli bir durumu gözden kaçırabilir. Kimi zaman mesele yalnızca tansiyonun yükselmesi değil; kalp, beyin, aort veya böbrekle ilgili ciddi bir sorunun ilk işareti olabilir. Bir başka sık hata da, düzenli kullanılan tansiyon ilaçlarını hekim önerisi olmadan azaltmak, kesmek ya da yalnızca şikâyet olduğunda almak şeklindeki düzensiz kullanımdır. Oysa tansiyon tedavisi çoğu hastada günlük ve planlı bir yaklaşımdır. Kriz anına odaklanıp uzun vadeli tedaviyi ihmal etmek, sorunu çözmek yerine büyütebilir." Hangi durumlarda acile başvurulmalı? Yücel, şu bilgileri verdi: "Yüksek tansiyona şu belirtilerden biri eşlik ediyorsa kişi beklememeli; 112’yi aramalı ya da en yakın acil servise başvurmalıdır: Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı, sersemlik ya da bayılma, çok şiddetli ve alışılmadık baş ağrısı. Bu belirtiler varken konuyu yalnızca "tansiyon yükseldi" diye görmek yanıltıcı olabilir. Çünkü bazen yüksek tansiyon asıl sorunun nedeni değil, sonucudur; bazen de acil müdahale gerektiren hastalıklarla birlikte görülür. Toplumda bazı uygulamalar yıllar içinde öylesine yerleşir ki, insanlar bunları neredeyse tartışılmaz doğru kabul eder. "Dil altı tansiyon ilacı" anlayışı da büyük ölçüde böyle bir alışkanlığın ürünüdür. Geçmişte bazı ortamlarda bu tür uygulamalar daha sık görülmüş olabilir. Ancak güncel tıbbın bakışı, yüksek tansiyon yönetiminde daha seçici, daha kontrollü ve daha güvenli olma yönündedir. Bugün asıl amaç, tansiyonu gelişigüzel ve hızla düşürmek değil; hangi hastanın gerçekten acil durumda olduğunu ayırt etmek ve tedaviyi buna göre planlamaktır. Bu da bize çok açık bir kamu sağlığı mesajı verir: Her yüksek tansiyon tablosu ‘dil altına bir hap atıp geçsin’ anlayışıyla yönetilmemelidir." Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru değerlendirme Dr. Yücel, açıklamasını şöyle tamamladı: Yüksek tansiyonla yaşayan kişiler için en etkili koruma, yalnızca kriz anında ne yapılacağını bilmek değildir. Düzenli takip, ilaç uyumu, tuz kısıtlaması, kilo kontrolü, egzersiz ve hekim önerilerine bağlı kalmak, ani yükselmelerde panik çözüm aramaktan çok daha değerlidir. Halk arasında ‘dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen ilaçlar, sanıldığı kadar basit bir çözüm değildir. Tansiyonu hızlıca düşürmek her zaman doğru tedavi anlamına gelmez. Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru zamanda ve doğru değerlendirmeyle belirlenir. Akılda tutulması gereken en önemli cümle belki de şudur: Yüksek tansiyon tek başına bir sayı değildir; bazen dikkatle değerlendirilmesi gereken bir uyarıdır. Bu uyarıyı doğru okumak, yanlış bir alışkanlıktan daha değerlidir. Kısa hatırlatma: Her yüksek tansiyon tablosu evde ‘dil altı’ diye bilinen ilaçlarla müdahale gerektirmez. Asıl önemli olan, tehlike işareti olup olmadığını ayırt etmek ve gerektiğinde zaman kaybetmeden tıbbi yardım almaktır."
Bursa Büyükşehir’den kırsal mahallelere malzeme desteği Bursa Büyükşehir Belediyesi, kırsal mahallelerde yaşam standartlarını yükseltmek ve ortak kullanım alanlarını güçlendirmek amacıyla malzeme desteğini aralıksız sürdürüyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi, Fen İşleri Dairesi Başkanlığı aracılığıyla Gürsu ve Kestel ilçelerinde hizmet binaları ve toplanma alanları hayata geçiriyor. Gelen talepleri büyük bir titizlikle değerlendiren Büyükşehir Belediyesi, malzeme destekleriyle ortak kullanım alanlarının geliştirilmesi ve vatandaşların sosyal yaşamını kolaylaştıracak yapıların kazandırılmasını sağlıyor. Gürsu ilçesine bağlı Karahıdır Mahallesi’nde, muhtarlık tarafından yapımı gerçekleştirilen hizmet binası için değeri 4 milyon lirayı aşan demir, beton, profil, trapez sac, sandviç panel, tuğla, kum ve kireç gibi malzeme desteği sağlandı. Ağaköy Mahallesi’ne 224 bin lira tutarında beton desteği verilirken, Adaköy Mahallesi’nde yürütülen çalışmalar için değeri 1 milyon liradan fazla olan profil, trapez sac, fayans, seramik ve karo yapıştırıcı desteği verildi. Kestel ilçesine bağlı Serme Mahallesi’nde ise mahalle tarafından yapımı gerçekleştirilen toplanma alanı için 1 milyon 500 bin bin liraya yakın tutarda profil ve sandviç panel desteğinde bulunuldu. Bursa Büyükşehir Belediyesi, kırsal mahallelerde sosyal yaşamı güçlendirecek, mahalle sakinlerinin ortak kullanımına hizmet edecek projelere destek vermeyi sürdürürken, kırsal alanlarda yaşam standartlarının yükseltilmesine katkı sağlamaya devam ediyor.