GÜNDEM - 18 Mart 2026 Çarşamba 13:21

Van TSO Başkanı Takva: "Van Shoopping Fest’in eğlence ve etkinlik kısmını bu yıl kısıtladık"

A
A
A
Van TSO Başkanı Takva: "Van Shoopping Fest’in eğlence ve etkinlik kısmını bu yıl kısıtladık"

Van’daki yerel ve ulusal basın mensuplarının katılımıyla ’Van Ticaret ve Sanayi Odası (Van TSO) Geleneksel İftar Programı’ düzenlendi.


İftar programı sonrası Van TSO Yönetim Kurulunun katılımıyla ’Basın İstişare Toplantısı’ gerçekleştirildi. Toplantıda basın mensuplarının sorularını cevaplayan Van TSO Yönetim Kurulu Başkanı Necdet Takva; ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı sonrası başlayan savaşın Van ve bölge ekonomisine ektileri, Van Shopping Fest (Van Alışveriş Günleri), kamu ihale kanunu ve Oda adaylık süreciyle ilgili açıklamalarda bulundu.



"Van’ın batısında deniz, doğusunda İran var"


Van Ticaret ve Sanayi Odası öncülüğünde düzenlenen ve büyük ilgi Van Shoopping Fest’in bu yıl ABD ve İsrail’in İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik başlattığı savaş ve çatışmalar nedeniyle Shopping Fest kapsamında düzenlenen birçok etkinlik ve eğlencenin iptal edildiğini söyleyen Başkan Takva, "Gerçekten üzgünüm. Haritadan Van’ın coğrafyasına baktığınız zaman, Van’ın batısında deniz var, doğusunda İran var. Ne batıya gidebiliyoruz, ne de doğuya. Van’ın güney ve kuzey ekseni var. Dolayısıyla kentin bu coğrafi gerçekliği içerisinde şehir her zaman kendine yeni, özgün alanlar oluşturmak zorunda. İlk festivali yaptığımız zaman hatırlarsanız 2015 yılında Van Shoopping Fest adıyla o zaman İstanbul’da, bir iki semti ilgilendiren festival vardı. İkincisini biz düzenledik. Gayemizde şuydu; Özellikle 15 Mart- 5 Nisan tarihleri arasında o dönem strateji anlamında yüzümüzü İran’a döndüğümüz yeni bir tanıtım süreci vardı. Görece bir hareketlilikte vardı. 2012 ve 2013’de şehrimize 46 bin kişinin şehrimize giriş yaptığını görmüştük" dedi.



"İranlı turistlerin şehrimizde daha fazla zaman geçirmelerini sağladık"


Geçen yıl itibari ile 777 bin yabancı turistin Kapıköy’den giriş yaptığını söyleyen Başkan Takva, şöyle konuştu:


"Bizim geçen yıl koyduğumuz hedef 1 milyon İranlı turistti. Malumunuz İranlılar Nevroz tatilini çok uzun süreli kutluyorlar. Gayemizde nevroz tatili döneminde ülkemize giriş yapan İranlı turistlerin şehrimizde daha fazla zaman geçirmelerini temin etmek, burada alışveriş yapmalarını sağlamak. Kentin günü birlik ticaretinde fark oluşturacak bir çalışmaydı. Bu yıl dokuzuncu kez yapacaktık. Pandemide ve 2016 yılında yapamamıştık. Bu yıl da aslında büyük bir heyecanla çalışma başlatmıştık. Biz 2017 yılında projeyi Büyükşehir Belediyesine devretmiştik. Murat Zorluoğlu projeyi sahiplendi. Bizde gönüllü olarak devrettik. Şehrin gece ışıklarını görüyorsunuz. Hatırlar mısınız bilmiyorum ama şehrin ilk gece ışıklarını bizim çalışma arkadaşlarımız yapıyorlardı. Bir hafta boyunca vinçler kiralamıştık ve beşyol meydanını ışıklandırmıştık. Daha sonra o ışıkları Hacıbekir Caddesine kadar Cumhuriyet Caddesini kapsayacak şekilde yaygınlaştırdık. Bütün çalışmaları biz odamızın bütçesi ile yapıyoruz. Oldukça başarılı süreçler oldu."



"1 milyona yakın bütçe ayırmıştık"


Van Shoopping Fest ile İranlı turistlerin kent ekonomisine ciddi katkılar sunduğunu vurgulayan Takva, "Biz her yılında sonunda 5 Nisan’da sonra sizlerle yaptığımız değerlendirmede Kredi Kartları Merkezi’nden almış olduğumuz rakamları paylaşıyoruz. Bir önceki yılla kıyaslıyoruz. Çünkü bizim ne kadar bir ekonomik gelir elde ettiğimizi başka yerde ölçme şansımız yoktu. Sadece o dönem kredi kartları üzerinden aldığımız tutarlar ve işlem hacmini sizlerle paylaşıyorduk. Kaldı ki o rakamların içerisinde biliyorsunuz İran’daki bankacılık sistemi bizimle uyumlu olmadığı için buraya gelen İranlı turistlerin tamamı nakit alışveriş yapıyorlar. Böyle bir başarılı süreç vardı. Bu yılda baktık ki belediye bu işi üstlenmeyecek. Biz biraz da merkez belediyelerinde bu işi desteklesin, sahiplensin istedik. Bunu şehrin her alanına yaygınlaştıralım gibi bir hedef koymuştuk. Ama ne yazık ki ilçe belediyeleri bu işi hiçbir zaman üstlenmediler. Dolayısıyla biz bunu tekrar yapalım istedik. Kent meydanını kiraladık. Oraya yurt dışında Noel zamanlarında Noel Fest diye küçük alışveriş alanları, hediyelik eşyalarında satıldığı renkli, şık mekanlar oluşturuyorlar ve her kentin böyle merkezinde akşamları, ailelerin dolaşabildiği, cıvıl cıvıl, el ürümü malzemelerin satıldığı bir alan oluşturacaktık. Bunun içinde 25 tanede modern çadır satın aldık. Bu yıl Odamızda yaklaşık 1 milyona yakın bütçe ayırmıştık. 1-2 tane de eş zamanlı konser düzenleyecektik. Belediyede oranın enerji ve diğer lojistik alt yapısı konusunda bize destek vereceklerini söylemişti. Fakat savaş patlayınca bunları yapamadık" ifadelerini kullandı.



"Van Shoopping Fest geleneğini sürdürdük"


"Burnumuzun dibinde, komşumuzda ateş varken kalkıp burada bir festival havası içerisinde insanların eğlenceye yönelmesini sağlayacak bir yaklaşımı etik bulmadık" diyen Takva, "Bundan vazgeçtik. Fakat bu geleneği sürdürmekte gerekiyordu. Arkadaşlarımız birkaç gündür tüm esnafları, bizim daha önce hazırladığımız stickerları asmak suretiyle bir farkındalık düzeyine taşımaya çalıştılar. Ve esnaflara da bir çağrıda bulunduk. İndirim yapın ama yerel esnafı önceleyen bir yaklaşım içinde de hem alışveriş festivali dönemini en azından esnafın mağduriyetini önceleyecek bir bakış açısıyla bertaraf edelim mağdur olmasınlar hem de yerel esnafı önceleyen bir zihinsel iklim olsun istedik. Böyle bir çalışmamız var ve devam ediyor. Bir hafta sonra bunun ölçümlemesini yapacağız. En azından yerelde biz bize ne kadar etki oluşturuyoruz" dedi.



"Çağrımız olacak"


Van Kapıköy Sınır Kapısı’nda yapılan yayınların iç turizmini de etkilediğini belirten Başkan Takva, "İranlı turistlerin Van’a gelip gelememesi üzerine bir okuma yapmamak lazım. Amerika her gün biliyorsunuz uyarılarda bulunuyor. Türkiye’nin doğusunda, güney doğusunda bulunmayın gibi listeler yayınlıyor. İster istemez sadece İranlı turist hareketliliğini etkilemiyor. Bu çağrıları bütün Avrupa ülkeleri yapıyor. İster istemez iç turizmi de etkiliyor. Şimdi bütün ulusal, uluslararası basın kuruluşu Van’dan yayın yapıyor. İşte gördük, duyduk, böyle oldu, patlama sesi var bilmem ne var gibi yayınlar bir nevi bizim şehrimizi kamuoyunda iç turizmi açısından da etkiliyor. Olay sadece kentin turizm açısında izolasyonuna yol açmıyor. Yerel manadaki hareketliliği de ortadan kaldıran uluslararası çağrılar var, aynı zamanda insanların psikolojik olarak kendilerini bulundukları mekanda güvende hissettiren ihtiyacı oluşmuş durum var. İnsanlar şuanda bir hevesle bayram alışverişi duygusuyla hareket etmiyorlar. Bizim şehrimizin böyle bir talihsizliği var. Biz şimdi bir hazırlık yapıyoruz önümüzdeki bir hafta içerisinde de bayram alışverişi bilgilerine de ulaşabilirsek bir ölçümleme yapıp özellikle; hükümete, karar vericilere, politik yapıcılara bir çağrımız olacak" diye belirtti.



"Kriz içinde kriz yaşayan bir kent konumuna geldik"


Van esnafının bayram için hazırlık yaptığı ve mal aldığı aktaran Takva, alınan malların esnafın elinde kaldığını söyledi. Takva şu ifadeleri kullandı:


"Dolayısıyla bizde tam bu esnada bu pazar meselesini nasıl çeşitlendirebiliriz diye yönetim kurulumuzla bu meseleyi görüşüyoruz. Şimdi uluslararası camia doğuya gitmeyin gibi çağrılarına karşı bizim Ermenistan pazarını değerlendirelim ya da Kürdistan’a tekrar gidelim. Dolayısıyla biz kriz içinde kriz yaşayan bir kent konumuna geldik. Bunun etkilerini de bertaraf etme konusunda afet bölgelerine uygulanan öteleme, taksitlendirme taleplerimiz olacak. Bu konuda özellikle küçük esnafımız ve orta ölçekli tacirlerimiz bundan etkileniyor. Lojistik, tekstil, konaklama, yeme-içme ve kozmetik. Bu 5 sektör bundan doğrudan etkileniyor. Biz raporlarımızı hazırlayıp özellikle bir afet durumuyla karşı karşıya olduğumuz gerçeği var. Bundan şu anda Türkiye’de en fazla etkilenen kentlerin başında geliyoruz. Bizim basınımızın da bu meseleyi, bu zaviyeden değerlendirmesi lazım. Olayı sadece İran üzerinden okumamalısınız. Van sadece kendine hizmet eden bir şehir değil ki. Hakkari’den Muş’a, Ağrı’ya hatta Erzurum’a kadar Van bir çekim merkezi haline geldi. Bu çağrılar, bütün bu yayınların Van’dan olması ister istemez Van’ı izole ediyor. İnsanların bölgesel hareketliliğini de olumsuz etkiliyor. Bu çerçeveden de bakmak gerekiyor. Dediğim gibi duyarlılığınızla süreci endişe ile takip etme durumumuz devam ediyor. Umuyor ve diliyorum ki bir önce savaşın sona ermesi, dediğim gibi doğrudan etkilenen kentlerin başında biz geliyoruz ama bütün dünya bundan etkileniyor maalesef."



"Ülkenin demokratikleşme sorunu olarak görüyoruz"


Kamu ihalelerinin doğrudan temin usulüyle belli firmalara verilmesine yönelik kendisine yöneltilen sorulara cevap veren Takva, "Bir ülkenin kamu mal ve hizmet alım süreci yani ihale süreci o ülkenin demokrasi sorunudur. Orada uygulanan yöntem, o ülkenin ne kadar demokratik, şeffaf, sürdürebilir ve yönetilebilir olduğunu gösterir. Bir ülkenin salt demokrasi sorunu sadece Kürtlerin dil sorunu değildir. Kürtlerin üzerindeki iddia ettikleri ya da maruz kaldıkları basit sorun değildir. En önemli meselelerden bir tanesi Van Ticaret ve Sanayi Odası nasıl görüyor biliyor musunuz? Biz bu ihale meselesini ülkenin demokratikleşme sorunu olarak görüyoruz. Bakın bu çok önemli bir meseledir. Yani ülkelerin, hükümetlerin, iktidarların mal ve hizmet alım süreçleri en önemli demokrasi sorunudur. Umuyor ve diliyorum ki bizim perspektifimizde budur. Bunu her yerde söylüyorum. Ama bu formülasyonla bugüne kadar yerel medyada ya da toplumsal duyarlılık konusunda herhangi bir duyarlılık olmadı. Bir ülkenin kamu mal alım süreci, mevzuatı ihale kanunu o ülkenin demokrasi seviyesinin göstergesidir" diye konuştu.



"Odaların görevi üyelerinin hak ve menfaatini korumaktır"


Kentte son dönemlerde artan seyyar satıcı konusundaki soruya cevap veren Başkan Takva, ’Seyyara karşıyız’ diyerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:


"Odaların görevi esasında üyelerin hak ve menfaatini korumak ve bunun için üyelerle kamu kurumları arasında aracılık etmektir. Bizim başkada bir numaramız yok. Yazarız, söyleriz bunu raporlarız, gerekçeleriyle söyleriz. Aşağı yukarı her ay kaldırım işgalinden tutun seyyar satıcılara kadar yazılar yazıyor ve ilgili yerlere iletiyoruz. Çünkü bunlar kayıtlı ekonomiyi olumsuz etkileyen tutumlar. Biz orada seyyara karşı değiliz aslında. Bunları kurumsal bir alt yapı içerisinde vergilendirerek, bir yerde örgütleyebilseler nur ala nur. O kentsel yönetimin becerisi, marifeti olarak tanımlanır. Ama keyfe keder seyyar uygulamaların olmaması için her alanda ve her sektörde olmaması için duyarlılığımız en üst seviyede. Bu meseleye böyle bakıyoruz. Büyükşehir belediyesine en son 3 Şubat’ta yazı yazdık."


Yerel basının desteklenmesi noktasında oda üyelerine ve tüm kesimlere çağrıda bulunan Tavka, Kapıköy Sınır Kapısı’nda devam eden sosyal tesisin mayıs-haziran ayı içerisinde hizmete alınmasını beklediklerini vurguladı.



"Gündemimizde seçim yok"


Oda seçimleri ve kendi adaylık durumu hakkında yöneltilen soruyu cevaplayan Takva, "Bizim rutin olarak oda seçimlerimizin 1 Ekim - 30 Kasım tarihleri arasında tamamlamamız gerekiyor. Türkiye’deki 367 Oda/Borsa seçimlerinin bu tarihler arasında tamamlanması lazım. Son 4 dönemdir seçimler ertelemeli gerçekleşiyor. Buna da bakanlar kurulu kararı ya da Kanun Hükmünde Kararname ile hükümet karar veriyor. Bunun bizimle bir alakası yok. Şu an da önceliğimiz Van ekonomisini, üyelerimizin ve şehrimizin önündeki zorlukları aşmak. Dolayısıyla şu anda bizim gündemimiz de böyle bir mesele yok. Kamuoyunda, sosyal medyada yapılan paylaşımların bir karşılığı da yok. Üzerimizde bir mahalle baskısı var mı var. Bu mahalle baskısını da yaklaşık 1 yıldır şehri seçim atmosferine, seçim gündemi ile yoğurmaya çalışan arkadaşlara soracaksınız. Bunun müsebbibi biz değiliz. Şu an da böyle bir gündemimiz yok. Dolayısıyla adaylık konusuna gelince görevimizin başındayız. Van için yapacak daha çok işimiz var, devam eden birçok projemiz var. Onlar devam ediyor. Üyelerimizin teveccühü, iş dünyamızın beklentileri konusunda bizde hareket edeceğiz. Besi OSB’nin tahsis süreci var, yatırım onayları var, Sera OSB kurma çalışmalarının arifesindeyiz. Eğitim Kültür Vakfı çalışmalarımız var, özel üniversite kurma çalışmalarımız var. Birçok çalışmamız var. Bunlar devam ediyor. Dolayısıyla hepimize düşen 7 aylık süreçte kamu hinterlandına girmeden Van Ticaret ve Sanayi Odası’nın kazanımlarını korumak, hakkaniyetle süreci yönetmek ve görevimizi hakkaniyetle tamamlamak gibi bir hedefimiz var" cevabını verdi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kars Kars’ta "Açık Kapı"dan üniversite öğrencilerine yakın temas Kars’ta vatandaşla doğrudan iletişimi güçlendirmek amacıyla çalışmalarını sürdüren Kars Valiliği Açık Kapı Şube Müdürlüğü, bu kez üniversite öğrencileriyle buluştu. Vali Ziya Polat’ın "Sevdamız Eğitim" vizyonu doğrultusunda yürütülen ziyaretlerde, gençlerin talep ve önerileri yerinde dinlendi. Çalışmalar kapsamında Kafkas Üniversitesi’nin birçok fakülte ve meslek yüksekokulu ziyaret edildi. Tıp, Mühendislik ve Mimarlık, Dede Korkut Eğitim, İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri ile Yabancı Diller, Adalet, Kazım Karabekir Teknik Bilimler, Sosyal Bilimler ve Susuz Meslek Yüksekokulu öğrencileriyle bir araya gelen ekipler, "Milletin Kapısı" anlayışını kampüslere taşıdı. Ziyaretlerde Açık Kapı personelleri, öğrencilere sistemin işleyişi hakkında detaylı bilgi verirken; kamu hizmetlerine erişim, talep ve şikayetlerin iletilmesi süreçleri uygulamalı olarak anlatıldı. Öğrenciler, karşılaştıkları sorunları doğrudan yetkililere iletme fırsatı buldu. Programlara katılan öğrenciler, özellikle barınma, ulaşım, eğitim imkamları ve sosyal yaşamla ilgili taleplerini dile getirdi. Açık Kapı ekipleri ise iletilen her başvurunun kayıt altına alındığını ve ilgili kurumlara hızlı şekilde yönlendirileceğini belirtti. Yetkililer, bu tür buluşmaların yalnızca sorun çözmeye yönelik değil, aynı zamanda gençlerin kamu yönetimine katılımını artırmayı hedeflediğini vurguladı. Öğrencilerin sürece aktif katılım göstermesi, programların verimliliğini artıran önemli bir unsur olarak değerlendirildi. Ziyaretlerin bir diğer önemli ayağını ise ortak sosyal projeler oluşturdu. Açık Kapı ekipleri ile öğrenciler arasında yapılan görüş alışverişinde; gönüllülük esaslı sosyal sorumluluk projeleri, yerel kalkınmaya katkı sağlayacak çalışmalar ve gençlerin aktif rol alabileceği etkinlikler masaya yatırıldı. Bu kapsamda özellikle dezavantajlı gruplara yönelik projeler, çevre bilinci çalışmaları ve eğitim destek programları gibi alanlarda iş birliği yapılması planlanıyor. Ayrıca bu tür ziyaretlerin artarak devam edeceği ve daha fazla öğrenciye ulaşılmasının hedeflendiği kaydedildi.
Balıkesir Balıkesirli keşşaflar cepheye uğurlandı Çanakkale Savaşı’nda vatan savunmasına katılan keşşaf (izci) birliğinin tamamı şehit olan Balıkesir Lisesi öğrencileri, 111 yıl sonra tekrar cepheye uğurlandı. Asker kıyafetleri giyerek askerlik şubesine giden ve ardından kına yakılan öğrenciler temsili olarak Çanakkale cephesine uğurlandı. 1914 yılında adı Balıkesir Sultanisi olan Balıkesir Lisesi’nden keşşaflık (izci) görevinde olan yaklaşık 100 öğrenci Çanakkale Savaşı’nın çıkması ile birlikte askere alınmış ve savaş neticesinde Balıkesir Lisesi savaşın olduğu 2 yıl mezun öğrenci verememiştir. Çanakkale Savaşı’nın 111 yıl dönümünde hatıraları tekrar yaşatan Balıkesir Lisesi Derneği, yaptığı program ile lisede okuyan öğrencilerine dönemin asker kıyafetlerini giydirdi. İlk olarak okul bahçesinde buluşan öğrenciler 111 yıl önce çekilen fotoğrafın aynısını tekrar çektirdi. Keşşaflar, 1914 yılında askerlik şubesi olarak kullanılan binaya giderek askerlik belgelerini aldı. İsimleri okunan askerler bina içerisine girerek temsili olarak askerlik şubesi başkanının elinden Osmanlıca ile hazırlanmış belgelerini ’Vatan Sağolsun’ sesleri eşliğinde aldılar. Yürüyüşün ardından İstanbul’un fethinde önemli rol oynayan Zağnos Paşa’nın adını taşıyan Zağnospaşa Camii’ne gelen temsili askerlere burada kınalar yakıldı. Avuçlarına yakılan kınaların ardından askerler Çanakkale cephesine uğurlandı.
Çanakkale Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Azimle inşa ettiğimiz Türkiye Yüzyılı’nın da en sağlam dayanağı Çanakkale ruhudur" Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111’inci yıl dönümü Şehitler Abidesi’nde törenle kutlandı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Bölgemizde ve küresel düzeyde yükselen güç siyaseti, bugün Çanakkale ruhunu diri tutmamızın çok daha anlamlı olduğunu göstermektedir. Azimle inşa ettiğimiz Türkiye Yüzyılı’nın da en sağlam dayanağı Çanakkale ruhudur. O gün verilen mücadele, milletimizin varlığına yönelen kuşatmaya karşı ortaya konmuş sarsılmaz bir iradenin ifadesi olarak tarihe kazınmıştır. Geleceği kuracak olan da aynı iradedir" dedi. Şehitler Abidesi’ndeki 18 Mart Şehitleri Anma ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111’inci yıl dönümü sebebiyle düzenlenen tören saat 12.00’de başladı. Alana iki dev ekran kuruldu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz helikopterle tören alanına geldi. Törene, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel, Donanma Komutanı Oramiral Kadir Yıldız ve 1’inci Ordu Komutanı Orgeneral Bahtiyar Ersay, AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Çanakkale Valisi Ömer Toraman, Çanakkale Boğaz ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Mustafa Biçen, Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek, Gelibolu 2. Kolordu Komutanı Tümgeneral Mehmet Özeren, Amfibi Kolordu Komutanı Tümamiral Hüseyin Tığlı, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, İl Jandarma Komutanı Jandarma Kıdemli Albay Cemalettin Akyüz, Sahil Güvenlik Çanakkale Grup Komutanı SG. Yarbay Orhan Öğrenci, Avustralya’nın Ankara Büyükelçisi Sally-Anne Vincent, Yeni Zelanda Büyükelçi Yardımcısı Erin Morriss, Avustralya Savunma Ateşesi Albay Timothy Hawley, Birleşik Krallık Savunma Ateşesi Albay Jim Torbet, Avustralya’nın Çanakkale Konsolosu Laura Wauchope, çok sayıda şehit yakını, gazi ve gazi yakınları katıldı. Tören, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına çelenk sunumuyla başladı. Tören, saygı duruşu, saygı atışı ve İstiklal Marşı eşliğinde Türk bayrağının göndere çekilmesiyle devam etti. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy yaptığı konuşmada, "Her sahada tarihin akışını değiştiren pek çok eylemin, olayın, çalışmanın, eser ve buluşun banisi olan Türk milleti, istiklal ve istikbali söz konusu olduğunda, vatanına ve bayrağına göz dikildiğinde savaş meydanında da tarihin akışını değiştirmeye; coğrafyaları ve devletleri şekillendirmeye daima muktedir olmuştur. Ordinaryüs Profesör Fritz Neumark bu gerçeği ’Tarihten Türkleri çıkarırsanız ortada tarih diye bir şey kalmaz’ diyerek dile getirmiştir. Unutanların hafızasına, 20’nci yüzyılda bir kez daha bu gerçeği mıh gibi çaktığımız yerdir Çanakkale. Vatan söz konusu olduğunda yokluğu ve yoksunluğu umursamayan, tereddüt etmeyen, vazgeçmeyenlerin canlarıyla, kanlarıyla, tertemiz imanlarıyla çizdiği geçilemez sınırdır bu topraklar. 18 Mart’ın, Çanakkale Deniz Zaferi olarak anılmasında saklı olan muazzam başarının altını burada özellikle bir kez daha çizmek isterim. Çünkü deniz zaferleri iki donanma arasındaki çarpışmalarda kazanan tarafa atfedilen başarıdır. Hâlbuki Boğazı ve çevresini savunan Türk ordusu; 2. Ağır Topçu Tugayı, Erenköy Ağır Topçu Bölge Komutanlığı ile 9. ve 11. Piyade tümenlerinden oluşuyordu. Herhangi bir donanma gücü söz konusu değildi. Buna karşı işgal kuvvetleri ise tarihin o zamana kadar gördüğü en büyük donanma gücüyle Çanakkale’ye hücum ediyordu. Mehmet Akif’in ’Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya / Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya’ mısralarının ardında, taraflar arasındaki bu muazzam fark yatmaktadır. İşgal kuvvetlerinin 3 tümenden oluşan birleşik filosunda; Queen Elizabeth, Agamemnon, Inflexible, Ocean, Irresistible, Bouvet ve Majestic gibi İngiliz ve Fransız donamalarının en güçlü 18 savaş gemisi yer alıyordu. Sadece bu gemilerdeki toplam top sayısı 279’du. Bunların yanında hafif kruvazörler, denizaltılar, mayın gemileri, kömür ve hastane gemileri ve hatta 6 uçak taşıyan ARK Royal uçak gemisi de Çanakkale’ye gelmiştir. Peki, bizde? Bizde Cevat Paşa vardı saygıdeğer misafirler. Hafız Nazmi ve Tophaneli Hakkı beyler, Üsteğmen Hasan ve Teğmen Mevsuf, Seyit ve Müstecip onbaşılar vardı bizde… Bu adlarda saklı, iman dolu sinesi savaş gemilerinin zırhından daha kalın, daha dayanıklı niceleri vardı Çanakkale’de. Karşılarındaki donamanın inanılmaz büyüklüğüne, kıyamet gibi yağan ateş gücüne aldırmadılar. Üzerine bastıkları, arkalarında uzayıp giden vatan toprağına baktılar ve geri dönmeyi akıllarından çıkarıp yüzlerini denize çevirdiler. Kulağa hayali, efsanevi gibi geliyor ama yaşandı bunlar… Şahidi, Çanakkale sularına gömülen Bouvet, Irresistible ve Ocean gemileridir. Şahit, yenilmez diye anılırken batanlar dışında 4 gemisi de savaş dışı kalan; insan zaiyatı 800’ü aşan ve gücünün üçte birini kaybeden birleşik filodur. Hatırlatmak isterim ki müttefikler Boğazı kolayca geçeceklerini düşünüyordu. Churchill’e göre İngiliz donanması Boğaz’da görününce Türkler topları bırakıp kaçacaktı. Hatta o kadar emindiler ki İngiliz Cook Seyahat Şirketi İstanbul’a tur bile organize etmişti. İşte, gönderdikleri filodan bile büyük bu kibirleri de Çanakkale’nin şehit ve gazi kanlarıyla bereketlenmiş sularında boğulup gitmiştir. O gün birleşik filonun bir deniz yüzbaşısı ’Doğrudur, yumurta kırılmadan omlet yapılamaz ama yumurtalar kırılır ve omlet yapılmazsa kötü olur. Mesele şudur: Tabyalara üç gemi değerinde hasar verdik mi’ diyerek meselenin özünü dile getirmiştir. Ecdadımız, kimsenin gücü yetmez denilen bu filoya fazlasıyla yetmiş ve dahi artmışlardır ki sonrasında karadan işgale yeltenenlere; vatana, bayrağa, mukaddesata göz dikip el uzatanlara da hadlerini bildirmişlerdir. O zaman da Bigalı Mehmet Çavuş, Yüzbaşı Yusuf Kenan ve Kemal Beyler, Yarbay Hüseyin Avni Bey gibi cümle şehit ve gazilerimizin yiğitliğini simgeleyen yeni kahramanlar meydanda yerini almıştır. Ve kara savaşlarında bir direniş destanı yazan Anafartalar Kahramanı Yarbay Mustafa Kemal de Türk’ün istiklal ve istikbal mücadelesinin başkomutanı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olarak tarihe geçmiştir. 111 yıl önce yazdığımız bu destanın zamansız bir zafer, değeri asla azalmayacak bir örnek olduğunu günümüzde tekrar tekrar tecrübe ediyoruz. Bugün uluslararası hukukun hiçe sayıldığı, vicdanların ayaklar altına alındığı, zevk olsun diye bombalama yapılabileceğinin hayasızca dillendirildiği bir dönemdeyiz. Bizler, 111 yıl önce ecdadımızın ispat ve ilan ettiği gibi güçlünün değil haklının galip geleceğini, kibrin değil sabır ve tevazuya sırtını vermiş cesaretin zafere ulaşacağını dünyaya buradan bir kez daha ilan ediyoruz. Konuşmamı bu duygularla noktalarken aziz Türk milletinin Çanakkale sularına yazdığı destanın, şanlı deniz zaferimizin 111’inci yıl dönümünü kutluyorum. Başta Çanakkale şehitlerimiz ve ahirete irtihal etmiş gazilerimiz olmak üzere Türk milletinin varlığı ve mukaddesatı için canını vermiş, kanını dökmüş, ömrünü vakfetmiş cümle geçmişlerimizi; Kurtuluş Savaşımızın Başkomutanı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını rahmetle, minnetle ve saygıyla anıyorum. Bu vesileyle şehit ailelerimizin, gazilerimizin ve aziz milletimizin mübarek Ramazan Bayramı’nı da tebrik ediyor, hepinize saygılar sunuyorum" dedi. Yılmaz: "Bölgemizde ve küresel düzeyde yükselen güç siyaseti, bugün Çanakkale ruhunu diri tutmamızın çok daha anlamlı olduğunu göstermektedir" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise 18 Mart Deniz Zaferi töreninde yaptığı konuşmada, "Sizleri şahsım ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Sonuna yaklaşmış olduğumuz Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ediyor, Rabbimden bizleri sağlık ve afiyetle bayrama kavuşturmasını diliyorum. 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi Töreni vesilesiyle bu şanlı zaferin kazanıldığı topraklarda sizlerle bir arada olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Çanakkale Deniz Zaferimizin 111’inci sene-i devriyesinde vatanımıza, bayrağımıza ve istikbalimize sahip çıkarken şehit düşen tüm kahramanlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Gazilerimize sıhhat ve afiyet temenni ediyorum. İstiklal şairimiz Mehmet Akif’in diliyle bir kez daha sesleniyoruz: ’Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber, Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.’ Bugün Gelibolu Yarımadası’nın her karışına sinmiş fedakârlığın, milletimizin istiklal iradesinin ve tarih boyunca süregelen vatan sevgisinin hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Gelibolu Yarımadası’nın her karışına sinmiş bu hatıra, ardına bakmadan yollara düşenlerin, hayatlarının baharında cephelere koşanların, bu vatanın kaderi söz konusu olduğunda kendi kaderini tereddütsüz biçimde ortaya koyanların hatırasıdır. Anadolu’nun dört bir yanından gelen gençler, köylerinden, kasabalarından, şehirlerinden ayrılıp Gelibolu sırtlarında aynı safta buluşmuş; milletimizin istiklal iradesini omuz omuza savunmuştur. Bugün de aynı ruhla iç cephemizi güçlendiriyor, birliğimizi ve kardeşliğimizi yüceltiyoruz. Bölgemizde ve küresel düzeyde yükselen güç siyaseti, bugün Çanakkale ruhunu diri tutmamızın çok daha anlamlı olduğunu göstermektedir. Azimle inşa ettiğimiz Türkiye Yüzyılı’nın da en sağlam dayanağı Çanakkale ruhudur. O gün verilen mücadele, milletimizin varlığına yönelen kuşatmaya karşı ortaya konmuş sarsılmaz bir iradenin ifadesi olarak tarihe kazınmıştır. Geleceği kuracak olan da aynı iradedir. Dönemin en güçlü donanmalarıyla desteklenen büyük bir saldırı karşısında bu topraklarda yükselen direniş, Türk milletinin bağımsızlık iradesinin hiçbir şart altında teslim alınamayacağını bütün dünyaya göstermiştir. Çanakkale’de ortaya çıkan direniş, milletimizin ilerleyen yıllarda vereceği büyük istiklal mücadelesinin ruhunu da mayalamıştır. Bu cephede sergilenen kararlılık ve fedakârlık, daha sonra Anadolu’nun dört bir yanında yürütülecek Kurtuluş Savaşı’na ilham vererek güçlü bir irade doğurmuştur. Bu bakımdan Çanakkale, milletimizin bağımsızlık yürüyüşünde yeni bir dönemin kapısını aralayan tarihî bir eşik olarak hafızalarımızda yerini almıştır. Burada, aziz şehitlerimizin huzurunda bir kez daha haykırıyoruz: ’Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal!’ ’Çanakkale geçilmez’ ruhu, bu milletin istiklal iradesini ve bağımsız yaşama kararlılığını ifade eden güçlü bir hafıza olarak bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır. İçinden geçtiğimiz dönemde bölgemizde gerilimlerin arttığı, savaşların ve çatışmaların geniş bir coğrafyayı etkilediği bir tabloyla karşı karşıyayız. Böyle bir ortamda Türkiye’nin güçlü bir devlet iradesiyle, dirayetli liderlikle hareket etmesi ve savunma kapasitesini sürekli geliştirmesi büyük önem taşımaktadır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen kararlı politikalar ve savunma alanında atılan adımlar sayesinde milletimiz bugün huzur ve güven içinde yaşamaktadır. Etrafımız ateş çemberi iken ülkemiz adeta bir istikrar merkezi olarak temayüz etmektedir. Bu güven ortamının arkasında güçlü bir tarihsel birikim ve köklü bir devlet geleneği bulunmaktadır. Osmanlı döneminde kurulan Tophane-i Âmire’den Cumhuriyet’in ilk yıllarında oluşturulan askerî fabrikalara uzanan üretim geleneği, savunma alanında kendi imkân ve kabiliyetlerimizi geliştirme iradesinin erken örneklerini ortaya koymuştur. Cumhuriyet döneminde Şakir Zümre’nin mühimmat üretimi, Nuri Demirağ’ın havacılık alanındaki girişimleri ve Vecihi Hürkuş’un öncülük ettiği çalışmalar savunma alanında yerli üretim anlayışının tarihimizdeki güçlü adımlarından bazılarıdır. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında karşılaşılan ambargolar ise savunma alanında dışa bağımlılığın ne kadar ciddi riskler doğurabileceğini açık biçimde göstermiştir. Bu tecrübe, Türkiye için yeni bir bilinç oluşturmuş; kendi savunma sanayiini geliştirme kararlılığı daha güçlü bir şekilde ortaya konmuştur. Son yıllarda savunma sanayiinde ortaya koyduğumuz atılımlar, Türkiye’nin güvenlik mimarisinde köklü bir dönüşüm meydana getirmiştir. 2000’li yılların başında yüzde 20 seviyelerinde bulunan savunma sanayiindeki yerlilik oranı bugün yüzde 80’in üzerine çıkmıştır. Türkiye artık savunma alanında ihtiyaç duyduğu pek çok sistemi kendi mühendisliğiyle geliştiren, kendi üretim gücüyle sahaya süren bir kapasiteye ulaşmıştır. Bugün gökyüzünde görev yapan Bayraktar TB2, AKINCI ve ANKA gibi insansız hava araçlarımız ile KAAN ve HÜRJET projeleri hava gücümüzde yeni bir dönemin kapısını aralamaktadır. Denizlerde MİLGEM gemilerimiz ve TCG Anadolu ile mavi vatandaki varlığımız güçlenirken, kara kuvvetlerimize yeni bir kabiliyet kazandıran ALTAY tankı ve modern zırhlı araçlarımız sahadaki gücümüzü artırmaktadır. Hava savunmasında HİSAR ve SİPER sistemleri ile ATMACA, SOM ve TAYFUN gibi yerli füze projeleri ise Türkiye’nin savunma kapasitesini her alanda ileri bir seviyeye taşımaktadır. Savunma sanayiinde elde edilen bu başarılar, milletimizin bağımsızlık iradesinin teknoloji, üretim ve mühendislikle birleşmiş hâlidir. Dün vatan toprağını korumak için cepheye koşanların taşıdığı kararlılık, bugün bilim insanlarımızın, mühendislerimizin ve savunma sanayiinde çalışan binlerce gencimizin emeğiyle yeni bir güce dönüşmektedir. Çanakkale’de ortaya çıkan ruh ile bugün caydırıcı güç olma yolunda ortaya koyduğumuz irade arasında güçlü bir bağ bulunmaktadır. Çanakkale’de yazılan destan, milletimizin birlik içinde hareket ettiğinde karşısında hiçbir gücün duramayacağını gösteren güçlü bir tarihî miras olarak hafızalarımızda ve gönlümüzde yaşamaktadır. Yaşamaya da devam edecektir. Bu topraklarda verilen mücadele milletimizin istiklal ve hürriyet konusundaki kararlılığının en güçlü sembollerinden biri olarak tarihimize kazınmıştır. Bu duygularla Çanakkale Deniz Zaferimizin 111’inci yıl dönümünü bir kez daha tebrik ediyor; başta Anafartalar Komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bu büyük destanda imzası bulunan tüm komutanlarımızı ve kahraman Mehmetçiklerimizi, imkansızlıklar için her türlü fedakarlığı yapan aziz milletimizi rahmet ve minnetle anıyorum" diye konuştu. Konuşmaların ardından şehitler için Kur’an-ı Kerim okundu, dualar edildi. Şehitlik Defteri imzalandıktan sonra da temsili şehit mezarlıklarına karanfil bırakıldı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı unsurları Çanakkale Boğazı’nda geçit töreni gerçekleştirdi. Şehitler Abidesi’ndeki tören SOLOTÜRK’ün nefes kesen gösterisiyle sona erdi.