ÇEVRE - 21 Mart 2026 Cumartesi 12:58

Su uzmanı profesör: "Su krizi büyüyor, kadınlar su alanında değişime öncülük etmeli"

A
A
A
Su uzmanı profesör: "Su krizi büyüyor, kadınlar su alanında değişime öncülük etmeli"

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında yaptığı açıklamada, "Su krizini çözmek için, kadınların seslerinin, liderliğinin ve yetkilerinin tam olarak tanındığı, dönüştürücü ve hak temelli bir yaklaşıma ihtiyacımız vardır" dedi.


Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu.



"Su ve cinsiyet teması öne çıkıyor"


Kadınlar su alanında değişime öncülük etmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yusuf Demir," Suyun aktığı yerde medeniyet vardır, adalet vardır, eşitlik vardır, güzellik vardır. Küresel iklim değişimi ve buna bağlı olarak etkisini her geçen gün artıran su krizi herkesi etkilemektedir. Bu etki, ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye veya canlı türlerine göre farklılık göstermektedir. Bu etkiye dikkat çekmek için Birleşmiş Milletlerin 1993 yılında 22 Mart’ı Su Günü ilan etmesi ve her yıl dünyada farklı etkinliklerle kutlanması yaygınlaşmış, her yıl farklı temalar ile kutlanır hale gelmiştir. Birleşmiş Milletler tarafından 2026 yılı için ortaya konan Su Günü teması ‘Su ve Cinsiyet’tir. Toplum içerisinde sudan en çok etkilenenler kadınlar ve çocuklardır. Ne yazık ki suyu yöneten sistemler çoğu zaman kadınları ve kız çocuklarını karar alma süreçlerinin, liderliğin, fonlamanın ve temsilin dışında bırakmakta, bu durum su krizini bir kadın krizi haline dönüştürmektedir. Su yönetimiyle ilgili her düzeyde kadınların eşit şekilde temsil edilmesi, her boru hattının ve politikanın tasarımında yer almalarının sağlanması 2026 Su Yılı’nın temel temasını oluşturacaktır. Kadınlar mühendis, çiftçi, bilim insanı, temizlik işçisi ve toplum lideri olarak su alanında değişime öncülük etmelidir" diye konuştu.



"Kuraklık riski kapıda"


Suyu yönetmede toplumun görevine değinen Prof. Dr. Yusuf Demir, "İklim değişikliğinin oluşturduğu yaşam döngüsü, suyla ilgili afetlere, finansman açıklarından sosyal normlara ve yönetimsel boşluklara kadar artan riskleri ortaya çıkarmakta, bu sürecin yönetilebilmesi için herkesin üzerine düşen görevi tam olarak yerine getirmesi gerekmektedir. Kısaca toplumların görevi suyu ortak bir kaynak olarak yönetmek ve gelecek için dirençli bir yaşam döngüsü oluşturabilmektir. Bu, güvenli suya, sanitasyona ve hijyene erişimi herkes için teşvik etmede, kadınları ve çocukları geride bırakan normlara ve davranışlara karşı duyarlı ve koruyucu olmaya hazırlamakla mümkündür. Ancak o zaman güvenli su hizmetleri herkesin ihtiyaçlarını karşılayabilir; kadınların ve kız çocuklarının daha sağlıklı ve dolu dolu bir yaşam sürmelerini sağlayabilir, suyu sürdürülebilir kalkınma ve cinsiyet eşitliği için hepimize fayda sağlayan bir güç haline getirebilir. Bunun için bireylerin, okulların, kuruluşların, şirketlerin ve hükümetlerin, suyun aktığı yerlerde eşitliğin yeşermesini sağlamak için alacakları tedbir ve üstlenecekleri sorumluluklar etkili ve önemlidir" şeklinde konuştu.



"Kadınlar suyun geleceğini şekillendirmelidir"


Su krizini çözmek için kadınların liderliğine ihtiyaçlarını olduğunu belirten Prof. Dr. Demir, " Su hizmetleri iklim değişikliğine dayanmalı ve herkesin ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Su krizini çözmek için, kadınların seslerinin, liderliğinin ve yetkilerinin tam olarak tanındığı, dönüştürücü ve hak temelli bir yaklaşıma ihtiyacımız vardır. Su aktığı yerde eşitlik yeşerir. Kadınlar ve kız çocukları suyla ilgili kararlarda eşit söz hakkına sahip olduğunda, hizmetler daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve etkili hale gelir. Suyu, hepimize fayda sağlayacak daha sağlıklı, daha müreffeh ve cinsiyet eşitliğine dayalı bir geleceğin itici gücü haline getirmek için kadın liderliğini ön plana çıkarmalıyız" ifadelerini kullandı.



"Hazıra dağlar dayanmaz"


Yaz aylarında kuraklık riskiyle ilgili Demir, "Dünya’da olduğu gibi ülkemizde de küresel iklim etkisi her geçen gün daha fazla hissedilmekte, özellikle su sıkıntısı içerisinde olan ve su fakirliğine girmek üzere olan ülkemiz su kaynakları üzerine etkisi giderek artmaktadır. Son yıllarda yaşanan olaylar 2026 yılı ve sonrası için de bizleri endişeye sevk etmektedir. 2025 yılı son ayları ve 2026 yılının ilk aylarında alınan yağışlar ülkemizdeki su kaynaklarını biraz rahatlatsa da, ilkbahar yağışları ve yaz ayları bu sürecin yaşanmasında önemli etkiye sahip olacaktır. Hazıra dağlar dayanmaz. Yaz ayları için uzmanların kuraklık riski ile ilgili önemli uyarıları bulunmaktadır. Bu süreçten ülkemizin de etkilenme ihtimali yüksektir. Yaz aylarında pek çok şehrimizde ve tarımsal sulamada geçen sene yaşanan sıkıntıların yaşanmaması için mevcut suyumuzu bugünden doğru ve planlı kullanmalıyız" açıklamasında bulundu.



"Ulusal Su Planı yürürlüğe girdi"


Su, bugünün meselesinin değil geleceğin kurtuluşu olduğunun altını çizen Demir şunları söyledi: "İklim değişikliğinin etkilerinin giderek arttığı günümüzde, Türkiye’nin su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve verimli kullanımına yönelik yol haritasını ortaya koyan Ulusal Su Planı (2026–2035), Cumhurbaşkanımızın onayı ile kapsamlı bir yol haritası olarak yürürlüğe girmiştir. Ulusal Su Planı (2026–2035), suyu tüm sektörleri yönlendiren stratejik bir eksen olarak ele alarak su kaynaklarının kalite ve miktar açısından sürdürülebilir yönetimini sağlamak, su güvenliğini güçlendirmek ve iklim değişikliğine uyumu desteklemek amacıyla hazırlanmış; kısa, orta ve uzun vadeli hedef ve öncelikleri bütüncül bir yaklaşımla ortaya koymaktadır. Türkiye’nin su yönetiminde önümüzdeki on yıla yön veren Plan; su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve verimli kullanımını destekleyecek şekilde yasal ve kurumsal yapının güçlendirilmesini, suya göre planlamanın esas alınmasını, havza ve bölge önceliklerine dayalı yatırımların önceliklendirilmesini ve sürdürülebilir finansman mekanizmalarının geliştirilmesini öne çıkarmaktadır. Bunun yanı sıra modern sulama, geri kazanılmış su ve tasarruf uygulamalarıyla su verimliliğinin artırılması; coğrafi bilgi sistemleri, yapay zekâ, büyük veri ve uzaktan algılama gibi araçlarla dijital ve veri temelli yönetimin yaygınlaştırılması; eğitim ile toplumsal farkındalık çalışmalarının güçlendirilmesi Planın temel bileşenleri arasındadır. Ulusal Su Planı (2026–2035); su yönetimine ilişkin görev ve sorumlulukları bulunan ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşlarını, yerel yönetimleri, sivil toplum kuruluşlarını (STK’lar), özel sektörü ve üniversiteleri kapsamaktadır. Plan çerçevesinde belirlenen eylemler; planlama, yatırım, izleme, denetim, veri üretimi, kapasite geliştirme ve farkındalık faaliyetleri başta olmak üzere çok sayıda alanda ilgili ve sorumlu kurumlar tarafından hayata geçirilecektir. 2026 yılında su verimliliği ve sıfır su kaybı hedefiyle başlatılan çalışmalar hepimizi yakından ilgilendirmektedir. Özellikle toplumsal farkındalık amacıyla yapılacak projeler, eğitim çalışmaları, bilinçlendirme uygulamaları ve bunların gerçekleştirilebilmesinde yerel yönetimlerin rolü çok önemlidir. Ülkemizin farklı bölgelerindeki kalkınma ajansları ve proje destek birimleri yerel yönetimleri teşvik ederek bu konularda öncelik edebilecek proje ve uygulamaları desteklemeli, üniversiteler ve kamu kurum ve kuruluşları, ülkemizin 21. yüzyıl vizyonunda da etkin ve öncelikli rol almalıdır.Su, bugünün meselesi değil geleceğin kurtuluşudur. Geleceğimize sahip çıkmak hepimizin görevidir."


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Antalya’da anne ve 5 çocuğunun ölümüne neden olan yangında acı detay: "Yarın bayram, erken yatalım" Antalya’nın Kepez ilçesinde sera işçilerinin kaldığı prefabrik yapıda çıkan yangında, aynı aileden 7 aylık hamile anne ile 5 çocuğunun hayatını kaybetmesinin ardından dumandan etkilenen baba ile oğlunun hastanedeki tedavisi sürerken, babanın çocuklarına yangından önce, "Yarın bayram, erken yatalım" dediği öğrenildi. Yangın, dün gece saat 02.00 sıralarında Kepez ilçesine bağlı Gaziler Mahallesi 310 Sokak üzerinde, sera işçilerinin kaldığı prefabrik yapıda meydana geldi. Seraların bulunduğu alanda ikamet olarak kullanılan prefabrik yapıda sobadan çıktığı değerlendirilen yangın çıktı. Alevleri fark eden komşuların 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yaptığı ihbar üzerine olay yerine çok sayıda itfaiye, jandarma ve sağlık ekibi sevk edildi. Bu sırada çevrede bulunan vatandaşlar da yangına kendi imkanlarıyla müdahale etmeye çalıştı. Ancak kısa sürede tüm yapıyı saran alevler nedeniyle müdahale yetersiz kaldı. Facia söndürme çalışmalarının ardından ortaya çıktı Yangın sırasında içeride bulunan yabancı uyruklu aileden 4 kişi, vatandaşların yardımıyla dışarı çıkarıldı. Olay yerine ulaşan Antalya Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı ekipleri ise alevlerin hemen bitişikte bulunan diğer yapılara sıçramaması için yoğun çaba harcadı. Ekiplerin uzun uğraşları sonucu yangın sabahın ilk saatlerinde tamamen söndürüldü. Söndürme çalışmalarının ardından prefabrik yapıda aynı aileden 5’i çocuk 6 kişinin yaşamını yitirdiği belirlendi. Yangında, 7 aylık hamile olduğu öğrenilen Leyle Elali (26) ile çocuklar Ahmed (53), Ahmet Ahmed (2) ile işletme sahibi Rahman Genç ise olay yerindeki ilk müdahalelerinin ardından ambulanslarla hastaneye kaldırıldı. Baba ile 2 yaşındaki oğlunun tedavisi sürüyor Dumandan etkilenen baba Şevvah Ahmed ile 2 yaşındaki oğlu Ahmed Ahmed’in hastanedeki tedavilerinin sürdüğü öğrenilirken, babanın yangından önce akşam saatlerinde çocuklarına, "Yarın bayram, erken yatalım" dediği, kendisinin de erken saatlerde uyuduğu belirtildi. Suriye’de defnedilecekler Yangında yaşamını yitiren anne Leyle Elali ile 5 çocuğun cenazeleri, olay yerindeki incelemelerin ardından Antalya Adli Tıp Kurumu Morgu’na kaldırıldı. Hayatını kaybeden anne Leyle Elali’nin babası İsmail Ali ve aile yakınlarının, geldikleri adli tıp morgunda evrak işlemleri nedeniyle cenazeleri pazartesi günü alacakları öğrenildi. Anne ve çocuklarının cenazelerinin Suriye’nin Münbiç kentinde defnedileceği öğrenildi.
Batman HÜDA-Par Genel Başkanı Yapıcıoğlu: ’’Bin yıldır birlikte yaşamış toplulukları birbirine düşürmek, Siyonizmin ekmeğine yağ sürmektir’’ HÜDA-Par Batman İl Başkanlığı tarafından düzenlenen bayramlaşma programına konuşan Genel Başkan Zekeriya Yapıcıoğlu, ’’Bin yıldır birlikte yaşamış toplulukları birbirine düşürmek, Siyonizmin ekmeğine yağ sürmektir’’ dedi. HÜDA PAR Batman İl Başkanlığı, Ramazan Bayramı vesilesiyle parti binasında bayramlaşma töreni gerçekleştirdi. Programa HÜDA-Par Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Batman Milletvekili Serkan Ramanlı, İl Başkanı Davut Şahin, parti teşkilatları ve çok sayıda vatandaş katıldı. Programda gazetecilerin sorularına cevap veren Genel Başkan Zekeriya Yapıcıoğlu, İslam dünyasının zor bir dönemden geçtiğini vurguladı. Bayramların müminler için bir şiar olduğunu belirten Yapıcıoğlu, ’’Bereketi bol bir Ramazan ayından sonra bizleri bayrama ulaştıran Allah’a hamd olsun. Ancak Gazze’de katliam ve soykırım devam ederken, üzerlerine bombalar yağarken bu bayramı yine buruk yaşıyoruz. Terör şebekesi, ateşkes anlaşmasına rağmen yardımların girişini engelliyor’’ diye konuştu. Bölgedeki sıcak gelişmelere dikkat çeken Yapıcıoğlu, ABD ve İsrail’in İran üzerinden bölgeyi büyük bir ateş çemberine sürüklemek istediğini savundu. Yapıcıoğlu, "Amerika düştüğü bataklıktan çıkmak için bölge ülkelerini birbirine kırdırmak istiyor. Savaşı Araplar ve Farslar arasında bir mezhep veya kavim savaşına dönüştürme çabası var. Türkiye’de de İran’a karşı kışkırtıcı söylemlerle fitne ateşi körükleniyor. Bin yıldır birlikte yaşamış toplulukları birbirine düşürmek, Siyonizmin ekmeğine yağ sürmektir. Bu ateş büyürse herkesi yakar’’ şeklinde konuştu. Terörsüz Türki sürecine de değine Yapıcıoğlu, kurulan komisyonun çalışmalarını tamamladığını hatırlattı. Raporun 10 partiden 8’inin ortak görüşüyle çıktığını belirten Yapıcıoğlu, "Yüz yıllık bir sorunu bir ayda çözmek mümkün değil ama bir çözüm iradesinin oluşması çok değerlidir. Rapor tam istediğimiz gibi olmasa da farklı görüşlerin ortak noktada buluşmasını değerli bulduğumuz için olumlu buluyor ve sürecin takipçisi olacağız’’ dedi.