SAĞLIK
Mobil sigara bırakma polikliniğine kadın işçilerden yoğun ilgi 13 Nisan 2026 Pazartesi - 16:14:22 Bartın Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışan işçilere yönelik verilen mobil sigara bırakma polikliniğine erkek çalışanlara göre kadın işçiler yoğun ilgi gösterdi. Bartın Sağlık Müdürlüğü Şehit Furkan Yılmaz Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Hekimi Dr. Burcu Acar ve merkezde görev yapan sağlık personellerimiz tarafından, Bartın Organize Sanayi Bölgesi çalışanlarına yönelik "Mobil Sigara Bırakma Hizmeti" kapsamında yerinde poliklinik hizmeti verildi. Bu doğrultuda çalışanların karbonmonoksit ölçümleri yapılarak bireylerin bağımlılık düzeylerini somut verilerle görmeleri sağlandı. Ayrıca elde edilen veriler doğrultusunda gerekli bilgilendirme ve danışmanlık hizmeti sunuldu. Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada ise ’’Sigaranın başta kalp ve damar hastalıkları, çeşitli kanser türleri ve kronik solunum yolu hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açtığına bir kez daha dikkat çekiyor; sigara kullanan vatandaşlarımızı sigarayı bırakmaya davet ediyoruz. İl Sağlık Müdürlüğü olarak ilimizde hizmet veren tüm sigara bırakma polikliniklerimizle bu süreçte vatandaşlarımızın yanında olmaya devam ediyoruz’’ denildi. Saha çalışmaları kapsamında sigaranın insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekilerek, profesyonel destek mekanizmaları hakkında kapsamlı rehberlik sağlanan hizmete erkeklerden daha çok kadın işçilerin ilgi göstermesi dikkat çekti.
13 Nisan 2026 Pazartesi - 15:55 Diyalizde su israfına çözüm aramak için buluştular Manisa’da düzenlenen Sürdürülebilir Nefroloji Sempozyumu’nda, diyaliz tedavisinde ortaya çıkan su israfı ve çevreye etkileri gündeme taşındı. Uzmanlar, milyonlarca ton suyun geri kazanılabileceğine dikkat çekti. Manisa’da, çevre ve sağlık alanını buluşturan önemli bir bilimsel etkinlik gerçekleştirildi. Çevreci Yeşil Diyaliz Derneği tarafından, Yunusemre Belediyesi Dış İlişkiler Müdürlüğü’nün destekleriyle düzenlenen 6. Sürdürülebilir Nefroloji Sempozyumu, alanında uzman isimleri bir araya getirdi. Sempozyumda, nefroloji alanında sürdürülebilirlik teması kapsamında çevre dostu sağlık uygulamaları çok yönlü olarak ele alındı. Sağlık profesyonelleri, akademisyenler ve sektör temsilcilerinin yoğun katılım gösterdiği programda, özellikle su kaynaklarının korunması ve çevresel etkilerin azaltılması ön plana çıktı. Sempozyumun açılışında konuşan Çevreci Yeşil Diyaliz Derneği Başkanı Soner Duman, dünya nüfusunun üçte birinin temiz içme suyuna erişemediğini belirterek, suyun korunmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Duman, sürdürülebilir bir gelecek için sivil toplum kuruluşları, kamu kurumları, üniversiteler ve yerel yönetimlerin iş birliği içinde hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Yunusemre Belediye Başkan Yardımcısı Dr. Efe Yakkan ise çevre duyarlılığı ile sağlık hizmetlerinin birlikte ele alınmasının önemine değinerek, sürdürülebilir yaklaşımların geleceğin sağlık politikalarında belirleyici olacağını ifade etti. İki ana oturumdan oluşan sempozyumda, ilk oturumda sürdürülebilirliğin tarihçesi, çevreci diyaliz uygulamaları, karbon ayak izi ve su verimliliği gibi konular ele alındı. İkinci oturumda ise diyaliz uygulamalarında verimlilik, periton diyalizinde çevre dostu yöntemler ve organ naklinde sürdürülebilirlik başlıkları değerlendirildi. Diyaliz süreçlerinde su kullanımı sempozyumun en dikkat çeken başlıklarından biri oldu. Hemodiyaliz tedavisinde bir hastanın tek bir seansta yaklaşık 150 litre su tükettiği, bu suyun elde edilmesi sürecinde ise yaklaşık 300 litre suyun arıtma sistemlerinde atık olarak kaybedildiği ifade edildi. Türkiye genelinde yaklaşık 70 bin diyaliz hastası bulunduğu göz önüne alındığında, yılda yaklaşık 2,5 milyon ton kullanılabilir suyun kanalizasyona karıştığına dikkat çekildi. Uzmanlar, bu kaybın önlenmesi için yağmur suyu hasadı, gri su geri dönüşümü ve daha verimli arıtma teknolojilerinin kullanılması gerektiğini belirtti. Kurumlar arası iş birliğinin önemine vurgu yapılan sempozyumda, sürdürülebilir nefroloji uygulamalarının gelecekte daha da yaygınlaşmasının hedeflendiği ifade edildi.
13 Nisan 2026 Pazartesi - 14:59 OMÜ Sterilizasyon Ünitesi kapılarını açtı Dünya Sterilizasyon Bilimleri Günü kapsamında Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Merkezi Sterilizasyon Ünitesi, düzenlenen etkinlikle personeli ağırlayarak sterilizasyon süreçlerinin hayati önemine dikkat çekti. Günün ilk yarısında Hemşirelik Hizmetleri ile koordineli olarak düzenlenen organizasyonda, hastane personeli gruplar halinde üniteye konuk oldu. Ziyaretçilere, cerrahi güvenliğin temel taşı olan ünitenin işleyişi, kullanılan modern teknolojileri ve sterilizasyonun hassas aşamaları hakkında bilgilendirmeler yapıldı. Saha turunun ardından eğitim salonuna geçen katılımcılar, süreçleri detaylandıran kısa bir film izledi. Görsel sunum, eş zamanlı yapılan teknik anlatımlarla pekiştirilerek sterilizasyonun önemi bir kez daha vurgulandı. Etkinliğin öğleden sonraki bölümünde ise Üniteyi; Başhekim Prof. Dr. Ünsal Özgen, Sterilizasyon Ünitesi Sorumlu Hekimi Prof. Dr. Fatih Temuçin, Başhekim Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Çelebi, Hastane Yöneticileri ve ameliyathane çalışanları ziyaret etti. "Bu anlamlı günü yeni ünitemizde kutlamanın heyecanını yaşıyoruz" Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı aynı zamanda Sterilizasyon Ünitesi Sorumlu Hekimi Prof. Dr. Fatih Temuçin yaptığı konuşmada; sterilizasyon ekibinin hastane işleyişindeki kilit rolüne ve arka planda yürüttükleri özverili çalışmalara dikkat çekti. Bu özel günü, en güncel standartlarla donatılmış yeni sterilizasyon ünitemizde kutlamanın gururunu yaşadıklarını belirterek, başhekim Prof. Dr. Ünsal Özgen’e kendilerine olan inancı, kararlılığı ve sürecin en başından itibaren gösterdiği destek için teşekkürlerini iletti. "Ameliyathane ve sterilizasyon, hiç durmaması gereken bir kavşak gibidir" Başhekim Prof. Dr. Ünsal Özgen ise konuşmasında sterilizasyon süreçlerinin hastane dinamiğindeki hayati önemini bir metaforla vurguladı. Sterilizasyon ünitesi ve ameliyathanelerin entegre işleyişini, trafiğin sürekli akması gereken ve hiç durmayan bir kavşağa benzeten Prof. Dr. Özgen; bu kesintisiz ve kusursuz hizmetin sürdürülmesindeki yoğun emeklerinden dolayı tüm sterilizasyon çalışanlarına teşekkür etti. Samimi bir atmosferde gerçekleşen etkinlik, günün anısına çekilen hatıra fotoğrafları ve ikramların ardından sona erdi.
Meme kanserine dikkat çekmek için kürek çektiler
13 Ekim 2025 Pazartesi - 09:49 Meme kanserine dikkat çekmek için kürek çektiler Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ve Moda Kürek Kulübü, meme kanserine dikkat çekmek için Kadıköy Dalyan Sahili’nde kürek çekti. Etkinlikte erken teşhisin önemi vurgulandı. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında toplumsal bilinci artırmak amacıyla Moda Kürek Kulübü ile anlamlı bir etkinliğe imza attı. "Meme Kanserine Farkındalık İçin Kürek Çekiyoruz" sloganıyla düzenlenen etkinlikte, meme kanserini yenen kadın sporcular ve 18 kadın gönüllü, hastane personeliyle birlikte kürek çekti. Kadın dayanışmasını, umudu ve erken tanının önemini simgeleyen etkinlikte, meme kanserini atlatmış kadın sporcuların azmi, diğer hastalara ilham kaynağı oldu. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yönetimi, hekimleri ve sağlık personeli de organizasyona katılarak destek verdi. Etkinliğin sonunda, farkındalık için kürek çeken sporculara ve hastane personeline teşekkür plaketi takdim edildi. "Çok anlamlı bir hatırlatma etkinliği oldu" Meme Kanserini atlatan Bahar Asırcı, meme kanserine dikkat çekmek için düzenlenen etkinliği çok anlamlı bir hatırlatma etkinliği olduğunu söyleyerek, "Sekiz kadından biri günümüzde meme kanserine yakalanıyor. Meme kanseri yalnızca kadınları değil, oranı daha düşük olsa da erkekleri de etkileyebiliyor. Bu nedenle herkesin bu konuda bilinçlenmesi ve düzenli olarak kontrollerini yaptırması açısından çok anlamlı bir hatırlatma etkinliği oldu. Ayrıca kürek, birlikte yapılan bir takım sporu. Fiziksel dayanıklılığın yanı sıra ekip ruhu da gerektiriyor. Aslında herhangi bir kanser sürecinde de bu iki şey çok önemli; hem fiziksel hem de mental olarak dayanıklı olmak ve çevrenden, arkadaşlarından, kulübünden destek görmek iyi bir durum. Kürek sporu da tam olarak bu birlikteliği ve dayanıklılığı simgeliyor. Ben de nisan ayının başında böyle şüpheli biri durum yaşadım. Doktorlar ameliyat olmam gerektiğini söyledi. O sırada antrenmanlarımız ve yarış hazırlıklarımız devam ediyordu, bu nedenle benim için oldukça zorlu bir dönemdi. Ancak erken fark ettiğim için çok şanslıydım. Fark ettiğim ertesi gün yine kürek çekmeye geldim, çünkü arkadaşlarım bana büyük destek oldular. O süreçte herkesin desteğini hissettim. Kürek sporu o dönemde hem aklımı dağıtmamı sağladı hem de kendimi güçlü hissetmeme yardımcı oldu. Tedavi sürecim ameliyatın ardından devam etti ama neyse ki hastalık ilerlemeden bu süreci geride bıraktım" dedi. "Her sekiz kadından biri meme kanserine yakalanıyor" Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Tıbbi Onkoloji Uzmanı olarak görev yapan Prof. Dr. Türkan Öztürk Topcu, erken teşhisin önemine vurgu yaparak, "Çok güzel bir organizasyondu. Ekim ayı, meme kanseri farkındalık ayı olarak bizim için büyük önem taşıyor. Erken teşhis ve erken tanı, bu hastalıkta başarının en önemli anahtarı. Ne kadar erken tanı konulursa, tedavi sürecinde o kadar başarılı oluyoruz. Artık elimizde çok sayıda ilaç, tedavi yöntemi ve gelişmiş teknikler var. Buradan tüm kadınlara seslenmek istiyorum; Lütfen meme kanseri taramalarınızı ihmal etmeyin. Kendi kendine muayene çok önemli, ayrıca 40 yaşından sonra mamografi ve diğer tarama testlerini düzenli olarak yaptırmayı unutmayın. Bugün kürek kulübü ile birlikte farkındalık için kürek çektik. Bu anlamlı etkinlikte emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Yaklaşık her sekiz kadından biri meme kanserine yakalanıyor, bu oldukça yüksek bir oran ve giderek artıyor. Ancak unutmayalım ki, tarama testleri sayesinde hastalığı ne kadar erken yakalarsak, tedavide o kadar başarılı oluyoruz" diye konuştu.
Obezite nedeniyle yıllardır diş tedavisi olamayan hasta sağlığına kavuştu
13 Ekim 2025 Pazartesi - 09:46 Obezite nedeniyle yıllardır diş tedavisi olamayan hasta sağlığına kavuştu Fiziksel engeli nedeniyle, uzun süredir diş tedavisi yapılamayan bir hasta, Tekirdağ Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi hekimlerinin özverili çalışmasıyla sağlığına kavuştu. Tekirdağ Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi hekimleri, kronik rahatsızlıkları sonucunda sonradan edinilmiş obezite sendromu gelişen ve fiziksel kısıtlılığı nedeniyle tedavi olamayan T.K.E. adlı hastaya başarılı bir müdahale gerçekleştirdi. Tedavi öncesinde Tekirdağ İl Ambulans Servisi ekipleri, hastayı özel şartlar altında hastaneye ulaştırdı. Dt. Hüseyin Kalay ve klinik yardımcısı Melike Akkaşoğlu tarafından yaklaşık iki saat süren dikkatli ve titiz bir çalışma sonucu hastanın diş tedavisi başarıyla tamamlandı. İşlemlerin ardından hasta, 112 ambulans ekipleri eşliğinde hastaneden sağlıkla ve memnuniyetle ayrıldı. Tekirdağ Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi tarafından yapılan açıklamada, "Hastalarımızın her birine ihtiyaçlarına uygun, erişilebilir ve kaliteli sağlık hizmeti sunmak önceliğimizdir. Fiziksel engelleri veya özel durumları nedeniyle tedaviye erişimde zorluk yaşayan tüm vatandaşlarımız için gerekli koordinasyon sağlanmaktadır" denildi. Modern altyapısı ve uzman kadrosuyla hizmet veren Tekirdağ Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi, vatandaşlara 7 gün 24 saat kesintisiz olarak çözüm odaklı sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor.
"Güncel Tedavi Yaklaşımları" programı kapsamında aile hekimleri bir araya geldi
13 Ekim 2025 Pazartesi - 08:58 "Güncel Tedavi Yaklaşımları" programı kapsamında aile hekimleri bir araya geldi Trabzon’da İmperial Hastanesi öncülüğünde düzenlenen ’Güncel Tedavi Yaklaşımları’ konulu program aile hekimlerinin katılımıyla yapıldı. Moderatörlüğünü Trabzon Aile Hekimleri Derneği (TRAHED) Başkanı Dr. Hakan Uzun ve Kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Yüksel Çiçek’in yaptığı programda, İmperial Hastanesi Kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Yüksel Çiçek, Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Betül Önal Günay, Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Serkan Tayar ve Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doğukan Atabay kendi alanlarında birer sunum yaptı. İlk olarak Kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Yüksel Çiçek, "Koroner Arter Hastalığı ve Hipertansiyon" üzerine bir konuşma yaptı. Çiçek, dünyada 75 yaş altı ölümlerin en sık sebebinin kardiyovasküler sistem hastalıkları olduğu kaydederek "Dünyada 75 yaş altı ölümlerin en sık sebebi kardiyovasküler sistem hastalıkları. Risk faktörleri arasında en sık olanları hipertansiyon, diyabet, obezite, sigara, yaş, stres, hareketsizliği sayabiliriz" diye konuştu. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Betül Önal Günay’da "Kırmızı Göz" konulu bir sunum yaparak "Tanım olarak kırmızı göz, gözün beyaz görünen kısmının kırmızı olmasına sebep olan durumların tümü olarak adlandırılabilir" dedi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Serkan Tayar ise "Obezite Cerrahisinin kronik hastalıklara etkisi" üzerine bir konuşma yaparak "Obezite çağımızın sorunu. Özellikle pandemiden sonra obezite iyice pik yaptı. Maalesef Avrupa’da obizetede Türkiye şu anda birinci sırada dünyada da 17 sıradayız. Bu da gerçekten bizim için çok önemli bir hastalık olduğunu söylemek istiyorum" diye konuştu. Son olarak Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doğukan Atabay, "Ameliyatsız Tiroid Tedavisi" üzerine bir konuşma yaparken programda konuşmacılara günün anısına plaket takdimi yapıldı.
Kışın favorisi: Zencefil, propolisli macun, kara mürver ve karadut pekmezleri
12 Ekim 2025 Pazar - 15:58 Kışın favorisi: Zencefil, propolisli macun, kara mürver ve karadut pekmezleri Kocaeli’de havaların soğumasıyla birlikte vatandaşlar, bağışıklığı güçlendiren doğal ürünlere yöneldi. Zencefil ve propolisli macunlar, öksürük ve grip şikayetlerine karşı en çok tercih edilen ürünler olurken, Hindistan cevizi yağı ise unutkanlığa, ağız kokusuna ve diş beyazlatmaya iyi gelmesiyle öne çıkıyor. Aktar Eda Aydoğar, kış boyunca bu doğal ürünlerin hayatın vazgeçilmez parçaları olduğunu söyledi. Kış aylarının gelmesiyle birlikte vatandaşlar hastalıklardan korunmak için doğal çözümlere yöneldi. İzmit’te aktar işletmeciliği yapan Eda Aydoğar, son dönemde özellikle zencefil, propolis ve kara mürver içeren macun ve pekmezlerin büyük ilgi gördüğünü söyledi. Aydoğar, "Bu yıl insanlar hastalıklardan korunmak için bitkisel ürünleri tercih ediyor. Öksürük, grip ve karaciğer problemlerine karşı zencefilli ve propolisli macunlarımız ile kara mürver ve karadut özlü pekmezler kış boyunca en çok talep gören ürünler arasında" dedi. "Zencefilli ve propolisli macunlara büyük ilgi var" Aydoğar, özellikle kış döneminde bazı bitkisel karışımlara rağbetin arttığını belirterek, "Şu sıralar zencefilli macun, enginarlı macun ve karaciğer yağlanmasına iyi gelen ürünler çok tercih ediliyor. Özellikle zencefil, ginseng ve propolis içeren macunlar hem vücut direncini artırıyor hem öksürüğe iyi geliyor hem de balgam söktürüyor. Kara mürver bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Hem şurup olarak içilebiliyor hem de pekmez şeklinde tüketiliyor" ifadelerini kullandı. "Hatmi çiçeğini sütle kaynatın" Vatandaşlara kış boyunca bazı bitkileri düzenli kullanmalarını tavsiye eden Aydoğar, "Kış boyunca ebe gümeci, hibiskus, hatmi çiçeği, adaçayı, ıhlamur kullanılabilir. Bu bitkileri kış boyunca hayatınızda bulundurmanız gerekiyor. Hatmi çiçeğini sütle kaynatıp içerseniz boğaza birebir iyi gelir. Öksürüğe iyi gelir, balgam söktürür. Diğer bitkileri sütle değil, normal şekilde demleyip içebilirsiniz ama hatmi çiçeğini mutlaka sütle kaynatın" şeklinde konuştu. "Saç ve cilt için doğal yağlar tercih edilmeli" Kış aylarında saç dökülmesi ve cilt problemleriyle ilgili de çok sayıda müşterisinin geldiğini belirten Aydoğar, "Hindistan cevizi yağı unutkanlığa, ağız kokusuna ve diş beyazlatmaya iyi gelir. Ayrıca saça ve cilde de çok faydalıdır. Biberiye yağı saçı güçlendirir, bazı kişiler ‘beyazlatıyor’ diyor ama bu kişiye göre değişiyor. Çoğu müşterim memnun, tatlı badem ve Hint yağının da saç, kaş ve kirpik bakımında etkili. Hint yağı et benlerini düşürür, ayaktaki mantara iyi gelir. Uzun süreli kullanımda saçı, kaşı ve kirpiği siyahlaştırır. Bu dört ürünü düzenli kullanan müşterilerimiz genelde memnun kalıyor" ifadelerini kullandı.
Kışın favorisi: Zencefil, propolisli macun, kara mürver ve karadut pekmezleri
12 Ekim 2025 Pazar - 15:26 Kışın favorisi: Zencefil, propolisli macun, kara mürver ve karadut pekmezleri Kocaeli’de havaların soğumasıyla birlikte vatandaşlar, bağışıklığı güçlendiren doğal ürünlere yöneldi. Zencefil ve propolisli macunlar, öksürük ve grip şikayetlerine karşı en çok tercih edilen ürünler olurken, Hindistan cevizi yağı ise unutkanlığa, ağız kokusuna ve diş beyazlatmaya iyi gelmesiyle öne çıkıyor. Aktar Eda Aydoğar, kış boyunca bu doğal ürünlerin hayatın vazgeçilmez parçaları olduğunu söyledi. Kış aylarının gelmesiyle birlikte vatandaşlar hastalıklardan korunmak için doğal çözümlere yöneldi. İzmit’te aktar işletmeciliği yapan Eda Aydoğar, son dönemde özellikle zencefil, propolis ve kara mürver içeren macun ve pekmezlerin büyük ilgi gördüğünü söyledi. Aydoğar, "Bu yıl insanlar hastalıklardan korunmak için bitkisel ürünleri tercih ediyor. Öksürük, grip ve karaciğer problemlerine karşı zencefilli ve propolisli macunlarımız ile kara mürver ve karadut özlü pekmezler kış boyunca en çok talep gören ürünler arasında" dedi. "Zencefilli ve propolisli macunlara büyük ilgi var" Aydoğar, özellikle kış döneminde bazı bitkisel karışımlara rağbetin arttığını belirterek, "Şu sıralar zencefilli macun, enginarlı macun ve karaciğer yağlanmasına iyi gelen ürünler çok tercih ediliyor. Özellikle zencefil, ginseng ve propolis içeren macunlar hem vücut direncini artırıyor hem öksürüğe iyi geliyor hem de balgam söktürüyor. Kara mürver bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Hem şurup olarak içilebiliyor hem de pekmez şeklinde tüketiliyor" ifadelerini kullandı. "Hatmi çiçeğini sütle kaynatın" Vatandaşlara kış boyunca bazı bitkileri düzenli kullanmalarını tavsiye eden Aydoğar, "Kış boyunca ebe gümeci, hibiskus, hatmi çiçeği, adaçayı, ıhlamur kullanılabilir. Bu bitkileri kış boyunca hayatınızda bulundurmanız gerekiyor. Hatmi çiçeğini sütle kaynatıp içerseniz boğaza birebir iyi gelir. Öksürüğe iyi gelir, balgam söktürür. Diğer bitkileri sütle değil, normal şekilde demleyip içebilirsiniz ama hatmi çiçeğini mutlaka sütle kaynatın" şeklinde konuştu. "Saç ve cilt için doğal yağlar tercih edilmeli" Kış aylarında saç dökülmesi ve cilt problemleriyle ilgili de çok sayıda müşterisinin geldiğini belirten Aydoğar, "Hindistan cevizi yağı unutkanlığa, ağız kokusuna ve diş beyazlatmaya iyi gelir. Ayrıca saça ve cilde de çok faydalıdır. Biberiye yağı saçı güçlendirir, bazı kişiler ‘beyazlatıyor’ diyor ama bu kişiye göre değişiyor. Çoğu müşterim memnun, tatlı badem ve Hint yağının da saç, kaş ve kirpik bakımında etkili. Hint yağı et benlerini düşürür, ayaktaki mantara iyi gelir. Uzun süreli kullanımda saçı, kaşı ve kirpiği siyahlaştırır. Bu dört ürünü düzenli kullanan müşterilerimiz genelde memnun kalıyor" ifadelerini kullandı.
Sağlık-Sen Şırnak Şubesi’nden banka promosyonu sorununa ortak mücadele çağrısı
12 Ekim 2025 Pazar - 15:23 Sağlık-Sen Şırnak Şubesi’nden banka promosyonu sorununa ortak mücadele çağrısı Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası Şırnak Şube Başkanlığı, banka promosyon sözleşmelerinin günümüz ekonomik şartlarına uygun şekilde yenilenmesi gerektiğini belirtti. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, 2025 yılı sonunda bitecek olan Sağlık Bakanlığı banka promosyon süreci ile ilgili illere gönderdiği yazıda 2026-2028 dönemini kapsayacak protokol ve sözleşme çalışmaları ile ilgili İl Sağlık Müdürlüklerinin yetkilendirildiğini söyledi. Yetkili sendika olarak süreci takip ettiklerine vurgu yapıp, ortak mücadele çağrısı yaparak sürece dahil olmak istediklerini ifade eden Anmal, tüm sendika yetkililerini sağlık çalışanlarının hak ve menfaatleri için banka yetkililerinin bilgilendirme ve rekabet şartlarının kolaylaştırarak sağlanmasına yönelik çalışmaya dahil olmalarını istedi. Başkan Anmal, "Şırnak İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde görev yapan tüm sağlık çalışanlarının 2026-2028 yıllarını kapsayacak banka promosyonu süreci hakkında, Şırnak’ta tüm memur sendikaları ve Öz Sağlık-İş Sendikası ile birlikte ortak bir mücadele yürütme çağrısında bulunuyoruz. Bu süreçte yetkili sendika sıfatıyla karar ve imza yetkisi Şırnak Sağlık-Sen Şubesi’nde bulunmakla birlikte, alınacak tüm kararların diğer sendikaların ortak iradesi ve demokrasi ilkeleri doğrultusunda şekilleneceğini açıkça vurguluyoruz. Sağlık-Sen öncülük edecek, ancak tüm sendikalar eşit zeminde ve ortak paydada yer alacaktır. Bu anlamda sürece katkı sunacak olanlar ortak bir kamuoyu çalışması yürütülecekleri gibi gerçekleşecek ihalede tüm sendikalar gözlemci olarak yer alacaktır. Bankalardan gelecek son teklifin kabulü veya ihalenin tekrarı konusunda kararlar, bu çağrıya katılan sendikaların ortak iradesiyle alınacaktır. Bu noktada, sağlık çalışanlarımızın haklarını korumak ve en yüksek kazanımı sağlamak için yürütülecek mücadelenin çerçevesi belirlenmiştir. Çağrımıza olumlu cevap veren tüm sendikalara kapılarımız açık olacaktır. Ancak bu süreçte samimiyetsizlik gösteren veya geri duran sendikaların tavrını, en büyük hakem olan sağlık çalışanlarımızın vicdanına bırakıyoruz. Şırnak Sağlık-Sen ailesi olarak, Şube Yönetim Kurulumuz, ilçe başkanlarımız, kadın ve gençlik kollarımız ile divan kurulumuzun ortak iradesi doğrultusunda bu mücadeleyi yürüteceğiz. Yapacağımız eylem ve açıklamalara tüm sendikalardan destek bekliyoruz. Sağlık çalışanlarının alın teri ve emeğinin karşılığı için mücadelemiz kararlılıkla sürecektir" dedi.
Çocuk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Tubaş: "Emzirmek öğrenilebilen bir süreçtir"
12 Ekim 2025 Pazar - 13:41 Çocuk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Tubaş: "Emzirmek öğrenilebilen bir süreçtir" Acıbadem Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ve Sosyal Pediatrist Doç. Dr. Filiz Tubaş, ilk 6 ay anne sütünün çok önemli olduğunu ifade ederek, "Ben emziremiyorum, sütüm gelmiyor gibi korkulara kapılmak gayet normal. Bu korkular aşılabilir. Emzirmek öğrenilebilen bir süreçtir" dedi. Anne sütünün önemi hakkında bilgiler veren Doç. Dr. Filiz Tubaş, bebeklere ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerektiğini söyledi. Emzirmenin öğrenebilen bir süreç olduğunu ve annelerin korkuya kapılmaması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Tubaş, "Emzirmek, aslında çocukların hayatta kalması ve sonraki yıllarda hastalığa kapılmaması için çok önemli. Bebeğin beyin sağlığından bağışıklık sisteminin güçlenmesine kadar sayısız faydası olan anne sütünü yeterince alması, çok önemlidir. Anne sütünü alan bebekler, hayata daha güçlü başlarlar. Pek çok anne bunu biliyor ve inanıyor. Ama emzirme sürecinde bazı sorunlar yaşayabiliyorlar" dedi. "Emzirmeyi sürdürmekte zorluk yaşanıyor" Ülkemizde annelerin emzirmeye başladığını ama sürdürmekte zorluk yaşadıklarını vurgulayan Tubaş, emzirme süreciyle ilgili annelerin yaşadığı sorunlara ilişkin şunları söyledi: "Elimizdeki veriler, ülkemizde annelerin emzirmeye başladığını ama sürdüremediğini bize gösteriyor. İlk 6 ay sadece anne sütü vermeliyiz. 6 aydan sonra, 2 yaşına kadar anne sütü ile beraber ek gıdalara devam etmeliyiz. Emzirme annenin sağlığı için de çok faydalı bir süreç. Rahmin daha kısa zamanda toparlanması, fazla kilonun verilmesi gibi faydaları annenin gelecekteki sağlığına da katkıda bulunuyor. O yüzden emzirme sürecinin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi hem anneye hem bebeğe fayda sağlıyor. Emzirebilir miyim diye kaygılanan annelere her zaman söylediğim gibi; emzirmek öğrenilebilen bir süreçtir. ‘Ben emziremiyorum, sütüm gelmiyor’ gibi korkulara kapılmak gayet normal. Anneler bu durumda kendilerini yetersiz hissedebiliyorlar. Pek çok yeni anne bu korkuları yaşıyor. Bazıları ‘hocam, ben bu işi tek başıma yapamıyorum, yardım alabilir miyim?’ Evet, alabilirsiniz diyorum. Hem doktorunuz hem bu alanda uzmanlaşmış sağlık çalışanları size destek olabilir." "Emziren anne desteklenmeli" Emzirme sürecinde annenin tıbbi, psikolojik ve sosyal olarak desteklenmesinin çok önemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Filiz Tubaş sözlerine şöyle devam etti: "Anneler bu dönemde yalnız bırakılmamalı. Doktorlar ve sağlık çalışanları bu süreçte rehberlik edebilir. Emzirmek sabırla öğrenilen, zamanla gelişen bir süreçtir. Anneler, destek aldıkça hem kendilerine güvenleri artar hem de bebekleriyle daha güçlü bir bağ kurarlar."
Çocuk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Tubaş: "Emzirmek öğrenilebilen bir süreçtir"
12 Ekim 2025 Pazar - 13:33 Çocuk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Tubaş: "Emzirmek öğrenilebilen bir süreçtir" Acıbadem Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ve Sosyal Pediatrist Doç. Dr. Filiz Tubaş; ilk 6 ay anne sütünün çok önemli olduğunu ifade ederek, "Ben emziremiyorum, sütüm gelmiyor gibi korkulara kapılmak gayet normal. Bu korkular aşılabilir. Emzirmek öğrenilebilen bir süreçtir" dedi. Anne sütünün önemi hakkında bilgiler veren Doç. Dr. Filiz Tubaş, bebeklere ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerektiğini söyledi. Emzirmenin öğrenebilen bir süreç olduğunu ve annelerin korkuya kapılmaması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Tubaş; "Emzirmek, aslında çocukların hayatta kalması ve sonraki yıllarda hastalığa kapılmaması için çok önemli. Bebeğin beyin sağlığından bağışıklık sisteminin güçlenmesine kadar sayısız faydası olan anne sütünü yeterince alması, çok önemlidir. Mucizevi bir besin maddesi olan anne sütünü alan bebekler, hayata daha güçlü başlarlar. Pek çok anne bunu biliyor ve inanıyor. Ama emzirme sürecinde bazı sorunlar yaşayabiliyorlar" dedi. "Emzirmeyi sürdürmekte zorluk yaşanıyor" Ülkemizde annelerin emzirmeye başladığını ama sürdürmekte zorluk yaşadıklarını vurgulayan Doç. Dr. Filiz Tubaş, emzirme süreciyle ilgili annelerin yaşadığı sorunlarla ilişki şunları söyledi; "Elimizdeki veriler, ülkemizde annelerin emzirmeye başladığını ama sürdüremediğini bize gösteriyor. İlk 6 ay sadece anne sütü vermeliyiz. 6 aydan sonra, 2 yaşına kadar anne sütü ile beraber ek gıdalara devam etmeliyiz. Emzirme annenin sağlığı için de çok faydalı bir süreç. Rahmin daha kısa zamanda toparlanması, fazla kilonun verilmesi gibi faydaları annenin gelecekteki sağlığına da katkıda bulunuyor. O yüzden emzirme sürecinin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi hem anneye hem bebeğe fayda sağlıyor. Emzirebilir miyim diye kaygılanan annelere her zaman söylediğim gibi; emzirmek öğrenilebilen bir süreçtir. ‘Ben emziremiyorum, sütüm gelmiyor’ gibi korkulara kapılmak gayet normal. Anneler bu durumda kendilerini yetersiz hissedebiliyorlar. Pek çok yeni anne bu korkuları yaşıyor. Bazıları ‘Hocam, ben bu işi tek başıma yapamıyorum, yardım alabilir miyim?’ Evet, alabilirsiniz diyorum. Hem doktorunuz hem bu alanda uzmanlaşmış sağlık çalışanları size destek olabilir" "Emziren anne desteklenmeli" Emzirme sürecinde annenin tıbbi, psikolojik ve sosyal olarak desteklenmesinin çok önemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Filiz Tubaş sözlerine şöyle devam etti: "Anneler bu dönemde yalnız bırakılmamalı. Doktorlar ve sağlık çalışanları bu süreçte rehberlik edebilir. Emzirmek sabırla öğrenilen, zamanla gelişen bir süreçtir. Anneler, destek aldıkça hem kendilerine güvenleri artar hem de bebekleriyle daha güçlü bir bağ kurarlar" diye konuştu.
Dikkat eksikliği teşhisinde yapay zeka dönemi
12 Ekim 2025 Pazar - 12:59 Dikkat eksikliği teşhisinde yapay zeka dönemi Yaşar Üniversitesi Doktora öğrencisi Gürcan Taşpınar, yapay zeka uygulamalarıyla dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu (DEHB) geleneksel yöntemlere göre daha güvenilir biçimde tespit etmeyi hedefledi. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), son yıllarda özellikle çocuklarda daha sık görülmeye başladı. Günümüzde DEHB tanısı genellikle uzmanların yaptığı uzun gözlemler ve testlerle konuyor. Bu süreç hem zaman alıyor hem de kişiden kişiye değişebiliyor. Tanıyı daha hızlı ve doğru hale getirmek için geliştirilen yapay zeka destekli yeni sistemler ise bu alanda dikkat çekici bir yenilik sunuyor. Bu amaçla Yaşar Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Elektrik-Elektronik Mühendisliği Doktora Programı Öğrencisi Gürcan Taşpınar, tezinde DEHB belirtilerini analiz ederek tespit yapabilen bir yapay zeka uygulaması ortaya koydu. Taşpınar, "Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun Makine Öğrenme Yöntemleri ile fMRI Tabanlı Tespiti" adlı doktora tezinde mevcut yöntemleri geliştirmeyi amaçladı. Çalışmada, fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRG) verileri derin öğrenme algoritmalarıyla analiz edilerek, DEHB tanısında davranışsal gözlemler yerine nörobiyolojik göstergelerin kullanılabileceği nesnel bir model geliştirildi. Tez, Yaşar Üniversitesi Yapay Zeka Mühendisliği Ana Bilim Dalı Başkanı ve Elektrik - Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nalan Özkurt ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakülte Dekanı, Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Çetinkaya danışmanlığında gerçekleşti. "Geleneksel yöntemlerin hatalarını azaltmaya çalışıyoruz" Doktora tezinin amacına vurgu yapan Gürcan Taşpınar, "Görüntüleme ve makine/derin öğrenmedeki hızlı gelişmeler sayesinde, teşhisi acil ve önemli olan DEHB için artık geçmişte geleneksel yöntemlerle kullanılanlardan daha güvenilir teşhis yöntemleri mevcut. Yapay zeka uygulamaları, DEHB görüntülerinden çıkarılan bir takım ayırt edici özelliklerin sisteme defalarca kez uygulanıp, sistemin öğrenmesi ile tespit ediliyor. Bu uzun öğrenme sürecinden sonra sistem yeni bir görüntüyü hasta/sağlıklı şeklinde sınıflandırıyor. Biz bilim insanları ise bu sınıflandırma başarımlarının oranlarını arttırmaya çalışarak geleneksel yöntemlerdeki muhtemel subjektif hataları düşürmeye çalışıyoruz. Çünkü geleneksel yöntemler eninde sonunda türlü tanı kriterleri için bir uzmanın subjektif değerlendirmesi ile DEHB teşhisi koyuyor" diye konuştu. Öznel değerlendirmeyle tanı konuluyor Mevcut tanı sistemlerindeki eksikleri anlatan Tez Danışmanı Prof. Dr. Çetinkaya, "Dijital uyaranların artışı ve oyun alanlarının azalmasıyla birlikte, özellikle çocuklarda tanı oranlarında belirgin bir yükselme gözleniyor. Ancak hâlen en temel güçlük, tanının büyük ölçüde öznel değerlendirmelere dayanmasıdır. Çalışmanın dikkat çekici yönlerinden biri, mevcut tanı sistemlerinde "Birleşik" tip tanılarının orantısız biçimde yüksek çıkmasının, hiperaktif çocukların çoğu zaman aynı zamanda dikkat eksikliği gösterdiği varsayımıyla değerlendiriliyor olmasından kaynaklanabileceğine işaret etmesidir. Bu bulgu, DEHB tanılamasında davranışsal gözlemlerin nörobiyolojik verilerle desteklenmesinin önemini açık biçimde ortaya koydu. Böylece çalışma, klinik uygulamalarda nesnel tanı yaklaşımlarına geçiş için güçlü bir bilimsel dayanak sunuyor. Bu yaklaşım, psikoloji ve nörobilim alanlarında hem tanı anlamında doğruluğu artıran hem de bozukluğun doğasına ilişkin kavrayışımızı derinleştiren önemli bir adım niteliğindedir. Uzun vadede, bu tür modellerin klinik uygulamalara entegre edilmesi, bireylerin daha erken, doğru ve kişiye özgü müdahalelere erişimini kolaylaştıracak" diye konuştu. Daha hızlı ve doğru tanı Tez Danışmanı Doç. Dr. Nalan Özkurt ise "Yapay zeka yöntemleri DEHB tespitinde büyük miktarda veriyi analiz ederek gizli kalmış örüntüleri fark edebiliyor. Bu sayede doktorların gözden kaçırabileceği ayrıntıları ortaya çıkarabiliyor. Makine öğrenmesi gibi teknikler, davranışsal verilerden ya da beyin dalgalarından elde edilen bilgileri değerlendirerek tanının daha hızlı ve doğru konmasına yardımcı oluyor. Bu çalışma ile de DEHB’nin erken ve kişiye özel teşhisi için yapay zeka destekli bir araç geliştirmiş olduk" dedi.