SAĞLIK
04 Nisan 2026 Cumartesi - 19:24 MSKÜ Tıp Fakültesi öğrencilerinden sokak hayvanları için sosyal sorumluluk projesi Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Dönem 1 öğrencileri, sosyal sorumluluk projesi kapsamında toplum sağlığına ve hayvan refahına dikkat çeken bir etkinlik gerçekleştirdi. Dr. Öğretim Üyesi Fulden Cantaş Türkiş yürütücülüğünde düzenlenen etkinlik, Dünya Sokak Hayvanlarını Koruma Günü öncesinde Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında hastaneye başvuran vatandaşlara sokak hayvanlarının doğru beslenmesi, bakım süreçleri ve bu hayvanlardan bulaşabilecek hastalıklarla ilgili toplumda yaygın olan yanlış inanışlar hakkında bilgilendirme yapıldı. Öğrenciler tarafından hazırlanan broşürler eşliğinde gerçekleştirilen bilgilendirme faaliyetleri, katılımcılar tarafından ilgiyle karşılandı. Ayrıca etkinlikte, vatandaşların sokak hayvanlarını destekleyebilmeleri amacıyla kuru mama dağıtımı da yapıldı. Etkinlik alanında kurulan standı, Başhekim Yardımcıları Doç. Dr. Ercan Saruhanlı ve Dr. Öğretim Üyesi Ahmet Demir ziyaret ederek öğrencilerden bilgi aldı ve yürütülen çalışmaları yerinde inceledi. Dr. Öğretim Üyesi Fulden Cantaş Türkiş, etkinliğin amacının yalnızca hayvan beslemeyi teşvik etmek değil, aynı zamanda bilinçli ve sağlıklı bir yaklaşım kazandırmak olduğunu vurgulayarak, toplumda doğru bilginin yaygınlaşmasının hem insan hem hayvan sağlığı açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.
04 Nisan 2026 Cumartesi - 16:31 Yalova’da "Emzirme Danışmanlığı ve Ulusal Değerlendirici Sağlık Personeli Eğitimi" Yalova’da Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından "Emzirme Danışmanlığı ve Ulusal Değerlendirici Sağlık Personeli Eğitimi" düzenleniyor. Yalova’nın Termal ilçesindeki Termal Otel’de bir hafta sürecek eğitime 12 ilden 32 sağlık personeli katılıyor. Çocuk ve Ergen Sağlığı Daire Başkanlığı’nda Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları Programı Sorumlusu Hamide Uyar, eğitimle ilgili, "Şu anda ulusal değerlendirici eğitimimizi tamamlamaya çalışıyoruz. Amacımız bebeklerimizin annesi ile doğar doğmaz buluşmasını sağlamak. 32 katılımımız mevcut Türkiye’nin farklı illerinden. Buraya gelen sağlık personeli, Sağlık Bakanlığı’ndan bu eğitimi aldıktan sonra illerine vardıkları zaman bu 20 saatlik eğitimle kendi bulundukları illerde sağlık personelinin eğitimlerini yapacaklar. Daha sonra da kendi illerinde bulunan bebek dostu hastaneler, aile hekimlikleri, bebek dostu kurum ve kuruluşların değerlendirmelerinde rol oynayacaklar" dedi. Eğitime katılan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Esin Aydın Aksoy, anne sütünün önemine değinerek, "Anne sütü bir bebeğin hayata en güçlü başlangıç şeklidir. Anne sütü sayesinde bebekleri enfeksiyondan koruyoruz, bağışıklıklarını güçlendiriyoruz, büyüme ve gelişmelerini sağlıyoruz. Anne ile bebek arasındaki bağımlı kuvveti bildiriyoruz. O yüzden aslında sadece bir beslenme şekli değil, aslında bir yaşam tarzı anne sütü. Anne sütü canlı yaşayan bir varlık aslında. Çünkü bebeğin ihtiyacına göre şekilleniyor. Erken doğmuş bir bebekten zamanında doğmuş bir bebeğe kadar her bebeğin ihtiyacını karşılayabiliyor. Bebeğin ihtiyaçlarına göre içeriği değişiyor" diye konuştu. Bebek Dostu Otel çalışması çerçevesinde ayrıca otel personeline de eğitim verildi.
Doğuştan 200 binde bir görülen hastalıkla 2 yıl boyunca yaşayan çocuk sağlığına kavuştu
05 Kasım 2025 Çarşamba - 09:51 Doğuştan 200 binde bir görülen hastalıkla 2 yıl boyunca yaşayan çocuk sağlığına kavuştu Diyarbakır’da yaşayan 2 yaşındaki Tevab Aram Zengin, doğuştan bağırsaklarının göğüs boşluğuna çıkmasıyla akciğerini sıkıştırdı. 200 binde bir görülen diyafram fıtığının en nadir tipiyle 2 yıl boyunca yaşayan Aram, 1 saatlik ameliyatla sağlığına kavuştu. 2 yaşındaki Tevab Aram Zengin, sık sık akciğer enfeksiyonu geçirip ve zatürre nedeniyle tedavi görmeye başladı. Birçok hastaneye götürülen Aram, daha sonra öneri üzerine Memorial Dicle Hastanesi Çocuk Cerrahı Op. Dr. Taner Kamacı’ya yönlendirildi. Kamacı, 200 binde bir görülen diyafram fıtığının en nadir tipini tespit ederek ameliyat kararı aldı. 2 yaşındaki Aram, 1 saatlik ameliyatın ardından göğüs boşluğuna çıkan bağırsaklarının yerine yerleştirilmesiyle sağlığına kavuştu. Op. Dr. Taner Kamacı, hastanın diyafram hernesi dedikleri bir rahatsızlıkla kendilerine başvurulduğu söyledi. Hastanın sık sık akciğer enfeksiyonu geçirip ve zatürre nedeniyle tedavi gören bir hasta olduğunu belirten Kamacı, bunları araştırırken çocuğun diyaframında doğuştan gelen bir yırtık olduğu ve bu yırtıktan bağırsaklarının karın içinde olması gerekirken göğüs boşluğuna doğru çıktığı ve akciğeri sıkıştırdığını tespit ettiklerini ifade etti. Kamacı, doğuştan itibaren böyle diyafram yırtıkları olduğuna değinerek, "Bu hastamızın özelliği diyafram fıtıklarının en nadir görülen tipi. Morgagni hernisi dediğimiz özel bir tip. Yaklaşık 200 bin doğumda bir görünen nadir vaka. Türkiye’de geçen sene 937 bin bebek doğmuş. Düşünün bu şekilde Türkiye’de sadece 5 hasta doğuyor bir yıl içinde. Akciğer filmleri ve tomografisiyle teşhisini koyduk" dedi. "Bundan sonra akciğer enfeksiyonu geçirmeden tamamen normal hayatına dönecek" Kapalı laparoskopik yöntemle ameliyatı yaptıklarını kaydeden Kamacı, "Ameliyatta göğüs boşluğuna çıkan bağırsakları karnın içine geri indirdik. Diyaframda olan yırtığı ya da fıtık kısmını dikerek kapalı yöntemle kapatıyoruz. Yaklaşık 1 saat süren bir ameliyatla hastamızı tedavi ettik. Bir sonraki gün de hastamızı taburcu ederek evine gönderdik. Bugün hastamızın kontrolünü yapıyoruz. Kontrolünde de her şey yolunda görünüyor. Fıtığında her hangi bir sıkıntı yok. Bundan sonra akciğer enfeksiyonu geçirmeden tamamen normal hayatına dönecek" şeklinde konuştu. Anne Ruhcan Zengin ise Tevab Aram Zengin’in 2 yaşında olduğunu, 2 yıldır hep rahatsızlığı olduğunu söyledi. Karaciğer enzimlerinin yükseldiğini dile getiren Zengin, "Onunla uğraşıyorduk, bu hastalıktan bir bilgimiz yoktu. Hastane hastane gezdiriyorduk. Tabii karaciğer üstünde durmuştuk. Başka bir hastanede hocamız onu görünce bizi Tamer hocaya yönlendirdi. Taner hoca da çok ilgilendi. Çok teşekkür ediyoruz. Şu an çok şükür, çok iyi" ifadelerinde bulundu.
Dr. Öcük: "Yanlış dolgu uygulamaları kalıcı hasar ve ölüme neden olabilir"
05 Kasım 2025 Çarşamba - 09:51 Dr. Öcük: "Yanlış dolgu uygulamaları kalıcı hasar ve ölüme neden olabilir" Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Özcan Öcük, burun, dudak ve yüz hatlarına yapılan dolgu işlemleri hakkında önemli uyarılarda bulundu. Dr. Öcük, son yıllarda artan merdiven altı estetik uygulamalara dikkat çekerek, bu tür işlemlerin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. "Dolgu ve benzeri medikal estetik uygulamaları mutlaka uzman hekimler tarafından, uygun şartlarda ve Sağlık Bakanlığı onaylı ürünlerle yapılmalıdır" diyen Öcük, yanlış uygulamaların doku kaybı, kalıcı hasar hatta ölüm gibi ciddi sonuçlara neden olabileceğini vurguladı. "Merdiven altı yapılan işlemlerde sakatlık, doku kaybı, kalıcı hasarlar hatta ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir" Dolgu botoks gibi işlemlerin uzmanlar tarafından yapılmasının önemine dikkat çeken Dr. Öcük, "Bugün sizlere medikal estetik uygulamalardan bahsetmek istiyorum. Dolgu, botoks ve mezoterapi gibi işlemler mutlaka uzman hekimler tarafından yapılmalıdır. Bu tür uygulamaların sertifikalı ve yetkin kişilerce gerçekleştirilmesi son derece önemlidir. Aksi takdirde, sakatlık, doku kaybı, kalıcı hasarlar hatta ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle, işlemlerin uygun şartlarda, uzman kişiler tarafından ve Sağlık Bakanlığı onaylı ürünlerle yapılması büyük önem taşır. Ayrıca danışanlarımızın sosyal yaşamda görünüm ve yaşam kalitesi beklentileri de bizim için çok değerlidir. Bu sebeple, medikal estetik uygulamaların tamamı hijyenik şartlarda, güvenilir ve onaylı ürünlerle gerçekleştirilmelidir" şeklinde konuştu. "Hastane ortamında, son derece hijyenik şartlarda gerçekleştirilmesinden emin olabilirler" Dr. Öcük, "Hatem Hastanesi bünyesindeki Estetik Merkezimizde; dolgu, botoks, lazer, fraksiyonel lazer, altın iğne ve mezoterapi gibi birçok medikal estetik işlem bizzat uzman doktorlarımız tarafından yapılmaktadır. Bu sayede hastalarımız, hem kullanılan ürünlerin Sağlık Bakanlığı onaylı olmasından hem de işlemlerin hastane ortamında, son derece hijyenik şartlarda gerçekleştirilmesinden emin olabilirler. Komplikasyon riskimiz oldukça düşüktür ve hastalarımızın güvenliği bizim için her zaman en öncelikli konudur" diye konuştu. (FA-LO-Y
Kış geldi, virüsler geri döndü
05 Kasım 2025 Çarşamba - 09:36 Kış geldi, virüsler geri döndü Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte, kapalı ortamlarda geçirilen sürenin artması ve temasın yoğunlaşması, solunum yolu hastalıklarında artışa sebep oldu. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reşit Mıstık, özellikle grip, nezle, Covid-19 ve RSV vakalarında yükseliş görüldüğünü belirterek vatandaşları dikkatli olmaya çağırdı. Kış aylarında sık görülen virüslerin benzer belirtilerle başladığını ancak hastalıkların seyir ve risk düzeylerinin farklı olduğunu vurgulayan Medicana Bursa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mıstık, "Grip, nezle, Covid-19 ve RSV hastalıkları çoğu zaman benzer şekilde başlar. Ancak hastalıkların ciddiyeti, bulaşma süresi ve risk grupları farklıdır. Özellikle yaşlılar, kronik kalp-akciğer hastaları ve diyabeti olanlar daha dikkatli olmalıdır. Gribin kuluçka süresi 1-4 gündür. Hastalık ani başlayan ateş, baş ve kas ağrısı, halsizlik, kuru öksürük gibi belirtilerle kendini gösterir. Gribin ölüm oranı sağlıklı bireylerde düşük olsa da, kalp veya akciğer hastalığı olanlarda risk 100 kat artıyor" dedi. Soğuk algınlığı ve nezle genellikle hafif seyirli enfeksiyonlar olduğunu belirten Mıstık, "Ateş nadir görülür, burun akıntısı ve halsizlik ön plandadır. Bu hastalıkların genellikle kısa sürede iyileşmektedir. Zatürre veya ağır komplikasyon beklenmez. Aşısı yoktur" diye konuştu. Covid-19’un kuluçka süresi 3-10 gün olduğunu belirten Mıstık, "Ateş, boğaz ağrısı, kas ağrısı, tat ve koku kaybı, kırgınlık ve bazen ishal gibi belirtilerle seyreder. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre Eylül 2025’te 75 ülkeden 53 bin 670 örneğin yüzde 6,8’i pozitif bulunmuştur. Avrupa, dünya genelinde en yüksek vaka oranına sahip bölge konumundadır (yüzde 23). En yaygın varyant XFG (yüzde 61-68) olup, halk sağlığı açısından ek risk taşımadığı bildirilmiştir" dedi. RSV (respiratuvar sinsityal virüs) kuluçka süresi 2-8 gün olarak görüldüğünü belirten Mıstık, "Özellikle bebeklerde bronşit ve zatürreye sebep olabilirken, erişkinlerde genellikle hafif seyreder. RSV enfeksiyonları kış ve ilkbahar aylarında artış gösterir. Bu virüslerin ayırt edilmesinde laboratuvar testlerinin önemine dikkat edilmesi gerekiyor. Artık nezle, grip, COVID-19 ve RSV’yi birbirinden ayıran hızlı testler mevcut. Özellikle risk grubundaki kişilerin test yaptırması ve erken teşhisi alması çok önemli" şeklinde konuştu. Kışa girerken yapılması gereken önlemleri ise Mıstık şu şekilde sıraladı; "Kapalı alanlarda uzun süre kalmaktan kaçının. El hijyenine özen gösterin. Öksürürken ve hapşırırken ağız ve burnunuzu kapatın. Kalabalık ortamlarda maske kullanımı koruyucu olabilir. Aşı zamanı gelmişse grip ve Covid-19 aşılarını mutlaka yaptırın. Kış aylarında gribi hafife almamak, hem kendimizi hem çevremizdekileri korumak açısından çok önemli."
Alman turistler medikal termale hayran kaldı
05 Kasım 2025 Çarşamba - 09:36 Alman turistler medikal termale hayran kaldı Dünyada sağlık turizminin önemi giderek artarken, yeşili ve termalin medikal sağlıkla buluştuğu Bursa, turistlerin ilgi odağı oldu. Sağlık turizminin önemli dallarından biri olan kaplıcalar da sıkça ziyaret edilen yerlerin başında geliyor. Türkiye, coğrafi yapısı ve iklimi dolayısıyla çok sayıda kaplıca bulundururken, dünyada ise ilk 7 ülke arasında yer alıyor. Sağlık yatırımlarının termal suyla buluşması birlikte Bursa, turistlerin en çok tedavi için geldiği bölgelerden biri oldu. Bursa’da çok sayıda kaplıca yer alırken, sağlık yatırımlarıyla bir araya getirilen hastanelerdeki termal su tedavileri yurt dışından gelen vatandaşların takdirini kazandı. Bursa, Roma, Bizans ve Osmanlı medeniyetlerine ev sahipliği yapan termal potansiyeli, termal ve medikal sağlığın birleşmesiyle Avrupa ve Orta Doğu başta olmak üzere dünya ülkelerinde yeniden ses getirmeye devam ediyor. Bursa’ya bir dizi ziyaret için gelen Alman turistler, termalin sağlıkla buluştuğu merkez olan Doruk Nilüfer Hastanesi’ndeki termal tesislerde uygulanan tedavi yöntemlerini gördüklerinde hayranlıklarını gizleyemedi. Bursa’nın kültür varlığı kadar, sağlık yatırımlarının da çok güzel olduğunu dile getiren Alman turistler, "Bursa’ya daha çok zaman ayrılmalı ve daha çok yer gezilmeli. Termal su, her yerde bulunmaması, Bursa’yı bu konuda ön plana çıkarıyor. Burada böyle bir imkan olmasından dolayı Bursa çok şanslısıdır. Bu hastanede değerlendirilip kullanılması hastalar için, iyileştirici yanının fazla olmasından dolayı çok önemli. Bu zamana kadar böyle bir hastane görmedim, öncelikle dikkatimi çeken şey hasta burada odak noktası ve önemseniyor. Bunun ön plana çıkartılması çok güzel bir durum. Her şey çok mükemmel kurgulanmış ve yapılıyor. Burada sağlık ve tedavi çok güzel bir şekilde bir araya getiriliyor, bu yapı çok güzel" dedi. Bursa’nın Nilüfer ilçesinde 370 yatak kapasitesine çıkabilen yatak dizaynı, 13 ameliyathane, 100 uzman hekim, 400 araçlık kapalı, 300 araçlık açık otoparkı ve Güney Marmara’da tek tescilli heliport pisti gibi birçok donanım ile Doruk Hastanesi ön plana çıkıyor. 2 yarı olimpik termal havuz, 2 refleksoloji havuzu, 4 hidroterapi havuzu, 4 çamur banyosu, 2 doktor balık havuzu, 3 medikal masaj salonu, 3 aile tedavi havuzu ve 6 ambiyans duşu yer alan hidroterapi bölümü ile farkını ortaya koyuyor.
Kök hücre bağışı hayat kurtarıyor
05 Kasım 2025 Çarşamba - 09:32 Kök hücre bağışı hayat kurtarıyor Medipol Mega Üniversite Hastanesi ve Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezi iş birliğiyle düzenlenen ‘Hayat Seninle Güzel’ başlıklı panelde, kök hücre bağışının hayat kurtarıcı rolü ele alındı. Etkinliğin ikinci gününde ise bağış organizasyonu düzenlendi. Medipol Sağlık Grubu farkındalık çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. 29 Ekim-4 Kasım Kızılay Haftası kapsamında Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nde ‘Hayat Seninle Güzel’ başlıklı panel düzenlendi. Toplumda kök hücre bağışı bilincini artırmayı amaçlayan düzenlenen panelin moderatörlüğünü Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Leylagül Kaynar üstlendi. Panelde, Doç. Dr. Senem Maral, Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Saffet Beköz, Dr. Öğr. Üyesi Süreyya Yiğit Kaya, Dr. Öğr. Üyesi Olgu Erkin Çınar ve İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Amır Hosseın Abedı, kök hücre bağışının klinik uygulamalardaki yeri, donör eşleşme süreçleri ve tedavi başarısına katkılarını anlattı. "Nakil, yeniden hayata uyanış gibi" Miyelofibrozis lösemi tanısıyla yaklaşık iki yıl önce tedavisinin başladığını belirten İsmail Hekim, "38 yaşındayım, şu anda çok daha iyiyim. Öncesi zorlu bir süreçti ancak nakil bulunduğu andan itibaren her şey değişti. O haberi almak bambaşka bir mutluluktuk. İki yıl önce kök hücre nakli oldum. Bugün burada karşınızdaysam bunu hocalarıma ve vericime borçluyum. Artık hasta değilim, hepiniz benim için çok değerlisiniz" dedi. Allojenik (donörden) nakil aldığını anlatan Hekim, sürecin kendisinde oluşturduğu duygusal etkiyi şu sözlerle aktardı: "Birinin size umut olması anlatılmaz bir his. Nakil sürecinde adeta yeniden doğuyorsunuz. Hayata yeniden uyanmak gibi O değerlerin kademe kademe yükseldiğini görmek mükemmel bir şey. Hayat kurtarmak tarif edilemez bir duygu." Bağışçılara da teşekkür eden Hekim, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: "Bir insanın yaşama tutunmasına vesile olmak, sorgulamaya bile gerek olmayan bir iyiliktir. Belki de birinin yeniden doğmasına sebep oluyorsunuz. Bu duygunun tarifi yok." Kök hücre bağışı hayat kurtarıyor Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Leylagül Kaynar, kök hücre bağışının lösemi ve lenfoma gibi hastalıkların tedavisinde hayati rol oynadığını vurguladı. Prof. Dr. Kaynar, "Kök hücre veya kemik iliği nakli, birçok hastamız için yaşam şansını yeniden kazandıran bir tedavi yöntemidir. Aile içinde uygun verici bulunamadığında, gönüllü bağışçılardan alınan kök hücreler bir başka hastanın hayatını kurtarabiliyor" dedi. Bağış sürecinin oldukça güvenli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kaynar, "Vericiler beş gün boyunca hazırlık iğneleriyle değerlendirilir ve ardından kan bağışına benzer bir yöntemle kök hücreler toplanır. Bu işlem, vericiye hiçbir sağlık riski oluşturmaz" ifadelerini kullandı. "Kök hücre toplama kan bağışına benzer" Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Senem Maral, kök hücre toplama sürecinin güvenli ve basit bir yöntemle gerçekleştirildiğini belirtti. "Kök hücre toplama işlemini iki farklı yolla yapıyoruz. Kök hücreyi kemik iliğinden çıkartarak hazırlayabiliyoruz ancak genellikle dolaşan kandan kök hücre toplamayı tercih ediyoruz" diyen Doç. Dr. Maral, bu yöntemin kan bağışına benzer bir süreç olduğuna dikkat çekti. Sağlık açısından riski yok Hematoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Saffet Beköz, kök hücre bağışının güvenli bir süreç olduğunu vurgulayarak, "Donör olmanız için öncelikle kapsamlı bir sağlık muayenesinden geçmeniz gerekiyor. Bu aşamada uygunluk belirlendikten sonra süreç güvenli şekilde devam ediyor" dedi. Dr. Beköz, "Kök hücre bağışı sonrasında kısa veya uzun vadede herhangi bir rahatsızlık yaşanmamaktadır. Sağlık kaybı söz konusu değildir. Bu nedenle gönül rahatlığıyla bağış yapılabilir" şeklinde konuştu. Genç yaşlarda bağış daha etkili Hematoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Süreyya Yiğit Kaya, kök hücre bağışında gönüllülüğün önemine dikkat çekerek, bağış sürecine dair bilgi verdi. Dr. Kaya, "Kök hücre bağışında en temel kriter, kişinin genel sağlık durumunun uygun olmasıdır. Sağlıklı bir birey olarak bağışçı olduğunuzda, bir başkasının hayatına dokunabilirsiniz" ifadelerini kullandı. Her bir bağış yeni bir hayat Hematoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Olgu Erkin Çınar, kök hücre bağışının hayati önemine dikkat çekerek, "Kök hücre naklinin bir alternatifi yoktur. Bu nakiller çok kısıtlı bir süre içinde yapılmalıdır. Bu nedenle hızlı hareket etmemiz gerekiyor. Doku uygunluğunu belirleyen yapılar kişiden kişiye değişiklik gösterdiği için tam eşleşmeyi yakalamak zorlaşıyor. Ancak çok sayıda verici adayı olduğunda uygun eşleşmeyi başarıyla bulabiliriz" dedi. "Nakil, hastalar için yeniden hayata dönüş anlamına geliyor" İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Amır Hosseın Abedı, "Uzun yıllar yoğun ağrılar çeken hastalarımız, nakil sonrasında sağlığına kavuşuyor. ‘Artık hasta değilsiniz’ demek, onlar için yeni bir hayatın başlangıcı oluyor," diyen Dr. Abedı, nakil sürecinin hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırdığını belirtti. Bağışta bilinçlenme artıyor Avrupa Bölge Kan Merkezi Kök Hücre Birim Sorumlusu Biyolog Nesrin Gürsul Akdağ, Türkiye’de 10 yıl önce Sağlık Bakanlığı-Kızılay iş birliğiyle kurulan Kemik İliği Bankası hakkında bilgi verdi. Akdağ, "Amacımız, bilgilendirilmiş kök hücre bağışçısı kazanımını sağlamak. Eşleşme gerçekleştiğinde süreci yürütüp nakil aşamasına getiriyor, bağışçıdan alınan kök hücrelerin hastaya ulaştırılmasını sağlıyoruz" dedi. Akdağ, "Öne Çık, Hayat Kurtar’ sloganıyla herkesi Kızılay’ın mobil ekiplerine ve sabit noktalarına davet ediyoruz. Şu anda bankamızda 1 milyon 200 bini aşkın bağışçı bulunuyor ve bu sayıyı artırmak için çalışmalarımız devam ediyor" diye konuştu.
Doç. Dr. Topaloğlu’ndan "obezite iğnesi" uyarısı: "Tetkiksiz kullanım riskli olabilir"
05 Kasım 2025 Çarşamba - 09:17 Doç. Dr. Topaloğlu’ndan "obezite iğnesi" uyarısı: "Tetkiksiz kullanım riskli olabilir" Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Obezite-Diyabet Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Ömercan Topaloğlu, son dönemde sıkça kullanılan obezite iğnelerinin doktor kontrolü olmadan kullanılmasının ciddi riskler taşıdığını söyledi. Topaloğlu, bu ilaçların doktor kontrolü olmadan kullanılmasının ciddi sağlık riskleri oluşturabileceğini belirterek, "Tahlil ve tetkik yapılmadan bu ilaçları kullanmak tehlikeli sonuçlara yol açabilir" dedi. "Diyet ve egzersiz ilk sırada olmalı" Doç. Dr. Topaloğlu, obezite ve diyabet tedavisinde ilk basamak yaklaşımın her zaman diyet ve egzersiz olduğunu vurguladı: "Öncelikle biz obezite ve diyabet tedavisinde her zaman diyet ve egzersizi ön planda tutuyoruz. Özellikle obezite tedavisinde diyet ve egzersize rağmen kilo veremeyen hastalarda farmakolojik tedavi uyguladığımız oluyor. Yani ilaç kullanımımız oluyor. Bu ilaçların başında son dönemlerde kullanılan çeşitli enjeksiyon tedavileri, yani halk arasında ’obezite iğnesi’ olarak bilinen uygulamalar geliyor." "Doktor kontrolü şart" Bu ilaçların mutlaka hekim gözetiminde kullanılması gerektiğini vurgulayan Topaloğlu, yanlış ve bilinçsiz kullanımın tehlikeli olabileceğini belirtti: "Bu ilaçları doktor kontrolünde kullanmak çok önemli. Özellikle obezite tedavisinde kullandığımız iğneleri kullanmadan önce belli başlı tetkiklerin yapılması lazım. Hastalar tarafımıza başvurduktan sonra hem kan tahlillerinin hem de çeşitli ultrasonografik incelemelerin yapılması gerekiyor. Hastanın hikayesinde ve muayenesinde bu ilaçların kullanımına engel bir durum olup olmadığının sorgulanması gerekmektedir." Topaloğlu, gerekli tetkiklerden geçmeden bu ilaçları kullanan kişilerin risk altında olduğunu ifade etti: "Bazı hastalar bu ilaçları doktor kontrolünde olmadan eczaneden alıp kullanabiliyorlar. Bu, tahlil ve tetkik yaptırmadan kullanıldığında riskli olabilir. Özellikle ailesinde tiroid kanseri öyküsü bulunan, safra kesesi, pankreas veya safra yolları hastalıkları olan kişilerde bu ilaçlar ciddi risk oluşturabilir." "İştah merkezine etki ediyor, tokluk hissi oluşturuyor" Obezite ilaçlarının etki mekanizmasına da değinen Doç. Dr. Topaloğlu, bu tedavilerin iki ana yoldan etki ettiğini belirtti: "Bu ilaçların birkaç farklı mekanizması var ama özellikle iki ana mekanizma üzerinden etki ediyor. Birincisi beyindeki iştah merkezine etki ediyor ve tokluk hissi sağlıyor. Beyindeki belli başlı reseptörlere bağlanarak tokluk hissi oluşturuyor. Bu sayede uzamış açlıklar, duygusal yeme atakları, gece yeme atakları azalıyor. İkinci etki mekanizması da midede şişkinlik ve tokluk hissi oluşturması. Böylece kişi daha az yiyor, daha az kalori alıyor ve bu da kilo kaybına yol açıyor." "Obezite giderek artıyor, tedaviye ilgi büyük" Dünyada ve Türkiye’de olduğu gibi Batı Karadeniz Bölgesi’nde de obezitenin giderek arttığını söyleyen Topaloğlu, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Obezite ve Diyabet Araştırma Merkezi’ne başvuruların yoğun olduğunu belirtti: "Merkezimize başvuran çok sayıda hastamız var. Bir kısmı obeziteli, bir kısmı fazla kilolu hastalar. Bu hastalarda da diyet ve egzersiz tedavisi uygulandıktan sonra yeterli kilo kaybı sağlayamadığımızda bu tarz farmakolojik tedavilere başvurabiliyoruz. Bölgemizde bu ilaçları kullandığımız çok sayıda hastamız var. Hastalarda olumlu sonuçlar görüyoruz. Kilo verdikçe uyku problemleri, menstrual düzensizlikler, kan şekeri sorunları düzelebiliyor." Doç. Dr. Topaloğlu, "Bu ilaçları eczaneden direkt alıp kullanmak riskli olabilir. Mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalıdır. İlaç kullanılmadan önce kan tetkiklerinin ve sonografik incelemelerin yapılması şart. Bu tetkikler yapılmadığında riskler bilinmediği için çeşitli olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle hem Zonguldak’taki hem Batı Karadeniz’deki hastalarımızı merkezimize bekliyoruz."
Doç. Dr. Topaloğlu’ndan "obezite iğnesi" uyarısı: "Tetkiksiz kullanım riskli olabilir"
05 Kasım 2025 Çarşamba - 09:15 Doç. Dr. Topaloğlu’ndan "obezite iğnesi" uyarısı: "Tetkiksiz kullanım riskli olabilir" Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Obezite-Diyabet Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Ömercan Topaloğlu, son dönemde sıkça kullanılan obezite iğnelerinin doktor kontrolü olmadan kullanılmasının ciddi riskler taşıdığını söyledi. Topaloğlu, bu ilaçların doktor kontrolü olmadan kullanılmasının ciddi sağlık riskleri oluşturabileceğini belirterek, "Tahlil ve tetkik yapılmadan bu ilaçları kullanmak tehlikeli sonuçlara yol açabilir" dedi. "Diyet ve egzersiz ilk sırada olmalı" Doç. Dr. Topaloğlu, obezite ve diyabet tedavisinde ilk basamak yaklaşımın her zaman diyet ve egzersiz olduğunu vurguladı: "Öncelikle biz obezite ve diyabet tedavisinde her zaman diyet ve egzersizi ön planda tutuyoruz. Özellikle obezite tedavisinde diyet ve egzersize rağmen kilo veremeyen hastalarda farmakolojik tedavi uyguladığımız oluyor. Yani ilaç kullanımımız oluyor. Bu ilaçların başında son dönemlerde kullanılan çeşitli enjeksiyon tedavileri, yani halk arasında ‘obezite iğnesi’ olarak bilinen uygulamalar geliyor." "Doktor kontrolü şart" Bu ilaçların mutlaka hekim gözetiminde kullanılması gerektiğini vurgulayan Topaloğlu, yanlış ve bilinçsiz kullanımın tehlikeli olabileceğini belirtti: "Bu ilaçları doktor kontrolünde kullanmak çok önemli. Özellikle obezite tedavisinde kullandığımız iğneleri kullanmadan önce belli başlı tetkiklerin yapılması lazım. Hastalar tarafımıza başvurduktan sonra hem kan tahlillerinin hem de çeşitli ultrasonografik incelemelerin yapılması gerekiyor. Hastanın hikayesinde ve muayenesinde bu ilaçların kullanımına engel bir durum olup olmadığının sorgulanması gerekmektedir." Topaloğlu, gerekli tetkiklerden geçmeden bu ilaçları kullanan kişilerin risk altında olduğunu ifade etti: "Bazı hastalar bu ilaçları doktor kontrolünde olmadan eczaneden alıp kullanabiliyorlar. Bu, tahlil ve tetkik yaptırmadan kullanıldığında riskli olabilir. Özellikle ailesinde tiroid kanseri öyküsü bulunan, safra kesesi, pankreas veya safra yolları hastalıkları olan kişilerde bu ilaçlar ciddi risk oluşturabilir." "İştah merkezine etki ediyor, tokluk hissi oluşturuyor" Obezite ilaçlarının etki mekanizmasına da değinen Doç. Dr. Topaloğlu, bu tedavilerin iki ana yoldan etki ettiğini belirtti: "Bu ilaçların birkaç farklı mekanizması var ama özellikle iki ana mekanizma üzerinden etki ediyor. Birincisi beyindeki iştah merkezine etki ediyor ve tokluk hissi sağlıyor. Beyindeki belli başlı reseptörlere bağlanarak tokluk hissi oluşturuyor. Bu sayede uzamış açlıklar, duygusal yeme atakları, gece yeme atakları azalıyor. İkinci etki mekanizması da midede şişkinlik ve tokluk hissi oluşturması. Böylece kişi daha az yiyor, daha az kalori alıyor ve bu da kilo kaybına yol açıyor." "Obezite giderek artıyor, tedaviye ilgi büyük" Dünyada ve Türkiye’de olduğu gibi Batı Karadeniz Bölgesi’nde de obezitenin giderek arttığını söyleyen Topaloğlu, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Obezite ve Diyabet Araştırma Merkezi’ne başvuruların yoğun olduğunu belirtti: "Merkezimize başvuran çok sayıda hastamız var. Bir kısmı obeziteli, bir kısmı fazla kilolu hastalar. Bu hastalarda da diyet ve egzersiz tedavisi uygulandıktan sonra yeterli kilo kaybı sağlayamadığımızda bu tarz farmakolojik tedavilere başvurabiliyoruz. Bölgemizde bu ilaçları kullandığımız çok sayıda hastamız var. Hastalarda olumlu sonuçlar görüyoruz. Kilo verdikçe uyku problemleri, menstrual düzensizlikler, kan şekeri sorunları düzelebiliyor." Doç. Dr. Topaloğlu, "Bu ilaçları eczaneden direkt alıp kullanmak riskli olabilir. Mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalıdır. İlaç kullanılmadan önce kan tetkiklerinin ve sonografik incelemelerin yapılması şart. Bu tetkikler yapılmadığında riskler bilinmediği için çeşitli olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle hem Zonguldak’taki hem Batı Karadeniz’deki hastalarımızı merkezimize bekliyoruz." (OA-
Diş Hekimi Özbek: "Ağız kokusu sosyal ilişkileri derinden sarsabiliyor"
05 Kasım 2025 Çarşamba - 09:05 Diş Hekimi Özbek: "Ağız kokusu sosyal ilişkileri derinden sarsabiliyor" Memorial Bodrum Hastanesi Diş Bölümü’nden Diş Hekimi İrem Merve Özbek, ağız kokusu ile ilgili olarak, "Yapılan araştırmalar, kalıcı ağız kokusunun iletişim problemlerine, özgüven kaybına ve sosyal ilişkilerde uzaklaşmalara yol açabildiğini ortaya koyuyor" dedi. Memorial Bodrum Hastanesi Diş Bölümü’nden Diş Hekimi İrem Merve Özbek, ağız kokusunun nedenleri ve çözüm yolları hakkında önemli bilgiler paylaştı. Özbek, "Toplumda sık karşılaşılan ve kişinin sosyal yaşamını doğrudan etkileyen ağız kokusu (halitozis), yalnızca basit bir hijyen sorunu değil, kimi zaman ciddi sağlık problemlerinin habercisi olabiliyor. Yapılan araştırmalar, kalıcı ağız kokusunun iletişim problemlerine, özgüven kaybına ve sosyal ilişkilerde uzaklaşmalara yol açabildiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu durumun sadece ağız hijyeniyle sınırlı olmadığını; diyabetten mide rahatsızlıklarına kadar birçok sağlık sorunuyla bağlantılı olabileceğini belirtiyor" şeklinde konuştu. "Ağız kokusunun en sık nedeni bakterilerdir" "Ağız kokusu genellikle ağız içindeki bakterilerden kaynaklanır" diyen Özbek, "Yetersiz ağız hijyeni, diş eti hastalıkları, diş çürükleri, dil üzerindeki bakteri tabakası ve bademcik taşları bu duruma yol açan başlıca etkenler arasındadır. Yetersiz su tüketimi, sigara kullanımı, uzun süre aç kalmak gibi alışkanlıklar da ağızda kötü koku oluşmasına neden olur. Daha nadir olarak sinüs enfeksiyonları, diyabet ve mide problemleri gibi sistemik hastalıklar da ağız kokusunun kaynağı olabilir. Bazı ilaçların uzun süreli kullanımı veya beslenme bozuklukları tükürük yapısını bozarak bakteri birikimine zemin hazırlar. Bu durum da ağız kokusunun kalıcı hale gelmesine yol açabilir" açıklamasında bulundu. "Sadece diş macunuyla bastırmak yetmez" Sürekli devam eden ağız kokusu; diyabet, karaciğer veya mide hastalıklarının ilk sinyali olabileceğini ifade eden Özbek, "Bu nedenle, ağız kokusu geçici değilse, yalnızca ağız hijyenine odaklanmak yerine altta yatan tıbbi nedenlerin araştırılması gerekir. Erken dönemde fark edilen sistemik hastalıklar, hem ağız kokusunun ortadan kalkmasını sağlar hem de genel sağlık açısından hayati önem taşır" diye konuştu. "Düzenli bakım kötü kokuyu önlemenin anahtarı" Düzenli ağız bakımı, ağız kokusunu önlemede en etkili yöntemlerden biri olduğunu da açıklayan Özbek, "Dişlerin günde en az iki kez fırçalanması, diş ipiyle arayüz temizliğinin yapılması ve dilin özel bir fırça ya da kazıyıcı ile temizlenmesi ağız hijyenini sağlar. Yılda en az iki kez diş hekimi kontrolüne gitmek, diş eti hastalıklarını ve çürükleri erken dönemde tespit etmeye yardımcı olur. Diş taşı temizliği ve polisaj işlemi, hem estetik hem de hijyen açısından büyük önem taşır. Ayrıca fırçalamaya destek olarak ağız duşu (oral irrigator) kullanımı, bakterilerin azaltılmasında oldukça etkilidir" dedi. "Sürekli ağız kokusu ciddi hastalık belirtisi olabilir" Ağız kokusunun geçici değil, sürekli bir hale gelmesi durumunda bir uzmana başvurulması gerektiğinin altını çizen Özbek, "Kokunun kaynağı sadece ağızda olmayabilir; bazı durumlarda kulak burun boğaz ya da gastroenteroloji uzmanlarının değerlendirmesi gerekebilir. Altta yatan sistemik hastalık tedavi edildiğinde, ağız kokusu da ortadan kalkar" şeklinde konuştu. Özbek, "Ağız kokusuna engel olmak için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı; "Dişlerinizi günde en az iki kez fırçalayın. Her gün diş ipi ile arayüz temizliği yapın. Dilinizi özel bir fırça veya dil kazıyıcıyla temizleyin. Ağız duşu (oral irrigator) kullanarak fırçalamayı destekleyin. Gün içinde yeterli miktarda su için, ağız kuruluğunu önleyin. Sigara ve alkol tüketimini azaltın veya bırakın. Soğan, sarımsak, kahve gibi kokuya neden olan gıdaları aşırı tüketmeyin. Şekersiz sakız çiğneyerek tükürük üretimini artırın. Antibakteriyel ağız gargaraları ile ağız hijyenini destekleyin. Yılda iki kez diş hekimi kontrolü yaptırarak muhtemel sorunları erken fark edin"
Meram’a yeni sağlık yatırımı için imzalar atıldı
04 Kasım 2025 Salı - 16:34 Meram’a yeni sağlık yatırımı için imzalar atıldı Konya’nın merkez Meram ilçesi, yeni bir sağlık yatırımına daha kavuşuyor. Konya İl Sağlık Müdürlüğü, Meram Belediyesi ve hayırsever Süleyman Vehbi Ağırbaşlı arasında imzalanan protokolle Alakova Mahallesi’ne Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu kazandırılıyor. Meram Alakova 7 No’lu Adnan-Olcay Ağırbaşlı Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonunu hayata geçirecek protokol Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş, Konya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz ve hayırsever iş insanı Süleyman Vehbi Ağırbaşlı tarafından imzalandı. "Her yeni yatırım, Meramlıların hayatına değer katıyor" Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş, imza töreninde yaptığı konuşmada, Meram’ın her geçen gün yeni bir yatırım kazandığına dikkat çekti. İlçede hayat bulan her yeni yatırımın da yaşam kalitesinin artışı anlamına geldiğini vurgulayan Başkan Kavuş, "Bugün burada insan sağlığına ve hayatına dokunacak bir adım daha atıyoruz. Meram Belediyesi olarak hayırseverlerimizle el ele vererek ilçemize kalıcı sağlık yatırımları kazandırmaya devam ediyoruz. Adnan-Olcay Ağırbaşlı Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu da Meram’ın sağlık altyapısını güçlendirecek çok kıymetli bir yatırım. Bu anlamlı katkılarından dolayı Ağırbaşlı ailesine ve destekleri için İl Sağlık Müdürlüğümüze teşekkür ediyorum." diye konuştu. Konya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz da Meram’ın belediye-hayırsever iş birliği ile yeni bir sağlık yatırımı daha kazandığını belirterek, ilçedeki sağlık hizmetlerinin her geçen gün daha da geliştiğini, istasyonun bölgeye önemli katkılar sağlayacağını ifade etti. Konuşmaların ardından Alakova Mahallesi’ne kazandırılacak Meram 7 No’lu Adnan-Olcay Ağırbaşlı Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonunu’nun protokolü imzalandı. Yapılacak yeni istasyon, acil sağlık hizmetlerinin bölgedeki erişimini artırarak hem Meram halkına hem de çevre mahallelere hizmet verecek. Protokolle birlikte Meram, modern bir acil sağlık hizmetleri istasyonuna daha kavuşacak. Projenin kısa sürede tamamlanarak hizmete girmesiyle birlikte, ilçede acil sağlık hizmetlerinin etkinliği ve ulaşılabilirliği önemli ölçüde artacak.
14 aylık Hamza Tuğra ilk kez duydu
04 Kasım 2025 Salı - 16:13 14 aylık Hamza Tuğra ilk kez duydu Osmaniye’de işitme engelli olarak dünyaya gelen 14 aylık Hamza Tuğra Çabuk, beyin sapına yerleştirilen işitsel implant sayesinde ilk kez duymaya başladı. Osmaniye’de yaşayan Eyyup Çabuk (52) ve Vildan Çabuk’un (42) 4. çocuğu olarak dünyaya gelen 14 aylık Hamza Tuğra bebeğin, hastanede yapılan testlerde işitme engelli olduğu ve doğuştan iç kulak yapılarının bulunmadığı tespit edildi. Ailenin Gaziantep Şehir Hastanesi’ne başvurması üzerine yapılan detaylı tetkikler sonucunda, hastanenin Kulak Burun Boğaz (KBB) Kliniği’nde görev yapan Doç. Dr. Secaattin Gülşen tarafından minik Hamza Tuğra’ya beyin sapı implantı ameliyatı gerçekleştirildi. Operasyonla beyin sapındaki işitme merkezine yerleştirilen implant sayesinde işitme fonksiyonu kazandırılan minik Hamza Tuğra, ameliyatın ardından sağlıklı bir şekilde taburcu edildi. Yaklaşık bir ay sonra yapılan kontrolde ise ilk kez duymanın mutluluğunu yaşadı. "Tepkileri var, bu güzel bir şey bundan sonra duymaya devam edecek" Başarılı geçen ameliyat hakkında konuşan Doç. Dr. Secaattin Gülşen, "Hamza bize il dışından başvurdu. Her iki iç kulağı da gelişmeyen hastamız. İç kulağı ve sinirleri gelişmediği için işitmesi mümkün değildi. İşitebilmesinin tek yolu beyin sapındaki işitme merkezine implant, elektrikli bir cihaz taktık. Ses dalgalarını elektrik sinyallerine dönüştürüp, işitme merkezini beyin sapından uyaran bir cihaz. Bu anlamda bu ameliyat bölgede ilk yapılan tek merkez Gaziantep Şehir Hastanesi, bizde yaklaşık 1 ay önce bu ameliyatı başarıyla gerçekleştirdik. Yaklaşık 2 saat süren bir ameliyat oldu ve ameliyattan sonra direkt serviste takip ettik. Bu günde cihazın açılışını yaptık. Seslere olan tepkisini ve yanıtlarını ölçmüş olduk. Tepkileri var bu güzel bir şey. Bu şekilde bundan sonra duymaya devam edecek. Aynı zamanda dil desteği ve rehabilitasyon desteğiyle konuşacakta. Bu duruma vesile olmaktan dolayı mutluyuz, gururluyuz" dedi. "Bir çocuğun duyması bir baba için ne kadar güzel bir şey" Çocuğunun duyacak olmasından dolayı mutlu olduğunu söyleyen, Hamza Tuğra’nın babası Eyyup Çabuk, "Çocuğum doğuştan işitme engelliydi. Bunun çaresi de beyin sapı ameliyatıydı. Bu durumdan dolayı birkaç hastaneye gittik. Sadece Gaziantep’te Secaattin hocamızın sayesinde bu ameliyat gerçekleşti. Bütün personellere teşekkür ediyoruz. Şu anda çok mutluyuz. Yani bugün karşılığını aldık. Bu kadar emeğin, bu kadar çabanın, bu kadar uğraşın. Yaklaşık 1 ay önce ameliyat olmuştu. Gerçekten çok mutluyuz. Şu anda sevincimiz anlatılmaz. Yani bir çocuğun duyması bir baba için ne kadar güzel bir şey. Başta Gaziantep Şehir Hastanesi olmak üzere herkese çok teşekkür ediyoruz. Secaattin hocam bize çok yardım ediyordu. Ancak kendi çocuğa olsa bu kadar ilgilenebilirdi. Hastaneye çok teşekkür ederiz" şeklinde konuştu. "Oğlumuz doğuştan engelliydi. Artık bizi duyacak. Çok mutluyuz" Ameliyatı gerçekleştiren doktor ve ekibine teşekkür eden Hamza Tuğra’nın annesi Vildan Çabuk, "Ben Hamza Tuğra’nın annesiyim. Doktorumuz Secaattin Gülşen hocamıza çok teşekkür ederiz. Bizi çok mutlu ettiler. Oğlumuz doğuştan engelliydi. Artık bizi duyacak. Çok mutluyuz" diye konuştu.
DTO, Kızılay Haftasında kan bağışının önemine dikkat çekti
04 Kasım 2025 Salı - 15:11 DTO, Kızılay Haftasında kan bağışının önemine dikkat çekti Kızılay Haftası, Denizli’de gerçekleştirilen çeşitli etkinliklerle coşkuyla kutlandı. Türk Kızılay Denizli Şubesi ve Türk Kızılay Güney Ege Bölge Müdürlüğü organizasyonundaki etkinlikler kapsamında vatandaşlarda farkındalık oluşturmak amacıyla, Denizli Ticaret Odası (DTO) önünde Kızılay’ın çadırları kuruldu, tanıtım ve bilgilendirme faaliyetleri ile kan bağışında bulunuldu. Her yıl 29 Ekim-4 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen Kızılay Haftası, Pamukkale Kaymakamlığı önünde gerçekleştirilen çelenk sunma töreni ile başladı. Buradaki konuşmalar sonrasında Denizli Ticaret Odası (DTO) önüne kadar kortej yürüyüşü gerçekleştirildi. Kızılay’ın yürüttüğü faaliyetler, kan bağışı, afet yardımı, gençlik ve sosyal destek çalışmaları, kurulan çadırlarda vatandaşa anlatıldı. DTO Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan ile yönetim kurulu üyelerinin yanı sıra Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Denizli İl Başkanı Av. Mehmet Ali Yılmaz ile yönetim kurulu üyelerinin de yer aldığı etkinlikte, çadırlardaki stantlar ile resim sergisi ve kan bağışı aracı gezildi. Başkan Erdoğan, "Neden Kan Bağışlıyorum" adı altında hazırlanan özel pankarta "Kan candır, kan verelim insanımıza can olsun" yazarak imzaladı; kan bağışının önemine halkın dikkatini çekti. Etkinlik, günün anısına toplu halde fotoğraf çekimi ile de sona erdi. Başkan Erdoğan: Kan candır, kan verelim insanımıza can olsun Etkinlikle ilgili soruları yanıtlayan DTO Başkanı Uğur Erdoğan, adeta bir bayram yaşadıklarını söyledi. Erdoğan, "Kan bağışı konusunda milletimizi daha duyarlı olmaya davet eden mükemmel bir organizasyon. Böyle bir etkinliğin Türkiye’de de ilk olduğunu düşünüyorum. Kan candır, vatandaşımıza kan verelim can olsun diye de bir sloganımız var. Halkımızı kan vermeye davet ediyoruz. Burada yoğun bir emek var. Denizli Ticaret Odası ailesi olarak bu önemli organizasyona biz de Kızılay’ın yanında yer alarak destek veriyoruz. Daha önce kan stoklarındaki azalma sebebiyle ekibimizle beraber kan vermiştik ve stoklarımıza ciddi anlamda katkı sağladık; Denizli’deki stoklarımızla ilgili problemi aştık. Kentimizdeki idarecilerimiz, Kızılay başkanlarımız, bölgeye ve ülkeye destek vermek için bu tür organizasyonları yapıyorlar. Biz de yanlarında yer almayı görev bildik" dedi. Gökçe: Vatandaşımızın her gün yanındayız Kızılay Denizli Şubesi Başkanı Av. Pınar Gökçe ise Kızılay’ın sadece afetlerde değil her gün halkın yanında olduğunu vurguladı; ilgi ve desteğinden dolayı Başkan Erdoğan’a teşekkür etti. Gökçe, "Çifte bayram yaşıyoruz... Birkaç gün önce Cumhuriyet Bayramımızı kutladık. Hemen ardından da Kızılay Haftamız sebebiyle bugün burada bu kutlamaları gerçekleştiriyoruz. Bu yıl hem gençlerde ve çocuklarda hem de toplumumuzda bir farkındalık sağlamak, iyiliği yaymak için Kızılay’ın faaliyetlerini tanıtan bir organizasyon düzenledik. Denizli Ticaret Odamızla da kan bağışı kampanyası yapıyoruz. Kızılay 157 yıldır hep iyilikle anılıyor ve biz biliyoruz ki iyilik iyileştirir. O yüzden de herkesi bu iyilik hareketine davet ediyoruz. Kan acil değil sürekli bir ihtiyaçtır! O yüzden de 18-65 yaş arasındaki herkesi, istenilen şartları da taşıyorsa, kan bağışına davet ediyoruz. Biz görevi devraldığımızda Türkiye’deki şubeler içerisinde Denizli 78’inci sırada idi, eylül ayı itibarıyla ise ikinci sıraya kadar yükseldik. Kızılay sadece bir afet olduğunda değil, her gün herkesin yanında olmak zorunda... O yüzden bu ekip çalışmasıyla böyle önemli bir başarıyı Denizli’ye yaşatmanın da haklı gururunu yaşıyoruz. Katkı sağlayan herkese teşekkür ediyoruz" diye konuştu. Korkut: Kan verin hayat kurtarın Türk Kızılay Güney Ege Kan Merkezi Müdürü Dr. Ferda Korkut da Türk Kızılay Denizli Şubesi ile güzel bir organizasyona imza attıklarını ifade etti. Dr. Korkut, "Buradaki asli amacımız vatandaşımızın dikkatini faaliyetlerimize ve kan bağışına çekmek, kanın acil değil sürekli ihtiyaç olduğunu vurgulamak ve muhtaç olana her daim şifa olmaktır. Geçen sene belli periyotlarda yaşadığımız ufak sıkıntılarımızı halkımızın desteğiyle aştık. Stoklarımızı tamamen doldurduk ve bütün hastanelerimizin taleplerini tam olarak karşılar hale geldik. Bugün de Denizli Ticaret Odası ile yaptığımız organizasyon sayesinde kan bağışının daha da artacağına inanıyorum. Onun için kan verin hayat kurtarın diyorum" dedi.