SAĞLIK
Uzmanından vertigoyu azaltan besin önerileri 31 Mart 2026 Salı - 13:38:54 Acıbadem Kayseri Hastanesi Diyetisyeni Burcu Akbeyaz Özger, vertigo hastalığına değinerek; "Paketli gıdalar katkı maddesi ve yüksek oranda tuz içermesinden kaynaklı vertigoyu tetikleyebiliyor. Yüksek tuz, iç kulaktaki sıvı dengesini bozarak vertigo semptomlarını artırıyor" dedi. Acıbadem Kayseri Hastanesi Diyetisyeni Burcu Akbeyaz Özger, Ramazan ayı dolayısıyla ve yaz aylarının yaklaşmasıyla vatandaşların vertigoyla karşı karşıya kalabileceklerini söyledi. Vertigonun belirtilerine değinen Özger, semptomların daha az görülmesi ve vertigodan korunmak için beslenme önerilerinde bulundu. Paketli gıdalar ve dondurulmuş ürünlerin tüketilmemesi gerektiğini ifade eden Özger; "Ramazan süreci ve yazın gelmesiyle birlikte vücudumuzdaki sıvı oranı azalmaya başlıyor. Bununla birlikte vertigo ile karşılaşabiliyoruz. Vertigo ile beraber baş dönmesi, denge kaybı, bulantı ve kulak çınlaması gibi semptomlarla karşılaşabiliyoruz. Bunun sebebi, iç kulaktaki denge mekanizmasının bozulmasından kaynaklanıyor. Vertigonun tedavisinde beslenme büyük bir önem taşıyor. Bu süreçte vertigonun beslenme ile ilgili olan tedavisini konuşacağız. Dondurulmuş gıda ürünlerini bu süreçte sodyum içerdiğinden dolayı önermiyoruz. Sodyum içeriği yüksek olan besinler vertigoyu tetikleyebiliyor. Paketli gıdalar ise katkı maddesi ve yüksek oranda tuz içermesinden kaynaklı vertigoyu tetikleyebiliyor. Yüksek tuz oranı, iç kulaktaki sıvı dengesini bozarak vertigo semptomlarını artırıyor. Bu yüzden olabildiğince tuzlu gıdalardan uzak durmamız gerekiyor. Vertigo için kolesterol seviyesi yüksek olan gıdalara da dikkat etmemiz gerekiyor. Kırmızı et ve dışarıdan aldığımız işlenmiş etler, kolesterol seviyesi yüksek olan gıdalar sınıfına giriyor. Bunların tüketimini azaltmamız gerekiyor. Kolesterol seviyesi yüksek olan gıdalar aynı şekilde kan dolaşımını etkileyerek vertigo semptomlarını artırabiliyor" şeklinde konuştu. "Bu süreçte alışkanlıklarımızın değişmesi gerekiyor" Bu süreçte alışkanlıkların değişmesi gerektiğinin altını çizen Diyetisyen Özger, kafein ve alkollü içeceklerden uzak durulması gerektiğini belirterek; "Bizler günde 2-2,5 litre kadar su tüketiminin artırılmasını istiyoruz. Akdeniz tipi beslenmeyi öneriyoruz. Akdeniz tipi beslenmede meyve tüketimi çok önemlidir. C vitamininden zengin meyveleri tüketerek; çilek, yaban mersini, ananas, narenciye, kayısı ve üzüm gibi besinlerin tüketimini artırabiliriz. Bu besinlerle vertigonun semptomlarını azaltmaya yardımcı olabiliriz. Kuru yemiş olarak fındık, badem ve ceviz tüketimi de vertigonun semptomlarını azaltmaya yardımcı olabilir. Sebze tüketimi olarak kuşkonmaz, ıspanak ve diğer yapraklı sebzelerden faydalanabiliriz. Brokoli ve biber gibi C vitamininden zengin sebzelerle birlikte bu süreci daha rahat bir şekilde atlatabiliriz. Ayrıca ne kadar az yağlı protein tüketirsek o kadar iyi olur. Derisiz tavuk, balık ve kinoa gibi besinlerle birlikte vertigonun oluşturduğu baş dönmesi azaltılabilir. Bu süreçte alışkanlıklarımızın değişmesi gerekiyor. Kafein ve alkol tüketimini olabildiğince kısıtlamalarını istiyoruz. Bunların yerine daha fazla taze meyve ve sebze tüketiminin artması, evde yapılan fırın yemeklerinin tercih edilmesi, tam tahıllı gıdaların tüketilmesi ve omega-3 açısından zengin beslenmek oldukça fayda sağlayacaktır. Evde kullandığımız dondurulmuş gıdaların tüketimini azaltalım. Kızartılmış ve paketli gıdalardan uzak duralım. Trans yağlı yiyeceklerden de uzak durmak vertigonun semptomlarını azaltmaya yardımcı olacaktır" ifadelerini kullandı.
31 Mart 2026 Salı - 13:35 Ulukışla’daki diyaliz hastaları artık tedavi için ilçe dışına gitmeyecek Niğde’nin Ulukışla ilçesinde kurulan diyaliz ünitesi ile artık hastalar ilçe dışına gitmeden tedavi edilecek. Ulukışla İlçe Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan diyaliz ünitesi ile hasta nakil ambulansı düzenlenen programla hizmete sunuldu. Bu sayde, kronik böbrek yetmezliği bulunan hastalar artık ilçe dışına gitmeden tedavi olabilecek. Program kapsamında hastanede kurulan diyaliz ünitesi ile hizmete alınan hasta nakil ambulansını inceleyen Vali Nedim Akmeşe, sağlık hizmetlerinin etkin, erişilebilir ve kaliteli şekilde sunulmasının önemine dikkat çekti. Vali Akmeşe, yapılan yatırımlarla ilçede sağlık hizmetlerinin kapasitesinin önemli ölçüde artırıldığını ifade ederek projeye katkı sağlayanlara teşekkür etti. AK Parti Niğde Milletvekili Prof. Dr. Cevahir Uzkurt ise, "Bugün Ulukışla halkımıza yeni bir sağlık hizmeti kazandırmanın mutluluğu içerisindeyiz. Bu diyaliz merkezimiz Ulukışla’da ihtiyacı olan hastalarımız için özellikle Pozantı’ya, Niğde’ye ya da özel sektördeki diyaliz merkezlerine giden hastalarımız için son derece önemliydi. Yaklaşık 36 hastamıza hizmet verecek diyaliz merkezimizin açılışını gerçekleştiriyoruz. Bütün Ulukışlalı hemşehrilerimize hayırlı olsun diyorum" ifadelerini kullandı. Hastaneye kazandırılan yeni hasta nakil ambulansı da sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştıracak. İlçede mevcut ambulans sayısına eklenen araç sayesinde, planlı hasta nakillerinin daha hızlı ve etkin şekilde gerçekleştirilmesi, acil ambulansların üzerindeki yükün hafifletilmesi amaçlanıyor. Açılış programına Niğde Valisi Nedim Akmeşe, AK Parti Niğde Milletvekili Prof. Dr. Cevahir Uzkurt, Ulukışla Kaymakamı Emir Osman Gökçe, Ulukışla Belediye Başkanı Ali Uğurlu, İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Kürşad Ramazan Zor, hastane yöneticileri ve hayırsever iş adamları katıldı.
31 Mart 2026 Salı - 13:10 Genel Cerrahi Uzmanı Yılmaz: "40 yaş üzerindeki bireylerde mide kanseri riski daha yüksektir" Özellikle 40 yaş üzerindeki bireylerde mide kanseri riskinin daha yüksek olduğunu aktaran Genel Cerrahi Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Serkan Yılmaz, "Midede yanma, ekşime, halsizlik ve aşırı kilo kaybı gibi şikayetlerin önemsenmesi gerekiyor" dedi. Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Serkan Yılmaz, mide kanseri hakkında uyarılarda bulunarak açıklamalarda bulundu. Elazığ ve çevre illerde mide kanserinin yaygın görüldüğünü belirten Yılmaz, "Hastalar genellikle şişkinlik, hazımsızlık, erken doyma hissi, ağızdan kan gelmesi ve dışkıda kan görülmesi gibi şikayetlerle başvuruyorlar. Bu tür belirtilerin mide kanserinin habercisidir. Tanı sürecinde endoskopi yöntemiyle mide içerisindeki lezyonlar görünmüyor. Buradan alınan parçalarla kesin teşhisin konuluyor. Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde mide kanseri ameliyatlarının çoğunlukla kapalı yöntemlerle gerçekleştiriliyor. Bu yöntemin hastada daha az ameliyat izi bırakması, kesilerin daha hızlı iyileşmesi ve iş hayatına dönüşün daha erken olmasını sağlıyor. Özellikle 40 yaş üzerindeki bireylerde mide kanseri riskinin daha yüksek oluyor. Midede yanma, ekşime, halsizlik ve aşırı kilo kaybı gibi şikayetlerin önemsenmesi gerekiyor. Bu tür şikayetleri olanların vakit kaybetmeden endoskopi yaptırmaları erken teşhis ve tedavi açısından hayati önem taşıyor" diye konuştu.
31 Mart 2026 Salı - 13:04 Kolon kanserine ‘kolonoskopi’ önerisi Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Gastroenteroloji Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Gülten Can Sezgin, kolon kanserinin erken evrede önlenebileceğini söyleyerek, 45 yaşından sonra kolonoskopi yapılmasını önerdi. Doç. Dr. Gülten Can Sezgin, Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de mart ayının "Kolon (Kolerektal) Kanseri Farkındalık Ayı" olarak kabul edildiğini dolayısıyla toplumsal bilincin artırılmasının hedeflendiğini, Türk Gastroenteroloji Derneği Kayseri Şubesi olarak Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Gevher Nesibe Hastanesi Poliklinikler Girişinde halkı bilgilendirmek amacıyla stant açtıklarını söyledi. Bu stantta halka yönelik bilgi verici broşürlerin dağıtıldığını ve sözel olarak konu hakkında aydınlatma yapıldığını, kolonoskopi taraması için dâhiliye-gastroenteroloji polikliniklerine başvurulmasının önerildiğini ifade etti. "Herkesin 45 yaşından sonra kolonoskopi yapılması önerilmektedir" Doç. Dr. Gülten Can Sezgin, "Kolon (kalın barsak) kanseri tüm dünyada hem kadın hem erkek hastalarda en sık görülen üçüncü kanserdir. Herkesin 45 yaşından sonra kolonoskopi yapılması önerilmektedir. Kolonoskopi işlemi ile erken tanı konmakta ve bu durum hayati önem taşımaktadır. Aile üyeleri ve akrabalarda kolon kanseri öyküsü varsa daha erken yaşlarda kolonoskopi yapılması önerilmektedir" dedi. Doç. Dr. Sezgin, "Karın ağrısı, rektal kanama, kilo kaybı, dışkılama zorluğu, barsak alışkanlığında değişiklik, yeni başlayan kabızlık, kansızlık gibi şikayeti olan hastaların mutlaka doktora başvurması ve kolon kanseri yönünden kolonoskopi yapılması önerilmektedir. Daha önce kolonoskopi yapılan kişilerde kolonda polip tespit edilmiş ise takip edilmesi ve yeniden kolonoskopi yapılması gerekir" ifadelerini kullandı. Kolon kanserinin risk faktörleri Doç. Dr. Gülten Can Sezgin, "Kolon kanseri yönünden risk faktörleri; ileri yaş, ailede kanser öyküsü, işlenmiş et tüketimi, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol kullanımıdır. Korunma yolları; lifli gıdalarla beslenmek, kırmızı et tüketimini azaltmak, fiziksel aktiviteyi artırmak ve tarama kontrollerini ertelememek çok önemlidir" şeklinde konuştu. Doç. Dr. Sezgin, "Kolon kanseri kolonda polip tespit edildiğinde polipektomi işlemi ile bu lezyonların alınmasından dolayı önlenebilir bir kanserdir. Bu nedenle Mart ayı kolon kanseri farkındalık ayı olarak ilan edilmiştir. Her yıl 81 ilimizde kolon kanseri farkındalığını artırmak, kolon kanseri taramasının önemini vurgulamak ve kişinin kolon, rektum ve anüs kanserine yakalanma riskini azaltmak için çeşitli etkinlikler gerçekleşmektedir" dedi. Sezgin, "Unutmayın, kolon kanseri taraması yaptırmak, sevdiklerinizle daha uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmenin çok kıymetli bir yoludur" ifadelerini kullandı.
Niğde Sağlıklı Hayat Merkezlerinde herkese ücretsiz danışmanlık hizmeti
19 Kasım 2025 Çarşamba - 13:25 Niğde Sağlıklı Hayat Merkezlerinde herkese ücretsiz danışmanlık hizmeti Niğde Sağlıklı Hayat Merkezi, toplum sağlığını yükseltmek amacıyla beslenmeden sigara bırakmaya, fizyoterapiden psiko-sosyal desteğe kadar her yaş grubundan bireyin sağlık ihtiyaçlarına yönelik kapsamlı hizmetler sunuyor. Sağlık Bakanlığı’nın "Hastalığa değil, sağlığa yatırım yap" vizyonuyla kurulan merkezlerden, sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın herkes ücretsiz olarak yararlanabiliyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarını geliştirmek, hastalıklardan korumak ve birinci basamak sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmak amacıyla hizmet veren merkezlerde diyetisyenlik, psiko-sosyal destek, fizyoterapi, çocuk gelişimi ve sigara bırakma birimi gibi birçok alanda danışmanlık sağlanıyor. Niğde İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Muhammet Bayraktar, Sağlıklı Hayat Merkezleri için artık MHRS üzerinden de randevu alınabildiğini belirterek, şu bilgileri paylaştı: "Muayene öncesi bekleme süresini ortadan kaldıran ve polikliniklerdeki kalabalığı azaltarak daha sakin bir ortam oluşturan MHRS sistemiyle vatandaşlarımız, Sağlıklı Hayat Merkezlerimizden kolayca randevu alabiliyor. Niğde merkezde, belediye yanındaki eski adliye binasında ve Özbelde mevkiinde bulunan iki merkezimizde ayrıca Bor ilçesi Yeni Mahalle’deki Sağlıklı Hayat Merkezimizde ve şehir merkezindeki ek hizmet binamızda diyetisyen, fizyoterapist, psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve çocuk gelişimi uzmanlarımız hizmet veriyor." Bayraktar, randevu şartı olmasa da zaman yönetimi açısından MHRS kullanımının büyük kolaylık sağladığını ifade ederek, "Vatandaşlarımız hastaneye gitmeye gerek kalmadan sağlıklı hayat merkezlerimizde diyetisyenlerimizden beslenme danışmanlığı alabilir, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarımızla görüşebilir, çocuklarının gelişimi için çocuk gelişimi uzmanlarımızdan destek alabilir. Evli çiftlerimiz de aile planlaması danışmanlık hizmetinden yararlanabilir. Bu hizmetlerin tamamı Bakanlığımızın ‘Hastalığa değil, sağlığa yatırım yap’ anlayışının bir yansımasıdır " dedi.
Roche İlaç Türkiye tarafından hazırlanan ‘Akciğer Kanserinde Deneyim ve İçgörü Haritası’ araştırmasının ara bulguları yayımlandı
19 Kasım 2025 Çarşamba - 12:46 Roche İlaç Türkiye tarafından hazırlanan ‘Akciğer Kanserinde Deneyim ve İçgörü Haritası’ araştırmasının ara bulguları yayımlandı Roche İlaç Türkiye tarafından hazırlanan ‘Akciğer Kanserinde Deneyim ve İçgörü Haritası’ araştırmasının ara bulguları, Ankara’da bir otelde gerçekleştirilen basın toplantısında paylaşıldı. Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Roche İlaç Türkiye tarafından Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve Türk Kanser Derneği’nin katkılarıyla hazırlanan ’Akciğer Kanserinde Deneyim ve İçgörü Haritası’ araştırmasının ara bulguları, Ankara’da bir otelde düzenlenen basın toplantısında paylaşıldı. Araştırma, hasta ve hekimlerin tedavi sürecine dair deneyimlerini ve beklentilerini ortaya koyuyor. Ipsos Türkiye tarafından gerçekleştirilen araştırma, bu içgörüler doğrultusunda gelecekteki farkındalık, eğitim ve destek programlarının şekillendirilmesine katkı sunmayı hedefliyor. Toplantı, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, Türk Kanser Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Burak Duruman ve Roche İlaç Türkiye Medikal Lideri Dr. Mahir Kurt’un katılımlarıyla gerçekleşti. "Ülkemizde her yıl 41 bin insanımız akciğer kanseri tanısı alıyor" İmmünoterapinin akciğer kanserinde kader değiştirici bir etkisinin olduğunu vurgulayan Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, "Hepimizin korkulu rüyası aslında kanser olmaktır ama kanserin belki de en önemli tedavisinin de daha mücadele başlamadan o zorlu maratonu bitirmekten geçtiğini de çok iyi biliyoruz. Dünyada her yıl yaklaşık 2,5 milyon insan akciğer kanseri tanısı alırken, ülkemizde ise her yıl yaklaşık 41 bin insanımıza akciğer kanseri tanısı konuluyor. Akciğer kanseri, bize kanserin korkutucu yüzünü en çok gösterebilecek olan tür ve yüzde 90 sebebi de sigara. Dünyada hala tarama ile önlenen 3 kanser türü var. Meme, rahim ağzı ve kalın bağırsak kanserlerinde olduğu gibi, akciğer kanserinde de taramanın, hastalığı önlemede kritik bir rol oynadığı artık kabul edilmesi gereken bir gerçek. Ülkemizde her yıl yaklaşık 41 bin kişi akciğer kanseri tanısı alıyor ve bu hastaların yaklaşık yüzde 60’ı, tanı anında evre 4 gibi ileri bir evrede oluyor; yani hastalık akciğer dışındaki organlara yayılmış oluyor. Bu tablo, Sağlık Bakanlığımızın yürüttüğü çalışmalarla birlikte uygun pilot bölgelerin belirlenmesi ve akciğer kanse ri tarama programlarının başlatılmasının önemini açıkça ortaya koyuyor. Öte yandan sevindirici gelişmeler de var. Kemoterapi yıllardır hastalarımızın en önemli tedavi seçeneklerinden biri olsa da bulantı, saç dökülmesi ve yaşam kalitesinde belirgin düşüş gibi yan etkiler nedeniyle hastalarda doğal bir endişe yaratabiliyor. Buna karşılık immünoterapiler, onkoloji alanında çığır açarak hem tedavi umudunu artıran hem de yaşam kalitesini belirgin şekilde iyileştiren yenilikçi bir yaklaşım sunuyor. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve Roche iş birliğiyle Temmuz 2025 itibarıyla geri ödeme kapsamına giren immünoterapilerin akciğer kanseri tedavisindeki etkilerini anlamak amacıyla hekimlerin ve hastaların görüşlerini değerlendiren bir ara analiz gerçekleştirdik. Bu değerlendirmede hastaların tedaviye dair önyargılarının kırıldığı, yaşam kalitelerinde anlamlı bir iyileşme görüldüğü, hekimlerin ise tedavi süresinin kısalmasından ve iyileşen hasta deneyiminden memnun oldukları ortaya çıktı. Elbette nihai analizlerin dikkatle takip edilmesi gerekiyor. Ancak elde edilen bu ara bulgular, immünoterapilerin geri ödeme kapsamına alınmasıyla birlikte akciğer kanseri tedavisinde gerçek anlamda ’kader değiştirici’ bir seçenek haline geldiğini güçlü biçimde gösteriyor" dedi. "Halkımızın beklentilerini bu araştırma sayesinde net görüyoruz" Erken tanının kritik önemine dikkat çeken Türk Kanser Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Burak Duruman, Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yürütülen çalışmaların değerini vurgulayarak şöyle konuştu: "Bu araştırma sayesinde hastaların ihtiyaçlarını, beklentilerini ve eksik kalan noktaları daha net görebiliyoruz. Türk Kanser Derneği olarak yıllardır bu alanda pek çok çalışma yürütüyoruz ancak farkındalığın hâlâ çok yetersiz olduğunu görüyoruz. Bilim geliştikçe, hekimlerimizin anlattığı gibi yeni tedaviler ve immünoterapilerle süreç kolaylaşıyor; fakat erken tanı önemini korumaya devam ediyor. Bununla birlikte tedavi yolculuğu yalnızca ilaçtan ibaret değil. Moral, disiplin, barınma gibi pratik destekler eksik olduğunda maalesef tedavi süreci de olumsuz etkilenebiliyor. Bu nedenle hem tedaviye erişim hem bakım hem de psikososyal destek büyük önem taşıyor. Dernek olarak ücretsiz bakım ve konaklama merkezlerimizde her yıl yüzlerce hastayı ağırlıyor, onların güvenli ve hijyenik bir ortamda tedavi sürecini sürdürebilmeleri için kapsamlı destek sağlıyoruz. Bu araştırma bize gösterdi ki bu tür hizmetlere çok daha fazla ihtiyaç var. Bugün sunduğumuz bu ara analiz de aslında bu ihtiyacı daha görünür hâle getiriyor. Türk Kanser Derneği olarak 60. yılımızı kutlarken, farkındalığı artırmak için toplumla birlikte hareket etmemiz gerektiğine inanıyoruz. Buradan halkımıza çağrıda bulunuyorum: Gelin, el ele verelim ve akciğer kanserinde farkındalığı hep birlikte yayalım." "Akciğer kanseri dünyada ve Türkiye’de hala çok önemli bir sağlık problemi" Akciğer kanserinin Türkiye’de çok önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu vurgulayan Roche İlaç Türkiye Medikal Lideri Dr. Mahir Kurt, şu değerlendirmelerde bulundu: "Roche İlaç Türkiye tarafından yürütülen, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve Türk Kanser Derneği’nin desteğiyle ve İpsos Türkiye tarafından gerçekleştirilen Akciğer Kanseri Deneyim ve İçgörü Haritası çalışmasının ara sonuçlarını paylaşmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Akciğer kanseri, dünyada olduğu gibi ülkemizde de tıbbi ve teknolojik gelişmelere rağmen önemini koruyan ciddi bir sağlık problemidir. Roche olarak 125 yıldır dünyada, 1958’den bu yana ise Türkiye’de faaliyet gösteriyor; özellikle onkoloji alanındaki yeniliklere öncülük eden bir şirket olmanın sorumluluğunu taşıyoruz. Bu nedenle yalnızca bilimsel gelişmeleri değil, aynı zamanda hasta ve hekim içgörülerini merkeze alan, çok paydaşlı bir yaklaşımla yürütülen çalışmaları son derece değerli buluyoruz. Bu çalışmaya katkı sunmaktan da büyük gurur duyuyoruz. Akciğer kanseri ve diğer pek çok hastalık alanında Türkiye’de sürdürdüğümüz klinik araştırmalar, sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirdiğimiz ortak projeler ve çok paydaşlı iş birliklerimizle yenilikçi çözümleri desteklemeye kararlılıkla devam edeceğiz. Bu iş birliği modelinin toplum sağlığına önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz."
Uzman Doktor Poyraz: "Kırk yaş üzerindeki her 10 kişiden 1’i KOAH"
19 Kasım 2025 Çarşamba - 12:45 Uzman Doktor Poyraz: "Kırk yaş üzerindeki her 10 kişiden 1’i KOAH" Uzman Doktor Barış M. Poyraz, nefes darlığının KOAH belirtisi olabileceğine dikkati çekerek, "Kırk yaş üzerindeki her 10 kişiden 1’i KOAH hastası. Her yıl dünya çapında 3 milyon kişi, KOAH nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olmasına rağmen, özellikle düşük orta sosyoekonomik düzeyi olan ülkelerde, KOAH hastalarının büyük bir çoğunluğu tanı almamakta ve uygun tedavilere ulaşamamaktadır" dedi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzman Doktor Barış M. Poyraz, 19 Kasım Dünya KOAH Gününe özel açıklamalarda bulundu. Uzman Doktor Poyraz, "Nefesin daralıyorsa KOAH’ı düşün" temalı farkındalık gününün önemine vurgu yaparak, "KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı), nefes darlığı, öksürük ve balgam gibi solunum yolları şikâyetleriyle beraber görülen, hava yollarında tıkanma ile seyreden, kalıcı ve genellikle ilerleyici kronik bir hastalıktır. Kırk yaş üzeri yetişkinlerde her 10 kişiden 1’i KOAH. Her yıl, dünya çapında 3 milyon kişi, KOAH nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olmasına rağmen, özellikle düşük ya da orta sosyoekonomik düzeyi olan ülkelerde, KOAH hastalarının büyük bir çoğunluğu tanı almamakta ve uygun tedavilere ulaşamamaktadır" şeklinde konuştu. "Erken tanı, tedavi başarısını getirir" Uzm. Dr. Poyraz, KOAH’ın gelişiminden sorumlu en önemli risk faktörlerini; tütün ürünleri kullanımı ile iç ve dış ortam hava kirliliği, ısınma, yemek pişirme için odun kömür dumanına maruziyet, iş yerinde duman maruziyetleri ve sağlık hizmetlerine gerektiği kadar ulaşamama durumu ile bununla bağlantılı olarak yoksulluk ve sosyoekonomik eşitsizlik olarak sıraladı. Dr. Poyraz, "KOAH tanısı ne kadar erken konursa, tedavi başarısı da o kadar artmaktadır. Basit bir solunum fonksiyon testi bize bu konuda çok önemli bilgiler verebilir. Sigara içiyorsanız, solunum yolu şikâyetleriniz varsa, mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurun" ifadelerini kullandı. "Nefesin daralıyorsa KOAH‘ı düşün" Uzm. Dr. Poyraz, KOAH’tan korunmanın yollarına ilişkin, "Akciğer sağlığınızı korumak için tütün ürünlerinden uzak durun. Ev ve iş yerlerinin havasını mümkün olduğunca temiz tutmaya çalışın. Dengeli beslenip, egzersiz yapmayı ihmal etmeyin" açıklamasında bulundu. Dr. Poyraz, bu senenin KOAH Günü temasını ‘Nefesin daralıyorsa, KOAH‘ı düşün’ olduğunu söyledi.
No Touch Lazer ile gözlüksüz hayata temassız geçiş
19 Kasım 2025 Çarşamba - 12:42 No Touch Lazer ile gözlüksüz hayata temassız geçiş SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Pelin Özyol, No Touch Lazer’in Transepitelyal PRK’nın miyopi, hipermetropi ve astigmatizma gibi kırma kusurlarının düzeltilmesinde kullanılan bir lazer cerrahisi yöntemi olduğunu söyledi. İşlem sırasında göz yüzeyine herhangi bir cerrahi aletle işlem uygulanmamasının temel özellik olduğunu anlatan Prof. Dr. Özyol, yöntemle ilgili şu bilgileri verdi: "Geleneksel PRK yönteminden farklı olarak, No Touch Lazer, korneanın en üst tabakası olan epiteli kaldırmak için mekanik bir uygulama veya alkol kullanmaz. Bunun yerine epitel tabakası excimer lazer ile doğrudan uzaklaştırılır. Ardından, aynı lazer cihazı, alttaki kornea dokusunu yeniden şekillendirerek görme kusurunu düzeltir.Tüm bu süreç, hasta sadece lazer cihazının ışığına bakarken, her iki göz için kısa sürede tamamlanır." Önemli özellikleri ve uygulama alanları "İşlem sırasında göze dokunulmadığı için, cerrahi temastan çekinen hastalar için psikolojik bir konfor sağlar" şeklinde konuşan Prof. Dr. Özyol, "Korneada bir "flep" oluşturulmadığı için, bu kapakçıkla ilgili muhtemel komplikasyon riskleri ortadan kalkar. Korneası ince olan veya klasik LASIK yöntemine uygun olmayan bazı hastalara alternatif olarak uygulanabilir. Diğer yüzey ablasyonyöntemlerinde olduğu gibi, epitel tabakasının kendini yenilemesi gerektiğinden, ilk birkaç gün ağrı, batma ve sulanma gibi geçici rahatsızlıklar görülebilir. Tam görme netliğine ulaşmak bir miktar zaman alabilir" diye konuştu. No Touch Lazerin, gözlük ve lens bağımlılığından kurtulmak isteyenler için bir seçenek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Özyol, her yöntemde olduğu gibi, uygunluk için detaylı bir göz muayenesi ve hekim değerlendirmesinin kritik önemine sahip olduğunu belirtti.
Uzmanından uyarı: "KOAH tanısı almaktan değil geç kalmaktan korkmalıyız"
19 Kasım 2025 Çarşamba - 12:38 Uzmanından uyarı: "KOAH tanısı almaktan değil geç kalmaktan korkmalıyız" KOAH’a bağlı ölümlerin 6’ncı sıradan 3’üncü sıraya yükseldiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Gazi Gülbaş, "KOAH yaygın, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olmasına rağmen gelişmiş ülkelerde bile her 10 KOAH hastasının 7’si, ülkemizde ise 9’u tanı almamaktadır. Tanı almaktan değil geç kalmaktan korkmalıyız" dedi. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, KOAH her yıl 3 milyondan fazla insanın hayatını kaybetmesine neden olarak dünya çapında ölüm nedenleri arasında 6’ncı sıradan 3’üncü sıraya yükseldi. Yaygın, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olmasına rağmen hem hastalar hem de sağlık çalışanları tarafından yeterince bilinmediğini belirten Medicana International Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Gazi Gülbaş, "Dünya genelinde 400 milyona yakın KOAH hastası olduğu tahmin edilmektedir. Dünya nüfusunun yaşlanması ve tütün dumanı, ev içi ve dış ortam hava kirliliği, mesleki maruziyetler gibi artan risk faktörleri nedeniyle KOAH sıklığının giderek artması kaygı vericidir. Gelişmiş ülkelerde bile her 10 KOAH hastasının 7’si tanı almamaktadır. Ülkemizde ise bu oran daha yüksektir, her 10 KOAH hastasının 9’u tanı almamıştır. Tanı almamış KOAH hastalarında belirtiler daha fazla, yaşam kalitesi daha düşük, iş gücü kaybı artmış ve genel sağlık durumu daha kötüdür" diye konuştu. Prematüre doğanlar risk grubunda 24. Dünya KOAH Farkındalık Günü temasının ‘Nefes Darlığı (Varsa), KOAH’ı Düşün’ temasıyla erken ve doğru tanının önemine dikkat çekilmesi hedeflendiğini belirten Prof. Dr. Gülbaş KOAH şüphesi olan grubu şöyle tanımladı: "35 yaş ve üzerindeki bireyler; tütün dumanı, ev içi/dış ortam hava kirliliği, mesleki maruziyetler gibi çevresel risk faktörlerine maruz kalanlar; birinci derece akrabalarında KOAH bulunanlar; prematüre doğan; erken yaşam döneminde sık alt solunum yolu enfeksiyonu geçiren; çocukluk çağı astımı olan bireyler; bronş aşırı duyarlılığı olup çevresel risk faktörlerine maruz kalanlar; tüberküloz geçirmiş ve çevresel risk faktörlerine maruz kalanlar; nefes darlığı, öksürük ve/veya balgam gibi solunum semptomları olan bireyler mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı tarafından solunum fonksiyon testi (spirometri) yapılarak hava yolu darlığının gösterilmesi gereklidir." "KOAH hastaları 6 ayda bir kontrol edilmeli" Prof. Dr. Gülbaş KOAH tanısı alan bireylere de şu tavsiyelerde bulundu: "Sigaranın bırakılması, mesleksel maruziyetlerden kaçınma, iç ve dış ortam hava kirliliğinin azaltılması gibi çevresel risk faktörlerinden korunulmalıdır. Göğüs Hastalıkları Uzmanı tarafından önerilen aşıların uygulanmalı, ilaç tedavileri doğru ve düzenli kullanılmalıdır. Dengeli ve düzenli beslenme, düzenli yürüyüşler yapılarak mümkün olduğunca aktif bir yaşam sürmek çok önemlidir. KOAH hastaları düzenli olarak 6 ayda bir veya en geç yılda bir sağlık kuruluşuna başvurarak, mümkünse aynı hekim tarafından takip edilmelidir."
Kararlılık ve aile desteğiyle bağımlılıktan kurtuldu
19 Kasım 2025 Çarşamba - 12:10 Kararlılık ve aile desteğiyle bağımlılıktan kurtuldu Bursa’da, 6 yıl önce merak duygusu etkisiyle madde bağımlısı olan 50 yaşındaki B.T. AMATEM’de (Erişkin Arındırma Merkezi) gördüğü tedavi sonrası bağımlılıktan kurtuldu. İki yıldır tedavisine aksatmadan devam eden B.T.’nin tedavisini yürüten Psikiyatri Uzmanı Dr. Eralp Türk, bağımlılıktan kurtulmak için hastanın kararlılığı ve aile desteğinin büyük rol oynadığını söyledi. Dört yıl boyunca bağımlı bir hayat süren B.T. sağlığının ve sosyal yaşamının giderek bozulması üzerine iki yıl önce hayatında yeni bir sayfa açmak için Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne bağlı Erişkin Arındırma Merkezine başvurdu. Tedavi sayesinde bağımlılıktan kurtulan B.T. bırakma sürecini ve yaşamındaki değişiklikleri anlattı. "Eşim en büyük destekçim oldu" Bağımlı olduğunu dile getiren B.T. eşinden ve çocuklarından gizli bir hayat sürdürdüğüne dikkat çekti. Zamanla sinirlilik durumunun artığını, düzensiz bir hayat yaşamaya başladığını vurgulayan B.T. "Çevreme sürekli yalanlar söylemeye başladım. Farklı bir bünyem varmış gibi hissediyordum. Dört yılın sonunda işin daha kötüye gittiğini gördüm. Mutsuz olmaya başladım. Kilo verdim, dişlerim döküldü, sağlığım bozuldu. İlk olarak eşime açıldım. Eşim, en büyük destekçim oldu. Bu süreçte önemsenmek istiyorsunuz" dedi. Erişkin Arındırma Merkezinde aldığı desteğin önemine değinen B.T. tedavi süreciyle ilgili şu bilgileri paylaştı: "Burada aldığım tedavi sayesinde bağımlılıktan daha hızlı kurtuldum. Bırakmaya karar verince çevremi tamamen değiştirdim, sosyal medyadan uzak durdum, evimi taşıdım. ’Nasıl olsa bırakmayı başardım, bir kez deneyeyim,’ derseniz tekrar başa dönersiniz. Bunun bilincinde olunmalı. Artık hayattan daha fazla zevk alıyorum, aileme daha çok vakit ayırıyorum. Kararlılığımı sürdürüyorum" şeklinde konuştu. B.T.’nin tedavisini yürüten Erişkin Arındırma Merkezi’nde görevli Psikiyatri Uzmanı Dr. Eralp Türk ise, merak sonucu ilk deneme söz konusu olduğunda, her maddede farklı olmak üzere, bağımlılık gelişme riskinin oluştuğunu ifade etti. Genellikle ilk denemeyi takiben, madde etkisiyle kişilerin vücutlarında bazı değişiklikler görüldüğünün bilgisini veren Uzm. Dr. Türk, "Vücuttan atılması esnasında beynimiz aşina olduğu maddeyi tekrardan istemeye başlıyor. Bu ’aşerme’ ile birlikte kişinin vücudunda kendisini rahatsız eden belirtiler ortaya çıkıyor. Bu defa bu belirtileri söndürmek için kişi tekrardan madde kullanmaya kendini mecbur hissediyor. Her bir kullanım, bir sonraki kullanıma davetiye çıkarıyor" diye konuştu. Tedavi sürecinde hastanın mücadelesi, kararlılığı ve isteğinin çok önemli olduğunu ve bağımlı bir bireyin kendi rızası ile tedavi edilebileceğinin altını çizen Türk, sözlerini şu şekilde sürdürdü; "Zorla yapılan bir tedavinin daha az faydasını görüyoruz. Ancak henüz karar vermemiş, bırakmak istemeyen ama kafasında ufak bir ışık yanmış, ’Acaba bırakabilir miyim? Arkadaşım bırakmış, ben de onun gibi olabilir miyim?’ diye düşünenler bize başvurabilirler. Akıllarındaki o ufak ışık üzerinden yürüme şansımız olur. Ama faydalı olabilmemiz için o ufak ışığı yakalamamız gerekiyor. Bu süreçte bağımlı hasta ya da yakını; ALO 191 Uyuşturucu ile Mücadele Danışma ve Destek Hattını arayabilir. Ayrıca Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı sağlıklı hayat merkezlerine danışmanlık hizmeti almak için başvurabilir veya arındırma merkezlerindeki tedavi süreçleri için ALO 182’yi arayarak randevu işlemlerini yapabilirler."
Uzmandan KOAH Uyarısı! "Her 5 kişiden biri KOAH’lı"
19 Kasım 2025 Çarşamba - 11:41 Uzmandan KOAH Uyarısı! "Her 5 kişiden biri KOAH’lı" Sivas Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Kemal Kaya, dünyada her yıl 3 milyon kişinin ölümüne neden olan KOAH’ın (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) günümüzde küresel olarak üçüncü en sık ölüm nedeni olarak kabul edildiğini belirterek, hastalığın Türkiye’de de giderek büyüyen bir sağlık tehdidine dönüştüğünü söyledi. Hastalığın özellikle 40 yaş üstü kişilerde daha sık görüldüğünü ifade eden Kaya, toplumdaki farkındalık eksikliğine dikkat çekerek, "Toplumumuzda her beş kişiden biri KOAH’lı ve çoğu bunun farkında bile değil" dedi. "Sinsi ilerliyor: Öksürük ve nefes darlığı ‘masum’ sanılıyor" Dr. Kaya, KOAH’ın başlangıç belirtilerinin genellikle hafife alındığını belirtti. Özellikle sigara içen kişilerin kronik öksürük ve nefes darlığı gibi şikâyetleri önemsemediğini söyleyen Kaya, "KOAH’ın en büyük silahı sessizliği. Hastalık fark edildiğinde çoktan ilerlemiş olabiliyor" diyerek uyarıda bulundu. "Sadece sigara değil: Pasif içicilik ve hava kirliliği de tetikliyor" Dr. Kaya, KOAH’ın en büyük nedeninin sigara olduğunu hatırlatırken, pasif içicilik, hava kirliliği ve tozlu iş ortamlarının da hastalığın gelişiminde önemli rol oynadığını söyledi. İleri evre KOAH hastalarının günlük yaşamda ciddi kısıtlamalar yaşadığına dikkat çekerek, bazı hastaların günde 15-18 saat oksijen desteğine bağımlı yaşadığını belirtti. "Nefesi tüketen bu hastalık, yaşamı adım adım kısıtlıyor" ifadelerini kullandı. "Erken tanı hayat kurtarıyor" KOAH’ta erken tanının önemine vurgu yapan Dr. Mustafa Kemal Kaya, kronik öksürük, balgam ve nefes darlığı yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden solunum fonksiyon testi yaptırması gerektiğini söyledi.
Batman‘da kek ve ceviz parçası akciğerine kaçtı
19 Kasım 2025 Çarşamba - 11:37 Batman‘da kek ve ceviz parçası akciğerine kaçtı Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Selim Özkaya, küçük 2 yaşındaki Yiğit Görken’i nefes borusuna kaçan kek ve ceviz parçalarına 20 dakikalık başarılı bir bronkoskopi operasyonuyla kurtardı. Evde yediği cevizli kekin parçalarının solunum yollarına kaçması sonucu hızla durumu kötüleşen 2 yaşındaki Yiğit Görken, ailesinin ilk müdahalesinin ardından Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi. Solunum yetmezliği nedeniyle acil serviste entübe edilerek makineye bağlanan Yiğit, Çocuk Cerrahisi Uzmanı Uzman Dr. Selim Özkaya’nın hızlı müdahalesiyle hayata tutundu. Hastaneye ambulansla kabul edilen küçük hastaya hemen ameliyathanede bronkoskopi işlemi uygulandı. Konuyla ilgili açıklama yapan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Selim Özkaya, "2 yaşındaki Yiğit Görken hasta evde kek yerken aniden morarması ve solunum sıkıntısı olmuş. Annesi Heimlich manevrası yapmış, bir miktar yemek parçaları çıkmış ancak solunum şikayetinin devam etmesi üzerine acil servise götürülmüş. Acil servise ciddi solunum sıkıntısı olan hasta entübe edilmiş, makineye bağlanmış. Biz hastayı Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kabul ettik. Ambulansla gelen hastaya hızlıca ameliyathanede bronkoskopi işlemi yaptık. Ana havayolları trekeada ve solunum yollarında yemek parçaları, ceviz parçaları vardı. Akciğerlerini güzelce temizledik" dedi. Başarılı operasyonun ardından Yiğit Görken, entübe şekilde Çocuk Yoğun Bakım Servisi’ne alındı. Uzm. Dr. Özkaya, "Yaklaşık 3 gün kadar entübede izlendi hastamız. Sonrasında genel durumun düzelmesi neticesinde ekstübe edildi. Makineden ayrıldı. Bir hafta kadar çocuk yoğun bakımda takip edildi. Şu an çocuk cerrahi servisine aldık. Hastamızın genel durumu iyi, taburcu edildi" diye konuştu. Olay anını anlatan anne Melda Görken ise, ilk yardımın önemine dikkat çekti. Görken, "Ablamın evine çocuğumla birlikte misafirliğe gittim, ablamla çay içiyordum. Oğlum da yanımda ev yapımı cevizli kek yiyordu. Birdenbire ne olduğunu anlamadan boğulma ve nefes alamamaya başladı. Önce sırtına vurdum olmadı, ardından hemen çocuğuma Heimlich manevrası yaptım ama fayda etmeyince hastaneye götürdük" şeklinde konuştu. Anne Görken’in hızlı ve doğru ilk yardım müdahalesine rağmen solunum yolundaki parçaların tamamı çıkmayınca hastanede uzman doktorun hızlı ve başarılı cerrahi operasyonu küçük Yiğit’i hayata döndürdü.
Medical Point, hekim adaylarıyla buluştu
19 Kasım 2025 Çarşamba - 11:08 Medical Point, hekim adaylarıyla buluştu Medical Point İzmir Hastanesi, tıp fakültesi öğrencilerini ağırladı. Hekimlik uygulamaları, multidisipliner sağlık hizmeti, hasta güvenliği gibi konularda bilgilenen öğrenciler, merak ettiği soruları hekimlere sordu. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi, Türk Eğitim Derneği’nin tıp fakültesi öğrencilerini ağırlayarak hem hastanenin çalışma yapısını tanıttı hem de geleceğin hekim adaylarına meslekleri hakkında ilham verici bir sunumda bulundu. Ziyaret kapsamında öğrenciler acil servis, ameliyathane, yoğun bakım, görüntüleme ve poliklinik alanlarını gezerek modern tıp teknolojilerini yakından inceleme fırsatı yakaladı. Ayrıca hekimlik uygulamaları, multidisipliner sağlık hizmeti, hasta güvenliği ve tıp etiği gibi konularda bilgilendirildi. ‘Vicdan, sabır ve derin saygı’ Medical Point İzmir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ahmet Memiş, mesleğin özüne vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı: "Hekimlik yalnızca bilimsel bilgiyle değil; vicdan, sabır ve insan hayatına duyulan derin bir saygıyla yapılır. Bugün genç hekim adaylarımızla bir araya gelmek, onlara bu mesleğin ruhunu aktarmak bizim için büyük bir mutluluk ve gururdur." ‘Empati gerektiren bir yolculuk’ Başhekim Yardımcısı Dr. Özlem Ecemiş ise öğrencilere yol gösterici bir konuşma yaptı. Ecemiş, "Sizler, ülkemizin gelecekteki hekimleri olarak bilimsel donanımınızın yanında insan odaklı yaklaşımınızla fark yaratacaksınız. Hekimlik; öğrenmenin hiç bitmediği, sabır, iletişim ve empati gerektiren bir yolculuktur. Bugün burada sizlerle olmak bizim için çok kıymetli. Kendinizi sadece tıp alanında değil, kültür, sanat, spor alanlarında da geliştirin." dedi. Program, öğrencilerin Medical Point İzmir Hastanesi’nin modern sağlık altyapısı, multidisipliner çalışma kültürü ve hasta odaklı yaklaşımı hakkında kapsamlı bilgi edinmesiyle tamamlandı.
KOAH riski sigara ile artıyor
19 Kasım 2025 Çarşamba - 10:51 KOAH riski sigara ile artıyor Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, sigara kullanan kişilerin KOAH’a yakalanma riskinin daha fazla olduğunu söyledi. Sigara bağımlılığının önlenebilir ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer aldığını belirten Uzm. Dr. Aziz Uluışık, her yıl dünyada 7 milyondan fazla insanın sigaraya bağlı sebeplerden öldüğünü vurguladı. Dünya Sağlık Örgütü, Amerikan Kanser Topluluğu ve Dünya Akciğer Vakfı’nın hazırladığı Tütün Atlası’na göre Türk erkeklerinin yüzde 31’inin tütün kaynaklı hastalıklardan ölümlerde 2. sırada olduğuna dikkat çeken Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Aziz Uluışık, ‘Dünya Tütüne Hayır Günü’ nedeniyle uyarılarda bulundu. Uluışık, "Sigara içenler Covid-19 hastalığına yakalanırlarsa, daha ağır bir hastalık süreci geçiriyorlar. Bu nedenle ülkemizde sigara içenlerin bu konuda dikkatli olması ve nikotin bağımlılığından kurtulma süreçlerini kararlılıkla öne çekmeleri gerekiyor" dedi. Sigaranın akciğer kanseri başta olmak üzere diğer kanserler, kronik obstruktif akciğer hastalığı (KOAH) ve kalp damar hastalıkları riskini artıran en önemli etken olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Aziz Uluışık, "Sigara dumanında bulunan 4 binden fazla kimyasal maddenin 80’den fazlasının kanser yapıcı özelliği bulunuyor. Akciğer kanserine yakalanan her 10 hastadan 8’nin sigara kullanıcısı olduğu biliniyor. Sinsi bir hastalık olan akciğer kanserine yüzde 60-70 vakada ancak ileri evrede tanı konulabiliyor" diye konuştu. Günümüzde en ölümcül dördüncü hastalık olan KOAH’ın yüzde 90’ının sebebinin sigara olduğunu belirten Uzm. Dr. Aziz Uluışık, "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya genelinde sigara içenlerin sayısı 1 milyar 100 milyon kişidir. Yılda 7 milyon insan sigara tüketimi sebebiyle hayatını kaybediyor. DSÖ, Amerikan Kanser Topluluğu ve Dünya Akciğer Vakfı’nın hazırladığı Tütün Atlası’na göre, Türkiye’deki erkeklerin yüzde 31’i tütün kaynaklı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor. Bu oran Kuzey Kore’nin ardından dünyada en yüksek ikinci orandır. Kadınlardaki oran ise yüzde 12 olup orta gelirli ülkelerin ortalamasına denktir. Günümüzde en ölümcül dördüncü hastalık olan KOAH’ın yüzde 90 sebebi sigaradır. Koroner kalp hastalığına bağlı ölümlerin yüzde 10-30’undan sigara sorumludur. Günde 1-4 arası sigara içimi ve hatta pasif sigara içicisi olmak bile kalp ve akciğer hastalıklarına yakalanma riskini artırmaktadır. Gırtlak kanseri, prostat kanseri ve mesane kanseri görülme sıklığı belirgin şekilde artmaktadır. Midede gastrit, ülser ve mide kanseri riskini artırmaktadır. Hamilelikte sigara içiminin bebeğe zararlı olduğu kesin kanıtlanmıştır. Sigara içenlerde Alzheimer hastalığına yakalanma ve inme riski artmaktadır. Kısırlık, erken doğum, erken menopoz riski artmaktadır. Gün içinde yorgunluk, halsizlik, stres ve uykusuzluk görülebilir. Sigaranın ciltte kırışıklık, dişlerde sararma ve ağız içinde kötü koku oluşumu gibi estetik zararları da mevcuttur. Her yönden sağlığımıza zararı olan sigara için söyleyebileceğimiz tek şey, sigarayı bırak hayatı bırakma olacaktır" şeklinde konuştu. Sigara ve Kovid-19’u da ilişkilendiren Uzm. Dr. Aziz Uluışık, ayrıca şunları söyledi: "Aralık 2019’dan itibaren görünmeye başlayan Covid-19 enfeksiyonu da hem kalp-damar sistemi hem solunum sistemine doğrudan hasar vermektedir. Bir diğer yandan mevcut bilgiler göstermektedir ki, sigara kullanımının yol açtığı başlıca hastalıklar olan kalp-damar hastalıkları ve KOAH gibi kronik solunum hastalığı bulunan bireyler, sağlıklı bireylere göre, Covid-19 hastalığına yakalandıklarında hastalığın daha ağır seyretme riskine sahiptir. Dolayısıyla, sigara kullanımına bağlı gelişen bu hastalıklar, ağır Kovid-19 hastalığı için doğrudan birer risk faktörüdür. Diğer yandan, sigara kullanımı solunum yollarımızdaki koruyucu mekanizmaları bloke ederek, alt solunum yolu enfeksiyonu gelişimini kolaylaştırmaktadır. Bu durum Covid-19 enfeksiyonu ve yayılmakta olan salgın için önemli bir risk faktörü haline getirmektedir. Tüm bu gerekçelerle sigara kullanımının terk edilmesi, özellikle Covid-19 salgınının sağlığımızı tehdit ettiği şu günlerde çok önemli ve önceliklidir."