SAĞLIK
20 Mart 2026 Cuma - 11:19 Uzmanından Ramazan sonrası beslenmeye kademeli geçiş uyarısı Ramazan sonrası ani ve ağır beslenmenin sindirim sistemini zorlayabileceğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Alpaslan Tanoğlu, "Ramazan ayı boyunca uzun süreli açlığa ve iki öğünlü beslenmeye alışan sindirim sistemini bayramla birlikte aniden eski düzenine döndürmek, mide ve bağırsak sisteminde bir yük oluşturabileceği için geçiş sürecini kademeli yönetmek büyük önem taşımaktadır" dedi. Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Alpaslan Tanoğlu, Ramazan ayı sonrası beslenme düzenine geçişte dikkat edilmesi gerekenler hakkında uyarılarda bulundu. Uzun süreli açlık sonrası bayramda birdenbire eski beslenme alışkanlıklarına dönmenin sindirim sistemi üzerinde ciddi yük oluşturabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tanoğlu, bu sürecin kontrollü ve kademeli şekilde yönetilmesi gerektiğini söyledi. "Uzun açlık sonrası ağır yemek risk oluşturur" Ramazan ayında değişen beslenme alışkanlıklarının sindirim sistemi üzerinde belirgin etkiler oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Tanoğlu, "Ramazan ayı normal günlük yaşantımıza göre beslenme düzenimizin ve saatlerinin değişmesi nedeniyle hayatımızda farklı bir zaman dilimini yansıtıyor. Bu ay boyunca uzun süreli açlığa ve iki öğünlü beslenmeye alışan sindirim sistemini bayramla birlikte aniden eski düzenine döndürmek, mide ve bağırsak sisteminde bir yük oluşturabileceği için geçiş sürecini kademeli yönetmek büyük önem taşımaktadır" diye konuştu. "Bayram sabahına hafif bir kahvaltıyla başlayın" Bayram sabahı yapılacak kahvaltının günün geri kalanını doğrudan etkilediğini vurgulayan Prof. Dr. Tanoğlu, "Bayram sabahına ağır, yağlı ve kızartmalı yiyecekler yerine peynir, zeytin, yumurta ve bol yeşillik gibi hafif bir kahvaltıyla başlamak, gün boyu porsiyon kontrolüne dikkat ederek mide kapasitesini zorlamamak en sağlıklı yaklaşım olacaktır" dedi. Gece yeme alışkanlığına da dikkat çeken Prof. Dr. Tanoğlu, "Sahur alışkanlığından kalan gece yeme isteğini dizginlemek için yatmadan en az 2-3 saat önce beslenmeyi kesmek ve akşam yemeğinde hafif yemekleri tercih etmek sindirim sisteminin normal ritmine daha rahat dönmesini sağlar" diye konuştu. "Aşırı ve hızlı yemek ciddi sorunlara yol açabilir" Bayramda en sık yapılan hatalardan birinin hızlı ve aşırı yemek tüketimi olduğunu belirten Prof. Dr. Tanoğlu, "Ramazan boyunca uzun süreli açlığa ve yavaşlayan metabolizmaya uyum sağlayan mide-bağırsak sistemi, bayramda çok miktarda ve hızlı yemekle karşılaşırsa, ciddi bir mekanik ve kimyasal stres altına girer. Mide kapasitesinin üzerinde hızla dolduğunda mide duvarındaki gerilme reseptörleri aşırı uyarılır, mide asit üretimi artar ve bu durum gastriti tetikleyebilir. Aynı zamanda mide asidinin yemek borusuna kaçmasıyla reflü atakları görülebilir" ifadelerini kullandı. "Şerbetli tatlılar mideyi ve bağırsakları zorlar" Bayramda aşırı tatlı tüketiminin sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu dile getiren Prof. Dr. Tanoğlu, "Şerbetli tatlıların ve şekerli gıdaların kontrolsüz tüketimi midede şişkinlik, dolgunluk hissi, kramp ve yanma gibi şikâyetlere yol açabilir. Yüksek şeker içeriği mide boşalmasını geciktirerek gaz oluşumuna neden olurken, bağırsaklarda fermente olarak aşırı gaz ve ishal gibi sorunlara yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Reflü ve gastriti olanlar dikkat etmeli" Reflü, gastrit ve mide hassasiyeti olan bireylerin bayramda daha özenli beslenmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Tanoğlu, "Ağır, yağlı ve kızartma yiyecekler mide boşalmasını geciktirerek şikâyetleri artırır. Bu yüzden sütlü tatlılar tercih edilmeli ve porsiyonlar sınırlı tutulmalıdır. Yemek sonrası davranışlar da önemlidir. Yemekten hemen sonra uzanmak yerine hafif hareket etmek, mümkünse kısa yürüyüşler yapmak sindirimi kolaylaştırır" diye konuştu. "Çay ve kahve tüketimi sınırlandırılmalı" Bayram ziyaretlerinde sunulan ikramlara dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tanoğlu, "Ağır tatlılar, hamur işleri ve yağlı yiyecekler mide asidini artırarak reflü ve gastrit şikâyetlerini tetikleyebilir. Bu yüzden bu tür gıdalar mümkün olduğunca sınırlı tüketilmelidir. Çay ve kahve tüketiminde sınırların aşılması, özellikle mide hassasiyeti olanlar için risk taşır. Kafein, mide kapakçığını gevşeterek mide asidinin yemek borusuna kaçmasına neden olur ve reflüyü tetikler. Bu yüzden çayı açık ve limonsuz tüketmek, kahveyi ise mümkünse tok karnına ve günde 1-2 fincanla sınırlandırmak en doğrusudur. Alternatif olarak bitki çayları (rezene, papatya gibi) veya sade maden suyu (oda sıcaklığında) gibi mideyi yormayan alternatiflere yönelmek daha uygun olacaktır" dedi. "Günde 2.5 litre su içmek ve lifli besinlere yer vermek önemli" Bayram boyunca su tüketiminin de ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tanoğlu, şu bilgileri paylaştı: "Günde ortalama 2-2,5 litre su tüketmek sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlar. Tam tahıllı ürünler, sebze ve meyveler gibi lifli besinler bağırsak hareketlerini artırır. Ayrıca fiziksel aktivite de bağırsakların düzenli çalışmasına destek olur." "Bazı belirtiler ciddiye alınmalı" Bazı şikâyetlerin ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Tanoğlu, "Özellikle dinlenmekle geçmeyen, göğse, sırta veya çeneye doğru yayılan şiddetli mide ağrıları; bazen tipik bir sindirim sorunu gibi görünse de kalp krizinin veya ciddi bir safra kesesi iltihabının habercisi olabilir. Bunun dışında yutma güçlüğü, ağızdan kan gelmesi veya dışkının siyah renkte olması gibi durumlar, sindirim sisteminde acil müdahale gerektiren bir kanamanın veya hasarın belirtisi olabileceği için vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Ayrıca, uzun süren açlık sonrası tüketilen ağır öğünlerin ardından gelişen şiddetli ve kuşak tarzında yayılan karın ağrıları, özellikle safra kesesi ve safra yollarında taşı olanlarda pankreas iltihabı (pankreatit) açısından uyarıcı olabilir. Diğer bir deyişle, vücudunuzun alışık olmadığı kadar şiddetli veya farklı hissettiren sağlık belirtilerini asla ihmal etmemek gerekir ve bu durumlarda en yakın acil servise başvurmak uygun olacaktır" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
20 Mart 2026 Cuma - 11:04 Diyetisyen Ünal: "Bayramda günlük ortalama 3 ana, 3 ara öğün olarak beslenme planlanabilir" Diyetisyeni Nurseli Ertekin Ünal, Ramazan Bayramı sürecinin normal beslenmeye geçmek için uyum süreci olarak görülmesinin sağlık açısından önemli olduğunu belirterek, "Bayramda günlük ortalama 3 ana, 3 ara öğün olarak beslenme planlanabilir" dedi. Yozgat Şehir Hastanesi’nde görevli Diyetisyen Nurseli Ertekin Ünal, bayramda doğru ve dengeli beslenmekle ilgili ipuçları vererek, "Beslenmeye yönelik rahatsızlıkların önlenmesi ve metabolizmanın eski haline dönebilmesi için az az, sık sık beslenme öneriyoruz. Günlük ortalama 3 ana ve 3 ara öğün şeklinde beslenme planlanabilir. Bayramda hafif bir kahvaltı ile güne başlamak uzun zamandır o saatlerde çalışmayan mideyi yormayacaktır. Kahvaltıda tam tahıllı ekmeklerden tercih etmek, sağlıklı protein kaynakları olan yumurta ve peynir tüketmek, domates, salatalık, yeşillik gibi liften zengin çiğ sebze tüketmek, kahvaltıda kavurma ve kızartmalardan uzak durmak gün içerisinde bize fayda sağlayacaktır" dedi. "Protein kaynaklarını ve süt ürünlerini masamızda bulundurmalıyız" Protein ve süt ürünlerinin iştah konusunda dengeleyici unsur olduğunu söyleyen Ünal, "Öğle ve akşam yemeklerinde öğünlere çorbayla başlamak,. ardından zeytinyağlı bir sebze yemeği tüketmek, daha sonra günlük toplamda 3-4 köfte kadar olacak şekilde et, tavuk, balık gibi protein kaynaklarını tüketmek, yine masamızda yoğurt, ayran, cacık gibi süt ve süt ürünlerinden bulundurmak gün içerisinde bize iştah kontrolünde yardımcı olacaktır" ifadelerini kullandı. "Bayram ikramlıklarında porsiyonları küçük tutmalıyız" Yüksek yağ ve şeker içeriği olan şerbetli tatlılardan, hamur işlerinden uzak durmak gerektiğini belirten Ünal, "Sütlü tatlılar, taze ve kuru meyveler, kuru yemişler tercih etmek kan şekerimizde oluşabilecek ani dalgalanmaların da önüne geçer. Çikolata ve şeker tüketiminde dikkatli davranmak, ölçülü tüketmek önemlidir. Yine bayram ikramlıklarında porsiyonları mümkün olduğunca küçük tutmalıyız. Sıvı tüketiminin artması mide ve bağırsaklarımızın düzenli çalışması için oldukça önemli. Günlük ortalama 2-2 buçuk litre kadar sıvı tüketmeyi öneriyoruz. Su, ayran, sade maden suları, az şekerli limonata, komposto, hoşaf gibi ürünler günlük sıvı tüketimimizi arttırmamıza yardımcı olur" dedi. "Fazla kalorileri yakmak için tempolu yürüyüşler yapılabilir" Bayramda tüm bireylerin, özellikle yaşlı ve tansiyon hastası kişilerin kafein içeriği yüksek olan çay ve kahve tüketiminde dikkat etmesi gerektiğini söyleyen Ünal, "Bunların fazla tüketimi çarpıntı, kalp ritim bozuklukları, mide problemlerine sebebiyet verebilir. Bayramda alınan fazla kalorileri yakmak için orta tempolu yürüyüşler yapmak, bayram dönemindeki kilo kontrolünüzde yardımcı olacaktır" şeklinde konuştu.
20 Mart 2026 Cuma - 09:40 Bayramda tatlıya denge uyarısı: Uzmanından kritik beslenme önerileri Ramazan Bayramı’nda beslenme düzeninin ani değişimine dikkat çeken Diyetisyen Hasan Tuncay, özellikle tatlı tüketiminin kontrollü yapılması gerektiğini vurguladı. Ramazan ayı boyunca değişen beslenme alışkanlıklarının ardından bayramda eski düzene dönüş süreci, vücut açısından kritik bir geçiş dönemi oluşturuyor. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü Sağlıklı Hayat Merkezinde görev yapan Diyetisyen Hasan Tuncay, uzun süreli açlık sonrası birden yoğun besin tüketiminin sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekti. Özellikle bayramda artan tatlı tüketiminin dengelenmesi gerektiğini belirten Tuncay, kahvaltıdan gün içi öğün planlamasına kadar önemli uyarılarda bulundu. Ramazan Bayramında kahvaltıdan itibaren öğünlere dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Diyetisyen Hasan Tuncay, "Ramazan ayıda uzun süreli bir açlık dönemi oluyor. Gün boyunca hiçbir şey yemeyip akşamları belirli kısıtlı saatlerde beslenmek zorunda kalıyoruz. Ondan sonra sahura kalkıp, bir şeyler yiyip ondan sonra uyuyoruz. Bu bizim vücudumuzun ritmini değiştiriyor. Doğal olarak hormonlarımız da bu süreçten etkileniyor. 30 gün boyunca hormonlarımız bu süreçten etkilendiği için bayram süreci de biraz daha geçiş dönemi olacağı için birden yüklenmemek adına uymamız gereken bazı kurallar var. Öncelikle bayram günü, sabah kalktığımızda çok ağır olmayacak şekilde kahvaltımızı yapacağız. Peynirimizi, yumurtamızı, bol sebzemizi tüketeceğiz. Yanında mutlaka ekmeğimiz de olacak. Kan şekerimizi belirli bir seviyeye kadar yükselteceğiz ki direkt tatlı isteğimiz olmasın. Sonuçta 30 gün boyunca sadece sahur yapıldı ve iftar açıldı. Bu süreçte vücudu kahvaltıya hazırlamamız gerekiyor. Onun dışında yüksek miktarda şeker içeren, bal, reçel, pekmez gibi tatlılar tüketmeyeceğiz. Çünkü zaten gün içerisinde şekerlemeler ve şeker tatlıları tüketeceğimiz için kahvaltıda bunları tercih etmesek daha sağlıklı olur" dedi. Diyetisyen Tuncay, "Normalde bizim diyetimizde, sağlıklı proteinlere yer verdiğinizde, peynir yumurta ve etimizi düzenli bir şekilde yediğimizde, ekmek grubu ve sebzeleri düzenli bir şekilde yediğimizde kan şekerimiz sağlıklı seyrediyor. Kahvaltıyı bu şekilde yaptıktan sonra gün içerisinde ekstra ürün öğün koymadan ya da kullandığımız öğünlerden ekmeği, makarnayı, çorbayı ve pilavı çıkararak şerbet ve tatlılardan aldığımız en azından şekeri biraz olsun dengeleyebiliriz. Tabi normal günlerde önerdiğimiz bir beslenme şekli değil, bayrama özel. 30 gün boyunca beslenme kısıtıyla yaşadığımız için bayram sürecini ‘tatlı yemeyin’ diyerek geçiştiremeyiz. Mutlaka tatlılar yenilecek. Ama bunu nasıl dengelememiz gerektiğini bilmemiz gerekiyor. Mümkünse öğlen vakitlerinde şeker, şerbet tatlılarını tüketelim. Akşam vakitlerine kalmasın. Bazen metabolik hızımız yavaşladığı için akşam saatlerinde yediğimiz tatlının bize zarar verme ihtimali daha yüksek, karaciğerde yağa dönüşme ihtimali daha yüksek. Sonraki gün yine şekerli şerbetli tatlılar yiyeceksek eğer bu kurallara uyarak, gün içerisinde tükettiğimiz özellikle basit karbonhidratlardan uzak durarak, ekmeği, pilavı, makarnayı, çorbayı ve meyveyi kısarak, sebze ve proteinle beslenerek bu süreci geçirebiliriz" diye konuştu.
‘Kesisiz cerrahi ile daha hızlı iyileşme mümkün’
05 Ocak 2026 Pazartesi - 10:40 ‘Kesisiz cerrahi ile daha hızlı iyileşme mümkün’ Halk arasında ‘kesisiz cerrahi’ olarak da bilinen V-NOTES cerrahi tekniğinin, özellikle kadın hastalıkları ve doğum alanında pek çok operasyonda başarıyla uygulanabildiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Nilay Yolcu, "Karın bölgesinde herhangi bir kesi yapılmadan, vajinal yoldan uygulanan bu ileri cerrahi yöntem, hastaya hem konforlu hem de hızlı bir iyileşme süreci sunuyor" dedi. Medical Park Ordu Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Nilay Yolcu, yenilikçi ve minimal invaziv cerrahi yöntemlerden biri olan V-NOTES (Vaginal Natural Orifice Transluminal Endoscopic Surgery) hakkında bilgilendirmede bulundu. Opr. Dr. Yolcu, "Karın bölgesinde herhangi bir kesi yapılmadan, vajinal yoldan uygulanan bu ileri cerrahi yöntem hastaya hem konforlu hem de hızlı bir iyileşme süreci sunuyor. Güncel bilimsel çalışmalarla desteklenen V-NOTES tekniği, seçilmiş hastalarda güvenle uygulanabilen ve hasta memnuniyetini artıran güncel cerrahi yaklaşımlar arasında yer alıyor" ifadelerini kullandı. "Daha konforlu bir ameliyat süreci" Operasyon hakkında bilgi veren Opr. Dr. Yolcu, "V-NOTES yönteminde laparoskopik cerrahide kullanılan kamera ve özel cerrahi aletler, doğal bir açıklık olan vajinal yol aracılığıyla karın içerisine ulaştırılıyor. Bu sayede karın cildinde kesi yapılmasına gerek kalmıyor ve ameliyat sonrası iz oluşmuyor. Ayrıca ameliyat sonrası ağrının daha az hissedilmesi, hastanede kalış süresinin kısalması ve hastanın günlük yaşamına çok daha hızlı dönebilmesi bu yöntemin öne çıkan avantajları arasında yer alıyor. Kozmetik açıdan da üstün sonuçlar sunan V-NOTES, hasta konforunu üst düzeye taşıyor" diye konuştu. Tercih edildiği ameliyatlar V-NOTES cerrahi tekniğinin, özellikle kadın hastalıkları ve doğum alanında pek çok operasyonda başarıyla uygulanabildiğine değinen Opr. Dr. Yolcu, "Rahmin alınması (histerektomi), yumurtalıklar ve fallop tüpleriyle ilgili cerrahiler ile endometriozis ve iyi huylu jinekolojik hastalıkların tedavisinde bu yöntemden faydalanılabiliyor. Uygulama kararı hastanın klinik durumu, tıbbi gereklilikler ve cerrahın deneyimi doğrultusunda titizlikle belirleniyor" ifadelerine yer verdi. "Kadın sağlığında yeni nesil cerrahi yaklaşım" Opr. Dr. Nilay Yolcu, V-NOTES tekniğinin minimal invaziv cerrahinin sunduğu avantajları doğal açıklık cerrahisiyle birleştirdiğini belirterek, bu sayede hasta güvenliği ve konforunun ön planda tutulduğunu belirtti. Opr. Dr. Yolcu, "Teknolojinin cerrahiye entegre edildiği bu güncel yaklaşım, kadın sağlığı alanında daha az travma, daha hızlı iyileşme ve daha yüksek yaşam kalitesi hedefliyor" şeklinde konuştu.
Gebelikte fark edilen şah damarı tümörü Van’da başarıyla alındı
05 Ocak 2026 Pazartesi - 10:11 Gebelikte fark edilen şah damarı tümörü Van’da başarıyla alındı Kahramanmaraş’tan Van’a gelen ve gebelik sürecinde şah damarı (glomus) tümörü tanısı konulan genç hasta, Lokman Hekim Van Hastanesi’nde yapılan başarılı operasyonuyla sağlığına kavuştu. Lokman Hekim Van Hastanesi, şah damarı tümörü gibi yüksek riskli ameliyatlarda Türkiye’nin farklı illerinden gelen hastalara umut olmaya devam ediyor. Boyun bölgesinde, hayati damar ve sinir yapılarına yakınlığı nedeniyle en riskli cerrahiler arasında yer alan şah damarı tümörü ameliyatları, ileri düzey tecrübe gerektiriyor. Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde yapılabilen bu operasyonlar, Lokman Hekim Van Hastanesi’nde Prof. Dr. Halil Başel’in öncülüğünde başarıyla gerçekleştiriliyor. Bu kapsamda Sivas’tan gelen 3 çocuk annesi Nazmiye Çoban (61) ile Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinden gelen 2 çocuk annesi Damla Özel (23), şah damarı tümörü tanısıyla Lokman Hekim Van Hastanesi’nde ameliyat edildi. Başarılı şekilde ameliyat edilen her iki hasta da taburcu edildi. "Ameliyatı hiçbir sorun yaşamadan başarıyla tamamladık" Konuya ilişkin konuşan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, dışarıdan gelen iki hastaya şah damarı tümörü ameliyatı yaptıklarını belirtti. Kahramanmaraş’tan gelen hastanın tanısının gebelik sırasında konulduğunu ve tümörü oldukça büyük olduğunu ifade eden Prof. Dr. Başel, "Hamileliğini beklemek istemiş; o dönemde yaklaşık 3 santimetre olan tümör, en son ölçümümüzde 5,5 santimetreye kadar ulaşmıştı. Yani bir yıl içinde ciddi bir büyüme göstermişti. Annelik süreci ve çocuğun bakımı nedeniyle tedavi bir süre ertelenmişti. Aslında tanı daha önce konulmuş ancak bu nedenlerle tedavi gecikmişti. 3 santimetrelik bir tümör ile 5,5 santimetrelik bir tümörün ameliyatı arasında komplikasyon riski açısından önemli farklar vardır. Ancak tümör bu kadar büyük olmasına rağmen ameliyatı hiçbir sorun yaşamadan başarıyla tamamladık. Hastamız şu an taburcu aşamasına gelmiş durumda. Ayrıca hastamızın şekerle ilgili bir problemi de vardı; onu da ameliyat öncesinde düzelterek operasyonu gerçekleştirdik" dedi. "Damarı hiç zedelemeden ameliyatları tamamladık" Sivas’tan gelen hastanın ise tümörünün çok büyük olmadığını dile getiren Başel, "Diğer hastamız ise Sivas’tan geldi. Onun tümörü çok büyük değildi, yaklaşık 3 santimetreydi; ancak yerleşimi nedeniyle damarı sarmış olması ameliyatı daha zor hâle getiriyordu. Her iki hastamızda da şah damarına müdahale etmeden, damarı koruyarak ameliyatlarını gerçekleştirdik. Normalde bu damarın içine uzanan tümörlerde damarda mutlaka bir iz kalır; ancak kendi geliştirdiğimiz teknikle damarı hiç zedelemeden ameliyatları tamamladık. İnşallah her iki hastamızı da kısa süre içinde taburcu edeceğiz" diye konuştu. İlk tanı konulduğunda 28 haftalık gebe olduğunu anlatan Damla Özel isimli hasta ise "Tanı, Malatya İnönü Hastanesi’nde konuldu. Süreçte birçok hastaneye başvurdum; Kayseri’ye gittim, Maraş’a gittim. Maraş’ta bu ameliyatın yapılamayacağı söylendi. Malatya’da ise yapılabileceği ifade edildi ancak açıkçası kendimi yeterince güvende hissedemedim. Araştırmalarım sonucunda Halil Başel Hocamızı buldum. Allah razı olsun Halil Hoca’dan; gerçekten 10 numara bir doktor. Ameliyatım çok başarılı geçti, çok şükür. Şu anda kendimi çok iyi hissediyorum" şeklinde konuştu. Sivas’tan gelen 61 yaşındaki Nazmiye Çoban da yapılan ameliyattan sonra sağlığına kavuştuğunu belirterek, ameliyatı gerçekleştiren Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel ve ekibine teşekkür etti.
Soğuk hava cildi sessizce yıpratıyor
05 Ocak 2026 Pazartesi - 10:02 Soğuk hava cildi sessizce yıpratıyor Kışın sıcak duş alma isteğinin arttığını ancak çok sıcak suyun cildin doğal yağ dengesini bozarak ve kuruluğu artırdığını belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Nalan Kükürt, "Kış aylarında duş süresi kısa tutulmalı, suyun çok sıcak olmamasına özen gösterilmeli" dedi. Ciltte kuruluk, çatlama, kaşıntı ve hassasiyet gibi sorunlarla kış aylarında oldukça sık karşılaşılıyor. Medline Adana Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Nalan Kükürt, soğuk havanın cildi sessizce yıprattığını ancak doğru bakım alışkanlıklarıyla bu etkilerden korumanın mümkün olduğunu söyleyerek basit ama etkili önerilerde bulundu. Soğuk hava ve düşük nem oranının cildin su kaybetmesine neden olduğunu kaydeden Dr. Kükürt, "Özellikle eller, yüz ve dudaklar daha hızlı kurur ve çatlayabilir. Bu nedenle nemlendirici kullanımı yalnızca ihtiyaç halinde hatırlanmamalı, düzenli bir alışkanlık haline getirilmelidir. Kuru ciltler için yoğun içerikli, yağ bazlı, yağlı ve karma ciltler için ise su bazlı ürünler tercih edilmelidir. Soğuk hava, egzama gibi kronik cilt hastalıklarının şikayetlerini artırabilir; kaşıntı, kızarıklık ve pullanma daha belirgin hale gelir. Sert sabunlar ve alkol içeren temizleyiciler kış aylarında cildi tahriş edebileceğinden sabunsuz, cilt bariyerini koruyan ve nemlendirici özelliği olan temizleyiciler kullanılmalıdır" diye konuştu. Ilık su ile duş alın Kışın sıcak duş alma isteğinin arttığını ancak çok sıcak suyun cildin doğal yağ dengesini bozarak ve kuruluğu artırdığını ifade eden Kükürt, "Kış aylarında duş süresi kısa tutulmalı, suyun çok sıcak olmamasına özen gösterilmelidir. Duş sonrası ilk birkaç dakika içinde nemlendirici sürmek cildin nemi hapsetmesine yardımcı olur. Isıtıcılar cilt nemini azaltır kapalı alanlarda kullanılan kalorifer ve klimalar, havadaki nem oranını düşürür. Bu durum cildin daha hızlı kurumasına neden olur. Ortam nemlendiricileri kullanmak ya da odada bir kap içerisinde su bulundurmak cilt sağlığını destekler. Dudaklarda çatlama, ellerde kuruluk ve hatta ağrılı yarıklar kış aylarında oldukça sık görülür. Bu bölgeler için yoğun nemlendirici ve onarıcı ürünler kullanılmalıdır. Özellikle dışarı çıkmadan önce cilt korunmalı, ayrıca gece bakımına da özen gösterilmelidir. Sık el yıkayan kişiler el kremi kullanımını artırmalıdır" şeklinde konuştu. Güneş koruyucuları kışın da kullanın Kışın güneşin zararlı etkilerinin olmadığı düşünülse de UV ışınlarının yıl boyunca cilde zarar verebileceğinin altını çizen Dermatoloji Uzmanı Dr. Kükürt, şunları kaydetti: "Özellikle karlı havalarda yansıma etkisiyle güneş ışınları cilt üzerinde olumsuz etki oluşturabilir. Bu nedenle kış aylarında da güneş koruyucu kullanımı ihmal edilmemelidir. Kışın hassaslaşan cilde sık peeling yapmak, koruyucu tabakaya zarar verebilir. Bu durum kızarıklık, pullanma ve egzama şikayetlerini artırır. Peeling gerekiyorsa haftada en fazla bir kez ve nazik ürünler yardımıyla uygulanmalıdır. Dışarı çıkarken atkı, bere ve eldiven kullanmak cildin doğrudan soğuğa maruz kalmasını önleyen etkili bir korunma yöntemidir. Özellikle yüz ve ellerin rüzgarla temasını azaltmak, ciltte meydana gelebilecek tahrişi engeller. Beslenme ve su tüketimi cilt sağlığını etkiler. Kışın su içme alışkanlığı azalabilir ancak yeterli su tüketimi cildin nem dengesini korur. Omega-3, vitamin ve mineral açısından zengin beslenme de cildin kendini yenilemesine destek olur."
Koroner bypass sonrası çalma sendromu’na dikkat
05 Ocak 2026 Pazartesi - 09:13 Koroner bypass sonrası çalma sendromu’na dikkat Bypass ameliyatı sonrası efor sarf edince veya sol kol kullanılınca göğüste ağrı koroner çalma sendromu olabiliyor. Prof. Dr. Saygın Türkyılmaz, kalbe giden kanın kol damarları tarafından çekildiği Koroner çalma sendromuna dikkat çekti. Koroner arter hastalığı günümüzde yaygın olarak görülen bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Tedavide koroner stentlerve bypass ameliyatları öne çıkarken, bazen hastalarda gözden kaçabilen koroner çalma sendromu gibi komplikasyonlar ortaya çıkabiliyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Saygın Türkyılmaz, bu durumun özellikle efor sırasında göğüs ağrısına yol açtığını belirtti. "Ameliyat sonrası göğüs ağrısı göz ardı edilmemeli" Süreç hakkında önemli bilgiler veren Prof. Dr. Türkyılmaz, "Bazı hastalar yürürken ya da diyaliz sırasında göğüs ağrısı yaşayabiliyor. Bu durum özellikle bypass yapılan hastalarda, göğüs boşluğundan alınan arteriyel damarların açıklığıyla ilgili olabiliyor. Damar darlığı olduğunda kalbe giden kan tam tersine, kola yönlenebiliyor ve hastada ağrı oluşuyor" dedi. Detaylı değerlendirme hayat kurtarıyor Hastaların şikayetlerinin doğru anlaşılması ve detaylı tetkiklerle değerlendirilmesinin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Türkyılmaz, "Hastanın hayat kalitesini ciddi şekilde etkileyen bu durumu başka bir ağrı gibi görmemek gerekiyor. Detaylı anamnez, muayene ve tetkik ile tanıyı koyuyoruz ve tedaviyi en kısa sürede tamamlıyoruz" diye konuştu. Damar sağlığı tüm vücudu ilgilendiriyor Damar sağlığının yalnızca kalbi değil, tüm vücut damarlarını etkilediğini belirten Prof. Dr. Türkyılmaz, "Bypass olmuş veya stent takılmış hastaların dahi bu tür şikayetleri varsa kliniklerimize başvurmaları çok önemli. Biz hastaların konforlu yaşamlarını sağlamak için detaylı değerlendirmelerini yapıyoruz" şeklinde konuştu.
Diyarbakır’da misafir anne projesi
04 Ocak 2026 Pazar - 12:15 Diyarbakır’da misafir anne projesi Sağlık Bakanlığı tarafından Türkiye genelinde yürütülen "Misafir Anne Projesi", Diyarbakır’da da özellikle kış aylarında ulaşımın zorlaştığı kırsal bölgelerde anne ve bebek sağlığı için önemli bir güvence sağlıyor. Bu kapsamda, 2 Ocak’ta Çınar ilçesi Görece Mahallesi’nde ikamet eden ve gebeliğinin son haftalarında bulunan S.Ö., Misafir Anne Projesi kapsamında evinden alınarak Çınar İlçe Devlet Hastanesi’ne nakledildi. Yapılan değerlendirme sonrası ileri merkezde takibinin uygun görülmesi üzerine gebe hasta, 112 Acil sağlık ekipleri tarafından Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları ek binasına güvenli şekilde ulaştırıldı. Aynı gün Çınar ilçesi Çatmadal Mahallesi’nde yaşayan ve doğumu yaklaşan G.A. isimli gebe de yine Misafir Anne Projesi kapsamında sağlık ekiplerince evinden alındı. Yoğun kar yağışı, kapalı yollar ve buzlanma nedeniyle ambulansın ilerleyemediği bölgede UMKE ekipleri devreye girerek saha ve zincir desteği sağladı. UMKE ve 112 Acil sağlık ekiplerinin koordinasyonuyla gebe sağlık tesisine güvenle ulaştırıldı. Misafir Anne Projesi; Türkiye genelinde, özellikle ulaşımın güç olduğu bölgelerde yaşayan ve doğumu yaklaşan gebelerin, doğum öncesinde evlerinden alınarak hastanelere veya sağlık tesislerine yakın konaklama alanlarına yerleştirilmesini kapsayan önleyici bir sağlık hizmetidir. Amaç, ani doğumların ev ortamında değil, hastane şartlarında gerçekleşmesini sağlamaktır. Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, uygulamanın ulusal ölçekte önem taşıdığını belirterek, "Misafir Anne Projesi, ülke genelinde anne ve bebek sağlığını korumaya yönelik önemli bir uygulamadır. Diyarbakır’da da özellikle kış şartlarının ağırlaştığı bölgelerde bu projeyi etkin şekilde uyguluyoruz. Doğumu yaklaşan gebelerimizi önceden sağlık tesislerine alarak riskleri en aza indiriyoruz. Süreçte görev alan tüm sağlık ekiplerimize teşekkür ediyorum" dedi.