SAĞLIK
16 Mart 2026 Pazartesi - 15:33 Kavaklıdere Çamlıyurt Mahallesi’nde içme suyu iletim hattı yenilendi MUSKİ Genel Müdürlüğü, Kavaklıdere ilçesi Çamlıyurt Mahallesi’nde iki içme suyu deposu arasında bulunan 800 metre uzunluğundaki iletim hattını yenileyerek mahallede daha sağlıklı ve kesintisiz içme suyu iletimini sağladı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, il genelinde vatandaşların kesintisiz içme suyuna ulaşabilmesi amacıyla eskimiş ve sık arıza veren su iletim hatlarının yenilenmesi yönündeki talimatları doğrultusunda, Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü, Kavaklıdere ilçesi Çamlıyurt Mahallesi’ndeki içme suyu iletim hattını yeniledi. Aynı zamanda bölgeye ek su kaynağı sağlanabilmesi için 25 ton kapasiteli yeni içme suyu deposu da yapılacak. Eski hattın yenilenmesiyle altyapı güçlendirildi Kavaklıdere ilçesi Çamlıyurt Mahallesi’nde uzun yıllardır kullanılan çelik içme suyu hattı, zamanla eskidiği ve kullanım ömrünü tamamladığı için sık sık arızalanıyor, özellikle yaz aylarında vatandaşların suya erişimini güçleştiriyordu. Bu kapsamda hat üzerinde başlatılan yenileme çalışması tamamlandı ve eskimiş hat devre dışı bırakılarak yerine daha dayanıklı ve uzun ömürlü modern bir iletim hattı kuruldu. Böylece mahallenin içme suyu altyapısı önemli ölçüde güçlendirildi. Ayrıca mahallede, evsel, endüstriyel atıksuların arıtılması için gerekli tüm ekipmanları tek bir yapı üzerinde toplayacak ve tam otomatik olarak çalışacak modern bir paket arıtma tesisi kurulacak. Kısa süre içinde 25 tonluk paslanmaz yapıya sahip yeni bir içme suyu deposu da bölgeye getirilecek. Böylece muhtemel kesintilerde vatandaşların mağduriyet yaşaması önlenecek ve mahalleye ilave su sağlanmış olacak. Mahallede yürütülen çalışmalarla ilgili memnuniyetini dile getiren Çamlıyurt Mahallesi Muhtar Azası Hüseyin Cesur, "Biz yazın su bulamıyorduk. Duş almada falan suyumuz yoktu. Sağolsunlar. Emeği geçen herkese, Genel Müdürüm sağolsun. Şu anda işte ek depomuz gelecek bir tane de. İşte çalışmalarımızı yapıyoruz bu şekilde. Ahmet Aras başkanımıza buradan çok çok teşekkür ederiz bu hizmetlerinden dolayı. Daha önce gittik, tamam dedi. Ne isterseniz yapacağım bu Çamlıyurt’ta dedi. Onun için ona da çok teşekkür ediyoruz" dedi. MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül, İl genelinde eskimiş hatların değişimine devam ettiklerini, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın Muğla’nın her noktasında kesintilere neden olan, sık sık arızalanan ve özellikle kayıp-kaçak oranlarını artıran eski hatların yenilenmesi yönündeki talimatları doğrultusunda çalışmaların aralıksız devam ettiğini açıkladı. Şengül, Kavaklıdere Çamlıyurt Mahallesi’ndeki içme suyu hattını modern ve dayanıklı bir iletim hattıyla yenilediklerin belirterek, bölgeye mobil bir arıtma tesisi kurmayı planladıklarını söyledi.
16 Mart 2026 Pazartesi - 15:07 Türkiye-Afrika iş birliği SATKOF ve USTKON ile güçleniyor Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) ve Uluslararası Sanayi ve Ticaret Konfederasyonu (USTKON) tarafından yürütülen Afrika yapılanması kapsamında SATKOF Nijerya Temsilcisi Hemşire Nelson Daodu, Türkiye’de ağırlandı. SATKOF ve USTKON Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, yaklaşık 4 yıldır sürdürülen Afrika yapılanmasının önemli bir sonucu olarak sağlık alanındaki tecrübesi ile öne çıkan Hemşire Nelson Daodu’nun SATKOF Nijerya Temsilcisi olarak görevini sürdürdüğünü belirtti. SATKOF ve USTKON Genel Merkezi’nde gerçekleşen görüşmede Türkiye ile Afrika arasında sağlık turizmi, ticaret, girişimcilik ve uluslararası iş birlikleri üzerine değerlendirmelerde bulunuldu. Ziyarette Daodu’nun eşi Abimbola Elizabeth Oluwafemi’nin de sağlık alanındaki eğitimi ve girişimcilik çalışmalarıyla dikkat çektiği ifade edildi. Türkiye’de aldığı eğitimlerin ardından kurucusu olduğu Bimbleez markası ile Türkiye ve Afrika arasında kültürel ürünler, tasarım ve üretim alanlarında faaliyet gösterdiği ve iki ülke arasındaki ticari ve kültürel bağların gelişmesine katkı sunduğu kaydedildi. Ziyaret kapsamında ailenin çocukları Çınar Daodu’nun da SATKOF ve USTKON Genel Merkezi’nde ağırlandığı belirtilirken, bu buluşmanın kurumların uluslararası iş birliklerini aynı zamanda bir dostluk ve gönül köprüsüne dönüştüren vizyonunu ortaya koyduğu ifade edildi. SATKOF ve USTKON olarak hedeflerinin Türkiye ile Afrika arasında sağlık turizmi, ticaret, yatırım ve sosyal projeler alanında kalıcı ve sürdürülebilir iş birlikleri geliştirmek olduğu bildirildi. SATKOF ve USTKON Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, nazik ziyaretleri için Nelson Daodu ve ailesine teşekkür ederek Afrika yapılanmasına sağlayacakları katkılar için başarılar diledi.
Çocukların değeri karne notu ile belirlenmemeli
17 Ocak 2026 Cumartesi - 14:16 Çocukların değeri karne notu ile belirlenmemeli Sömestr tatilinin gelmesiyle birlikte çocuklar ve gençler için tatil heyecanı artarken, birçok ailede karne stresi yaşanıyor. Kimileri için sömestr tatil ve dinlenme anlamına gelirken, bazı çocuklar için sınav ve not baskısının ardından aileyle yüzleşme sürecine dönüşebiliyor. Uzmanlar, bu dönemde ebeveyn tutumlarının çocuğun ruh sağlığı üzerinde belirleyici olduğuna dikkat çekiyor. Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, ortaokul ve lise çağındaki çocuklar için karne döneminin, kaygı, özgüven kaybı ve değersizlik duyguları gibi uzun vadeli psikolojik sonuçlara yol açabileceğini belirterek, karne değerlendirmelerinde yapılan en büyük hatanın kıyaslama olduğunu söyledi. Başakgil, "Çocuğunuzun karnesini başka çocukların karneleri ile kıyaslamayın. Yaşıtlarıyla karşılaştırmak, arkadaşlarının daha başarılı olduğunun vurgulanması ve başarısızlıkla suçlanmak; çocukta kaygı, yetersizlik, özgüven eksikliği ve değersizlik duygularına yol açar. Karne değerlendirilirken öncelikle olumlu yönlere odaklanılması, ardından çocuğun kendini ifade etmesine fırsat verilmesi gerekir. Suçlayıcı ve yargılayıcı bir dil yerine, başarısızlıkların nedenlerinin birlikte ve yapıcı bir şekilde ele alınmasını öneriyor. Sömestr tatili başarısız olunan dersler için kriz değil, telafi ve destek süreci olarak görülmeli. ‘Sen tembelsin, yaramazsın, bu gidişle sınıfı geçemezsin’ gibi ifadeler çocuğun ‘Ben hiçbir işe yaramıyorum’ algısı geliştirmesine neden olur. Bu da kaygıyı artırır ve özgüveni zedeler. Çocuk bir alanda başarısızsa bu durum, ilgi alanları ve destek ihtiyacı üzerinden değerlendirilmelidir" dedi. Geçmiş yıllarda karne dönemlerinde yaşanan üzücü olayların yaşandığını hatırlatarak uyarıda bulunan Başakgil, "Kırık notlar; yoğun kaygı, cezalandırılma korkusu ve değersizlik duygusuyla birleştiğinde, çocuğu kendine zarar verici davranışlara sürükleyebilir. Kötü not nedeniyle çocuğun spor ve sosyal faaliyetlerini kısıtlamak, sürece değil yalnızca sonuca odaklanmak, ilk olarak düşük notları gündeme getirmek, kötü not getirdi diye sevgiyi, ilgiyi ve şefkati geri çekmek, mesafeli ve soğuk davranmakyanlıştır. Öncelik her zaman tatlı sözlerle takdir olmalı. Maddi ödülün değeri değil, sembolik anlamı önemlidir. Özellikle ilkokul çağındaki çocuklar için kitaplar, boya kalemleri, basit oyuncaklar, doğa gezileri, müze ve sinema etkinlikleri daha sağlıklı ödüllerdir. Bilgisayar, cep telefonu, çok pahalı hediyeler ya da evcil hayvan gibi seçeneklerin karne hediyesi olarak tercih edilmesi çok doğru olmayacaktır" dedi.
Menopoz yeni bir denge ve farkındalık dönemi
17 Ocak 2026 Cumartesi - 11:45 Menopoz yeni bir denge ve farkındalık dönemi Menopozun, her kadının yaşamında doğal olarak karşılaştığı bir süreç olduğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. S. Nihal Gökmen, "Menopoz yalnızca adetlerin bitmesi değildir, kadın vücudunda hormonal, fiziksel ve duygusal birçok değişimin yaşandığı yeni bir dönemdir. Ayrıca kadınlığın sonu değil; bilinçli yaşanılırsa yeni bir denge ve farkındalık dönemini de yansıtır" dedi. Medicana Konya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. S. Nihal Gökmen, genellikle 45-55 yaşları arasında görülen ve adet kanamalarının kalıcı olarak sona ermesiyle tanımlanan menopoz dönemini sağlıklı, güçlü ve kişinin kendisi ile barışık bir şekilde geçirmesinin çok önemli olduğunu söyledi. Menopoz sürecinin, kadın doğum uzmanı eşliğinde değerlendirildiğinde çok daha rahat yönetileceğini ifade eden Gökmen, "Gerekli durumlarda kişiye özel planlanan tedavilerle hem şikayetler azalır hem de uzun vadeli sağlık korunmuş olur" diyerek doktor kontrollerinin aksatılmadan yapılmasına da dikkat çekti. Menopoz döneminde vücutta nasıl değişimler meydana gelir Menopozla birlikte yumurtalıkların hormon üretiminin azaldığını, özellikle östrojen hormonundaki düşüşün çeşitli belirtilere yol açabileceğini belirten Op. Dr. Gökmen, "Bu belirtilerin şiddeti kadından kadına değişir. Bazı kadınlar menopozu hafif yakınmalarla geçirirken, bazıları için günlük yaşamı zorlaştıran bir dönem olabilir. Ateş basması ve gece terlemeleri, uyku sorunları, çarpıntı, sinirlilik, kaygı, unutkanlık, vajinal kuruluk ve cinsel istekte azalma, idrar yolu enfeksiyonlarına yatkınlık, kemik erimesi (osteoporoz) riski, ciltte kuruluk ve elastikiyet kaybı menopoz döneminde vücutta meydana gelen değişimlerdir" ifadelerini kullandı. Menopoz döneminde kadın sağlığının önemi Menopozun bir hastalık değil, kadın yaşamının doğal bir evresi olduğunu, ancak bu süreçte yaşanan değişikliklerin görmezden gelinmemesi gerektiğini kaydeden Op. Dr. S. Nihal Gökmen, "Doğru bilgi, düzenli hekim kontrolü ve kişiye uygun destekle menopoz dönemi sağlıklı ve kaliteli bir şekilde geçirilebilir. Menopoz sonrası dönemde bazı sağlık riskleri artabilir. Sıklıkla kalp ve damar hastalıkları, kemik yoğunluğunda azalma, metabolik yavaşlama ve kiloda artış gözlenebilir. Bu nedenle menopoz, kadın sağlığı açısından bir dönüm noktası olarak ele alınmalıdır. Bu dönemde özellikle düzenli doğum kontrolleri yapılmalı. Kemik sağlığı ve meme sağlığı takibi ihmal edilmemeli. Düzenli fiziksel aktivitelerin yanında dengeli beslenme ile yeteri kadar protein ve kalsiyum alım dengesi belirlenmelidir. Ayrıca uyku ve stres yönetimine ek olarak gerekli görülen durumlarda ise biyoeşdeğer hormon tedavisi veya uzmanın önerdiği destekleyici tedavilerden faydalanmak gereklidir" diye konuştu.
Uzmanından uyarı: "Karbonmonoksit zehirlenmesi, gaz zehirlenmeleri arasında en ölümcül olan zehirlenmelerden biri"
17 Ocak 2026 Cumartesi - 11:34 Uzmanından uyarı: "Karbonmonoksit zehirlenmesi, gaz zehirlenmeleri arasında en ölümcül olan zehirlenmelerden biri" Ulusal Zehir Danışma Merkezi (UZEM) Danışman Hekimi Hakan Aydın, karbonmonoksit zehirlenmelerinin gaz zehirlenmeleri arasında en ölümcül olduğunu belirterek, 1 Ocak’tan bu yana 26 vaka görüldüğünü ifade etti. Sağlık Bakanlığına bağlı Ulusal Zehir Danışma Merkezi (UZEM) danışman hekim olarak görev yapan Hakan Aydın, havaların soğumasıyla artan karbonmonoksit zehirlenmeleri riskine ilişkin açıklamalarda bulundu. 2026 yılında vakaların devam ettiğini, fakat her yıl daha da azaldığını söyleyen Aydın, "1 Ocak’tan şu tarihe kadar toplam 26 vakayla karşılaştık" diye konuştu. UZEM’in 7 gün 24 saat görev yaptığını belirten Aydın, "Burada hem halkımıza hem vatandaşlara hem de sağlık kuruluşlarından özellikle hastanelerden zehirlenme vakalarına 7 gün 24 saat danışmanlık hizmeti veriyoruz zehirlenmeler hakkında vatandaşlarımıza, sonra acil servislerdeki hekim arkadaşlarımıza bilgi veriyoruz" ifadelerini kullandı. "En sık görülen ve en erken ortaya çıkan belirti baş ağrısı" Karbonmonoksit gazına maruz kalan birinin bunu fark edemeyeceğini aktaran Aydın, renksiz ve kokusuz bir gaz olduğunu söyledi. Aydın, belirtilerinin griple benzer olduğunu dile getirerek, "En sık görülen ve en erken ortaya çıkan belirti baş ağrısı. Karbonmonoksit zehirlenmesi her ne kadar grip benzeri belirtiler gösterse de ateş olmuyor. Belki bu tip belirtiler gösteren insanlar ‘bende grip belirtileri var ama ateşim yok’ diyerek karbonmonoksit zehirlenmesinden şüphelenebilirler" şeklinde konuştu. "Gaz zehirlenmeleri arasında en ölümcül olan zehirlenmelerden biri" Aydın, karbonmonoksit zehirlenmelerinin küçümsenmeyecek bir durum olduğuna dikkati çekerek, "Gaz zehirlenmeleri arasında en ölümcül olan zehirlenmelerden biri. Sobalarda mesela borusunda bir çatlak olduğu zaman bantlarla kapatılıyor. Kesinlikle bantla kapatılmaması gerekiyor o boruların değiştirilmesi gerekiyor. Yine soba kurulumu yapılırken de onun tekniğine uygun bir şekilde, özellikle dikkatli bir şekilde yapılması gerekiyor. Yine en çok benim rastladığım şey insanlar özellikle havaların soğumasıyla beraber mutfaklarda yer alan menfezleri dışarıdan soğuk gelmesin diye kapatıyorlar. Bu çok ciddi bir sıkıntı" değerlendirmesinde bulundu. Aynı odadaki kişilerde de benzer semptomlar oluştuğunda hızlıca o ortamdan uzaklaşılması gerektiğini vurgulayan Aydın, hemen ambulansın aranması gerektiğini ifade etti.
Sağlık çalışanı bulduğu parayı hasta yakınlarına teslim etti
17 Ocak 2026 Cumartesi - 10:47 Sağlık çalışanı bulduğu parayı hasta yakınlarına teslim etti Damal Sağlık Ocağı’nda görev yapan bir sağlık çalışanı, sergilediği duyarlı davranışla takdir topladı. Hayatını kaybeden babasının ilaçlarını sağlık ocağına bağışladı, ilaç kutusundan para çıktı, sağlık çalışanı, paranın sahibini bulmak için hemen harekete geçti. Ardahan’ın Damal ilçesine bağlı Seyitören köyünde yaşayan baba Mahmut Cankan kısa bir süre önce hayatını kaybetti. Cankan’ın ailesi, örnek bir davranışa imza atarak evde kullanılmadan kalan ilaçları çöpe atmak yerine ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması amacıyla bağlı bulunduğu sağlık ocağına bağışlandı. Sağlık ocağı görevlileri, bağışlanan ilaçları kayıt altına alıp kontrol ettiği sırada, ilaç kutularından birinin içerisinde bir miktar para olduğunu fark etti. Durum hemen sağlık ocağı sorumlularına bildirildi. Yapılan incelemenin ardından paranın, hayatını kaybeden babanın kişisel birikimi olduğu değerlendirildi. Sağlık çalışanları, bulunan parayı tutanak altına alarak bağışı yapan vatandaşa teslim etti. Duyarlı davranışı nedeniyle teşekkür edilen vatandaş ise, parayı da yine ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için sağlık ocağına bağışladığını ifade etti. Sağlık ocağı yetkilileri, hem yapılan ilaç bağışının hem de karşılıklı sergilenen dürüstlüğün topluma örnek olduğunu belirterek, kullanılabilir durumdaki ilaçların doğru kanallarla ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasının önemine dikkat çekti.
Hızlı çözüm vadeden şok diyetler organlarda kalıcı hasarlara neden olabiliyor
17 Ocak 2026 Cumartesi - 10:42 Hızlı çözüm vadeden şok diyetler organlarda kalıcı hasarlara neden olabiliyor Sosyal medyada ve internet ortamında hızlı kilo verme vaadiyle yaygınlaşan şok diyetler, estetik kaygılar uğruna sağlığı ciddi biçimde riske atıyor. Özellikle çok düşük kalorili, yüksek proteinli ve sıvı alımı yetersiz diyet modelleri başta böbrekler olmak üzere birçok hayati organın fonksiyonlarını olumsuz etkiliyor. Şok diyetlerin böbreklere olan zararı üzerinde duran Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay ise "Şok diyetleri günümüz toplumunda çok kısa sürede hızlı kilo verdiren zararlı tipte bir diyet olarak adlandırabiliriz. Bu sistemde genel olarak çok düşük kalorili, yüksek proteinli, karbonhidrat seviyesi çok düşük (bazen sıfır) ve sıvı alımı yetersiz bir beslenme şekli bulunmaktadır. Vücut fizyolojisine uygun olmayan ve çok kısa sürede yapılan bu tür müdahaleler, başta böbrekler olmak üzere birçok organ sistemine zarar verebiliyor. Bu tür diyetlerin kısa vadedeki zararları yanında uzun vadede de böbreklere zararlarından söz edebiliriz. Her gün yüksek seviyede protein alanlarda vücutta asit içerikli metabolik artıklar oluşur. Böbreklerimiz bu artan metabolik artıkları temizlemek için gittikçe zorlanır, ilave olarak az sıvı tüketimi ile birleşince adaptasyon yeteneğini azaltır ve kronik böbrek yetmezliği durumu zaman içinde gelişmeye başlar. Bu etki özellikle böbreği tutan iki önemli hastalık olan hipertansiyon ve şeker hastaları ile ailesinde böbrek hastalığı, böbrek kistleri ve böbrek taşları olanlarda çok daha belirgin ve erken dönemde gelişebiliyor" dedi. Alpay, söz konusu diyetlerin böbrek sağlığını nasıl riske atabileceğini şöyle açıkladı: "Böbreklerin yükünün aniden artması, yüksek protein alımı vücutta azot içeren artıkların, üre, kreatinin ve asidin miktarını arttırır. Bunlar da böbreklerin temizlemesi gereken özellikle asitli maddelerin (metabolik asitlerin) kanda yükselmesiyle böbreklerin iş yüklerini çok arttırır, süzme (filtrasyon) kapasiteleri düşürür ve böbreklerimiz yorulur. Kapasite düşünce gizli böbrek hastalıklarının ortaya çıkma riski yükselir. Tansiyon ve şeker hastalarında yıllar içinde hafif protein kaçağı ve böbrek fonksiyonlarında azalma vardır. Bu durum zaten sınırda olan böbrek fonksiyonlarını bozarak böbrek yetmezliğine sebep olabilir.Karbonhidrat azaldığı için vücuttaki su hızla atılır, ayrıca az sıvı alımı da olunca kişi tartıda hızla düşüş yaşar ama bu yağ kilosundan değil vücudun su kilosundan kaybedilir. Su hem böbrekler hem de tüm vücut fizyolojimiz için çok önemlidir. 70 kg bir insanın yüzde 60’ı yani 42 litresi su, sıvıdır. Bu sıvı, hücreler içinde ve hücreler arasında dağılır. Tüm biyokimyasal reaksiyonların sağlıklı olması için su çok önemlidir. Susuzluk böbreklerin en ciddi düşmanı olup idrarı koyulaştırır, böbrek içi kristalleşmeye, böbrek taşı oluşumunun hızlanmasına, özellikle sıcak havalarda akut böbrek yetmezliği riski ile karşı karşıya kalmamıza sebep olabilir. Böbrek taşı riskinin artması: Şok diyetlerde genellikle çok protein, az lif ve az kalsiyum alınır. Bu tür beslenme vücutta asit yükünü artırır ve idrara daha asidik bir yapı kazandırır. Asidik idrar da böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırır. Özellikle kalsiyum oksalat ve ürik asit taşları ile gut hastalığı riski de artar. Eğer kişi daha önce böbrek taşı düşürmüşse ya da ailesinde böbrek taşı öyküsü varsa, bu risk daha da yükselir. Bu tür diyetlerde hızlı kilo kaybı sırasında sodyum, potasyum, kalsiyum ve magnezyum dengesi bozulabilir. Bunlarla ilgili komplikasyonlar olabilir. Örneğin potasyumla ilgili kalp ritim bozuklukları, böbrek kanallarında hasar, kalsiyum ve magnezyumla ilgili kas krampları, kas güçsüzlükleri, sodyumla ilgili bulantı kusma, bilinç bulanıklığı beyin ödemi tabloları gelişebilir". Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın da, kısa sürede istenilen kiloya ulaşma arzusunun çoğu zaman sağlık bilincini arka plana attığını vurgulayarak, "Diyet kelimesi Eski Yunanca ‘diaita’ sözcüğüne dayanır. Diaita yalnızca beslenmeyi değil, hareketi, uykuyu ve ruh hâlini de kapsayan, hayatın bütüncül olarak düzenlenmesini ifade eder. Günümüzde ise birçok insan için bu yaklaşım, yerini hızlı çözümlere ve ciddi kısıtlamalara bıraktı. Şok diyetler genellikle çok hızlı kilo verdirdiği için umut verir. Ancak bu süreçte vücut aslında yağ yakmaktan çok su ve kas kaybeder. Uzun süre aç kalındığında beden bunu bir tehlike olarak algılar ve kendini korumaya almaya başlar. Metabolizma yavaşlar, kişi daha çabuk yorulur, üşür ve halsiz hisseder. Diyet bittiğinde ise vücut, bir sonraki ‘açlık’ dönemine hazırlık yapmak ister ve alınan kilolar çoğu zaman geri gelir. Bu nedenle şok diyetler, kalıcı bir çözüm sunmak yerine aynı döngüyü tekrar tekrar yaşatır. Sürekli şok diyetler uygulanarak verilen kiloların, kısa süre sonra fazlasıyla geri alınması ‘yo-yo sendromu’ olarak adlandırılır. Bedenin tekrar tekrar bu tür ani kısıtlamalara maruz kalması, zamanla kilo artışına yol açabilir. Metabolizma hızının düşmesi, sağlıklı kilo vermeyi zorlaştırırken hormonal dengeyi ve organların düzenli çalışmasını da olumsuz etkileyebilir" dedi. Bu durumun başta böbrekler olmak üzere pek çok organı olumsuz etkilediğini belirten Aydın, "Özellikle son yıllarda trend hâline gelen yüksek protein tüketimi ve düzensiz, eksik beslenme tarzı, böbreklerin üzerindeki yükü artırır. Böbrekler bu yükü uzun süre taşıyamadığında ise fonksiyonlarında bozulmalar görülebilir ve bu durum zamanla kronik böbrek hastalığına zemin hazırlayabilir" dedi.
Uzmanından çağrı: "HPV taramaları birlikte rahim ağzı kanserini büyük ölçüde önlemek mümkündür"
17 Ocak 2026 Cumartesi - 10:02 Uzmanından çağrı: "HPV taramaları birlikte rahim ağzı kanserini büyük ölçüde önlemek mümkündür" Ocak ayı, rahim ağzı kanserine karşı farkındalığın artırılması ve koruyucu sağlık uygulamalarının hatırlatılması açısından önemli bir dönem olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, rahim ağzı kanserinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, özellikle çocukluk çağında yapılan HPV aşısı ve düzenli taramaların hastalığa karşı en etkili koruma yöntemleri arasında yer aldığını vurguluyor. Güven Hastanesi Erişkin Aşı Polikliniği’nden Uzm. Dr. İrem Altunoluk, "HPV aşısı ve düzenli smear testi ile HPV taramaları birlikte uygulandığında rahim ağzı kanserini büyük ölçüde önlemek mümkündür" dedi. Güven Hastanesi Erişkin Aşı Polikliniği’nden Uzm. Dr. İrem Altunoluk, rahim ağzı kanserinin en sık nedeninin Human Papilloma Virüs (HPV) enfeksiyonu olduğunu belirterek, "HPV, cinsel yolla bulaşan ve yaşam boyunca kadınların ve erkeklerin büyük bir kısmının karşılaşabildiği son derece yaygın bir virüstür. Çoğu zaman bağışıklık sistemi virüsü temizler; ancak bazı yüksek riskli HPV tipleri yıllar içinde rahim ağzı kanserine yol açabilir" diye konuştu. "Özellikle HPV 16 ve 18, rahim ağzı kanseri vakalarının büyük bir kısmında etkilidir" Rahim ağzı kanserlerinin önemli bir bölümünden HPV’nin yüksek riskli tiplerinin sorumlu olduğunu ifade eden Altunoluk, "Özellikle HPV 16 ve 18, rahim ağzı kanseri vakalarının büyük bir kısmında etkilidir. Bu nedenle bu tiplere karşı koruma sağlayan HPV aşısı, kanserden korunmada çok güçlü bir araçtır" diye konuştu. Aşı için en etkili dönem 9-14 yaş arası HPV aşısının ideal olarak cinsel aktivite başlamadan önce yapılması gerektiğini vurgulayan Altunoluk, "9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarında bağışıklık yanıtı daha güçlüdür ve bu yaş grubunda genellikle 2 doz aşı yeterlidir. Ancak bu, daha ileri yaşlarda aşının yapılamayacağı anlamına gelmez" ifadelerini kullandı. 15 yaş sonrasında da HPV aşısı uygulanabiliyor 15 yaş ve sonrasında da HPV aşısının güvenle uygulanabildiğini belirten Altunoluk, "Cinsel olarak aktif olmak ya da daha önce HPV ile karşılaşmış olmak, aşının yapılmasına engel değildir. Aşı, henüz karşılaşılmamış HPV tiplerine karşı da koruma sağlar. Bu yaş grubunda aşı genellikle 3 doz şeklinde uygulanır" dedi. Erkeklerin aşılanması toplum sağlığı için kritik HPV aşısının yalnızca rahim ağzı kanserine karşı değil; vajina, vulva, anüs, penis ve boğaz kanserleri ile genital siğillere karşı da koruma sağladığını vurgulayan Altunoluk, "Bu nedenle erkeklerin aşılanması hem bireysel sağlık hem de toplum sağlığı açısından son derece önemlidir" diye konuştu. "HPV taramaları birlikte rahim ağzı kanserini büyük ölçüde önlemek mümkündür" HPV aşısı yapılmış olsa bile düzenli taramaların ihmal edilmemesi gerektiğini hatırlatan Altunoluk, "HPV aşısı ve düzenli smear testi ile HPV taramaları birlikte uygulandığında rahim ağzı kanserini büyük ölçüde önlemek mümkündür. Ocak ayı, bu konuda farkındalık kazanmak ve geç kalmadan önlem almak için önemli bir fırsattır" ifadelerini kullandı.
Kış mevsimi solunum yolu enfeksiyonu riskini artırıyor
17 Ocak 2026 Cumartesi - 09:49 Kış mevsimi solunum yolu enfeksiyonu riskini artırıyor Kış mevsimine girilmesiyle birlikte hava sıcaklıklarında yaşanan ani değişimler, vücut dengesini olumsuz etkileyerek enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskini artırıyor. Uzmanlar, bu dönemde özellikle solunum yolu enfeksiyonlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr..Gürdal Yılmaz, son dönemlerde SARS-CoV denilen Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği yönünde bir algı oluştuğunu ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıktığını hatırlattı. Prof. Dr. Gürdal Yılmaz "Kış mevsimine girmekle birlikte hava bazen karlı, bazen de güneşli oluyor. Dolayısıyla hava sıcaklıklarında dalgalanmalar yaşanıyor. Bu dalgalanmalarla birlikte vücudumuzun dengesi bozulabiliyor. Bu durum, bizi enfeksiyon hastalıklarına yatkın hâle getiriyor. Özellikle influenza virüsü, norovirüs, RSV virüsü ve SARS ile karşılaşıyoruz. SARS-CoV dediğimiz Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği gibi bir algı var ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıkıyor" dedi. Dünyanın birçok yerinden koronavirüs vakalarının bildirilmeye devam ettiğine dikkat çeken Yılmaz, "Kış mevsimine girmekle birlikte hava bazen karlı, bazen de güneşli oluyor. Dolayısıyla hava sıcaklıklarında dalgalanmalar yaşanıyor. Bu dalgalanmalarla birlikte vücudumuzun dengesi bozulabiliyor. Bu durum, bizi enfeksiyon hastalıklarına yatkın hâle getiriyor. Özellikle influenza virüsü, norovirüs, RSV virüsü ve SARS ile karşılaşıyoruz. SARS-CoV dediğimiz Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği gibi bir algı var ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıkıyor. Özellikle eşlik eden bir hastalığı olan kişilerde bu enfeksiyonlar daha ağır seyrede biliyor. İnfluenza da ağır seyrede biliyor. Kliniğimize gelen hastalarımızın hemen hemen yarısı solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle başvuruyor. Bunların birkaç tanesi influenza, ara ara da SARS olabiliyor. Bunlara dikkat etmemiz gerekiyor. Bunun için önlemlerimizi almamız şart. Beslenmemize ve uykumuza dikkat etmemiz gerekiyor. Dünyanın hemen hemen her yerinden koronavirüs vakaları bildiriliyor. Koronavirüs ile ilgili yeni aşı çalışmaları hâlen devam ediyor. Riskli hastalığı olan, özellikle kalp ve akciğer hastalığı bulunan kişilerde aşılar hayat kurtarıcıdır. Temkinli bir şekilde aşı çalışmaları sürdürülüyor" ifadelerini kullandı. "10 kişiden 3-4’ü öksürüyor" Toplu alanlarda öksürüğün oldukça yaygın hâle geldiğini belirten Yılmaz, bir alışveriş merkezinde 10 kişiden en az 3-4’ünün öksürdüğünü kaydederek, "Bir alışveriş merkezine gittiğinizde, 10 kişiden en az 3-4’ünün öksürdüğünü görebilirsiniz. Öksürük bir savunma mekanizması olmakla birlikte balgamı söküp atarken etrafa yayılmaya da neden olabiliyor. Bu durum mikroorganizmaların başka insanlara bulaşmasını kolaylaştırıyor. O nedenle toplu alanlarda daha dikkatli olmalı, bulaş açısından kendimizi korumalıyız. Öksürük, solunum yollarında herhangi bir durumun göstergesi olabilir. Bu durum alerjik de olabilir, enfeksiyona bağlı da gelişebilir. Ayrıca geniz akıntısına bağlı olarak da öksürük görülebilir" şeklinde konuştu. "Toplumda virüse karşı bir bağışıklık gelişti" Toplumda virüse karşı bir bağışıklılık geliştiğine dikkat çeken Yılmaz, "Toplumda virüse karşı bir bağışıklık gelişti. Virüsün önceki dönemlere göre daha az ölümcül seyretmesi söz konusu. Nasıl ki 2010 yılında görülen Domuz Gribi (H1N1) günümüzde tek tük vaka olarak karşımıza çıkıyorsa, SARS-CoV-2’yi de ilerleyen dönemlerde bu şekilde göreceğiz. Burada önemli olan, özellikle KOAH, kalp hastalığı ve diyabet gibi eşlik eden hastalıkları olan kişilerin bu enfeksiyonlardan korunmasıdır" diye konuştu. "Bu dönemde en sık solunum yolu enfeksiyonları ile karşılaşıyoruz" Bu dönemde en çok solunum yolu enfeksiyonlarıyla karşılaştıklarını ifade eden Yılmaz, "Özellikle beslenmeye ve uyku düzenine çok dikkat edilmelidir. Toplu alanlarda öksüren ve hapşıran kişilerden mümkün olduğunca uzak durulmalı, en az iki metre mesafe bırakılmalıdır. Hasta olan, öksüren ve hapşıran kişilerin maske takmasını öneriyoruz. Bu dönemde en sık solunum yolu enfeksiyonları ile karşılaşıyoruz. Özellikle boğaz ağrısı ve öksürük şikâyetiyle gelen hastalar dikkat çekiyor. Geniz akıntısı olan hastalar da sıklıkla görülüyor. Bunlar mevsimin getirdiği hastalıklardır. Geçen seneye göre belirgin bir artış yok diyebiliriz. Geçen yıl da vardı, bu yıl da var" dedi.
Kış mevsimi solunum yolu enfeksiyonu riskini artırıyor
17 Ocak 2026 Cumartesi - 09:47 Kış mevsimi solunum yolu enfeksiyonu riskini artırıyor Kış mevsimine girilmesiyle birlikte hava sıcaklıklarında yaşanan ani değişimler, vücut dengesini olumsuz etkileyerek enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskini artırıyor. Uzmanlar, bu dönemde özellikle solunum yolu enfeksiyonlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr..Gürdal Yılmaz, son dönemlerde SARS-CoV denilen Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği yönünde bir algı oluştuğunu ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıktığını hatırlattı. Prof. Dr. Gürdal Yılmaz "Kış mevsimine girmekle birlikte hava bazen karlı, bazen de güneşli oluyor. Dolayısıyla hava sıcaklıklarında dalgalanmalar yaşanıyor. Bu dalgalanmalarla birlikte vücudumuzun dengesi bozulabiliyor. Bu durum, bizi enfeksiyon hastalıklarına yatkın hâle getiriyor. Özellikle influenza virüsü, norovirüs, RSV virüsü ve SARS ile karşılaşıyoruz. SARS-CoV dediğimiz Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği gibi bir algı var ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıkıyor" dedi. Dünyanın birçok yerinden koronavirüs vakalarının bildirilmeye devam ettiğine dikkat çeken Yılmaz, "Kış mevsimine girmekle birlikte hava bazen karlı, bazen de güneşli oluyor. Dolayısıyla hava sıcaklıklarında dalgalanmalar yaşanıyor. Bu dalgalanmalarla birlikte vücudumuzun dengesi bozulabiliyor. Bu durum, bizi enfeksiyon hastalıklarına yatkın hâle getiriyor. Özellikle influenza virüsü, norovirüs, RSV virüsü ve SARS ile karşılaşıyoruz. SARS-CoV dediğimiz Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği gibi bir algı var ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıkıyor. Özellikle eşlik eden bir hastalığı olan kişilerde bu enfeksiyonlar daha ağır seyrede biliyor. İnfluenza da ağır seyrede biliyor. Kliniğimize gelen hastalarımızın hemen hemen yarısı solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle başvuruyor. Bunların birkaç tanesi influenza, ara ara da SARS olabiliyor. Bunlara dikkat etmemiz gerekiyor. Bunun için önlemlerimizi almamız şart. Beslenmemize ve uykumuza dikkat etmemiz gerekiyor. Dünyanın hemen hemen her yerinden koronavirüs vakaları bildiriliyor. Koronavirüs ile ilgili yeni aşı çalışmaları hâlen devam ediyor. Riskli hastalığı olan, özellikle kalp ve akciğer hastalığı bulunan kişilerde aşılar hayat kurtarıcıdır. Temkinli bir şekilde aşı çalışmaları sürdürülüyor" diye konuştu. "10 kişiden 3-4’ü öksürüyor" Toplu alanlarda öksürüğün oldukça yaygın hâle geldiğini belirten Yılmaz, bir alışveriş merkezinde 10 kişiden en az 3-4’ünün öksürdüğünü kaydederek, "Bir alışveriş merkezine gittiğinizde, 10 kişiden en az 3-4’ünün öksürdüğünü görebilirsiniz. Öksürük bir savunma mekanizması olmakla birlikte balgamı söküp atarken etrafa yayılmaya da neden olabiliyor. Bu durum mikroorganizmaların başka insanlara bulaşmasını kolaylaştırıyor. O nedenle toplu alanlarda daha dikkatli olmalı, bulaş açısından kendimizi korumalıyız. Öksürük, solunum yollarında herhangi bir durumun göstergesi olabilir. Bu durum alerjik de olabilir, enfeksiyona bağlı da gelişebilir. Ayrıca geniz akıntısına bağlı olarak da öksürük görülebilir" dedi. "Toplumda virüse karşı bir bağışıklık gelişti" Toplumda virüse karşı bir bağışıklılık geliştiğine dikkat çeken Yılmaz, "Toplumda virüse karşı bir bağışıklık gelişti. Virüsün önceki dönemlere göre daha az ölümcül seyretmesi söz konusu. Nasıl ki 2010 yılında görülen Domuz Gribi (H1N1) günümüzde tek tük vaka olarak karşımıza çıkıyorsa, SARS-CoV-2’yi de ilerleyen dönemlerde bu şekilde göreceğiz. Burada önemli olan, özellikle KOAH, kalp hastalığı ve diyabet gibi eşlik eden hastalıkları olan kişilerin bu enfeksiyonlardan korunmasıdır" diye konuştu. "Bu dönemde en sık solunum yolu enfeksiyonları ile karşılaşıyoruz" Bu dönemde en çok solunum yolu enfeksiyonlarıyla karşılaştıklarını ifade eden Yılmaz, "Özellikle beslenmeye ve uyku düzenine çok dikkat edilmelidir. Toplu alanlarda öksüren ve hapşıran kişilerden mümkün olduğunca uzak durulmalı, en az iki metre mesafe bırakılmalıdır. Hasta olan, öksüren ve hapşıran kişilerin maske takmasını öneriyoruz. Bu dönemde en sık solunum yolu enfeksiyonları ile karşılaşıyoruz. Özellikle boğaz ağrısı ve öksürük şikâyetiyle gelen hastalar dikkat çekiyor. Geniz akıntısı olan hastalar da sıklıkla görülüyor. Bunlar mevsimin getirdiği hastalıklardır. Geçen seneye göre belirgin bir artış yok diyebiliriz. Geçen yıl da vardı, bu yıl da var" dedi. (BK-ÖS-Y)
Bakan Memişoğlu ve Rektör Hacımüftüoğlu bir arada: Sağlık yatırımları ve üniversite projelerine tam destek
17 Ocak 2026 Cumartesi - 09:32 Bakan Memişoğlu ve Rektör Hacımüftüoğlu bir arada: Sağlık yatırımları ve üniversite projelerine tam destek Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, bir dizi programa katılmak üzere geldiği Erzurum’da temaslarda bulundu. Ziyaret kapsamında Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu da programa eşlik etti. Bakan Memişoğlu’nun Erzurum programı çerçevesinde; Erzurum Valiliği ve Erzurum Büyükşehir Belediyesi ziyaret edilerek şehrin sağlık vizyonu, mevcut yatırımlar ve kurumlar arası iş birliğini güçlendirmeye yönelik değerlendirmeler gerçekleştirildi. Erzurum’un simge eserlerinden Ulu Camiinde vatandaşlarla birlikte Cuma namazı eda edildi ardından ise asırlardır sürdürülen Binbir Hatim geleneği kapsamında yapılan dualara hep birlikte iştirak edildi. Program kapsamında Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı Erzurum Kongre Binası da ziyaret edildi. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Erzurum Kongresinde Rize delegesi olarak görev yapan ve İstiklal Madalyası sahibi olan merhum dedesi Mehmet Necati Memişoğlu’nun oturduğu sıraya oturarak dedesinin aziz hatırasını dualarla yâd etti. Milli Mücadele’nin simge mekânında yaşanan bu anlamlı anlar, katılımcılar tarafından büyük bir vefa örneği olarak değerlendirildi. İlaç ve Aşı Üretiminde Erzurum Hedefe Yürüyor Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun başkanlığında düzenlenen "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı: Erzurum Sağlık Yöneticileri Toplantısı"nda ise Erzurum’daki sağlık hizmetleri ve devam eden projeler ele alındı. Toplantıda Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, üniversite bünyesinde yürütülen akademik ve bilimsel çalışmalar, Araştırma Hastanesinin sağlık hizmetlerindeki etkin rolü ile hayata geçirilen ve planlanan sağlık projeleri hakkında kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Rektör Hacımüftüoğlu, özellikle İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü, İlaç Hammadde Merkezi ve bu alanda yürütülen Ar-Ge faaliyetlerine dikkat çekerek, Erzurum’un ilaç üretiminde önemli bir merkez haline gelmesini hedefleyen çalışmaların kararlılıkla sürdüğünü ifade etti. Birçok önemli hastalığın tedavisine yönelik yürütülen bilimsel çalışmaların, Sağlık Bakanı Memişoğlu’nun güçlü desteğiyle önemli aşamalara ulaştığını vurguladı. "Atatürk Üniversitesi, Bölgesi İçin Büyük Önem Taşıyor" Türkiye’de son yıllarda sağlık alanında önemli değişim ve dönüşümleri hayata geçirdiklerini belirten Bakan Memişoğlu, bu yenilenmeye öncülük eden şehirlerden olan Erzurum’un ve Atatürk Üniversitesinin taşıdığı misyona değinerek: "Erzurum ziyaretimizde bir kez daha gördük ki Atatürk Üniversitesi, yalnızca bölgesi için değil ülkemizin sağlık vizyonu açısından da stratejik bir merkezdir. Üniversite bünyesinde yürütülen ilaç ve aşı çalışmalarında kat edilen mesafe, Türkiye’nin sağlık alanında dışa bağımlılığını azaltma ve küresel ölçekte söz sahibi olma hedefi bakımından büyük değer taşımaktadır. Araştırma Üniversitesi kimliğiyle Atatürk Üniversitesi, özellikle bölgenin sağlık yükünü omuzlayan kritik bir görev üstlenmekte; hem bilimsel üretim hem de hizmet kapasitesiyle ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonunun en güçlü dayanaklarından biri haline gelmektedir" ifadelerini kullandı. Toplantıda, sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmaya yönelik atılacak adımlar ile üniversite-kamu iş birliğinin güçlendirilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunulurken, "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" vizyonu doğrultusunda Erzurum’un sağlık alanındaki potansiyelinin daha da ileriye taşınması konusunda görüş birliğine varıldı.