SAĞLIK
15 Mart 2026 Pazar - 12:17 Uzmanından sınav kaygısıyla ilgili önemli uyarılar Uzman Klinik Psikolog Gonca Malkoç Arı, sınav kaygısının belirli bir düzeyde normal olduğunu ancak yoğunlaştığında öğrencilerin başarısını olumsuz etkileyebileceğini belirterek, doğru destek ve yöntemlerle bu kaygının yönetilebileceğini söyledi. Psikolog Gonca Malkoç Arı, sınav öncesi belirli düzeyde kaygının performansı artırabileceğini ancak yoğun ve kontrol edilemeyen kaygının öğrencilerin hem akademik başarısını hem de psikolojik sağlığını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti. Kaygının insan yaşamının doğal bir parçası olduğunu ancak özellikle sınav dönemlerinde yoğunlaşan kaygının kontrol edilememesi durumunda bir kaygı bozukluğuna dönüşebileceğini belirten Arı, "Sınav öncesi hissedilen belirli düzeyde kaygı performansı artırabilir. Ancak bu duygu yoğun, sürekli ve kontrol edilemez hale gelirse hem akademik başarıyı hem de psikolojik sağlığı olumsuz etkiler" dedi. Sınav kaygısı nedir? Öğrencinin performansını gerçek potansiyelinin altında göstermesine neden olan yoğun endişe hali olduğunu belirten Arı, özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerde bu durumun daha sık görüldüğünü ifade etti. Psikolog Arı, "Sürekli, ’Ya başaramazsam’, ’Ya rezil olursam’ gibi düşünceler öğrencinin zihnini meşgul eder. Bu durum dikkat ve konsantrasyonu düşürür, bilgiyi hatırlamayı zorlaştırır" diye konuştu. Ne zaman sorun haline gelir? Sınav kaygısının bazı durumlarda profesyonel destek gerektirebileceğini söyleyen Arı, şu belirtilere dikkat çekti: "Günler hatta haftalar önce başlayan yoğun endişe, uykusuzluk, mide bulantısı ve karın ağrısı gibi fiziksel belirtiler, ders çalışmayı sürekli erteleme ya da tamamen kaçınma, sınav anında zihnin boşalması. Sınav kaygısı kısa süreli ve durumsal olabilir ancak bu kaygı hayatın diğer alanlarına da yayılıyorsa ve kişi sürekli bir başarısızlık beklentisi içindeyse, burada kaygı bozukluğundan söz edebiliriz." Ailelere önemli uyarı Klinik uygulamalarda en sık karşılaşılan kaygı sorunlarının yaygın kaygı bozukluğu, panik atak, sosyal kaygı ve obsesif kompulsif belirtiler olduğunu belirten Uzm. Klinik Psikolog Gonca Malkoç Arı, sınav dönemlerinin bu rahatsızlıkları tetikleyebildiğini ifade etti. Aile tutumlarının sınav kaygısı üzerinde belirleyici olduğuna dikkat çeken Arı, "Sürekli başarı odaklı ve kıyaslayıcı bir yaklaşım çocuğun kaygısını artırır. Destekleyici, anlayışlı ve süreç odaklı bir yaklaşım ise kaygıyı azaltır" ifadelerini kullanarak kaygı bozukluklarının tedavi edilebilir olduğunu vurguladı.
Hekimler, meme kanserine dikkat çekmek için yola çıktı
22 Ocak 2026 Perşembe - 09:56 Hekimler, meme kanserine dikkat çekmek için yola çıktı ’Meme Kanserinde Erken Tanı Farkındalık Eğitimleri Projesi’nin ikinci eğitimi Diyarbakır’da gerçekleşti. Meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekmek ve toplumsal bilinci artırmak amacıyla Roche İlaç Türkiye’nin katkılarıyla hayata geçirilen ‘Meme Kanseri Erken Tanı Farkındalık Eğitimleri Projesi’nin ikinci halk eğitimi, Türk Cerrahi Derneği, Europa Donna Türkiye ve Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle 16 Ocak’ta Diyarbakır’da düzenlendi. Sezai Karakoç Kültür Merkezi’nde düzenlenen programda, meme kanseri hakkında temel bilgiler, erken tanı yöntemleri, risk azaltma stratejileri ve bölgesel tarama programlarına katılımın artırılmasına yönelik çözüm önerileri ele alındı. Etkinliğe Türk Cerrahi Derneği Başkanı, Başkent Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Serdar Karaca, Türk Cerrahi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güldeniz Karadeniz Çakmak, Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Diyarbakır Gazi Yaşargil Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nurettin Ay, Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkoloji Anabilim Dalı Prof. Dr. Bahri Çakabay, Genel Cerrahi Anabilim Dalı Prof. Dr. Sadullah Girgin ve Europa Donna Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Derya Subaşı Sezgin katıldı. "Eğitimlerle meme kanseri tanısının daha erken evrede konulmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz" Açılış konuşmasını yapan Türk Cerrahi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güldeniz Karadeniz Çakmak, meme kanserinin dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türlerinin başında geldiğini söyledi. Çakmak, Türk Cerrahi Derneği’nin, Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde ileri evre meme kanserin önüne geçebilmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla oluşturdukları "Meme Kanserinde Erken Tanı Farkındalık Eğitimleri" projesinin ikinci durağı olarak Şanlıurfa’dan sonra Diyarbakır’da olmaktan mutluluk duyduğunu ifade etti. Meme kanserinde erken tanının, kadınların hem yaşam sürelerinin hem de hayat kalitelerinin artması adına büyük bir öneme sahip olduğunu aktaran Çakmak, "Bunun için elimizdeki en önemli güç, mamografik tarama programları. Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’nca mamografik tarama programları ücretsiz olarak 40 yaşın üzerindeki kadınlarda yapılıyor. Ancak kadınların bu tarama programlarına düzenli olarak katılması çok değerli. Bu proje, özellikle lokal ileri ya da ileri evre meme kanseri vakalarının daha sık görüldüğü bölgelerde, derneğimiz tarafından kadınların tarama programlarına katılımını artırmak amacıyla hayata geçirildi" dedi. Diyarbakır’da çok sayıda kadının katılımıyla gerçekleştirilen interaktif toplantıda, kadınların mamografiye erişimde ve taramaya katılımda karşılaştıkları engellerin ele alındığını belirten Çakmak, erken tanı konusunda katılımcıların bilgilendirildiğini ifade etti. Kadınların meme kanserine ilişkin sorularının açık ve anlaşılır biçimde yanıtlandığını vurgulayan Çakmak, bu sayede ülkenin her bölgesinde meme kanseri tanısının daha erken evrede konulmasına katkı sağlamayı hedeflediklerini söyledi. Toplantının son derece yol gösterici geçtiğini dile getiren Çakmak, 200’ün üzerinde katılımcının yer aldığı etkinlikte yöneltilen soruların, bölgesel düzeyde erken tanının güçlendirilmesine yönelik atılabilecek adımlar açısından önemli bir rehber sunduğunu kaydetti. Bu toplantılardan elde edilen geri bildirimler doğrultusunda hazırlanacak raporların, bölgedeki erken tanı ve tarama programlarına katılımın artırılmasına yönelik atılacak adımlar açısından daha etkili bir yol haritası sunacağını belirten Çakmak, elde edilen verilerin Bakanlık ile paylaşılacağını ifade etti. Şanlıurfa ile başlattıkları saha çalışmalarının ikinci durağının Diyarbakır olduğunu aktaran Çakmak, farkındalık toplantılarının Gaziantep, Kahramanmaraş ve Van’da devam edeceğini söyledi. Bu illerden alınacak geri bildirimler doğrultusunda, farkındalık düzeyindeki eksikliklerin ve kadınların mamografik taramalara katılım nedenlerinin analiz edilerek rapor haline getirileceğini ve Sağlık Bakanlığı’na sunulacağını kaydetti. "Meme kanserinde doğru bilgiye erişim, kendi kendine meme muayenesi ve düzenli mamografi çok önemli" Şimdiye kadar ziyaret edilen iki ilden elde edilen izlenimlere de değinen Çakmak, kadınların özellikle sosyal medyada karşılaştıkları yanlış bilgilerin taramalara katılımı olumsuz etkilediğini belirterek, bu yanlış bilgilendirmelerin giderilmesine yönelik çalışmaların önemine dikkat çekti. "Bilgi güçtür, ama doğru bilgi özellikle meme kanserinde kadınların yaşamasını sağlıyor" diyen Çakmak, konuşmasını şöyle tamamladı: ’’Bu nedenle basında gerçek, doğru ve kanıta dayalı bilgilere yer verilmesi konusunda bazı önlemlerin alınması gerektiği sonucuna vardık. Bir diğer önemli nokta ise mamografiye erişimde yaşanan ulaşım ve erişim zorluklarıydı. Kadınların yaşadıkları yerlere bağlı olarak tarama merkezlerine ulaşmakta sorun yaşadıklarını tespit ettik. Bu noktada Sağlık Bakanlığımızın gezici mamografi üniteleri bulunuyor. Bunların yeniden devreye alınmasının mümkün olabileceğini düşünüyoruz ve bu önerimizi Bakanlığımıza ileteceğiz. Bunun dışında, mamografi sırasında hissedilen ağrı da kadınların mamografiden korkmasında önemli bir faktör. Bu konudaki soru işaretlerini de toplantılarımızda ortadan kaldırdık. Esas amacımız; kadınların kendi kendine meme muayenesini rutin olarak yapmayı öğrenmesi, taramanın ne kadar değerli ve önemli olduğunu bilmesi ve her yıl düzenli olarak mamografi çektirmesi. Bunun yanı sıra, burada edindikleri doğru bilgileri çevrelerindeki kadınlarla paylaşarak her birinin birer meme kanseri konusunda doğru bilgi elçisi olmasını ve bir mum yakarak birçok kadını aydınlanmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz." Toplantı sonrasında katılımcılara kendi kendine muayene yöntemleri de uygulamalı olarak anlatıldı.
Saç dökülmesine yeni umut
22 Ocak 2026 Perşembe - 09:53 Saç dökülmesine yeni umut Saç dökülmesiyle mücadelede yeni bir dönemin kapılarını aralayan URAW Kozmetik; geliştirdiği yeni nesil ürünle dikkat çekiyor. URAW Kozmetik Yönetim Kurulu Başkanı Servet Şerifoğlu, Tayvan’da yürütülen klinik çalışmalar ve kullanıcı geri dönüşleriyle ilgili umut verici sonuçları kamuoyuyla paylaştı. Servet Şerifoğlu, bin 500’ün üzerinde kişiyle yapılan testlerde kullanıcıların büyük kısmından olumlu geri dönüş alındığını belirterek, ürünün saç bakımında güçlü bir alternatif olarak öne çıktığını ifade etti. Yapılan çalışmalar sonucunda saç yoğunluğunda belirgin artışlar gözlemlendiğini söyleyen Şerifoğlu, elde edilen sonuçların kendileri açısından son derece memnuniyet verici olduğunu dile getirdi. "Kısa sürede fark edilen bir etki söz konusu" Ürünün Ar-Ge sürecinin Tayvan merkezli yürütüldüğünü belirten Şerifoğlu, çalışmaların titizlikle ve uzun bir hazırlık sürecinin ardından tamamlandığını vurguladı. Şerifoğlu, kullanıcı deneyimlerine ilişkin şu bilgileri paylaştı; "Ürünü kullanan kişiler, ilk haftalardan itibaren saç diplerinde hareketlenme hissettiklerini ifade ediyor. Üçüncü ve dördüncü haftadan sonra saç köklerinde tüylenme, ikinci aydan itibaren ise gözle görülür bir dolgunluk ve yoğunluk artışı fark ediliyor." Kadınlarda daha hızlı sonuç Saç dökülmesinin kadınlar ve erkekler için farklı dinamikler taşıdığına dikkat çeken Servet Şerifoğlu; özellikle kadın kullanıcıların üründen daha kısa sürede geri dönüş aldığını söyledi. Şerifoğlu; "Kadınlarda ortalama 45 gün içerisinde gözle görülür bir değişim fark edilebiliyor. Erkeklerde ise düzenli kullanımda yaklaşık üç ay içerisinde olumlu sonuçlar alınabiliyor" dedi. Ürüne yönelik ilginin beklentilerinin üzerinde olduğunu belirten Şerifoğlu, kullanıcı geri dönüşlerinin düzenli olarak takip edildiğini ve memnuniyet oranının yüksek olduğunu kaydetti. Şerifoğlu; "40-50’nci günden sonra ‘saçlarım çıkmaya başladı’ diyen kullanıcı sayısı oldukça fazla. Bu geri dönüşler bizi daha da motive ediyor" ifadelerini kullandı. URAW Kozmetik’in müşteri memnuniyetini ön planda tuttuğunu vurgulayan Servet Şerifoğlu, ürünü kullanan ve üç ay içerisinde beklenen sonucu alamayan kullanıcılara para iade garantisi sunduklarını açıkladı. Şerifoğlu, markanın hedefinin ürünü Avrupa ve Orta Doğu başta olmak üzere uluslararası pazarlarda da daha geniş kitlelerle buluşturmak olduğunu söyledi. 18 yaş üzerindeki bireylerin ürünü kullanabileceğini ifade eden Şerifoğlu; kronik rahatsızlığı veya hormonal sorunları bulunan kişilerin ise kullanım öncesinde doktora danışmalarını önerdi.
Uzmanı dondurucu soğuklara karşı uyardı: "Geç kalınırsa uzuv kaybı olabilir"
22 Ocak 2026 Perşembe - 09:32 Uzmanı dondurucu soğuklara karşı uyardı: "Geç kalınırsa uzuv kaybı olabilir" Sivas Medicana Hastanesi’nde görevli Doç. Dr. Neşe Kurt Özkaya, soğuk havaların etkili olmasıyla birlikte özellikle el, ayak ve kulak gibi uç bölgelerin ciddi risk altında olduğunu belirterek, geç kalınan müdahalelerin kalıcı hasarlara ve uzuv kayıplarına yol açabileceğini vurguladı. Havaların soğumasıyla birlikte uzun süre soğuğa maruz kalan kişilerde donma vakaları görülmeye başlandı. Özellikle açık havada çalışanlar, yaşlılar, çocuklar ile diyabet ve kalp hastalığı bulunan bireyler risk grubunda yer alıyor. Soğuğa uzun süre maruz kalınması durumunda ilk olarak el ve ayak parmaklarında uyuşma, karıncalanma ve renk değişikliği oluşuyor. İlerleyen süreçte cilt soluk beyaz bir hal alırken, müdahale edilmediğinde morarma ve doku kayıpları meydana gelebiliyor. Donma, başlangıç aşamasında fark edilmemesi halinde hasar derinleşiyor ve kalıcı sorunlara yol açabiliyor. Islak eldivenler, sıkı ayakkabılar ve uzun süre hareketsiz kalmak donmayı hızlandıran etkenler arasında yer alıyor. Donma şüphesi olan durumlarda el ve ayakların ani şekilde sıcak suya sokulmaması, yavaş ve kontrollü bir şekilde ısıtılması gerekiyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi bölümünde görevli Doç. Dr. Neşe Kurt Özkaya, donmaya müdahale edilmezse kalıcı sorunların ortaya çıkabileceğini söyleyerek, "Çok ciddi donma vakalarında el ve ayak parmakları, hatta kulak gibi bölgeler donmanın seviyesine göre kesilmek zorunda kalınabilir" dedi. "Ampütasyon yapılabilir" Donma şüphesi varsa el ve ayakları direkt olarak sıcak suya sokmanın doğru olmadığını belirten Neşe Kurt Özkaya, "Uzun süre maruz kalındığında soğuk dokulara zarar verebilir. El ve ayak parmakları soğuğa karşı en savunmasız bölgelerimizdir. Donma genelde önce uyuşma, karıncalanma ve renk değişikliğiyle başlar. Cilt soluk beyaz olur, ilerleyen zamanlarda morarmaya başlar. Bu aşamada müdahale edilmezse doku hasarı derinleşir ve kalıcı sorunlara yol açabilir. Özellikle açık havada çalışanlar, uzun süre soğukta kalanlar, yaşlılar, diyabet ve kalp gibi hastalıkları olanlar ile çocuklar daha yüksek risk altındadır. Islak eldiven ve sıkı ayakkabılar donmayı hızlandırır. Öncelikle korunma önemlidir. Eldiven ve sıcak tutan, kuru kalmayı sağlayan ayakkabılar kullanılmalıdır. El ve ayaklar kuru tutulmalı, uyuşma hissedildiğinde ‘nasıl olsa geçer’ denmeden hemen sıcak bir ortama geçilmelidir. Donma şüphesi varsa el ve ayakları aniden sıcak suya sokmak doğru değildir. Nazikçe, yavaş yavaş ısıtılmalı ve mutlaka bir sağlık kuruluşunda tedavi olunmalıdır. Erken fark edilen donmalar tamamen tedavi edilebilir. Geç fark edilenlerde ise cerrahi müdahale gerekebilir. Kalp ve diyabet hastalığı olanlarda uzun süre soğuğa maruz kalmak, aynı yanık hastalarında olduğu gibi ciddi hasarlara neden olabilmektedir. Bu nedenle hastalar donma ile geldiğinde, biz onları yanık tedavisine benzer şekilde yatırarak tedavi ediyoruz ve maalesef gerekli görülürse ampütasyon işlemleri de yapılabiliyor. Çok ciddi donma vakalarında el ve ayak parmakları, hatta kulak gibi bölgeler donmanın seviyesine göre kesilmek zorunda kalınabilir" ifadelerini kullandı.
Uzmanı dondurucu soğuklara karşı uyardu: "Geç kalınırsa uzuv kaybı olabilir"
22 Ocak 2026 Perşembe - 09:26 Uzmanı dondurucu soğuklara karşı uyardu: "Geç kalınırsa uzuv kaybı olabilir" Sivas Medicana Hastanesi’nde görevli Doç. Dr. Neşe Kurt Özkaya, soğuk havaların etkili olmasıyla birlikte özellikle el, ayak ve kulak gibi uç bölgelerin ciddi risk altında olduğunu belirterek, geç kalınan müdahalelerin kalıcı hasarlara ve uzuv kayıplarına yol açabileceğini vurguladı. Havaların soğumasıyla birlikte uzun süre soğuğa maruz kalan kişilerde donma vakaları görülmeye başlandı. Özellikle açık havada çalışanlar, yaşlılar, çocuklar ile diyabet ve kalp hastalığı bulunan bireyler risk grubunda yer alıyor. Soğuğa uzun süre maruz kalınması durumunda ilk olarak el ve ayak parmaklarında uyuşma, karıncalanma ve renk değişikliği oluşuyor. İlerleyen süreçte cilt soluk beyaz bir hal alırken, müdahale edilmediğinde morarma ve doku kayıpları meydana gelebiliyor. Donma, başlangıç aşamasında fark edilmemesi halinde hasar derinleşiyor ve kalıcı sorunlara yol açabiliyor. Islak eldivenler, sıkı ayakkabılar ve uzun süre hareketsiz kalmak donmayı hızlandıran etkenler arasında yer alıyor. Donma şüphesi olan durumlarda el ve ayakların ani şekilde sıcak suya sokulmaması, yavaş ve kontrollü bir şekilde ısıtılması gerekiyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi’nde görevli Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi bölümü Doç. Dr. Neşe Kurt Özkaya, donmaya müdahale edilmezse kalıcı sorunların ortaya çıkabileceğini söyleyerek, "Çok ciddi donma vakalarında el ve ayak parmakları, hatta kulak gibi bölgeler donmanın seviyesine göre kesilmek zorunda kalınabilir" dedi. "Ampütasyon yapılabilir" Donma şüphesi varsa el ve ayakları direkt olarak sıcak suya sokmanın doğru olmadığını belirten Neşe Kurt Özkaya, "Uzun süre maruz kalındığında soğuk dokulara zarar verebilir. El ve ayak parmakları soğuğa karşı en savunmasız bölgelerimizdir. Donma genelde önce uyuşma, karıncalanma ve renk değişikliğiyle başlar. Cilt soluk beyaz olur, ilerleyen zamanlarda morarmaya başlar. Bu aşamada müdahale edilmezse doku hasarı derinleşir ve kalıcı sorunlara yol açabilir. Özellikle açık havada çalışanlar, uzun süre soğukta kalanlar, yaşlılar, diyabet ve kalp gibi hastalıkları olanlar ile çocuklar daha yüksek risk altındadır. Islak eldiven ve sıkı ayakkabılar donmayı hızlandırır. Öncelikle korunma önemlidir. Eldiven ve sıcak tutan, kuru kalmayı sağlayan ayakkabılar kullanılmalıdır. El ve ayaklar kuru tutulmalı, uyuşma hissedildiğinde ‘nasıl olsa geçer’ denmeden hemen sıcak bir ortama geçilmelidir. Donma şüphesi varsa el ve ayakları aniden sıcak suya sokmak doğru değildir. Nazikçe, yavaş yavaş ısıtılmalı ve mutlaka bir sağlık kuruluşunda tedavi olunmalıdır. Erken fark edilen donmalar tamamen tedavi edilebilir. Geç fark edilenlerde ise cerrahi müdahale gerekebilir. Kalp ve diyabet hastalığı olanlarda uzun süre soğuğa maruz kalmak, aynı yanık hastalarında olduğu gibi ciddi hasarlara neden olabilmektedir. Bu nedenle hastalar donma ile geldiğinde, biz onları yanık tedavisine benzer şekilde yatırarak tedavi ediyoruz ve maalesef gerekli görülürse ampütasyon işlemleri de yapılabiliyor. Çok ciddi donma vakalarında el ve ayak parmakları, hatta kulak gibi bölgeler donmanın seviyesine göre kesilmek zorunda kalınabilir" dedi.
Asansör görevlisiyle hasta yakını arasında ’hasta asansörü’ tartışması
21 Ocak 2026 Çarşamba - 16:34 Asansör görevlisiyle hasta yakını arasında ’hasta asansörü’ tartışması Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi sedyeli hasta asansöründe, asansör görevlisi ile hasta yakınları arasında tartışma yaşandı. Olay, dün saat 14.15 sıralarında Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşandı. İddiaya göre, hasta taşıma asansörüne hasta yakınlarının binmesi üzerine asansör görevlisi ile hasta yakınları arasında tartışma yaşandı. Hasta yakınlarından birinin babasının beyin ameliyatı geçirdiği ve tomografi çekimi için götürülmesi gerektiğini söylediği belirtildi. Hasta için asansör beklendiği sırada, görevli personelin karşı asansörden gelerek yüksek sesle bağırdığı, küfür ile hakaretler de bulunduğu öne sürüldü. Asansör görevlisinin hasta yakınlarına yönelik davranışı çevrede bulunan vatandaşlar ve hasta yakınları tarafından tepkiyle karşılandı. Yaşanan tartışma sırasında hasta yakınlarından birinin yaşananları cep telefonu kamerasıyla kaydetmeye başlaması üzerine tartışmanın daha da arttığı öğrenildi. Hasta yakının şikayet edeceğini söylemesi üzerine de görevlinin, "edersen et" diyerek tepki gösterdiği, ardından diğer asansöre doğru koşarak "o asansör de bana ait" ifadelerini kullandığı ileri sürüldü. Olayın ardından hasta yakınlarının başhekimliğe yazılı şikâyette bulunduğu belirtildi. Yaşanan olayla ilgili hastane yönetimi tarafından henüz açıklama yapılmadı.
Endometriozis her yaşta görülebilir
21 Ocak 2026 Çarşamba - 16:32 Endometriozis her yaşta görülebilir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Seher Sarı Kayalarlı, "Ağrı, kanama, gebe kalmada zorluk endometrioziste en sık karşılaşılan yakınmalardır. Hastalık her yaşta görülebilmekle birlikte, en çok 30-40 yaşları arasında yaygındır" dedi. Endometriozisin rahim iç tabakasının normalde olması gereken yer dışında vücudun başka yerlerinde bulunması ile karakterize, östrojen bağımlı bir hastalık olduğunu belirten Liv Hospital Samsun Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği’nden Opr. Dr. Seher Sarı Kayalarlı, endometriozisin kanser olmamasına rağmen, kanser gibi ilerleyici bir yapısı olduğunu ve kontrol altına alınıp tedavi edilmesi gerektiğine işaret ederek, "Dünyada yaklaşık 190 milyon kadını etkileyen kronik bir hastalıktır. Endometriozis yaklaşık 10 kadından birinde görülmektedir. Ancak bazı sorunları olan kişilerde daha fazla görülebilmektedir. Örneğin, gebe kalma sorunu olan kadınlarda yüzde 40’lar civarında, ilaç tedavisine cevap vermeyen süreğen kasık ağrılı adölesan (ergenlik) çağındaki kızlarda ise yüzde 75’ler civarında görülebildiği gösterilmiştir" diye konuştu. "Birçok belirtisi var" Endometriozisin ilk keşfedildiği dönemlerde hep üreme çağının hastalığı olarak bilindiğini ancak özellikle son yıllardaki tüm araştırmaların hastalığın kız çocuklarından menopoz sonrası kadınlara dek her yaşta görülebileceğini gösterdiğinin altını çizen Opr. Dr. Kayalarlı, "Hatta 38 haftalık hamilenin karnındaki kız bebekte kist, doğum sonrasında alındığında çikolata kisti olarak bile raporlandı. Yani hastalık her yaşta görülmekle birlikte en çok 30-40 yaşları arasında görüldüğünün de altını çizmek gerekir. Endometriozisin yerleşim yerine göre pek çok farklı belirtisi olmakla birlikte, hastaneye başvuruya neden olan 3 temel şikayeti vardır; ağrı, kanama, gebe kalmada zorluk. Endometrioziste ağrı en sık karşılaşılan yakınmalardandır. Adet sancısı (dismenore), süreğen kasık ağrısı (kronik pelvik ağrı), ilişkide derinde hissedilen ağrı (disparöni), idrar yaparken ağrı (dizüri), dışkılamada ağrı (diskezi) en sık ifade edilen ağrılardır. Ağrılar genellikle çok şiddetlidir ve genellikle ilk adet görmeye başladıktan itibaren başlar. Ağrı nedeniyle sık ağrı kesici kullanma ve hatta acil servise başvurma gerekebilir. Endometrioziste en sık rastlanan kanama sorunları iki şekildedir: Çok aşırı kanama (hipermenore) ve adet önü-sonu lekelenmeler (pre-post menstrüel spotting)" şeklinde konuştu. "Tanı alma süreci çok uzun" Endometriozisin varlığının gebe kalmayı imkansız kılmadığını ancak gebe kalmada zorluklara neden olabileceğini ifade eden Opr. Dr. Kayalarlı, "Bunun başlıca sebepleri; yumurta rezervinin azalması, yapışıklıklar nedeniyle tüplerin tıkanması, tüp-yumurtalık ilişkisinin bozulması, üreme hücreleri (sperm ve yumurta) üzerine olumsuz etki eden kimyasal maddelerin endometrioz odaklarından salınması, yine bu nedenle embriyonun rahime tutunma sıkıntısı olarak sayılabilir" ifadelerini kullandı. Hastalığın tanı alma süresinin 8-12 yıla kadar uzayabildiğini, hasta doğru teşhis ve tedavi alana kadar yıllar geçebildiğini aktaran Kayalarlı, "Bu sürede tedavisiz kalan kişinin endometriozis hastalığı ilerlemiş olabiliyor. Hastalığın teşhisi konulduktan sonra tedavi şekline kişiye göre, yani yaşı, yumurtalık rezervi, çocuk isteği olup olmaması, ek hastalıkların varlığı ve endometriozisin evresine göre şekillendirilir" dedi.
İzmir’de rahim ağzı kanserine dikkat çekmek için pedal çevrildi
21 Ocak 2026 Çarşamba - 16:23 İzmir’de rahim ağzı kanserine dikkat çekmek için pedal çevrildi İzmir Demokrasi Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İzmir İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle "Serviks (Rahim Ağzı) Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında etkinlik düzenlendi. Konak’tan Alsancak Gündoğdu Meydanı’na kadar pedal çeviren katılımcılar, erken teşhisin önemine dikkat çekti. Dünyada kadınlar arasında kanser kaynaklı ölümlerin en sık nedenlerinden biri olan serviks kanserine karşı farkındalık oluşturmak amacıyla bisiklet turu gerçekleştirildi. Etkinlikte, serviks kanserinin simgesi olan yeşil şapkalar takan katılımcılar, Konak Meydanı’ndan başlayarak Gündoğdu Meydanı’na kadar bisiklet sürdü. Etkinlikte, erken tanının hayat kurtarıcı etkisi vurgulandı. "Geçen yıl 192 kadına tanı koyduk" Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar Birim Sorumlusu Ümit Altıntığ, Ocak ayının tüm dünyada rahim ağzı kanseri farkındalık ayı olduğunu hatırlattı. Altıntığ, "Halkımızda farkındalık oluşturmak amacıyla böyle bir etkinlik planladık. Serviks kanserinin rengi olan yeşil şapkalarımızı giyerek buradayız. Serviks kanseri, kadın kanserleri içerisinde ölümcül türler arasında üst sıralarda yer almaktadır. Ülkemizde Ulusal Kanser Tarama Programı kapsamında 2014 yılından beri ücretsiz olarak taramalar yapmaktayız. İlimizde geçtiğimiz yıl tarama kapsamında 220 bin kadınımıza ulaştık. Bu taramalar sonucunda 192 kadına tanı koyduk." dedi. "Vakaların yüzde 80’i erken evrede yakalandı" Erken teşhisin önemine değinen Altıntığ, yakalanan vakaların büyük çoğunluğunun tedavi edilebilir aşamada olduğunu belirtti. Altıntığ, "Tespit ettiğimiz vakaların yüzde 80’inden fazlası, henüz kanser oluşmadan veya erken tanı evresinde yakalanan hastalardan oluşuyor. Bu sonuçlar taramanın ne kadar hayati olduğunu göstermektedir." ifadelerini kullandı. 30-65 yaş grubuna tarama çağrısı Serviks kanserinin, HPV-DNA testi ile riskini azaltmanın mümkün olduğu bir hastalık olduğuna dikkat çeken Altıntığ, vatandaşları ücretsiz tarama noktalarına davet etti. Altıntığ, "30-65 yaş aralığındaki tüm kadınlarımızı Aile Hekimliklerine, Sağlıklı Hayat Merkezlerine (SHM) ve Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezlerine (KETEM) rahim ağzı kanseri taramasını yaptırmak için bekliyoruz. Tarama periyodu 5 yılda birdir. Bu durum kadınlarımız için büyük bir kolaylık sağlamaktadır ve testler ücretsiz olarak yapılmaktadır." şeklinde konuştu. Uzmanlar, serviks kanserinin erken dönemde yakalandığında tedavi başarısının yüksek olduğunu ve tanı konduktan sonraki 5 yıllık sağ kalım oranının yüzde 92 düzeylerinde seyrettiğini belirtiyor.