POLİTİKA
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 14:08 Fırat, Tekman ve Karayazı’da halkla buluştu Erzurum’un güney ilçeleri olan Tekman ve Karayazı’da vatandaşlarla bir araya gelen AK Parti Erzurum Milletvekili Abdurrahim Fırat, ziyaretlerde vatandaşların talep, öneri ve sorunlarını dinleyerek not aldı. Fırat, gösterilen ilgiden memnun kalarak, ilçe sakinlerine teşekkürlerini iletti. AK Parti Erzurum Milletvekili Av. Abdurrahim Fırat, hafta sonu Erzurum’un güney ilçeleri olan Tekman ve Karayazı’da, merkez ile kırsal mahalleleri ziyaret ederek vatandaşlarla bir araya geldi. "Halk Buluşması" programı kapsamında gerçekleştirilen ziyaretlerde Fırat, vatandaşların talep, öneri ve sorunlarını dinleyerek not aldı. Tekman ziyareti Cumartesi günü Tekman’da saha çalışmasına katılan Fırat’a, Tekman Kaymakamı Hüseyin Demirkol, AK Parti Erzurum İl Yönetim Kurulu Üyesi Şahin İncesu, Erzurum Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığı Bitkisel Üretim Şube Müdürü Recep Yalçın ve AK Parti Tekman İlçe Başkanı Taner Özer eşlik etti. Vekil Fırat ve kendisine eşlik eden heyet, Düzyurt Mahallesi, Tazeköy Mezrası, Yalınca Mahallesi ve Kaya Mezrası’nda vatandaşlarla buluştu. Fırat taziyeye katıldı Fırat ile beraberindekiler ayrıca, bölgenin kanaat önderlerinden Molla Muhammed Çayırcı’nın Tazeköy Mezrası’ndaki taziyesine katılarak, acılı aileye başsağlığı dileklerini iletti. Fırat yine Düzyurt Mahallesi’nde vefat eden Mahmut Koç için iki ayrı yerde kurulan taziyeye katıldı. Karayazı ziyareti Pazar günü ise Karayazı ilçesinde saha çalışmalarını sürdüren Vekil Abdurrahim Fırat, AK Parti Erzurum İl Yönetim Kurulu Üyeleri Özlem Kaner, Şahin İncesu, AK Parti Karayazı İlçe Başkanı Adnan Atalay, AK Parti Karayazı İlçe Yöneticileri, AK Parti Karayazı İlçe Kadın Kolları Başkanı ve AK Parti Karayazı İlçe Gençlik Kolları Başkanı ile birlikte, Aşağı İncesu Mahallesi’ni, Karaağıl Mahallesi’ni, Karşıyaka Mahallesi’ni ve Çakmaközü Mahallesi’ni ziyaret etti. Karayazı ilçe merkezinde de çeşitli ziyaretlerde bulunan Fırat, önceki dönem AK Parti Karayazı İlçe Gençlik Kolları Başkanı Ertuğrul Koçak’ın annesinin taziyesine katılarak, aileye başsağlığı dileklerini iletti. Fırat, ardından AK Parti Karayazı İlçe Gençlik Kolları Başkanı Serdar Tutkun’un yeni açtığı iş yerine hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. Fırat, gösterilen ilgi için teşekkür etti Tekman ve Karayazı’da da vatandaşlarla samimi bir ortamda buluşan AK Parti Erzurum Milletvekili Abdurrahim Fırat, gösterilen ilgi ve misafirperverlik için teşekkür ederek, iletilen taleplerin takipçisi olacağını ifade etti. Fırat’tan dikkat çeken mesajlar Vekil Abdurrahim Fırat, "Halk Buluşması" programları kapsamında Tekman ve Karayazı’da vatandaşlara hitap ederek, kararlılıkla sürdürülen "Terörsüz Türkiye" sürecinin bölgenin kalkınması, huzuru ve refahı açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Erzurum’da hayvancılığı cazip hale getirecek projelerin hayata geçirileceğini belirten Fırat, bölgede göçün önlenmesi amacıyla ekonomik kalkınma hamlelerine öncelik verileceğini ifade etti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 14:04 9 milyon engelli yolcu demiryolu ile ücretsiz seyahat etti Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 15. Dönem Engelli ve Gazi Bireyler Eğitim Semineri’nde konuştu. Bakan Uraloğlu, "Demiryolunda 2017 yılından bu yana yaklaşık 9 milyon engelli yolcumuza ücretsiz hizmet verdik" dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 15. Dönem Engelli ve Gazi Bireyler Eğitim Semineri’ne video konferans yöntemiyle katıldı. Bakan Uraloğlu, açılış konuşmasında "Engelli ve gazi bireylerimizin motivasyonunu zirveye taşımak, mesleki gelişimlerine güçlü katkılar sunmak ve daha kapsayıcı, daha adil bir çalışma iklimi tesis etmek amacıyla düzenlediğimiz bu seminer, hepimiz için bir ilham vesilesidir." ifadelerini kullandı. Engelli ve gazilerin azminin, fedakârlığının ve kararlılığının, bütün toplum için gurur kaynağı olduğunu vurgulayan Uraloğlu, "Bu seminer, onların karşılaştığı zorluklara daha duyarlı yaklaşmamızı ve potansiyellerini en üst düzeyde değerlendirebilmeleri için gereken adımları atmamızı sağlayacak önemli bir platformdur" dedi. Uraloğlu, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak herkes için erişilebilir, kapsayıcı ve eşit bir çalışma ortamı oluşturma sorumluluğunu gönülden benimsediklerini kaydederek açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Yeryüzündeki tüm insanların aslında bir engelli adayı olarak yaşamını sürdürdüğünü unutmamalıyız. 2002 yılından bu yana, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, engelli ve gazi vatandaşlarımızın hayatlarını kolaylaştırmak, toplumsal ve ekonomik hayata tam ve eşit katılımlarını sağlamak için önemli adımlar attık. 2005 yılında çıkarılan Türkiye’nin ilk engelliler kanunu, 2007’de imzaladığımız Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi ve 2013’te resmi tanımlamalarda ‘engelli’ ibaresinin kullanımına yönelik düzenlemeler, bu alandaki farkındalığı ve kapsayıcılığı güçlendiren dönüm noktalarıdır. Yine, 2010 Anayasa değişikliğiyle engellilere yönelik pozitif ayrımcılık anayasal güvence altına alınmış, kamudaki engelli memur sayısı 2002’de yaklaşık 6 bin iken 15 kattan fazla artarak bugün 83 bine yaklaşmıştır. Bakanlığımızın merkez ve taşra teşkilatları ile birlikte bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarında da yaklaşık 2.400 engelli kardeşimiz görev yapıyor ve Bakanlığımızın her alanda daha güçlü ve etkili hizmet sunmasına büyük destek oluyorlar." "Engelsiz Türkiye" Vizyonu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde "Engelsiz Türkiye" vizyonuyla erişilebilirlik, istihdam, eğitim ve sosyal destek alanlarında çok önemli reformların hayata geçirildiğini bir kez daha vurgulayan Uraloğlu, bu dönemde engelli vatandaşlara ‘yardım’ değil ‘hak’ eksenli bir anlayışla yaklaşıldığınız, Engelsiz Türkiye Yüzyılı Programı ve ulusal eylem planlarıyla kapsamlı bir vizyon ortaya koyulduğunu söyledi. Uraloğlu, engelli olmanın bir kusur olmadığını, asıl kusurun engelli bireylerin önüne çıkarılan bariyerler olduğunu bildiklerini söyleyerek sözlerine şu şekilde devam etti: "Bu noktada, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak, engelli ve hareket kabiliyeti kısıtlı vatandaşlarımızın günlük hayata katılımlarını teşvik etmek için önemli çalışmalar yürütüyoruz. Bakanlığımızın ‘Her adımda farklılıkları ortadan kaldıran bir ulaşım ağı oluşturmak’ vizyonu doğrultusunda, 2026-2030 Erişilebilir Ulaşım Stratejisi ve Eylem Planı hazırlık çalışmalarımız da yoğun bir şekilde devam ediyor. Önümüzdeki dönemde Cumhurbaşkanlığı onayına sunacağız." "27 YHT Garımızda Turuncu Masa ile Bugüne Kadar 87 Bin 795 Yolcumuza Destek Olduk" Turuncu Masa Erişilebilir Ulaşım Hizmet Noktası uygulamasının da engelli vatandaşların Yüksek Hızlı Tren garlarında güvenli ve destekli yolculuk yapmalarını sağladığını dile getiren Bakan Uraloğlu, "27 YHT garımızda Turuncu Masa ile bugüne kadar 87 bin 795 yolcumuza destek olduk. Ayrıca gar, istasyon ve peronlarda kapsamlı bir erişilebilirlik dönüşümü gerçekleştirdik. Erişilebilir ulaşım vizyonu doğrultusunda sürdürülen çalışmalar kapsamında bugüne kadar 130 adet istasyona ilişkin proje çalışmalarını tamamladık ve 119 adet istasyonda erişilebilirlik uygulamalarını fiilen tamamlayarak vatandaşlarımızın hizmetine sunduk." diye konuştu. Havalimanlarında da erişilebilirlik standartlarını yaygınlaştırdıklarını ifade eden Bakan Uraloğlu, "Turuncu Masa hizmetimizi Rize-Artvin, Ordu-Giresun ve Tokat olmak üzere 3 havalimanımızda da başlattık. 38 havalimanımız Engelsiz Havalimanı Kuruluşu unvanına, 42 havalimanımız ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan Erişilebilirlik Belgesi’ne sahip. İstanbul Havalimanımız, engelli otoparkları, kılavuz yollar, dijital danışma kioskları gibi hizmetlerle erişilebilirlikte uluslararası ödüller kazandı." bilgisini paylaştı. Demiryolunda Yaklaşık 9 Milyon Yolcuya Ücretsiz Hizmet Verildi Demiryolunda 2017 yılından bu yana yaklaşık 9 milyon engelli yolcuya ücretsiz hizmet verdiklerini ifade eden Bakan Uraloğlu, "Karayolu ulaşımında da 2025’te 1 milyon 784 bin 410, 2026 yılının ilk dört ayında ise 356 bin 771 engelli vatandaşımız şehirlerarası otobüslerde yüzde 40’a varan indirimlerden faydalandı. Ayrıca, yaya geçitlerinde hissedilebilir yüzeyler, rampalar ve butonlu sinyalizasyon gibi düzenlemelerle erişilebilirliği güçlendirdik." dedi. Uraloğlu ayrıca, Herkes İçin Hareketlilik Mobil Uygulaması ile engelli bireylerin ulaşım süreçlerini kolaylaştıracak dijital çözümler de geliştirdiklerini de söyledi. Uraloğlu, "Metro ve tramvay hatlarımızda asansörler, yürüyen merdivenler, sesli-görsel yönlendirmeler ve engelli yolcular için özel tasarlanmış araçlarla erişilebilirliği sağlıyoruz. Denizcilik sektöründe de Engelsiz Denizler Projesi ile yolcu gemilerinde rampalı girişler, asansörler ve engelli tuvaletleri zorunlu hale getirdik." şeklinde konuştu. PTT Eliyle Engelli Vatandaşlarımız Aylıklarını Evlerinde Teslim Alabiliyor e-Devlet Kapısı’nda işaret diliyle destek sunan Engelsiz Çağrı Merkezini hayata geçirdiklerini hatırlatan Uraloğlu, "e-Devlet İletişim Merkezimizden, bugüne kadar web üzerinden toplam 43 bin 871 mobil üzerinden de 10 bin 375 olmak üzere toplam 54 bin 246 işitme engelli vatandaşımıza hizmet sunduk. PTT eliyle de engelli vatandaşlarımız aylıklarını evlerinde teslim alabiliyor. Türkiye Kart ile de engelli ve gazi vatandaşlarımıza ulaşımda yeni imtiyazlar sağlıyoruz" dedi. Hizmet anlayışlarının temelinde "Önce İnsan" ilkesi yattığını vurgulayan Uraloğlu, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Evrensel erişilebilirlik standartlarını merkeze alarak, herkesin hareket özgürlüğünü tam anlamıyla değerlendirebileceği kapsayıcı bir gelecek inşasına kararlılıkla devam edeceğiz. Bu seminer, engelli ve gazi personelimizin mesleki donanımını güçlendirmenin ötesinde, onların motivasyonlarını yükseltmek, içlerindeki potansiyeli açığa çıkarmak ve daha güçlü bir aidiyet ve kapsayıcılık kültürü oluşturmak bakımından büyük önem taşımaktadır. Engelli ya da gazi olmak asla bir eksiklik değildir; bu, Yüce Allah’ın kullarına verdiği özel bir imtihandır. Önemli olan, bu imtihanı sabırla, güzel ahlakla, yüksek sorumluluk duygusuyla ve birbirimize kenetlenerek onurla tamamlamaktır. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak, engelli ve gazi kardeşlerimizin her zaman yanında olduğumuzu, onların yanında dimdik duracağımızı bir kez daha vurgulamak isterim."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:53 Adalet Bakanı Gürlek’ten Küresel Sumud Filosu açıklaması Adalet Bakanı Akın Gürlek, İsrail’in Gazze’ye insani yardım götüren Küresel Sumud Filosu’na yönelik müdahalesini "uluslararası hukukun açık ve ağır ihlali" olarak nitelendirerek sert tepki gösterdi. Bakan Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Gazze’ye insani yardım taşıyan Küresel Sumud Filosu’na uluslararası sularda gerçekleştirilen müdahaleyi şiddetle kınadığını belirtti. Gürlek, yaklaşık 40 ülkeden sivillerin yer aldığı girişime yönelik müdahalenin hukuka aykırı olduğunu ifade etti. Gürlek, söz konusu eylemin uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu vurgulayarak, İsrail’in bu yaklaşımının uluslararası toplumun adalet arayışını ve Filistin halkıyla dayanışmayı zayıflatmadığını, aksine gerilimi artırdığını ifade etti. Açıklamada, insani yardım faaliyetlerini hedef alan bu tür müdahalelerin kabul edilemez olduğu belirtilerek, alıkonulan sivillerin şartsız serbest bırakılması gerektiği ifade edildi. Filoda bulunan Türk vatandaşlarının güvenliğinin ilgili kurumlar tarafından yakından takip edildiğini aktaran Gürlek, daha önce benzer bir olaya ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan ve mahkemece kabul edilen iddianamenin de Türk yargısının kararlı tutumunu ortaya koyduğunu belirtti. Bakan Gürlek, uluslararası toplumu hukukun korunması ve insani değerlerin savunulması için somut adım atmaya çağırırken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Filistin halkına desteğini sürdüreceğini ifade etti.
CHP Genel Başkanı Özel: "Gürsel Tekin’i partiden ihraç ettik"
02 Eylül 2025 Salı - 22:48 CHP Genel Başkanı Özel: "Gürsel Tekin’i partiden ihraç ettik" Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Gürsel Tekin’in Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edildiğini ve partiden ihraç edildiğini açıkladı. CHP İstanbul İl Kongresi’nin iptali için açılan davada CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’in görevinden uzaklaştırma kararının alınmasının ardından, CHP Genel Başkanı Özel bir televizyon programında açıklamalarda bulundu. "Mahkemeye itiraz edilecek" Özel, CHP olarak hukuken yapılması gereken her adımı yapacaklarını belirterek, "Hukukçu arkadaşlar bakıyorlar. Elbette mahkemeye itiraz edilecek ama bir yandan bu mahkemenin yaptığı bu iş Türkiye’de seçim hukukunu askıya alıyor. Bu karar, İstanbul’daki bir asli hukuk mahkemesinin aldığı karar. Bundan önceki asli hukuk mahkemeleri gelen davayı görevsizlik dedi ve Ankara’ya yolladı çünkü siyasi partilerin genel merkezleri Ankara’dadır. İllerin tüzel kişilikleri yoktur. Siyasi partilerin ve onların illerdeki yönetimlerinin aleyhine açılan dava Ankara’da görülür. Bu en temel kural, Ankara’da böyle bir hakim bulamadıkları için İstanbul’daki bir hakime bu kararı aldırmışlar. Bu durum hukuk sistemi açısından tamamen bir kanunsuzluk hali olduğu için Anayasa Mahkemesi’ne bu durum açısından tedbir talebi ile başvuracağız" diye konuştu. Mahkeme tarafından alınan görevden uzaklaştırma kararının Cumhuriyet Halk Partisince hukuken ve siyaseten yok hükmünde olduğunu söyleyen Özel, mahkeme tarafından alınan kararı tanımadıklarını, CHP İstanbul İl Başkanı Çelik’in görevinin başında olduğunu ifade etti. "Gürsel Tekin’i partiden ihraç ettik" Gürsel Tekin’in Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edildiğini ve partiden ihraç ettiklerini açıklayan Özel, "Diğer dört arkadaşımız (Zeki Şen, Hasan Babacan, Müjdat Gürbüz ve Erkan Narsap) arkadaşımızın açıklamalarını bilmediğimiz için onlar da görevi kabul ederlerse onları da ihraç edeceğiz. CHP’nin ne il başkanlığına ne de genel merkezine CHP’lilerin seçmediği biri giremez" dedi. "CHP’nin kurultayını iptal etmeye kalkmak siyasi cesaret ister" Özel, 15 Eylül’de görülecek olan CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davaya değinerek, "Mahkeme, mahkemeyi sürdürdü birtakım kararlar aldı, alıyor. O kendi takip etmesi gereken yol haritasını takip ediyor. O konuda mahkemeye ’şunu yapacak, bunu yapacak’ diyemem ama CHP’nin kurultayını iptal etmeye kalkmak da çok büyük bir siyasi cesaret ister, siyasi gözü dönmüşlük ister. Denemesi bedava ama Saraçhane’de İBB’yi kayyuma teslim etmeyen CHP, bu partiyi de bu partinin binasını da üyelerinin iradesini de kimseye teslim etmez" açıklamasında bulundu. "Cumhurbaşkanlığı adaylığında son güne kadar adayımız İmamoğlu" Cumhurbaşkanlığı adaylığı için en doğru ismin aday olarak gösterileceğine dikkati çeken Özel, sözlerine şöyle devam etti: "Bir partinin genel başkanı doğal cumhurbaşkanı adayıdır. Aday olursan ilan edersin, olursun. Türkiye’deki siyaset sistemi de, geleneği de buna müsait. Geçmişte bunun örnekleri de çok oldu. Hatta, parlementer sistem de partinin genel başkanı milletvekili adayı olur, seçimi hangi parti kazanırsa onun genel başkanına hükümeti kurma görevi verilir. Bu yeni cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde CHP, genel başkanı aday gösterdiği de göstermediği de oldu. İki ihtimalin de olduğu bir yerde ben adayın belirlenmesinde ya da kendisi aday olursa tartışmasız aday olabilen bir noktada olduğum için objektif olamayacağı için kendime baştan böyle bir kısıt koydum, bu kurala da uyuyorum. Ben aday olmadım, Ekrem beyi aday göstermedim. MYK’da, PM’de ve il başkanları ile yaptığımız 8 toplantı sonunda doğru yöntemin ön seçim olduğuna karar verdik. Ekrem bey, ön seçime 4 gün kala gözaltına alınıp, ön seçim günü tutuklandı. Benim en temel cevabım; son güne kadar adayımız İmamoğlu. Ekrem İmamoğlu benim gösterdiğim bir aday değil 15 buçuk milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının adayı ama o gün olamazsa en doğru adaya bakılır. Nasıl bakılır? Bence anketlere bakılır ama anketlerde çıkan isim örneğin bir isim kesin kazanıyorsa bence o isim aday olmalıdır. Onu da kendimi ilan etmek yerine yine Ekrem İmamoğlu’nun adaylığında olduğu gibi yine toplumsallaştırmak lazım. Belki yine sandık kurulur, bu kişinin adaylığına ne diyorsunuz deyip bir güven oyu tesis edilebilir. Aynı şartlarda birden çok aday kazanıyordur, o zaman sandık kurulur topluma siz karar verin denilir. Baktığınızda Mansur bey tüm anketlerde CHP’nin yadsıyamayacağı bir aday alternatifidir ama Mansur bey de bütün zorluklara rağmen kendi belediyesine odaklı çalışıyor. Toplum tarafından beğeniliyor ve takdir ediliyor."
Bakan Işıkhan, Azerbaycan Çalışma ve Halkın Sosyal Koruması Bakanı Aliyev ile bir araya geldi
02 Eylül 2025 Salı - 21:19 Bakan Işıkhan, Azerbaycan Çalışma ve Halkın Sosyal Koruması Bakanı Aliyev ile bir araya geldi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Azerbaycan Çalışma ve Halkın Sosyal Koruması Bakanı Anar Aliyev’i Türkiye’de ağırladı. Bakan Işıkhan, Ortak Daimi Komisyon 12’nci Toplantısı ve 2026-2027 Eylem Planı İmza Töreni öncesinde Bakan Aliyev ile bir görüşme gerçekleştirdi. Işıkhan, ikili görüşmede Aliyev’in göreve geldikten sonra ilk yurt dışı ikili ziyaretini Türkiye’ye yapmış olmasından dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Azerbaycan Çalışma ve Halkın Sosyal Koruması Bakanı Anar Aliyev’i Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kabul etti. Kabule, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan da eşlik etti. Ortak Daimi Komisyon 12’nci Toplantısı ve 2026-2027 Eylem Planı İmza Töreni kapsamında Bakanlık Reşat Moralı Toplantı Salonu’nda bir program düzenlendi. İmza töreninde konuşma yapan Bakan Vedat Işıkhan, "Tek Millet, İki Devlet" şeklinde tanımlanan ikili ilişkilerin her geçen gün gelişiyor olmasından büyük mutluluk duyduğunu vurgulayarak, "Sayın Cumhurbaşkanlarımızın imzalamış oldukları Şuşa Beyannamesi ile ilişkilerimiz ’müttefiklik’ seviyesine ulaşmıştır. Çalışma Bakanlıkları olarak bu ilişkilere katkı sağlayacak ve ona yeni boyutlar kazandıracak iş birliğimizi geliştirme yönünde ortak bir iradeye sahibiz. Bugün 12’ncisini düzenlediğimiz ’Ortak Daimi Komisyon’, mevcut iş birliği anlaşmamız çerçevesinde 23 yıldır ortak çalışmalarımızı kolaylaştırıyor. Pek çok ülke ile benzer iş birliği yöntemlerimiz bulunsa da gururla ifade edebilirim ki, en köklü ve uzun soluklu ’Ortak Daimi Komisyon’, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bu mekanizmadır" diye konuştu. "İlk ziyaret Türkiye’ye" Daha önce gerçekleştirilen iş birliği toplantılarında verimli temaslarda bulunduklarının altını çizen Bakan Işıkhan, "Kıymetli kardeşim Sayın Aliyev, o dönemde Bakan Yardımcısı olarak katkılarını sunmuştu. Şimdi ise Bakan olarak ilk yurt dışı ikili ziyaretini, ikili ilişkilerimize yakışır bir şekilde, Türkiye’ye gerçekleştiriyor. Bakü’de gerçekleştirdiğimiz 11’inci Ortak Daimi Komisyon Toplantısında kararlaştırılan otuz maddelik 2024-2025 Eylem Planı, büyük ölçüde tamamlanmıştır. Bu durum, somut iş birliğimizin ne kadar verimli ilerlediğinin göstergesidir" dedi. "Protokol iş birliğini derinleştirecek" 12’nci Ortak Daimi Komisyon Toplantısı’nın mevcut iş birliğinin derinleşmesine katkı sağlayacağını belirten Işıkhan, "Kıymetli kardeşimle imza altına alacağımız Toplantı Protokolü ve eki Eylem Planı ile çalışma hayatı, istihdam hizmetleri, sosyal güvenlik, iş sağlığı ve güvenliği, rehberlik ve teftiş gibi önemli alanlarda önümüzdeki dönemde Bakanlıklarımız arasında gerçekleştirilecek işbirliğimiz daha somut hale getirilecektir" ifadelerini kullandı. "Karşılıklı yatırım ve istihdam genişletiliyor" Karşılıklı olarak; yatırımların yaklaşık 38 milyar doları bulduğunu belirten Bakan Işıkhan, "Vatandaşlarımıza nitelikli istihdam olanaklarını da genişletiyoruz. Bakanlıklarımız arasında yakın ilişkilerin geliştirilmesine de büyük bir önem veriyoruz. Pek çok uluslararası platformda birlikte hareket ediyoruz. Bu kapsamda Bakü’de kurulan İslam İşbirliği Teşkilatı Çalışma Merkezi’nin faaliyete geçmiş olmasını çok önemli bulduğumuzu ifade etmek isterim. Geçtiğimiz yıl Ekim ayında Ankara’da, ’Türk Devletlerinde Çalışma Hayatı ve Sosyal Koruma Konferansı’nı gerçekleştirmiştik. Bu iş birliğimizin devamı niteliğindeki Türk Devletleri Teşkilatı Çalışma Bakanları Toplantısı’na Azerbaycan’ın Aralık ayında ev sahipliği yapacak olmasından büyük bir mutluluk duyuyoruz" dedi. "OECD Beceriler Zirvesi’ne özel davet" Bakan Işıkhan, "Öte yandan, OECD ile iş birliğinde 27-28 Nisan 2026 tarihlerinde İstanbul’da düzenleyeceğimiz ’OECD Beceriler Zirvesi’ne Azerbaycan’ın özel davetlimiz olarak katılacağını bildirmekten şeref duyuyorum. Her alanda olduğu gibi çalışma, istihdam ve sosyal güvenlik alanlarında da tecrübe ve birikimlerimizin paylaşılmasını çok değerli buluyorum" diye konuştu. Protokol kapsamında teknik ekiplerin hazırladıkları Eylem Planı’nın somut çalışmalar içerecek olmasının işbirliğinin daha da derinleşmesine katkı sağlayacağına vurgu yapan Işıkhan protokolün hayırlı olmasını dileyerek, "Bakanlar olarak bizler de çalışmaların uygulanmasını sıkı bir şekilde takip edeceğiz. Bu süreçleri sorunsuz bir şekilde yürüttüğümüz Azerbaycanlı muhataplarımıza ve teknik ekiplerimize teşekkür etmek istiyorum. İmzalayacağımız protokolün hayırlara vesile olmasını diliyorum" şeklinde konuştu. Konuşmalarının ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ve Azerbaycan Çalışma ve Halkın Sosyal Koruması Bakanı Anar Aliyev, Ortak Daimi Komisyon 12’nci Toplantısı ve 2026-2027 Eylem Planını imzaladı.
AK Parti Sözcüsü Çelik’ten CHP’nin İstanbul İl Kongresi’nin iptaline ilişkin açıklama
02 Eylül 2025 Salı - 21:14 AK Parti Sözcüsü Çelik’ten CHP’nin İstanbul İl Kongresi’nin iptaline ilişkin açıklama AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, CHP’nin İstanbul İl Kongresi’nin İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından iptal edilmesine ilişkin, "Görüldüğü kadarıyla CHP yönetimi alınmış ve daha önceki bir CHP il yönetimi oraya ihtiyati tedbir açısından, kayyum olarak değil, koyulmuş yani. Yargı süreci devam ediyor" dedi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı devam ederken parti genel merkezinde açıklamalarda bulundu. Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açılışta iç ve dış politikanın yanı sıra Çin seyahatine dair değerlendirmeler yaptığını söyledi. MYK’nın birinci gündeminin, Netanyahu hükümetinin her geçen gün daha fazla katliam yaparak Gazze’deki soykırımı devam ettirmesi olduğunu belirten Çelik, "Dünyanın gözü önünde Gazze’nin işgal edilmesine dair talimatlar verildiği ve buna göre hareket planları hazırlandığı açık bir şekilde ifade ediliyor. Bu doğrusunu söylemek gerekirse Nazilerin yaptığı cinayetleri bile geride bırakacak, insanlık tarihinin en hunharca, en barbarca katliam siyasetinin, soykırımın bir örneğidir. Bunu gerçekleştirenlerin eninde sonunda bir insanlık mahkemesinde yargılanması, insan haysiyetinin, insan onurunun ve insanlık adına var olan bütün değerlerin gereğidir" diye konuştu. "ABD yönetiminin Filistinli yetkililerin vizelerini iptal etmesi son derece yanlış olmuştur" Bütün dünyada Filistin’in tanınması yönünde çok anlamlı, çok değerli bir hareketlilik de olduğunu aktaran Çelik, "Tam bu hareketlilik karşısında ise ABD yönetiminin Filistinli yetkililerin vizelerini iptal etmesi son derece yanlış olmuştur. Birleşmiş Milletler gibi meşru otoriterlerin, devletlerin sesini duyuracağı bir platformun işlevsizleşmesi ve zemininin kaybolması anlamına gelmektedir bu. Dolayısıyla gerek Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın gerek diğer yetkililerin vizelerinin iptal edilmesi adaletsiz ve hakkaniyetsiz bir karardır. Bu uluslararası hukuk, meşru zeminler, Birleşmiş Milletler zemininde artık zaten büyük oranda yıpranmış olan objektif yaklaşımların, görülmeyen objektif yaklaşımların, tamamen berhava olduğunu, tek taraflı olarak bir takım işlemlerin yapıldığını göstermektedir. Bu karardan geri dönülmesi gerekir. Çünkü Filistinlilerin sesinin duyurulması, her meselede olduğu gibi Filistin meselesinde de saldırıya uğrayanların, soykırıma maruz kalanların sesinin duyulması meselenin doğası, hakkaniyetin ve adaletin gereğidir. Tabii bu olmadığı takdirde, vizelerin iptali ile ilgili karar düzeltilmediği takdirde, orada pek çok devlet başkanı, hükümet başkanı Filistin’in sesi olacaktır. Kuşkusuz bu konuda, Filistin’in gür sesi olma konusunda en gür ses Sayın Cumhurbaşkanımızdan çıkacaktır" şeklinde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bütün konuşmalarında, Filistin davasını en yüksek sesle haykırdığına dikkat çeken Çelik, "Dolayısıyla bu sene de Cumhurbaşkanımızın konuşması başta olmak üzere, pek çok liderin konuşmasıyla birlikte Filistin davası Gazze’de Netanyahu hükümetinin gerçekleştirdiği soykırım Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na damgasını vuracaktır. Bu artık devletlerin meselesi olmayı çoktan aşmıştır. Bu bir katliam şebekesiyle insanlık ittifakı arasında bir meseledir. İnsanlık ittifakı eninde sonunda değerlerin kazanımı, medeniyetin kazanımlarının korunması için bu katliam şebekesini yenmek zorundadır. Dolayısıyla hep beraber Sayın Cumhurbaşkanımızın, Filistinli yetkililere izin verilmese bile Sayın Cumhurbaşkanımızın yapacağı konuşmanın, Filistin’in en gür sesi olarak Birleşmiş Milletler’de ve bütün dünyada yankılanacağını görüyoruz, değerlendiriyoruz" ifadelerini kullandı. "Türkiye’nin savunma sanayisinin geldiği noktayı manşetlerinden indiremiyorlar" 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı içinde barındıran Zafer Haftası kapsamında birçok önemli gelişmenin de yaşandığını aktaran Çelik sözlerini şu şekilde sürdürdü: "En önemlilerinin başında Çelik Kubbe ile ilgili geldiğimiz nokta söz konusu oldu. Bütün dünyada yankılandığı gibi ülkemizin savunması açısından da son derece önemli bir eşik geçilmiş oldu. Görüldüğü gibi geçmişte sıradan bir tabanca almak için başvurduğumuzda bize bunları bile vermeyenler, ambargo uygulayanlar bugün Türkiye’nin savunma sanayisinin geldiği noktayı manşetlerinden indiremiyorlar. Tabii bizim savunma sanayimiz kimse için bir tehdit değil. Kendi milli güvenliğimiz için bunu gerçekleştiriyoruz, bu başarılara imza atıyoruz. Geldiğimiz noktada, dünyanın barbarlık tarafından teslim alınmaya çalışıldığı ve Türkiye’nin etrafında neredeyse dünyadaki çatışmaların yüzde 70’e yakınının gerçekleştiği bir ortamda ve büyük potansiyel krizlerin var olduğu bir ortamda, savunma sanayimizin geldiği nokta tabii ki gurur vericidir. Bu bakımdan Çelik Kubbe’nin dünyada bu kadar yankılanması, herkesin aslında bütün bu meseleleri hem okumakta hem de bunlara karşı savunma sanayi açısından somut tedbir almakta çok geç kaldıklarını itiraf ettiği bir noktada Türkiye’nin öngörüsünün, Cumhurbaşkanımızın vizyonunun Türkiye’yi içinde tuttuğu hattın ne kadar kıymetli olduğu bir kere daha görülmektedir." "Türkiye’nin gücü kimse için tehdit değildir" Bazı komşu ülkelerin, Türkiye’nin yerli entegre hava savunma sistemi Çelik Kubbe’ye dair endişeli açıklamalarına ilişkin Çelik, "Tabii bazı komşu ülkeler, Türkiye’nin Çelik Kubbe’de attığı imzanın kendileri için tehdit oluşturduğunu söylüyor. Onlara bir kere daha ifade ediyoruz. Türkiye’nin gücü kimse için tehdit değildir. Türkiye’nin gücü barışın teminatıdır. Ama Ege’de, Akdeniz’de, başka yerlerde hiç kimsenin yanlış işler peşinde koşmaması lazım. Meseleleri masada, müzakereyle, diplomasiyle halletmemiz lazım. Bu işlerin sahaya kalmaması lazım. Dünyanın zaten büyük streslerle yüklü olduğu, büyük fay hatlarının tetiklendiği bir dönemde daha fazla strese ve fay hattının tetiklenmesine gerek yok. Onun için biz komşularımızla barış içerisinde ve ’herkesin güvenliği bizim güvenliğimizdir, herkesin refahı bizim refahımızdır’ ilkesiyle hareket ediyoruz. Kimsenin güvenliğinde bir zaafa düşmesini, kimsenin refahtan mahrum kalmasını arzu etmiyoruz. Topyekun bir barış, topyekun bir refah peşinde koşuyoruz" dedi. Mavi Vatan vurgusunun ve bu konuda atılan adımların son derece önemli olduğunun altını çizen Çelik, "Bu sene TEKNOFEST gençliğini Mavi Vatan’la buluşturan TEKNOFEST Mavi Vatan’ın hayata geçirilmesi de bu konudaki gelişmelerin gün yüzüne çıkması, gençlerimizin bu alandaki çalışmalarının teşvik edilmesi bakımından son derece önemlidir. Milli Savunma Bakanlığı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’yla birlikte TEKNOFEST’in bu sene Deniz Kuvvetlerimizle birlikte böylesine kapsamlı bir şekilde yapılmış olması, aslında Türkiye’nin Mavi Vatan vurgusu ve Mavi Vatan’ın geleceğine dönük olarak etrafımızdaki denizlerde oluşan kaynamalara karşı, daha büyük meydan okumalara karşı hazırlıkları açısında da son derece önemlidir. Burada gençlerin yaptığı çalışmalar, orada ortaya konulan icatlar, kazanımlar geleceğe denizlerde de damga vuracağımızı göstermesi bakımından önemlidir. Tabii sık sık kahraman Silahlı Kuvvetlerimize gerek devlet kurumlarımız tarafından, savunma sanayi kurumlarımız tarafından, gerek diğer alanlarda bu teslimatların yapılması, bunların birleşik ve entegre bir şekilde gündeme gelmesi, önümüzdeki dönemin önümüze gelecek meydan okumaları açısından son derece kıymetli sonuçlar doğuracaktır" açıklamalarında bulundu. "Terörsüz Türkiye" sürecine değinen Çelik, "Biliyorsunuz Sayın Devlet Bahçeli’nin tarihi çağrısı Sayın Cumhurbaşkanımızın devlet başkanı olarak koyduğu iradeyle Cumhur İttifakı bu konuda yekpare bir şekilde bu konuyu sonuca ulaştırmaya kararlı olduğunu süreci başlatan taraf olarak da ifade etmiştir. Cumhur İttifakı’nın buradaki duruşu net bir şekilde bütün gelişmelerle bir şekilde doğrulanıyor. Ne kadar kıymetli olduğu görülüyor. Cumhur İttifakı’nın yanı sıra tabii Sayın Cumhurbaşkanımızın devlet kurumlarına talimat vermesiyle birlikte bu süreçle ilgili olarak aynı zamanda bir devlet politikası haline gelmiştir. Yine burada Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin PKK terör örgütünün fesih ve silah bırakmasıyla ilgili yol haritası oluşturması ve dayanak oluşturması, yasal dayanak oluşturmasıyla ilgili bir komisyonun kurulmuş olması Yüce Meclis’in buraya katılan partilerle birlikte siyasi partilerin desteğini de alacak şekilde sürecin yürütülmesine imkan vermektedir. Tabii komisyon vesilesiyle komisyonun asıl odağının PKK’nın fesih ve silah bırakması olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Bunun dışında başka konuların öne çıkarılmaya çalışılması PKK’nın fesih ve silah bırakılması gündeminin perdelenmesi, örtülmesi ya da aksatılmasına dönük bir takım gündemler ve ajandalar olarak gündeme gelmektedir. O daha bu işin tabii ki silah bırakma ve fesih sürecinin gerçekleşmesidir" diye konuştu. "PKK terör örgütünün bütün şube ve uzantılarıyla, bütün illegal yapılarıyla, bütün finans odaklarıyla ve propaganda merkezleriyle bu Terörsüz Türkiye ve aynı zamanda Terörsüz Bölge sürecine uygun olarak yapılan çağrılar çerçevesinde silah bırakması ve kendisini feshetmesi gerekir" diyen Çelik, "Bunun dışında herhangi bir şekilde bu odağın kaybına yol açacak davranışların aslında ’Terörsüz Türkiye’ söylemini kullanmakla birlikte bu süreci akamete uğratacak davranışlar ve söylemler olduğunu ifade etmek isteriz" diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MYK’nın açılış konuşmalarında ’Terörsüz Türkiye’ konusunda bir odak kaybı yaşanmaması gerektiğini bazılarının odak kaybı yaşadığını ve bu gündemlerin doğru olmadığını ve bir odak kaybı yaşanmaması gerektiğini ifade ettiğini söyleyen Çelik, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin yaptığı açıklamalarının hem komisyonla ilgili hem Suriye’yle ilgili son derece önemli olduğunu vurguladı. "Terörsüz Türkiye’yle Terörsüz Bölge sürecini birbirinden ayırmaya çalışmak sağlıklı bir yaklaşım değildir" Terörsüz Türkiye derken PKK’nın şu adresi ya da bu adresinin değil bütün adreslerinin, şube legal ve illegal yapılanmalarının tamamını fesih edilmesi gerektiğini ve silah bırakmasının daha bu sürecin başında ifade ettiklerini hatırlatan Çelik, "Bunun dışındaki yaklaşımlar olursa Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge sürecine zarar verir. Terörsüz Türkiye süreciyle Terörsüz Bölge süreci iki ayrı süreç değildir, bunlar entegre süreçlerdir. Çünkü bunlar ülkemize dönük terör tehdidi topraklarımızın içinde gerçekleştiği gibi asıl merkezleri topraklarımızın dışındaki ülkelerdir. O ülkelerdeki otoriteler bunu bu tehdidi bertaraf edecek bir irade ortaya koymayınca Türkiye Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler şartının kendisine verdiği yetki çerçevesinde bu terörle mücadelesine uluslararası hukuka uygun olarak sürdürmüştür. Dolayısıyla Terörsüz Türkiye’yle Terörsüz Bölge sürecini birbirinden ayırmaya çalışmak sağlıklı bir yaklaşım değildir" değerlendirmelerinde bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Yüzünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacaktır" sözlerine dikkat çeken Çelik, "Silah bırakmaktan kaçınmak, Suriye’deki merkezi yapıyı sabote edecek davranışlar içerisine girmek ve Türkiye’deki Terörsüz Türkiye sürecinden ve Terörsüz Bölge sürecinden kendisini ayrıştırmak kendisine başka bir pozisyon belirlemek bununla birlikte silahlanmak şeklindeki davranışların bütün bu sürece karşı davranışlar olarak kodlanması gerektiğini değerlendiriyoruz" dedi. Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamaların son derece önemli olduğunu vurgulayan Çelik, "Şimdi burada bunları söylediğimiz zaman birileri tutuyor. İşte diyor ki Kürtlerin kazanımlarına karşı bir şeyler söylüyorsunuz. Hayır. Hiçbir terör örgütünün varlığı ya da hiçbir terör örgütünün birileri tarafından desteklenmesi Kürtlerin kazanımı değildir. Türklerin kazanımı değildir. Arapların kazanımı değildir. Sünnilerin kazanımı değildir. Alevilerin kazanımı değildir. Dürzilerin, Nusayrilerin, Şiilerin hiç kimsenin kazanımı değildir. Hiç kimse herhangi bir terör örgütünün varlığını ya da birileriyle iş tutmasını kendi kimliğinin, kendi aidiyetinin, kendi mensubiyetinin, kendi siyasal kimliğinin, etnik kimliğinin, mezhebi kimliğinin kazanımı olarak görmemelidir. Terörün kimseye kazandıracağı bir şey yoktur. Aslında herhangi bir terör örgütü ben şu mezhepten gruplar ya da bu etnik gruptan gruplar adına onların hakları adına savaşıyorum dediğinde mücadele ediyorum dediğinde aslında bunu binlerce kere Orta Doğu’da gördük. Bunların hepsi bir takım emperyalist planların bugün bunun yerini birtakım siyonist planlar almıştır. Onların taşeronu olarak hareket etmek anlamına gelir. Biz terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecini sonuca erdirmekte, bunu hedeflerine ulaştırmakta kararlıyız. Buna dönük olarak bir takım devletlerin örtülü operasyonlarını görüyoruz. Silah bırakması gerekenlerin bir takım zikzak açıklamalarının arkasındaki organizasyonları görüyoruz. Onun için bir kere daha ifade ediyoruz. Hem ülkemizin kazanımı için ülkemizdeki herkesin kazanımı için. Hem de bölgemizdeki yakın bölgemizdeki Türklerin, Arapların, Kürtlerin, Sünnilerin, Alevilerin, Şiilerin, Nusayrilerin, Dürzilerin, Yezidilerin, herkesin kazanımı için terör örgütlerinin silah bırakması ve terör gündeminin ortadan kalkması gerekir. Biz bunu net bir şekilde büyük bir Türkiye içerisinde demokrasiyle Türkiye’nin içerisinde bir takım reformlarla büyük yollar aldık. Büyük mesafeler katettik, yıllar içerisinde. Dolayısıyla hak ve özgürlükler konusundaki eksikliklerin giderilmesi süreci her zaman dinamik bir süreçtir. Ama bu süreçlerin terör örgütlerinin meşruiyet kazanması ya da birtakım arkasındaki organizasyonları net şekilde gördüğümüz bir takım bölgedeki hareketliliklerin kendisine yerleşik alan bulması şeklinde ajandalara sahip olmaması gerekir" şeklinde konuştu. "Terörsüz Türkiye’ye ulaşma hedefinde esas bunun şemsiyesi tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak ülkesidir" Terörsüz Türkiye sürecinde vatandaşların müsterih olması gerektiğini belirten Çelik, "En baştan itibaren söyledik. Bu meselelere bakışımız Terörsüz Türkiye’ye ulaşma hedefinde esas bunun şemsiyesi tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak ülkesidir. Bunlardan taviz yoktur. Bunlarla ilgili bir pazarlık yoktur. Bunlarla ilgili bir müzakere yoktur. Devletin nitelikleriyle ilgili ve milletin değerleriyle ilgili herhangi bir pazarlık söz konusu değildir. Aynı şekilde biz komşumuz Suriye’nin egemen bir devlet olarak toprak bütünlüğüne sahip tek tek ülke tek Suriye ve tek ordu temelinde geleceğe bakmasının şimdiye kadar ki yaşanmış deneyimler çerçevesinde en doğrusu olduğunu düşünüyoruz. Hem bu kardeş Suriye halkı için hem kardeş Suriye devleti için hem Türkiye’nin milli güvenliği için en doğru yol haritasıdır. Bunun dışına çıkan yaklaşımların bizim tarafımızdan tabii ki olumlu görünmesi herhangi bir şekilde söz konusu olmayacaktır. Mümkün değildir" dedi. Soru-Cevap "Türkiye Yüzyılı" buluşmaları kapsamında yapılan anketler ve o anketlerde "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin toplumdaki bakış açısı ve tablonun sorulması üzerine Çelik, "Biz vatandaşlarımızla buluşuyoruz, vatandaşlarımızın tabii ki soruları oluyor cevap vermekle mükellefiz. Kaygıları oluyor. Vatandaşlarımızın soruları oluyor, kaygıları oluyor, vatandaşlarımızın eleştirileri oluyor, geleceğe dönük uyarları oluyor. Hepsini not ediyoruz, başımızın üstünde yeri var. Çünkü memleketin sahibi ve bütün bu süreçlerin sahibi millettir. Ve gittiğimiz yerlerde bu sorulara tabii ki açık yüreklilikle cevap veriyoruz. Her yerde veriyoruz. Kameraların önünde de veriyoruz. Ama aynı zamanda vatandaşlarımızın Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Sayın Bahçeli’ye dönük yüksek güvenlerini de görüyoruz. Onların yanlış yapmayacağını, devlet ve millet aleyhine herhangi bir işe izin vermeyeceğini net bir şekilde vatandaşlarımızın vurguladıklarını da görüyoruz. Bu süreçler doğası gereği işin içinde siyasetin olduğu, devlet kurumlarının çalıştığı, sahada bir sürü gelişmenin olduğu süreçler. Tabii ki bir takım başka devletlerin sabotajlarına da dikkat etmek gerekiyor. Geçmişte de bu tecrübeleri yaşadık. Bu açılardan baktığımızda biz çok yönlü, çok kapsamlı, iyi çalışılmış, tarihi dersleri çıkarılmış, bundan sonrası nereye gitmesi gerektiği konusunda kafamızın berrak olduğu, hem askeri boyutunun, hem istihbari boyutunun, hem siyasi boyutunun, hem toplumsal boyutunun çok yönlü olarak ele alındığı bir süreçtir" şeklinde cevap verdi. Bir gazetecinin, PYD yöneticisi Salih Müslimin "Yeni Suriye hükümetinde ademi merkeziyetçilik reddedilirse bağımsızlık talep etmek zorunda kalacağız" açıklamasına ilişkin sorusuna Çelik, şöyle cevap verdi: "Yakın zamanda PYD yöneticisi Salih Müslüm’ün bahsettiği açıklamasını gördüm. Önceki açıklamalarıyla birleşik bir açıklama. Biz dediğimiz gibi Şam’daki merkezi hükümetle çatışma şeklindeki bir tutumun terörsüz bölge sürecine karşı bir tutum olduğunu değerlendiriyoruz. Aynı şekilde PYD’nin SDG’nin silah bırakmasına yani Suriye PKK’sının silah bırakmasını engellemeye çalışanların bu terörsüz bölge ve ’Terörsüz Türkiye’ sürecine karşı bugün sayın Bahçeli’nin açıklamasında da var, bu işi geciktirmeye, zamana oynamaya ve sulandırmaya dönük bir yaklaşım olduğunu görüyoruz. Tabi o açıklamada zaman zaman biliyorsunuz bu teröre destek verenler bir takım meşru kavramları tüketim malzemesi olarak kullanırlar. Aslında ademi merkeziyetçilik diye bahsettiği şey bir ademi merkeziyetçilik değil. Ademi merkeziyetçilik dediğinin fiili karşılığını ne olduğunu bilecek milli güvenlik bilincine sahibiz. Onun ademi merkeziyetçilik dediği şey bizim açımızdan terör devletçiğidir. Dolayısıyla terör devletçiklerine müsaade etmeyeceğimizi geçmişte Cumhurbaşkanımız ’bir gece ansızın gelebiliriz’ mottosuyla ifade etmişti. Biz bir devlet politikası olarak ve bütün siyasi partilerin katılımıyla yüce mecliste kurulmuş bir komisyonla bu sürecin ’Terörsüz Bölge’ ve ’Terörsüz Türkiye’ sürecinin hedefine ulaşması için bu gayreti gösteriyoruz." "Terörsüz Türkiye" sürecini sabote etmek isteyen bazı devletler olduğunu gördüklerini ifade eden AK Parti Sözcüsü Çelik, şunları kaydetti: "Özellikle siyonist soykırımcılık bu süreci sabote etmek istiyor. Birisi çıkıp da burada ben ademi merkeziyetçilik falan diyerekten esasında altyazısında terör devletçiği olan bir yaklaşım ortaya koyarsa biz bunun ne olduğunu görecek tecrübeye sahibiz. Üzerinde çok düşünmemize bile gerek yok. Bir saniye içerisinde bunu teşhis ederiz. Onun için bizim bu uyarları yaptığımız zaman birileri tutup bir abrakadabra yapıyor ya da siyasi manipülasyon yapıyor, Kürtlerin kazanımları tehdit ediliyor diye herhangi bir terör örgütünün kazanımı Kürtlerin kazanımı değildir. Birisi PKK’nın kazanımından bahsediyorsa birisi SDG’nin kazanımından bahsediyorsa bunun bir başkasının DEAŞ’ın kazanımından bahsetmesinden bir farkı yoktur. Dolayısıyla esas mesele terörden kurtulmaktır. Burada da herhangi bir terör örgütünü mazur görmeye ona kadar mazeret üretmeye dönük yaklaşımlar doğru yaklaşımlar değildir. Nitekim bazı devletler adına konuşanların da üslup değiştirdiğini görüyoruz. Geçmişte tek Suriye’yi savunurken bugün federasyonun bir tık altı diye melez bazı ifadeler kullanıyorlar. Bunların hepsi yanlış ifadelerdir. Bunlar Suriye’nin kuzeydoğusunda SDG aşağıda bir takım ayrılıkçı Dürziler ki Dürzilerin genelini temsil etmiyor. Batı tarafında da yine arkasında başka organizasyonlar olan Suriye’deki Alevi kardeşlerimiz Nusayri kardeşlerimiz adına hareket ettiğini söyleyen birtakım başka odaklar Suriye’de bir kaos stratejisinin peşinde koşuyorlar. Bunu net bir şekilde görüyoruz." CHP’nin İstanbul Kongresi’nin İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından iptal edilmesine ilişkin ise Çelik, şunları söyledi: "Bunu herhangi bir şekilde değerlendirmedik. Nihayetinde mahkeme ile ilgili bir süreç orada sadece bazı yayınlarda kayyum atandı falan deniyor. Halbuki yerli süreci gördüğümüz kadarıyla devam ediyor. İhtiyati tedbir kararı almış orada mahkeme ve daha önceki bir CHP il yönetimini tekrar atamış. Bir öncekinde siyasi yasaklık durumu olduğu içindir belki o. Onu mahkemenin nasıl takdir ettiğini bilemiyorum ama bu ihtiyati tedbir olarak gündeme gelmiş bir şey. Biz siyasi partilerin bu şekilde gündeme gelmesini istemeyiz ama siyasi partiler açısından herhangi bir usulsüzlük varsa da bunu mahkemenin tespit etmesi ve bununla ilgili adım atması da işleyen yargı süreciyle ilgilidir. O bakımdan onunla ilgili herhangi bir detay değerlendirme yapmamız doğru değil ama görüldüğü kadarıyla CHP yönetimi alınmış ve daha önceki bir CHP il yönetimi oraya ihtiyati tedbir açısından, kayyum olarak değil, koyulmuş yani. Yargı süreci devam ediyor. İtiraz süreci devam ediyor biz de onu takip ediyoruz."
Bakan Işıkhan, Azerbaycan Çalışma ve Halkın Sosyal Koruması Bakanı Aliyev ile bir araya geldi
02 Eylül 2025 Salı - 21:12 Bakan Işıkhan, Azerbaycan Çalışma ve Halkın Sosyal Koruması Bakanı Aliyev ile bir araya geldi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Azerbaycan Çalışma ve Halkın Sosyal Koruması Bakanı Anar Aliyev’i Türkiye’de ağırladı. Bakan Işıkhan, Ortak Daimi Komisyon 12’nci Toplantısı ve 2026-2027 Eylem Planı İmza Töreni öncesinde Bakan Aliyev ile bir görüşme gerçekleştirdi. Işıkhan, ikili görüşmede Aliyev’in göreve geldikten sonra ilk yurt dışı ikili ziyaretini Türkiye’ye yapmış olmasından dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Azerbaycan Çalışma ve Halkın Sosyal Koruması Bakanı Anar Aliyev’i Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde kabul etti. Kabule, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan da eşlik etti. Ortak Daimi Komisyon 12’nci Toplantısı ve 2026-2027 Eylem Planı İmza Töreni kapsamında Bakanlık Reşat Moralı Toplantı Salonunda bir program düzenlendi. İmza töreninde konuşma yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, "Tek Millet, İki Devlet" şeklinde tanımlanan ikili ilişkilerin her geçen gün gelişiyor olmasından büyük mutluluk duyduğunu vurgulayarak, "Sayın Cumhurbaşkanlarımızın imzalamış oldukları Şuşa Beyannamesi ile ilişkilerimiz "müttefiklik" seviyesine ulaşmıştır. Çalışma Bakanlıkları olarak bu ilişkilere katkı sağlayacak ve ona yeni boyutlar kazandıracak işbirliğimizi geliştirme yönünde ortak bir iradeye sahibiz. Bugün 12’ncisini düzenlediğimiz "Ortak Daimi Komisyon", mevcut İşbirliği Anlaşmamız çerçevesinde 23 yıldır ortak çalışmalarımızı kolaylaştırıyor. Pek çok ülke ile benzer işbirliği yöntemlerimiz bulunsa da gururla ifade edebilirim ki, en köklü ve uzun soluklu "Ortak Daimi Komisyon", Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bu mekanizmadır" diye konuştu. "İlk ziyaret Türkiye’ye" Daha önce gerçekleştirilen işbirliği toplantılarında verimli temaslarda bulunduklarının altını çizen Bakan Işıkhan, "Kıymetli Kardeşim Sayın Aliyev, o dönemde Bakan Yardımcısı olarak katkılarını sunmuştu. Şimdi ise Bakan olarak ilk yurt dışı ikili ziyaretini, ikili ilişkilerimize yakışır bir şekilde, Türkiye’ye gerçekleştiriyor. Bakü’de gerçekleştirdiğimiz 11’inci Ortak Daimi Komisyon Toplantısında kararlaştırılan otuz maddelik 2024-2025 Eylem Planı, büyük ölçüde tamamlanmıştır. Bu durum, somut işbirliğimizin ne kadar verimli ilerlediğinin göstergesidir" dedi. "Protokol işbirliğini derinleştirecek" 12’nci Ortak Daimi Komisyon Toplantı’sının mevcut işbirliğinin derinleşmesine katkı sağlayacağını belirten Işıkhan, "Kıymetli kardeşimle imza altına alacağımız Toplantı Protokolü ve eki Eylem Planı ile çalışma hayatı, istihdam hizmetleri, sosyal güvenlik, iş sağlığı ve güvenliği, rehberlik ve teftiş gibi önemli alanlarda önümüzdeki dönemde Bakanlıklarımız arasında gerçekleştirilecek işbirliğimiz daha somut hale getirilecektir" ifadelerini kullandı. "Karşılıklı yatırım ve istihdam genişletiliyor" Karşılıklı olarak; yatırımların yaklaşık 38 milyar Doları bulduğunu belirten Bakan Işıkhan, "Vatandaşlarımıza nitelikli istihdam olanaklarını da genişletiyoruz. Bakanlıklarımız arasında yakın ilişkilerin geliştirilmesine de büyük bir önem veriyoruz. Pek çok uluslararası platformda birlikte hareket ediyoruz. Bu kapsamda Bakü’de kurulan İslam İşbirliği Teşkilatı Çalışma Merkezi’nin faaliyete geçmiş olmasını çok önemli bulduğumuzu ifade etmek isterim. Geçtiğimiz yıl Ekim ayında Ankara’da, "Türk Devletlerinde Çalışma Hayatı ve Sosyal Koruma Konferansı"nı gerçekleştirmiştik. Bu işbirliğimizin devamı niteliğindeki Türk Devletleri Teşkilatı Çalışma Bakanları Toplantısına Azerbaycan’ın Aralık ayında ev sahipliği yapacak olmasından büyük bir mutluluk duyuyoruz" dedi. "OECD Beceriler zirvesine özel davet" Bakan Işıkhan, "Öte yandan, OECD ile işbirliğinde 27-28 Nisan 2026 tarihlerinde İstanbul’da düzenleyeceğimiz "OECD Beceriler Zirvesi"ne Azerbaycan’ın özel davetlimiz olarak katılacağını bildirmekten şeref duyuyorum. Her alanda olduğu gibi çalışma, istihdam ve sosyal güvenlik alanlarında da tecrübe ve birikimlerimizin paylaşılmasını çok değerli buluyorum" diye konuştu. Protokol kapsamında teknik ekiplerin hazırladıkları Eylem Planı’nın somut çalışmalar içerecek olmasının işbirliğinin daha da derinleşmesine katkı sağlayacağına vurgu yapan Işıkhan protokolün hayırlı olmasını dileyerek, "Bakanlar olarak bizler de çalışmaların uygulanmasını sıkı bir şekilde takip edeceğiz. Bu süreçleri sorunsuz bir şekilde yürüttüğümüz Azerbaycanlı muhataplarımıza ve teknik ekiplerimize teşekkür etmek istiyorum. İmzalayacağımız protokolün hayırlara vesile olmasını diliyorum" şeklinde konuştu. Konuşmalarının ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ve Azerbaycan Çalışma ve Halkın Sosyal Koruması Bakanı Anar Aliyev, Ortak Daimi Komisyon 12’nci Toplantısı ve 2026-2027 Eylem Planını imzaladı. (ME
AK Parti Sözcüsü Çelik’ten CHP’nin İstanbul Kongresi’nin iptaline ilişkin açıklama
02 Eylül 2025 Salı - 21:03 AK Parti Sözcüsü Çelik’ten CHP’nin İstanbul Kongresi’nin iptaline ilişkin açıklama AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, CHP’nin İstanbul Kongresi’nin İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından iptal edilmesine ilişkin "CHP il yönetimi oraya ihtiyati tedbir açısından kayyum olarak değil koyulmuş yani yargı süreci devam ediyor" dedi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı devam ederken parti genel merkezinde açıklamalarda bulundu. Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açılışta iç ve dış politikanın yanı sıra Çin seyahatine dair değerlendirmeler yaptığını söyledi. MYK’nın birinci gündemin her zaman olduğu gibi Netanyahu hükümetinin her geçen gün daha fazla katliam yaparak Gazze’deki soykırımı devam ettirmesi olduğunu belirten Çelik "Dünyanın gözü önünde Gazze’nin işgal edilmesine dair talimatlar verildiği ve buna göre hareket planları hazırlandığı açık bir şekilde ifade ediliyor. Bu doğrusunu söylemek gerekirse Nazilerin yaptığı cinayetleri bile geride bırakacak, insanlık tarihinin en hunharca, en barbarca katliam siyasetinin, soykırımın bir örneğidir. Bunu gerçekleştirenlerin eninde sonunda bir insanlık mahkemesinde yargılanması, insan haysiyetinin, insan onurunun ve insanlık adına var olan bütün değerlerin gereğidir" diye konuştu. "ABD yönetiminin Filistinli yetkililerin vizelerini iptal etmesi son derece yanlış olmuştur" Bütün dünyada Filistin’in tanınması yönünde çok anlamlı, çok değerli bir hareketlilik de olduğunu aktaran Çelik, "Tam bu hareketlilik karşısında ise ABD yönetiminin Filistinli yetkililerin vizelerini iptal etmesi son derece yanlış olmuştur. Birleşmiş Milletler gibi meşru otoriterlerin, devletlerin sesini duyuracağı bir platformun işlevsizleşmesi ve zemininin kaybolması anlamına gelmektedir bu. Dolayısıyla gerek Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın gerek diğer yetkililerin vizelerinin iptal edilmesi adaletsiz ve hakkaniyetsiz bir karardır. Bu uluslararası hukuk, meşru zeminler, Birleşmiş Milletler zemininde artık zaten büyük oranda yıpranmış olan objektif yaklaşımların, görülmeyen objektif yaklaşımların, tamamen berhava olduğunu, tek taraflı olarak bir takım işlemlerin yapıldığını göstermektedir. Bu karardan geri dönülmesi gerekir. Çünkü Filistinlilerin sesinin duyurulması, her meselede olduğu gibi Filistin meselesinde de saldırıya uğrayanların, soykırıma maruz kalanların sesinin duyulması meselenin doğası, hakkaniyetin ve adaletin gereğidir. Tabii bu olmadığı takdirde, vizelerin iptali ile ilgili karar düzeltilmediği takdirde, orada pek çok devlet başkanı, hükümet başkanı Filistin’in sesi olacaktır. Kuşkusuz bu konuda, Filistin’in gür sesi olma konusunda en gür ses Sayın Cumhurbaşkanımızdan çıkacaktır" şeklinde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda bütün konuşmalarında, Filistin davasını en yüksek sesle haykırdığına dikkat çeken Çelik, "Dolayısıyla bu sene de Cumhurbaşkanımızın konuşması başta olmak üzere, pek çok liderin konuşmasıyla birlikte Filistin davası Gazze’de Netanyahu hükümetinin gerçekleştirdiği soykırım Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na damgasını vuracaktır. Bu artık devletlerin meselesi olmayı çoktan aşmıştır. Bu bir katliam şebekesiyle insanlık ittifakı arasında bir meseledir. İnsanlık ittifakı eninde sonunda değerlerin kazanımı, medeniyetin kazanımlarının korunması için bu katliam şebekesini yenmek zorundadır. Dolayısıyla hep beraber Sayın Cumhurbaşkanımızın Filistinli yetkililere izin verilmese bile Sayın Cumhurbaşkanımızın yapacağı konuşmanın, Filistin’in en gür sesi olarak Birleşmiş Milletler’de ve bütün dünyada yankılanacağını görüyoruz, değerlendiriyoruz" ifadelerini kullandı. "Türkiye’nin savunma sanayisinin geldiği noktayı manşetlerinden indiremiyorlar" 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı içinde barındıran Zafer Haftası kapsamında birçok önemli gelişmenin de yaşandığını aktaran Çelik sözlerini şu şekilde sürdürdü: "En önemlilerinin başında Çelik Kubbe ile ilgili geldiğimiz nokta söz konusu oldu. Bütün dünyada yankılandığı gibi ülkemizin savunması açısından da son derece önemli bir eşik geçilmiş oldu. Görüldüğü gibi geçmişte sıradan bir tabanca almak için başvurduğumuzda bize bunları bile vermeyenler, ambargo uygulayanlar bugün Türkiye’nin savunma sanayisinin geldiği noktayı manşetlerinden indiremiyorlar. Tabii bizim savunma sanayimiz kimse için bir tehdit değil. Kendi milli güvenliğimiz için bunu gerçekleştiriyoruz, bu başarılara imza atıyoruz. Geldiğimiz noktada, dünyanın barbarlık tarafından teslim alınmaya çalışıldığı ve Türkiye’nin etrafında neredeyse dünyadaki çatışmaların yüzde 70’e yakınının gerçekleştiği bir ortamda ve büyük potansiyel krizlerin var olduğu bir ortamda, savunma sanayimizin geldiği nokta tabii ki gurur vericidir. Bu bakımdan Çelik Kubbenin dünyada bu kadar yankılanması, herkesin aslında bütün bu meseleleri hem okumakta hem de bunlara karşı savunma sanayi açısından somut tedbir almakta çok geç kaldıklarını itiraf ettiği bir noktada Türkiye’nin öngörüsünün, Cumhurbaşkanımızın vizyonunun Türkiye’yi içinde tuttuğu hattın ne kadar kıymetli olduğu bir kere daha görülmektedir." "Türkiye’nin gücü kimse için tehdit değildir" Bazı komşu ülkelerin, Türkiye’nin yerli entegre hava savunma sistemi Çelik Kubbe’ye dair endişeli açıklamalarına ilişkin Çelik, "Tabii bazı komşu ülkeler, Türkiye’nin Çelik Kubbe’de attığı imzanın kendileri için tehdit oluşturduğunu söylüyor. Onlara bir kere daha ifade ediyoruz. Türkiye’nin gücü kimse için tehdit değildir. Türkiye’nin gücü barışın teminatıdır. Ama Ege’de, Akdeniz’de, başka yerlerde hiç kimsenin yanlış işler peşinde koşmaması lazım. Meseleleri masada, müzakereyle, diplomasiyle halletmemiz lazım. Bu işlerin sahaya kalmaması lazım. Dünyanın zaten büyük streslerle yüklü olduğu, büyük fay hatlarının tetiklendiği bir dönemde daha fazla strese ve fay hattının tetiklenmesine gerek yok. Onun için biz komşularımızla barış içerisinde ve ’herkesin güvenliği bizim güvenliğimizdir, herkesin refahı bizim refahımızdır’ ilkesiyle hareket ediyoruz. Kimsenin güvenliğinde bir zaafa düşmesini, kimsenin refahtan mahrum kalmasını arzu etmiyoruz. Topyekun bir barış, topyekun bir refah peşinde koşuyoruz" dedi. Mavi Vatan vurgusunun ve bu konuda atılan adımların son derece önemli olduğunun altını çizen Çelik, "Bu sene TEKNOFEST gençliğini Mavi Vatanla buluşturan TEKNOFEST Mavi Vatan’ın hayata geçirilmesi de bu konudaki gelişmelerin gün yüzüne çıkması, gençlerimizin bu alandaki çalışmalarının teşvik edilmesi bakımından son derece önemlidir. Milli Savunma Bakanlığı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’yla birlikte TEKNOFEST’in bu sene Deniz Kuvvetlerimizle birlikte böylesine kapsamlı bir şekilde yapılmış olması, aslında Türkiye’nin Mavi Vatan vurgusu ve Mavi Vatan’ın geleceğine dönük olarak etrafımızdaki denizlerde oluşan kaynamalara karşı, daha büyük meydan okumalara karşı hazırlıkları açısında da son derece önemlidir. Burada gençlerin yaptığı çalışmalar, orada ortaya konulan icatlar, kazanımlar geleceğe denizlerde de damga vuracağımızı göstermesi bakımından önemlidir. Tabii sık sık kahraman Silahlı Kuvvetlerimize gerek devlet kurumlarımız tarafından, savunma sanayi kurumlarımız tarafından, gerek diğer alanlarda bu teslimatların yapılması, bunların birleşik ve entegre bir şekilde gündeme gelmesi, önümüzdeki dönemin önümüze gelecek meydan okumaları açısından son derece kıymetli sonuçlar doğuracaktır" açıklamalarında bulundu. Terörsüz Türkiye sürecine değinen Çelik, "Biliyorsunuz Sayın Devlet Bahçeli’nin tarihi çağrısı Sayın Cumhurbaşkanımızın devlet başkanı olarak koyduğu iradeyle Cumhur İttifakı bu konuda yekpare bir şekilde bu konuyu sonuca ulaştırmaya kararlı olduğunu süreci başlatan taraf olarak da ifade etmiştir. Cumhur İttifakı’nın buradaki duruşu net bir şekilde bütün gelişmelerle bir şekilde doğrulanıyor. Ne kadar kıymetli olduğu görülüyor. Cumhur İttifakı’nın yanı sıra tabii Sayın Cumhurbaşkanımızın devlet kurumlarına talimat vermesiyle birlikte bu süreçle ilgili olarak aynı zamanda bir devlet politikası haline gelmiştir. Yine burada Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin PKK terör örgütünün fesih ve silah bırakmasıyla ilgili yol haritası oluşturması ve dayanak oluşturması, yasal dayanak oluşturmasıyla ilgili bir komisyonun kurulmuş olması Yüce Meclis’in buraya katılan partilerle birlikte siyasi partilerin desteğini de alacak şekilde sürecin yürütülmesine imkan vermektedir. Tabii komisyon vesilesiyle komisyonun asıl odağının PKK’nın fesih ve silah bırakması olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Bunun dışında başka konuların öne çıkarılmaya çalışılması PKK’nın fesih ve silah bırakılması gündeminin perdelenmesi, örtülmesi ya da aksatılmasına dönük bir takım gündemler ve ajandalar olarak gündeme gelmektedir. O daha bu işin tabii ki silah bırakma ve fesih sürecinin gerçekleşmesidir" açıklamalarında bulundu. PKK terör örgütünün bütün şube ve uzantılarıyla, bütün illegal yapılarıyla, bütün finans odaklarıyla ve propaganda merkezleriyle bu Terörsüz Türkiye ve aynı zamanda Terörsüz Bölge sürecine uygun olarak yapılan çağrılar çerçevesinde silah bırakması ve kendisini feshetmesi gerekir" sözlerini kullanan Çelik, "Bunun dışında herhangi bir şekilde bu odağın kaybına yol açacak davranışların aslında terörsüz Türkiye söylemini kullanmakla birlikte bu süreci akamete uğratacak davranışlar ve söylemler olduğunu ifade etmek isteriz" diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın MYK’nın açılış konuşmalarında Terörsüz Türkiye konusunda bir odak kaybı yaşanmaması gerektiğini bazılarının odak kaybı yaşadığını ve bu gündemlerin doğru olmadığını ve bir odak kaybı yaşanmaması gerektiğini ifade ettiğini söyleyen Çelik, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin yaptığı açıklamalarının hem komisyonla ilgili hem Suriye’yle ilgili son derece önemli olduğunu vurguladı. "Terörsüz Türkiye’yle Terörsüz Bölge sürecini birbirinden ayırmaya çalışmak sağlıklı bir yaklaşım değildir" Terörsüz Türkiye derken PKK’nın şu adresi ya da bu adresinin değil bütün adreslerinin, şube legal ve illegal yapılanmalarının tamamını fesih edilmesi gerektiğini ve silah bırakmasının daha bu sürecin başında ifade ettiklerini hatırlatan Çelik, "Bunun dışındaki yaklaşımlar olursa Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge sürecine zarar verir. Terörsüz Türkiye süreciyle Terörsüz Bölge süreci iki ayrı süreç değildir, bunlar entegre süreçlerdir. Çünkü bunlar ülkemize dönük terör tehdidi topraklarımızın içinde gerçekleştiği gibi asıl merkezleri topraklarımızın dışındaki ülkelerdir. O ülkelerde ki otoriteler bunu bu tehdidi bertaraf edecek bir irade ortaya koymayınca Türkiye Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler şartının kendisine verdiği yetki çerçevesinde bu terörle mücadelesine uluslararası hukuka uygun olarak sürdürmüştür. Dolayısıyla Terörsüz Türkiye’yle Terörsüz Bölge sürecini birbirinden ayırmaya çalışmak sağlıklı bir yaklaşım değildir" değerlendirmelerinde bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Yüzünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacaktır" sözlerine dikkat çeken Çelik, "Silah bırakmaktan kaçınmak, Suriye’deki merkezi yapıyı sabote edecek davranışlar içerisine girmek ve Türkiye’deki Terörsüz Türkiye sürecinden ve Terörsüz bölge sürecinden kendisini ayrıştırmak kendisine başka bir pozisyon belirlemek bununla birlikte silahlanmak şeklindeki davranışların bütün bu sürece karşı davranışlar olarak kodlanması gerektiğini değerlendiriyoruz" dedi. Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamaların son derece önemli olduğuna dikkat çeken Çelik, " Şimdi burada bunları söylediğimiz zaman birileri tutuyor. İşte diyor ki Kürtlerin kazanımlarına karşı bir şeyler söylüyorsunuz. Hayır. Hiçbir terör örgütünün varlığı ya da hiçbir terör örgütünün birileri tarafından desteklenmesi Kürtlerin kazanımı değildir. Türklerin kazanımı değildir. Arapların kazanımı değildir. Sünnilerin kazanımı değildir. Alevilerin kazanımı değildir. Dürzilerin, Nusayrilerin, Şiilerin hiç kimsenin kazanımı değildir. Hiç kimse herhangi bir terör örgütünün varlığını ya da birileriyle iş tutmasını kendi kimliğinin kendi aidiyetinin, kendi mensubiyetinin kendi siyasal kimliğinin, etnik kimliğinin, mezhebi kimliğinin kazanımı olarak görmemelidir. Terörün kimseye kazandıracağı bir şey yoktur. Aslında herhangi bir terör örgütü ben şu mezhepten gruplar ya da bu etnik gruptan gruplar adına onların hakları adına savaşıyorum dediğinde mücadele ediyorum dediğinde aslında bunu binlerce kere Orta Doğu’da gördük. Bunların hepsi bir takım emperyalist planların bugün bunun yerini bir takım siyonist planlar almıştır. Onların taşeronu olarak hareket etmek anlamına gelir. Biz terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecini sonuca erdirmekte, bunu hedeflerine ulaştırmakta kararlıyız. Buna dönük olarak bir takım devletlerin örtülü operasyonlarını görüyoruz. Silah bırakması gerekenlerin bir takım zikzak açıklamalarının arkasındaki organizasyonları görüyoruz. Onun için bir kere daha ifade ediyoruz. Hem ülkemizin kazanımı için ülkemizdeki herkesin kazanımı için. Hem de bölgemizdeki yakın bölgemizdeki Türklerin, Arapların, Kürtlerin, Sünnilerin, Alevilerin, Şiilerin, Nusayrilerin, Dürzilerin, Yezidilerin, herkesin kazanımı için terör örgütlerinin silah bırakması ve terör gündeminin ortadan kalkması gerekir. Biz bunu net bir şekilde büyük bir Türkiye içerisinde demokrasiyle Türkiye’nin içerisinde bir takım reformlarla büyük yollar aldık. Büyük mesafeler kat ettik. Yıllar içerisinde. Dolayısıyla hak ve özgürlükler konusundaki eksikliklerin giderilmesi süreci her zaman dinamik bir süreçtir. Ama bu süreçlerin terör örgütlerinin meşruiyet kazanması ya da bir takım arkasındaki organizasyonları net şekilde gördüğümüz bir takım bölgedeki hareketliliklerin kendisine yerleşik alan bulması şeklinde ajandalara sahip olmaması gerekir" şeklinde konuştu. "Terörsüz Türkiye’ye ulaşma hedefinde esas bunun şemsiyesi tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak ülkesidir" Terörsüz Türkiye sürecinde vatandaşların müsterih olmasını gerektiğini belirten Çelik, "En baştan itibaren söyledik. Bu meselelere bakışımız Terörsüz Türkiye’ye ulaşma hedefinde esas bunun şemsiyesi tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak ülkesidir. Bunlardan taviz yoktur. Bunlarla ilgili bir pazarlık yoktur. Bunlarla ilgili bir müzakere yoktur. Devletin nitelikleriyle ilgili ve milletin değerleriyle ilgili herhangi bir pazarlık söz konusu değildir. Aynı şekilde biz komşumuz Suriye’nin egemen bir devlet olarak toprak bütünlüğüne sahip tek tek ülke tek Suriye ve tek ordu temelinde geleceğe bakmasının şimdiye kadar ki yaşanmış deneyimler çerçevesinde en doğrusu olduğunu düşünüyoruz. Hem bu Suriye kardeş Suriye halkı için hem kardeş Suriye devleti için. Hem Türkiye’nin milli güvenliği için en doğru yol haritasıdır. Bunun dışına çıkan yaklaşımların bizim tarafımızdan tabii ki olumlu görünmesi herhangi bir şekilde söz konusu olmayacaktır. Mümkün değildir" dedi. SORU CEVAP "Türkiye Yüzyılı" buluşmaları kapsamında yapılan anketler ve o anketlerde "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin toplumdaki bakış açısı ve tablonun sorulması üzerine Çelik, "Biz vatandaşlarımızla buluşuyoruz, vatandaşlarımızın tabii ki soruları oluyor cevap vermekle mükellefiz. Kaygıları oluyor. Vatandaşlarımızın soruları oluyor, kaygıları oluyor, vatandaşlarımızın eleştirileri oluyor, geleceğe dönük uyarları oluyor. Hepsini not ediyoruz, başımızın üstünde yeri var. Çünkü memleketin sahibi ve bütün bu süreçlerin sahibi millettir. Ve gittiğimiz yerlerde bu sorulara tabii ki açık yüreklilikle cevap veriyoruz. Her yerde veriyoruz. Kameraların önünde de veriyoruz. Ama aynı zamanda vatandaşlarımızın Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Sayın Bahçeli’ye dönük yüksek güvenlerini de görüyoruz. Onların yanlış yapmayacağını, devlet ve millet aleyhine herhangi bir işe izin vermeyeceğini net bir şekilde vatandaşlarımızın vurguladıklarını da görüyoruz. Bu süreçler doğası gereği işin içinde siyasetin olduğu, devlet kurumlarının çalıştığı, sahada bir sürü gelişmenin olduğu süreçler. Tabii ki bir takım başka devletlerin sabotajlarına da dikkat etmek gerekiyor. Geçmişte de bu tecrübeleri yaşadık. Bu açılardan baktığımızda biz çok yönlü, çok kapsamlı, iyi çalışılmış, tarihi dersleri çıkarılmış, bundan sonrası nereye gitmesi gerektiği konusunda kafamızın berrak olduğu, hem askeri boyutunun, hem istihbari boyutunun, hem siyasi boyutunun, hem toplumsal boyutunun çok yönlü olarak ele alındığı bir süreçtir" şeklinde cevap verdi. Bir gazetecinin, PYD yöneticisi Salih Müslimin "Yeni Suriye hükümeti Ademi merkeziyetçilik reddedilirse bağımsızlık talep etmek zorunda kalacağız" açıklamasına ilişkin Çelik şu şekilde cevap verdi: "Yakın zamanda PYD yöneticisi Salih Müslüm’ün bahsettiği açıklamasını gördüm. Önceki açıklamalarıyla birleşik bir açıklama. Biz dediğimiz gibi Şam’daki merkezi hükümetle çatışma şeklindeki bir tutumun terörsüz bölge’ sürecine karşı bir tutum olduğunu değerlendiriyoruz. Aynı şekilde PYD’nin SDG’nin silah bırakmasına yani Suriye PKK’sının silah bırakmasını engellemeye çalışanların bu terörsüz bölge ve ’Terörsüz Türkiye’ sürecine karşı bu gün sayın Bahçeli’nin açıklamasında da var, bu işi geciktirmeye, zamana oynamaya ve sulandırmaya dönük bir yaklaşım olduğunu görüyoruz. Tabi o açıklamada zaman zaman biliyorsunuz bu teröre destek verenler bir takım meşru kavramları tüketim malzemesi olarak kullanırlar. Aslında Ademi Merkeziyetçilik diye bahsettiği şey bir Ademi Merkeziyetçilik değil. Ademi Merkeziyetçilik dediğinin fiili karşılığını ne olduğunu bilecek milli güvenlik bilincine sahibiz. Onun Ademi Merkeziyetçilik dediği şey bizim açımızdan terör devletçiğidir. Dolayısıyla terör devletçilerine müsaade etmeyeceğimizi geçmişte Cumhurbaşkanımız bir gece ansızın gelebiliriz mottosuyla ifade etmişti. Biz bir devlet politikası olarak ve bütün siyasi partilerin katılımıyla yüce mecliste kurulmuş bir komisyonla bu sürecin ’Terörsüz Bölge’ ve ’Terörsüz Türkiye’ sürecinin hedefine ulaşması için bu gayreti gösteriyoruz." "Terörsüz Türkiye" sürecini sabote etmek isteyen bazı devletler olduğunu gördüklerini ifade eden AK Parti Sözcüsü Çelik, şu ifadeleri kullandı: "Özellikle siyonist soykırımcılık bu süreci sabote etmek istiyor. Birisi çıkıp da burada ben Ademi Merkeziyetçilik falan diyerekten esasında altyazısında terör devletçiği olan bir yaklaşım ortaya koyarsa biz bunun ne olduğunu görecek tecrübeye sahibiz. Üzerinde çok düşünmemize bile gerek yok. Bir saniye içerisinde bunu teşhis ederiz. Onun için bizim bu uyarları yaptığımız zaman birileri tutup bir abrakadabra yapıyor ya da siyasi manipülasyon yapıyor kürtlerin kazanımları tehdit ediliyor diye herhangi bir terör örgütünün kazanımı kürtlerin kazanımı değildir. Birisi PKK’nın kazanımından bahsediyorsa birisi SDG’nin kazanımından bahsediyorsa bunun bir başkasının DAEŞ’ın kazanımından bahsetmesinden bir farkı yoktur. Dolayısıyla esas mesele terörden kurtulmaktır. Burada da herhangi bir terör örgütünün mazur görmeye ona kadar mazeret üretmeye dönük yaklaşımlar doğru yaklaşımlar değildir. Nitekim bazı devletler adına konuşanların da üslup değiştirdiğini görüyoruz. Geçmişte tek Suriye’yi savunurken bugün federasyonun bir tık altı diye melez bazı ifadeler kullanıyorlar. Bunların hepsi yanlış ifadelerdir. Bunlar Suriye’nin kuzeydoğusunda SDG aşağıda bir takım ayrılıkçı Dürziler ki Dürzilerin genelini temsil etmiyor. Batı tarafında da yine arkasında başka organizasyonlar olan Suriye’deki Alevi kardeşlerimiz Nusayri kardeşlerimiz adına hareket ettiğini söyleyen bir takım başka odaklar Suriye’de bir kaos stratejisinin peşinde koşuyorlar. Bunu net bir şekilde görüyoruz." CHP’nin İstanbul Kongresi’nin İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından iptal edilmesine ilişkin Çelik, şunları söyledi: "Bunu herhangi bir şekilde değerlendirmedik. Nihayetinde mahkeme ile ilgili bir süreç orada sadece bazı yayınlarda kayyum atandı falan deniyor. Halbuki yerli süreci gördüğümüz kadarıyla devam ediyor. İhtiyati tedbir kararı almış orada mahkeme ve daha önceki bir CHP il yönetimini tekrar atamış. Bir öncekinde siyasi yasaklık durumu olduğu içindir belki o. Onu mahkemenin nasıl takdir ettiğini bilemiyorum ama bu ihtiyati tedbir olarak gündeme gelmiş bir şey. Biz siyasi partilerin bu şekilde gündeme gelmesini istemeyiz ama siyasi partiler açısından herhangi bir usulsüzlük varsa da bunu mahkemenin tespit etmesi ve bununla ilgili adım atması da işleyen yargı süreciyle ilgilidir. O bakımdan onunla ilgili herhangi bir detay değerlendirme yapmamız doğru değil ama görüldüğü kadarıyla CHP yönetimi alınmış ve daha önceki bir CHP il yönetimi oraya ihtiyati tedbir açısından kayyum olarak değil koyulmuş yani yargı süreci devam ediyor. İtiraz süreci, devam ediyor biz de onu takip ediyoruz."(MKM-