POLİTİKA
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 17:50 Okul saldırılarını araştırmak için kurulan komisyon çalışma takvimini görüşmek üzere toplandı TBMM Şanlıurfa ve Kahramanmaraş Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu, çalışma takvimini görüşmek ve konuya ilişkin görevlendirilecek uzmanların belirlenmesi amacıyla ikinci kez toplandı. TBMM Şanlıurfa ve Kahramanmaraş Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu, AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplandı. Komisyon üyesi milletvekilleri çalışma takvimini görüşmek ve konuya ilişkin görevlendirilecek uzmanların belirlenmesi amacıyla bir araya geldi. Komisyonun açılışında konuşan Beyazıt, "Komisyonun gerek görmesi halinde komisyon olarak oluşturulacak alt komisyonlar marifetiyle mahallinde inceleme ve araştırma yapması, komisyon toplantılarında yine çalışmalarını tam tutanak olarak tutması, komisyonun öngördüğü çalışmaları kamuoyuna duyurabilmek amacıyla internet sitesi kurulması ve e-posta adresleri alınması, komisyon süresince ilgili kurum ve kuruluşlardan konuyla ilgili uzman görevlendirilmesine ilişkin işlemlerin ve yazışmaların yapılması, davet edilecek kişi ve kurumların tespiti hususlarında Komisyon Başkanlığının yetkili kılınması, Ankara dışında yapılacak Maraş’ta ve Urfa’daki inceleme ve çalışmalar için belirlenecek komisyon uzmanları ile kamu kurum ve kuruluşlarından görevlendirecek personelin katılması, rapor yazımında Komisyon Başkanı redaksiyon yetkisi verilmesi, Ankara’da yapılan Komisyon toplantılarına bilgi vermek üzere çağrılan davetlilerin ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının görevlendirilmesi gibi kararlar alınmıştır" dedi. "Konuyu aile, okul ve eğitim, dijital riskler ve psikolojik boyutlarıyla bütüncül açıdan ele almamız gerekmektedir" Komisyonun internet sitesinin kurulması ve e-posta adresinin alınmasının bu hafta içinde tamamlanacağını ifade eden Beyazıt, "Bu toplantımızdan itibaren Komisyon toplantılarında ve Ankara dışı çalışmalarda tam tutanak tutulacaktır. Sizin de katkınızla Komisyon süresince ilgili kurum ve kuruluşlardan konuyla ilgili uzman görevlendirilmesine ilişkin çalışmalar devam edecektir. Ankara dışında yapılacak inceleme çalışmalarında belirlenecek komisyon uzmanları ile kamu kurum ve kuruluşlarından görevlendirilecek personelin katılması için Meclis Başkanının oluru alınmıştır. Konuyu aile, okul ve eğitim, dijital riskler ve psikolojik boyutlarıyla bütüncül açıdan ele almamız gerekmektedir. Çocuk ve gençlerin, ailenin, okulun ve artık giderek gelişen ve yaygınlaşan dijital mecraların bir parçası ve birleşeni olduğunu kabul etmeliyiz. Söz konusu elim hadiselerden yola çıkarak tüm bu ilişkilerde çocuklarımızın nasıl etkilendiğini, bu etkilerin sonuçlarını ve olası olumsuz sonuçlarının nasıl önlenebileceğini yasaklayan ve kısıtlayan bir yaklaşımdan ziyade düzenleyici, destekleyici ve yönlendirici bir rapor sunmak Komisyonumuzun en önemli görevlerindendir" diye konuştu. Komisyon toplantısı haftaya Çarşamba günü tekrar toplanmak üzere kapandı.
"Savunma sanayinde çalışanların yüzde 55-60’ı teknisyen ve operatörler olacak"
24 Ekim 2025 Cuma - 10:36 "Savunma sanayinde çalışanların yüzde 55-60’ı teknisyen ve operatörler olacak" Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hakan Karataş, seri üretime geçecek projeler ile birlikte savunma sanayinde çalışanların yüzde 55-60’ının teknisyen ve operatörlerden oluşacağını belirterek, "Savunma sanayimiz yüzde 100 yerli olana kadar hem kendi hem de dost ve müttefik ülkelerimizin ihtiyaçları, yeri geldiğinde bize ihtiyaç duyan NATO ve Avrupa Birliği ülkelerinin ihtiyaçları için üretmeye devam edeceğiz" dedi. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hakan Karataş, geçtiğimiz gün, Milli Yetkinlik Hamlesi Projesi kapsamında hayata geçirilen ’ELMAS Programı’nın tanıtımı için Adana’ya geldi. Prof. Dr. Hakan Karataş, tanıtım toplantısının ardından İhlas Haber Ajansı’na özel açıklamalarda bulundu. "Çalışan sayısı 90 binden 158 bine çıkacak" Milli Yetkinlik Hamlesinden bahseden Prof. Dr. Hakan Karataş, projeler ile birlikte savunma sanayinde çalışan sayısının 90 binden 158 bine çıkacağını anlatarak, "Milli Yetkinlik Hamlesi, savunma sanayimizin yetenek yönetimiyle ilgili bir projesi. Savunma Sanayi Başkanlığımızın işi koordine ettiği bin 400 proje yönetiliyor. Bunlardan bir tanesi yetenekle, insanla ilgili. 1 yıl öncesinde Cumhurbaşkanımızın onayıyla Milli Yetkinlik Hamlesi projesini başlattık. Lise öğrencilerinden üst düzey yöneticilere kadar, savunma sanayinde şu anda operasyonlarda çalışan ya da çalışmaya aday olan bütün katmanların yetenek veya yetkinlik farkındalığını oluşturmak, yeni yetkinlik setleri kazandırmayı amaçlıyoruz. 12. Kalkınma Planı’nda savunma sanayinin bu büyüme hızıyla şu anda 90 bin olan çalışan sayısı, 158 bin olacak" ifadelerini kullandı. "Savunma sanayinde çalışanların yüzde 55-60’ı teknisyen olacak" ELMAS Programı’yla savunma sanayinin ihtiyacı olan teknisyen ve operatörlerin yetiştirileceğinden bahseden Prof. Dr. Karataş, "Meslek lisesi öğrencilerinin mesleki ve teknik gelişimini kazandıracak yeni bir model önermeye çalışıyoruz. Buradaki amacımız, savunma sanayimizin yüzde 45’i operatör ve teknisyen rolünde. Seri üretime girecek bizim bütün platformlarımızdan sonra birkaç yıl içerisinde savunma sanayinde çalışanların yüzde 55-60’ının teknisyen ve operatörler olacağını öngörüyoruz. Bu boşluğu dolduracak, savunma sanayi platformları seri üretime girdiğinde kaliteyi yakalayacak beceriyle sahip teknik elemanlar yetiştirmeyi hedefliyoruz. Şu anda 12 il ve o illerde pilot okullar belirledik" diye konuştu. "Ciddi bir dönüşüm sürecindeyiz" Savunma sanayinin ürettiği ürünlerin katma değerinin yüksek olduğunu, ihracata ciddi katkılar sağladığını belirten Prof. Dr. Karataş, daha sonra şunları söyledi: "Savunma sanayinde bin 400’e yakın proje yürütülüyor ve doğrudan savunma sanayine çalışan 3 bin 500 şirket var. 90 binin üzerinde çalışan var ve 7.1 milyar dolara gelmiş ihracat, üretim hacmi ve insan envanteriyle birlikte muazzam bir noktaya geldik. Geçtiğimiz yıl yapılan ihracatın da yüzde 55’ini sadece Orta Doğu, Uzak Doğu ülkelerine değil NATO ve Avrupa Birliği ülkelerine yaptık. Bu bizim ülkelerimizin, platformlarımızın ne kadar geçerlilik sağladığını bize gösteriyor. Savunma sanayimizin önü çok açık. Cumhurbaşkanımızın iradesiyle yüzde 20’den yüzde 83 yerli ve milliliğe ulaştık. Özgür ve özgün projeler tasarlayıp hayata geçiriyoruz. Bundan sonra da savunma sanayimiz yüzde 100 yerli olana kadar hem kendi hem de dost ve müttefik ülkelerimizin ihtiyaçları, yeri geldiğinde bize ihtiyaç duyan NATO ve Avrupa Birliği ülkelerinin ihtiyaçları için üretmeye devam edeceğiz. Ciddi bir dönüşüm sürecindeyiz. Tasarım ve proje yapan bir sektörden bunu kaybetmeden seri üretime geçen bir dönemdeyiz. Gittikçe savunma sanayimiz büyüyecek, ülkemiz her alanda büyüyor bu rakamları da vatandaşlarımıza duyuracağız."
Bakan Tekin: "Sınavlarda yapay zeka destekli açık uçlu sorular olacak"
24 Ekim 2025 Cuma - 00:42 Bakan Tekin: "Sınavlarda yapay zeka destekli açık uçlu sorular olacak" Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, ’Bilişim ve Teknoloji Çağında Milli Eğitim Altyapısında Hedeflenen Dönüşüm ve Yenilikçi Yaklaşımlar’ isimli programa katıldı. Programda konuşan Tekin, "TÜBİTAK’la beraber yapay zeka destekli açık uçlu soruların değerlendirilmesiyle ilgili proje geliştiriyoruz. Bir sürü yapay zeka destekli projemiz var" dedi. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Sarıyer’de bir otelde düzenlenen ’Bilişim ve Teknoloji Çağında Milli Eğitim Altyapısında Hedeflenen Dönüşüm ve Yenilikçi Yaklaşımlar’ adlı toplantıya katıldı. Toplantıda konuşan Tekin, "Ben şunun da altını çizerek söylüyorum. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde bu kadar üzerinde uzlaşı ile alınan karar alınan dönem çok az olmuştur. Şimdi birkaç şey altını çizmek istiyorum. Bu rakamlar mutlaka çok farklı yerlerde görmüşsünüzdür ama ben Ne kadar nasıl bir kitle ile karşı karşıya olduğumuzu veya ne nasıl bir büyüklükle karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek için söylüyorum şuan 1 milyon 238 bin 695 öğretmenimiz var. Yani 86 milyon üzerinden düşündüğümüzde her 80 kişiden bir tanesi bizimle. Bizimle çalışan arkadaşımız. Çok büyük bir rakam yaklaşık 18 milyon öğrenci ve sadece okul olarak hizmet veren diğer kurumları saymıyorum özel okul ve genel müdürlüğümüz bünyesinde kurulan diğer kurum türlerinden bahsetmiyorum. Diğer kurumlardan bahsetmiyorum sadece okullar olarak baktığımızda 75 bin tane tüzel kişiliği okulumuz var ve 761 bin dersliğimiz var Bunu niye söyledim? Bu rakam bizim açımızdan karar alırken yararlarımızı hayata geçirirken ne kadar büyük bir ailenin içerisinde olduğumuzu ve attığımız her adımı kılı kırk yararak attığımızın farkında olmamız veya büyük bir farkında olunması için söyledim" şeklinde konuştu. "Dünyanın en gelişmiş eğitim sistemlerinden biri EBA" Dünyanın en gelişmiş eğitim sistemlerinden biri EBA olduğuna değinen Bakan Tekin, "Sayın Bülent Ecevit’in Başbakanımız döneminde 2002 yılında bir proje başlatıldı. Cumhuriyetin 100’üncü yılına öğretmen arkadaşlarımız, idareci arkadaşlarımız, eğitimle ilgili kişiler görev başında olacak bakanlara mektuplar yazmışlar. Bu mektuplar 2023 yılında bize ulaştırdı. Mesela teknolojiyle ilgili öğretmen arkadaşlarımızın o tarihte söylediği şey inşallah günün birinde cumhuriyetin yüzüncü yılında okulumuzda birer tane bir her okulda birer tane bilgisayar oluştu. Yani iki bin iki yılındaki öğretmenlerimizin bu anlamdaki şeyi bu. Bugün geldiğimiz noktada bilgisayarı geçtim. 65 bin okulumuzda etkileşimli tahtalar var. Çocuklarımız, gençlerimiz, öğretmenlerimiz internete bağlı etkileşimli tahtalarla Herhangi bir konuyu dünyanın herhangi bir yerindeki bir öğretmenin ya da Türkiye’nin herhangi bir tarafındaki bir öğretmenimizin farklı anlatımıyla kullanabilecek, öğrenebilecekleri bir düzeye getirdik. Dünyanın en gelişmiş eğitim sistemlerinden biri ise EBA. Sadece materyal açısından değil eğitici videolar açısından da öğrencilerimizin eğitimine katkı sağlıyor. Sürekli kendisi geliştiren, güncelleyen bir sistem" diye konuştu. "Yapay zeka destekli açık uçlu sorular olacak" Test sorularının eleştirildiğini açık uçlu soruların yapay zeka destekli olarak sınavlarda sorulacağını söyleyen Tekin, "Türkiye’de ilk defa bakanlık destek programı kurduk. Kurduğumuz mekanizmada devletin farklı birimlerinden bilgileri anında çekebiliyoruz kararımızı rasyonelize edebiliyoruz. Eğitimde yapay zeka uygulamalarıyla ilgili uluslararası arenada nelerin olduğunu çok yakın takip üzere bakanlığımızla ve bu anlamda bakanlık bünyesindeki gelişmeleri yürütmek üzere bir daire başkanlığı oluşturduk. Bütün bu süreci Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü’müz bünyesinde Yapay Zeka ve Büyük Veri Uygulamaları Daire Başkanlığı’mız var. Bütün bu bahsettiğim süreçteki yapay zeka uygulamalarını koordine eden, geliştirmeye çalışan bir daire burası. Burası sayesinde bir çok şey yapıyoruz. Test sınavlarının bir an önce kalkması gerektiğini herkes söylüyor ama açık uçlu sorunların objektif değerlendirilmesiyle ilgili hepimizin zihninde tereddütler oluşuyor. Dolayısıyla biz TÜBİTAK’la beraber yapay zeka destekli açık uçlu soruların değerlendirilmesiyle ilgili proje geliştiriyoruz. Bir sürü yapay zeka destekli projemiz var. Bakanlığımız bu anlamda Türkiye’deki yapay zeka politika belgesini ve buna bağlı olarak eylem planını ilk defa oluşturan bakanlık. Bu da bizim açımızdan çok önemli" ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Kişi başına düşen milli gelirin 2026 yılında ise 18 bin 621 dolar seviyesine çıkması beklenmektedir"
23 Ekim 2025 Perşembe - 23:40 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Kişi başına düşen milli gelirin 2026 yılında ise 18 bin 621 dolar seviyesine çıkması beklenmektedir" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Kişi başına düşen milli gelirin 2026 yılında ise 18 bin 621 dolar seviyesine çıkması beklenmektedir" dedi.Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında toplanan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’nin sunuşunu gerçekleştirdi.Bütçenin yaklaşık çeyrek asırdır aralıksız hizmet eden AK Parti Hükümetlerinin hazırladığı 24’üncü, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin ise 8’inci bütçesi olarak siyasi istikrarın en güçlü nişanelerinden birisi olduğunu dile getiren Yılmaz "2026 yılı bütçesi, aynı zamanda, Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda hazırlanan 3’üncü bütçemizdir. Ülkemizin ekonomik ve sosyal kazanımlarının temelinde son 23 yıldır sağladığımız bu güçlü siyasi istikrar ve güven yer almaktadır. Vatandaş ve hizmet odaklı yaklaşımla hazırlanan 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi bir ‘istikrar ve refah’ bütçesidir. Bütçemiz, yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı destekleyerek; kalıcı istikrarı, kapsayıcı kalkınmayı ve refahı toplumun tüm kesimlerine yaymayı hedeflemektedir. Hazırlanan bütçe teklifinde, toplumun hiçbir kesimi dışlanmadan; her bir vatandaşımızın büyümenin sağlayacağı imkânlardan adil biçimde yararlanması esas alınmıştır. Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Programımız ışığında; fiziki altyapının güçlendirilmesi, beşeri sermayenin geliştirilmesi ve üretken kapasitenin artırılması, bu yılki bütçe teklifimizin ana eksenini oluşturmaktadır. Bu anlayışla, kadını, erkeği, çocuğu, genci ve yaşlısı, işçisi, memuru, çiftçisi, esnafı ve sanayicisiyle, çalışanı ve emeklisiyle milletimizin tüm fertlerinin ihtiyaçlarının hakkaniyetli bir şekilde gözetilmesi, bu bütçede de en temel düsturumuzdur" ifadelerini kullandı."Politika belirsizlikleri kısmen azalmış olsa da halen yüksek seyretmektedir"Küresel ticarette korumacılık eğilimlerinin ve ABD’nin tarife artışlarıyla başlayan süreçte, politika belirsizliğinin tarihi zirvelere ulaştığını söyleyen Yılmaz "Ticaret rotalarını değiştirecek ve arz güvenliği endişelerini gündeme taşıyacak yeni bir dönüşümü tetiklemiştir. Bu çerçevede, ticaret diplomasisi, dost ve müttefik ülkelere yönelim ile tedarik ağlarında bölgeselleşme eğilimleri hız kazanmaktadır. 2025 yılının ikinci yarısında ikili ticaret görüşmelerine bağlı olarak politika belirsizlikleri kısmen azalmış olsa da halen yüksek seyretmektedir. Belirsizlikler piyasalarda oynaklıklara ve maliyet artışları gibi olumsuzluklara neden olurken süregelen jeopolitik gerilimler, küresel ticaret artışını baskılamaktadır. 2022 yılında başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı’nda barışın tesis edilememesi ve Orta Doğu’da 2023 yılı sonlarında tırmanan gerilimler, 2025 yılı ortasında İran ve İsrail arasındaki ’On İki Gün Savaşı’ gibi jeopolitik hadiseler, enerji ve gıda arz güvenliği üzerinde ciddi baskı oluşturmuştur. Söz konusu gelişmeler, küresel tedarik zincirlerinde aksamalara ve navlun maliyetlerinde de dönemsel artışlara yol açmıştır. Jeopolitik risklerin enerji fiyatlarını geçici olarak yukarı çektiği bu süreçte, küresel enflasyonda sağlanan iyileşme kırılgan hale gelmiştir" dedi."2025 yılında küresel enflasyon yüzde 4,2’ye, 2026 yılında ise yüzde 3,7’ye gerileyecektir"2026 yılına girilirken küresel iktisadi faaliyet, hizmet sektörünün desteğiyle ılımlı seyrini sürdürdüğünün ifade eden Yılmaz "Ancak yüksek faiz oranları, zayıf yatırım iştahı ve ticaret politikalarındaki belirsizlikler, büyüme hızını sınırlamaktadır. 2025 yılında yüzde 3,2 olarak gerçekleşmesi beklenen küresel ekonomik büyümenin 2026 yılında yüzde 3,1’e gerilemesi tahmin edilmektedir. Bu görünüm, salgın sonrası dönemde küresel büyümenin ılımlı ancak istikrarlı bir patikada ilerlediğine dair söylemi yinelemektedir.2025 yılı başında ABD’nin geniş kapsamlı artan tarifeleri, küresel ticaret hacmine yönelik beklentileri olumsuz etkilemiş, yıl ortasından itibaren ise ivme kaybı yaşanmıştır. Bununla birlikte tarife belirsizliği nedeniyle öne çekilen ithalat talebi ticaret hacmine geçici bir ivme sağlamıştır. Bu etkilerin birbirlerini dengelemesi sonucunda küresel ticaretin 2025’te yüzde 3,6 oranında artması, 2026’da ise ithalat talebindeki geçici yükseliş etkisinin ortadan kalkmasıyla birlikte yavaşlayarak yüzde 2,3 oranında büyümesi beklenmektedir. Küresel enflasyon, 2023 yılında baz etkisi ve emtia fiyatlarındaki ılımlı görünümle belirgin şekilde düşmesinin ardından, 2024 yılında hizmet fiyatları kaynaklı olarak, hedeflenen seviyelerin üzerinde, yüzde 5,8 olarak gerçekleşmiştir. IMF tahminlerine göre, 2025 yılında küresel enflasyon yüzde 4,2’ye, 2026 yılında ise yüzde 3,7’ye gerileyecektir" şeklinde konuştu."Enflasyonun, 2025 ve 2026 yıllarında sırasıyla yüzde 5,3 ve yüzde 4,7 seviyelerinde gerçekleşmesi öngörülmektedir"Gelişmiş ekonomilerde enflasyonun 2024’te ortalama yüzde 2,6 olduğunu belirten Yılmaz, "2025’te yüzde 2,5, 2026’da ise yüzde 2,2 düzeyinde beklenmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde ise 2024 yılında yüzde 7,9 oranında gerçekleşen enflasyonun, 2025 ve 2026 yıllarında sırasıyla yüzde 5,3 ve yüzde 4,7 seviyelerinde gerçekleşmesi öngörülmektedir. Bu gelişmede küresel enerji fiyatlarında düşük talep ve arzı artırıcı kararların etkisiyle izlenen ılımlı seyir etkili olmaktadır. Küresel enflasyonda son yıllarda elde edinilen kazanımlara rağmen mevcut belirsizlikler ve kırılganlıklar nedeniyle küresel enflasyonun gündemdeki yerini önümüzdeki yıllarda da koruması beklenmektedir. Küresel görünümünün ardından Türkiye ekonomisine ilişkin son dönemlerdeki gelişmeleri sizlerle kısaca paylaşmak istiyorum. 2024 yılı boyunca, küresel düzeydeki dezenflasyon odaklı sıkılaşmanın dış talepte neden olduğu zayıflama ve jeopolitik gerilimlere karşın, Türkiye ekonomisinde ılımlı büyüme görünümü sürdürülmüştür. Deprem bölgesinde devam eden yeniden yapılanma adımlarıyla iktisadi faaliyet desteklenmiş, yıl genelinde büyümenin itici gücü olarak inşaat dâhil hizmetler sektörü öne çıkmıştır. Küresel şartların baskısına rağmen sanayide pozitif görünüm korunmuş, tarımda ise uzun dönem eğilimlerinin üzerinde bir performans kaydedilmiştir. Böylece büyüme kompozisyonu daha dengeli bir yapıda ve fiyat istikrarını önceleyen politika çerçevesiyle uyumlu bir patikada seyretmiş, 2024 yılı genelinde yüzde 3,3 oranında gerçekleşmiştir. Küresel ölçekte Kovid-19 salgınıyla başlayan, ardından jeopolitik gerilimler, enerji ve gıda krizleri ile tedarik zinciri sorunlarıyla derinleşen çok yönlü sınamalara rağmen, Türkiye ekonomisi istikrarlı büyümesini koruyarak, küresel ekonomide olumlu şekilde ayrışmıştır" dedi."Ekonomik büyüklüğümüz 2024 yılı itibarıyla 1,3 trilyon doların üzerine çıkmıştır"Dünya ekonomisinin 2020-2024 döneminde birikimli olarak yüzde 15,1 oranında büyüme kaydettiğinin altını çizen Yılmaz, "Türkiye ekonomisi aynı dönemde birikimli olarak yüzde 30,3 oranında büyümüştür. Yıllık ortalama büyüme açısından bakıldığında ise küresel büyüme yüzde 2,9 oranında gerçekleşirken Türkiye’nin büyüme performansı yüzde 5,4 ile dünya ortalamasını neredeyse ikiye katlayarak ülkemizin güçlü kalkınma kapasitesini ve sürdürülebilir büyüme vizyonunu açık bir biçimde ortaya koymuştur. Türkiye, küresel rekabet gücünü artırma yönündeki kararlılığını sürdürmekte olup bunun somut bir göstergesi olarak milli gelirimiz artmaya devam etmektedir. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılı itibarıyla ilk defa 1 trilyon dolar eşiğini aşan ekonomik büyüklüğümüz, 2024 yılı itibarıyla 1,3 trilyon doların üzerine çıkmıştır. Güncel tahminlere göre, 2025 yılında Türkiye ekonomisinin dünya ekonomileri sıralamasında geçen seneye göre bir basamak yükselerek 16’ncı büyük ekonomi olması beklenmektedir. Satın Alma Gücü Paritesi cinsinden GSYH büyüklüğüne göre ise ülkemizin dünyanın en büyük 11’inci, Avrupa’nın en büyük 4’üncü ekonomisi konumunda yer alması öngörülmektedir" diye konuştu."2025 yıl genelinde büyümenin OVP ile uyumlu, dengeli bir kompozisyonla yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesi öngörülmektedir"Küresel ölçekte enflasyonla mücadelede uygulanan sıkı politikaların dış talebi zayıflatan etkisinin 2025’te artan belirsizliklerle birlikte sürdüğünü aktaran Yılmaz, "Bu konjonktürde, 2025’in ilk yarısında Türkiye ekonomisinde dezenflasyon süreciyle uyumlu ve dengeli bir görünümle büyüme yüzde 3,6 oranında gerçekleşmiştir. Büyümenin bileşenlerine bakıldığında, 2025 yılının Ocak-Haziran döneminde sanayi sektörü bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla ivme kazanarak yüzde 2,1 artışla büyümeye pozitif katkı sunarken hizmetler sektörü, yüzde 4,3 oranında yıllık artışla büyümenin ana sürükleyicisi olmaya devam etmiştir. Öte yandan, inşaat yatırımlarının öncülüğünde toplam sabit sermaye yatırımları aynı dönemde yüzde 5,3 artarak büyüme dinamiklerini desteklemiştir. Tarım sektörünün büyümeye katkısının yıl içinde yaşanan zirai don ve kuraklık gibi zorlu iklim şartlarının etkisiyle sınırlı kalması beklenmektedir. Bu görünüm doğrultusunda, 2025 yıl genelinde büyümenin OVP ile uyumlu, dengeli bir kompozisyonla yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesi öngörülmektedir. Böylelikle ülkemizin kesintisiz büyüme süreci 16’ncı yılına taşınmış olacaktır. 2026 yılında ise küresel belirsizliklere rağmen, ekonomide güçlü politika eşgüdümüyle sağlanan öngörülebilirlik ve enflasyonda kalıcı düşüşle birlikte, yatırım ve verimlilik artışlarının desteklenmesi, üretim ve talep yönüyle dengeli görünümün korunarak yüzde 3,8 oranında büyüme kaydedilmesi hedeflenmektedir" dedi."Kişi başına düşen milli gelirin 2026 yılında ise 18 bin 621 dolar seviyesine çıkması beklenmektedir"Türkiye ekonomisinde son dönemde gözlenen büyüme performansının kişi başına düşen milli gelire de yansıdığını söyleyen Yılmaz, "2024 yılı itibarıyla 15 bin 325 dolar olarak gerçekleşen kişi başına düşen milli gelirin, 2025 yılında 17 bin 748 dolara, 2026 yılında ise 18 bin 621 dolar seviyesine çıkması beklenmektedir. Orta Vadeli Program dönemi sonunda ise 21 bin dolara yaklaşması hedeflenmektedir. Bu hesaplamalarda geçici koruma altındaki Suriyeli nüfusun da dikkate alındığını belirtmek isterim.Böylelikle, 2025 yılını tamamlarken Türkiye Yüzyılı’na yaraşır şekilde üç tarihî eşiği aynı anda aşmayı öngörüyoruz; milli gelirimiz ilk kez 1,5 trilyon doların üzerine çıkarken kişi başına gelirin ilk defa 17 bin dolar eşiğini aşması ve ülkemizin, tarihinde ilk kez, yüksek gelirli ülkeler grubuna girmesi beklenmektedir. Türkiye ekonomisinde kaydedilen büyüme performansı, gelişmiş ülkelere yakınsama sürecini de hızlandırmaktadır. Kişi başına milli gelirinin AB ülkeleri ortalamasına yakınsama oranı, 2002 yılında yüzde 38,3 iken 2024 yılında bu oran yüzde 70 olarak gerçekleşmiş olup 2025 ve 2026 yıllarında sırasıyla yüzde 71,8 ve yüzde 73’e ulaşması beklenmektedir."İstihdam oranı 1,2 puan yükselmiştir"İşgücü piyasalarının görünümüne bakıldığında, 2024 yılında istihdamının yıllık 988 bin kişi arttığını ifade eden Yılmaz, "İstihdam oranı 1,2 puan yükselmiştir. Bu dönemde tüm sektörlerde istihdam artışı yaşanmıştır. 2025 yılının ilk yarısında istihdam görece yatay seyrederken, Temmuz ve Ağustos aylarında ılımlı bir ivme kaydetmiştir. İşsizlik oranı, son 28 aydır tek haneli seviyelerinde seyretmektedir. 2025 yılında Orta Vadeli Program’da öngörüldüğü üzere, işsizlik oranının 2024 yılına kıyasla 0,2 puan azalarak yüzde 8,5 seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Program döneminde uygulanacak politikalar ve öngörülen büyüme performansı doğrultusunda, işgücü piyasasına daha fazla bireyin katılımını sağlamayı ve toplumsal refahı artırmayı hedefliyoruz. Bu çerçevede, 2026 yılında işsizlik oranının yüzde 8,4’e gerilmesi ve önümüzdeki üç yılda toplam 2,5 milyon ilave istihdamla işsizlik oranının 2028 yılına kadar kademeli olarak yüzde 7,8’e düşerek ilk kez yüzde 8’in altına inmesi öngörülmektedir. Belirsizliklerin arttığı bu dönemde, küresel enflasyon görünümünde dalgalı bir seyir hâkim olurken ülkemiz, 2024 yılı Haziran ayından itibaren başlattığı dezenflasyon sürecini kararlı bir şekilde sürdürmektedir. Bu doğrultuda, 2025 yılında Türk lirasında gözlenen görece istikrarlı seyir, özellikle temel mal fiyatlarındaki gelişmeler aracılığıyla enflasyon görünümünü olumlu yönde etkilemiştir. Bununla birlikte başta kira kalemi olmak üzere hizmet enflasyonunda süregelen atalet, manşet enflasyon üzerindeki baskıların devam etmesine yol açmıştır" ifadelerini kullandı."Eylül 2025 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu, 2024 yıl sonuna kıyasla 11,1 puan azalarak yüzde 33,3 seviyesine gerilemiştir"Gıda fiyatlarında olumsuz iklim şartlarına bağlı arz yönlü gelişmelerin bu iyileşmeyi kısmen sınırladığını belirten Yılmaz "Uygulanan sıkı para politikası ve parasal aktarım mekanizmasını güçlendirmeye yönelik alınan makroihtiyati tedbirler, Türk lirasında istikrarlı bir seyir sağlanmasına ve kur geçişkenliğinin enflasyon üzerindeki etkisinin önemli ölçüde sınırlanmasına katkı sunmuştur. Para, maliye ve gelirler politikaları arasındaki güçlü eşgüdüm toplam talep şartlarının dengelenmesini desteklemiş ve Türk lirasındaki reel değerlenme ile birlikte dezenflasyon sürecinin istikrarlı biçimde devam etmesini mümkün kılmıştır. Bu kapsamda Eylül 2025 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu, 2024 yıl sonuna kıyasla 11,1 puan azalarak yüzde 33,3 seviyesine gerilemiştir" dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Bütçeyi faiz bütçesi olmaktan çıkararak hizmet bütçesi haline getirdik"
23 Ekim 2025 Perşembe - 23:31 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Bütçeyi faiz bütçesi olmaktan çıkararak hizmet bütçesi haline getirdik" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Hükümetlerimiz döneminde mali disiplin her zaman temel önceliğimiz oldu. Bütçeyi faiz bütçesi olmaktan çıkararak hizmet bütçesi haline getirdik" dedi.Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında toplanan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’nin sunuşunu gerçekleştirdi. Salgın sonrası dönemde küresel ticarette yaşanan dalgalanmaların ardından kısmi bir toparlanma eğiliminin gözlendiğini dile getiren Yılmaz, "Bu dönemde, başlıca pazarımız olan Avrupa ekonomilerindeki zayıf talep görünümüne rağmen ihracatımız, 2024 yılında ılımlı bir artışla yüzde 2,4 oranında yükselerek Orta Vadeli Program hedefimize yakın seviyede 261,8 milyar dolara ulaşmıştır. Böylece ülkemizin küresel mal ihracatındaki payı, yüzde 1,07 seviyesinde gerçekleşmiştir " diye konuştu.Yılmaz, 2025 yılında küresel ticarette korumacılık eğilimlerine ve zayıf dış talep koşullarına rağmen ihracattaki yükseliş eğiliminin sürmeye devam ettiğini söyleyerek, 2025 yılının Eylül ayı itibarıyla yıllıklandırılmış ihracatın 269,7 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini söyledi. İmalat sanayii ihracatının ocak-ağustos döneminde yüzde 4,4 oranında, orta ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracatının aynı dönemde yüzde 10,7 arttığını dile getiren Yılmaz, "Söz konusu dönemde sağlanan yüzde 4,4 oranındaki büyümenin neredeyse tamamı, orta ve yüksek teknoloji grubunda yer alan ürünlerin ihracatından kaynaklanmaktadır" dedi.Hedeflerinin 2025 yılı sonunda 273,8 milyar dolarla bir önceki yılın üzerinde bir ihracat performansına ulaşmak olduğunu kaydeden Yılmaz, 2026 yılında ise küresel ticaretteki fırsatlardan azami ölçüde yararlanarak ihracatı 282 milyar doların üzerine çıkarmayı amaçladıklarını ifade etti."2026 yılında ithalatın 378 milyar dolar düzeyinde olması öngörülmektedir"Türkiye’deki dezenflasyon süreci kapsamında uygulanan politikların katkısıyla ithalatta artış eğiliminin sınırlı şekilde devam ettiğini vurgulayan Yılmaz, "Enerji fiyatlarındaki yatay seyir de bu görünüme katkı sunmaktadır. Bu çerçevede 2024 yılında 344 milyar dolar olarak gerçekleşen ithalatın 2025 yılında Orta Vadeli Program tahminlerine göre 367 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir. 2026 yılında büyüme görünümüyle uyumlu olarak ithalatın 378 milyar dolar düzeyinde olması öngörülmektedir" diye konuştu."Cari işlemler açığı, 2025 yılı Ağustos ayında yıllıklandırılmış olarak 18,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir""Dış denge görünümü bakımından, cari işlemler dengesindeki iyileşme, ekonomimizin dış finansman ihtiyacının belirgin ölçüde azaldığını ortaya koymaktadır" diyen Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:"2024 yılında milli gelire oranla yüzde 0,8 ile hem tarihsel ortalamaların hem de geçmiş yıl seviyelerinin oldukça altına inen cari işlemler açığı, 2025 yılı Ağustos ayında yıllıklandırılmış olarak 18,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu doğrultuda, 2025 yılı sonunda cari işlemler açığının, Orta Vadeli Program tahminlerimize göre 22,6 milyar dolarla milli gelire oranının yüzde 1,4 gibi sürdürülebilir düşük seviyelerde gerçekleşmesini beklemekteyiz. 2026 yılında ise bu oranın yüzde 1,3’e gerilemesini öngörüyoruz.""KKM hesapları, 10 Ekim itibarıyla 240 milyar TL seviyesinin altına gerilemiştir"Kur Korumalı Mevduat hesaplarının hesap açma ve yenile işlemlerinin 23 Ağustos ile sona erdirildiğini hatırlatan Yılmaz, "KKM uygulamasından çıkış stratejisi kapsamında, daha önce sağlanan desteklerin tedricen azaltılmasıyla birlikte KKM bakiyesi, hızla düşüş eğilimine girmiştir. Geçtiğimiz yıl Eylül ayında 1,5 trilyon TL seviyesinde bulunan KKM hesapları, 10 Ekim itibarıyla 240 milyar TL seviyesinin altına gerilemiştir. Böylece yerleşiklerin mevduatları içindeki KKM hesaplarının payı yüzde 1,1 seviyesine gerilemiştir. Bu süreçte, TL mevduat tercihlerindeki artışla birlikte KKM’den yabancı para mevduata geçişler sınırlı kalmış, TL cinsi mevduatın payı yüzde 60,6’ya yükselerek dolarizasyon eğilimi azalış göstermiş ve dolarizasyon oranı yüzde 38,3 seviyesinde seyretmiştir" ifadelerini kullandı.Yılmaz, 10 Ekim itibarıyla uluslararası brüt rezervlerin 189,7 milyar dolar seviyesine çıkarak tarihin en yüksek düzeyine ulaştığını belirten Yılmaz, aynı dönemde net uluslararası rezervlerin 79,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini söyledi. Hazine Destekli Kredi Garanti Sistemi’nin KOBİ’lerin ve ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmaya devam ettiğini ve halihazırda 15 kredi destek paketinin üzerinden işletildiğini bildiren Yılmaz, "Öncelikli sektörleri gözeten, yatırım ve ihracat odaklı paketler aracılığıyla bugüne kadar kullandırılan krediler kapsamında kefalet büyüklüğü, 10 Ekim 2025 itibarıyla 815,6 milyar liraya; kredi büyüklüğü ise 969,7 milyar liraya ulaşmıştır. Ticari kredi kefaletleri içerisinde yüzde 44,6’lık pay ile imalat sanayii ilk sırada yer almakta, bu da seçici kredi politikasının sonuçlarını ortaya koymaktadır" dedi."Dış borçlanma tutarı, eylül sonu itibarıyla 10,75 milyar dolarak olarak gerçekleşti"Yılmaz, 2025 yılında 11 milyar dolar olarak öngörülen dış borçlanma tutarının eylül sonu itibarıyla 10,75 milyar dolar olarak gerçekleştiğini vurgulayarak, "Küresel belirsizliklerin arttığı bu dönemde uluslararası sermaye piyasalarına erişimimiz güçlenerek devam etmiştir. AB tanımlı genel yönetim borç stokunun milli gelire oranındaki düşüş eğilimi, devam etmektedir. Küresel salgın öncesi seviyelerin de altına inen bu oran, son dönemdeki istikrarlı gerileme eğilimini sürdürmüştür. 2022 yılı sonunda yüzde 29,4, 2023 yılı sonunda ise yüzde 28,2 olarak gerçekleşen kamu borç stokunun GSYH’ya oranı, 2024 yılı ikinci çeyreğinde yüzde 25,1’e ve 2025 yılı ikinci çeyreği itibarıyla yüzde 24,1’e kadar gerileyerek tarihsel olarak en düşük seviyelerinden birine ulaşmıştır. Aynı dönemde Avrupa Birliği ülkelerinde bu oran 2025 yılı ikinci çeyreği itibarıyla yaklaşık yüzde 81,9 düzeyinde seyretmiştir" dedi.Türkiye ekonomisinin hedeflenen güçlü ve istikrarlı büyümeyi sağlaması için yurt içi tasarruflarının artırılmasının önem arz ettiğini dile getiren Yılmaz, "2003 yılında faaliyete başlayan Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve 2017 yılında yürürlüğe giren Otomatik Katılım Sistemi (OKS), tasarrufların artırılmasında önemli rol oynamaktadır. 10 Ekim 2025 itibarıyla BES katılımcı sayısı yaklaşık 10 milyon kişiye, fon büyüklüğü 1 trilyon 775 milyar liraya ulaşmıştır. Aynı tarih itibarıyla OKS kapsamındaki çalışan sayısı yaklaşık 7,8 milyon kişiye, fon büyüklüğü ise 117,8 milyar liraya ulaşmıştır" ifadelerini kullandı.Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 2024 yılında bütçe giderlerinin 10 trilyon 781 milyar lira, bütçe gelirlerinin 8 trilyon 674 milyar lira, bütçe açığının 2 trilyon 108 milyar lira, faiz dışı açığın 837 milyar lira olarak gerçekleştiğini söyledi. Ayrıca yılmaz, 2024 yılında bütçe açığının GSYH’ya oranının yüzde 4,7 olduğunu, deprem harcamalarının hariç tutulduğunda ise bütçe açığının GSYH’ya oranının yüzde 3 olarak gerçekleştiğini belirtti.Yılmaz, 2025 yılında merkezi yönetim bütçe giderlerinin 14 trilyon 674 milyar lira, bütçe gelirlerinin 12 trilyon 466 milyar lira, bütçe açığının 2 trilyon 208 milyar lira, faiz dışı açığın ise 156 milyar olarak gerçekleşmesini tahmin ettiklerini kaydetti. Yılmaz, 2025 yıl sonu bütçe açığının milli gelire oranının ise yüzde 3,6 olarak öngördüklerini de sözlerine ekledi."Bütçeyi faiz bütçesi olmaktan çıkararak hizmet bütçesi haline getirdik"2026 yılı Merkezi Yönetim bütçesinde bütçe giderlerinin 18 trilyon 929 milyar lira, bütçer gelirlerinin ise 16 trilyon 216 milyar lira olacağını öngördüklerine dikkati çeken Yılmaz, "Bütçe açığının gayri safi yurtiçi hasılaya oranının ise yüzde 3,5 olarak gerçekleşmesi beklenmektedir. Deprem nedeniyle bütçe açıklarında yaşanan arızi artış sonrasında, bütçe açığını yeniden Hükümetlerimiz dönemindeki ortalama seviyeye yaklaştırıyoruz. Hükümetlerimiz döneminde mali disiplin her zaman temel önceliğimiz oldu. Bütçeyi faiz bütçesi olmaktan çıkararak hizmet bütçesi haline getirdik. 2002 yılında milli gelire oranla yüzde 14,3 olan faiz giderlerini oldukça düşük seviyelere indirdik. Nitekim, 2026 yılı bütçesinde, faiz giderlerinin yüzde 3,5 seviyesinde olmasını öngörmekteyiz. Bununla birlikte 2026 yılı bütçemizin 29 milyar lira faiz dışı fazla vermesini öngörüyoruz. 2026 yılında merkezi yönetim bütçe gelirlerinin 2025 yılı gerçekleşme tahminlerine göre yüzde 30,1 artışla 16 trilyon 216 milyar liraya, vergi gelirlerinin ise yüzde 28,4 oranında artarak 13 trilyon 783 milyar liraya ulaşacağını tahmin ediyoruz" dedi.Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz 2026 yılı ödeneklerinde "Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi" programına bir önceki yıla göre yüzde 30’un üzerinde, "Çocukların Korunması ve Gelişiminin Sağlanması" programına yüzde 34, "Kadının Güçlenmesi" programına yüzde 35 artışla kaynak ayırmayı öngördüklerini aktardı."Merkezi yönetim bütçesinden 2002’de yalnızca yüzde 9,4 seviyesinde pay alan eğitime 2026 yılında yüzde 15,3 oranı ile en büyük payı ayırdık"Eğitimi 2002 yılından beri en öncelikli mesele olarak gördüklerini ve eğitim bütçesini 2026 yılında 2 trilyon 896 milyar liraya yükselttiklerini kaydeden Yılmaz, "Böylece merkezi yönetim bütçesinden 2002’de yalnızca yüzde 9,4 seviyesinde pay alan eğitime 2026 yılında yüzde 15,3 oranı ile en büyük payı ayırdık. Bu kapsamda, Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi için 2026 yılında 1 trilyon 944 milyar lira kaynak ayırdık. 2002-2003 eğitim öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığında öğretmen sayısı 515 bin 253 iken 2024-2025 eğitim öğretim yılı itibarıyla öğretmen sayımızı 1 milyon 61 bin 510’a ulaştırdık" diye konuştu.Vatandaşların, sağlık hizmetlerinden en iyi şekilde yararlanmalarını sağlamak amacıyla merkezi yönetim bütçesinden sağlık hizmetleri için 2026 yılında 1 trilyon 594 milyar lira kaynak ayrıldığını aktaran Yılmaz, "Sağlık Bakanlığı ve yükseköğretim kurumları ile Sosyal Güvenlik Kurumundan yapılacak sağlık harcamaları da dikkate alındığında, sağlık alanına kamu kaynaklarından ayrılan toplam tutar 3 trilyon 307 milyar liraya ulaşmaktadır" ifadelerine yer verdi.Sosyal devlet ilkesiyle Türkiye’nin sahip olduğu refahı, toplumun tüm katmanlarına yaymaya kararlı olduklarını anlatan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "2026 yılında; ödeme gücü olmayan vatandaşlarımızın sağlık primi giderlerini karşılamak amacıyla 157 milyar lira, 65 yaş üstü yaşlılarımız, bakıma ihtiyacı olan engelli vatandaşlarımız ve yakınlarına bağlanan aylıklar kapsamında 106 milyar lira, sosyal konut finansmanının desteklenmesi amacıyla 100 milyar lira, engelli vatandaşlarımızın evde bakımına destek amacıyla 90 milyar lira, engelli vatandaşlarımızın eğitim desteği için 56 milyar lira, doğum yardımı ödemeleri için 44 milyar lira, ekonomik yoksunluk içinde olan çocuklarımızın aileleri yanında yetişmelerine imkân sağlayan sosyal ve ekonomik destek ödemeleri için 23 milyar lira ve koruyucu aile uygulaması kapsamında yaklaşık 3 milyar lira, kaynak ayırdık" dedi.Kurulan "Aile ve Gençlik Fonu" ile yeni evlilikleri teşvik ederek gençlere destek olduklarını dile getiren Yılmaz, "Aile ve Gençlik Fonu kapsamında yürütülen proje ile evlenecek gençlere ekonomik, psikolojik ve sosyal destek sunarak, evliliklerinin sağlam temeller üzerine kurulmasını hedefliyor ve gençleri evliliğe teşvik ediyoruz. Proje kapsamında, aile kurma yolunda ilk adımı atacak gençlerimizden başvurusu onaylanan çiftlere 48 ay vadeli, 2 yıl geri ödemesiz, 150 bin lira tutarında faizsiz kredi desteği sunulmasının yanı sıra evlilik öncesi ve sonrası eğitim ve danışmanlık hizmetleri sağlıyoruz. Fon kapsamında verilen kredi desteğini, 2026 yılı Ocak ayı itibarıyla eşlerden her ikisinin 18-25 yaş aralığında olduğu başvurularda 250 bin liraya, en az birinin 26-29 yaş aralığında olduğu başvurularda ise 200 bin liraya çıkarıyoruz" şeklinde konuştu.Vatandaşların elektrik ve doğalgazı daha ucuza kullanabilmeleri için 2026 yılı bütçesinde 373 milyar lira kaynak öngördüklerini söyleyen Yılmaz, "Halihazırda faturalarda mesken aboneleri için doğal gazda yüzde 43, elektrikte düşük kademede yüzde 57 oranında Devlet desteği sağlanmaktadır" dedi."Tarıma 888 milyar lira kaynak ayırdık"Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, 2026 yılında bütçeden tarıma 888 milyar lira kaynak ayırdıklarını aktararak, sözlerine şöyle devam etti:"Bu kapsamda; tarımsal destek programları için 168 milyar lira, tarım sektörü yatırım ödenekleri için 190 milyar lira, ve tarımsal kredi destekleri, tarımsal KİT ve ihracat destekleri için 268 milyar lira, kaynak ayırıyoruz. Tarıma yönelik vergi harcamalarının 262 milyar lira olmasını öngörüyoruz. 2026 yılında tarım sektörü yatırım ödeneğini 190 milyar liraya çıkartıyoruz. Bunun 122 milyar lirasını tarımsal sulama yatırımları için ayırıyoruz."Orman varlığının ve verimli orman alanlarının artırılmasına yönelik yatırımlara devam ettiklerinin altını çizen Yılmaz, "Ormanların geliştirilmesi ve genişletilmesi amacıyla 2003-2024 yılları arasında 7,5 milyar tohum ve fidan toprakla buluşturulmuştur. Böylece orman varlığımız 2024 yılı sonu itibarıyla 23,36 milyon hektara ulaşmıştır. Yapacağımız yatırımlarla birlikte 2026 yılında toplam orman varlığımızın 23,44 milyon hektara ulaşmasını hedefliyoruz" dedi.Türkiye’nin yenilenebilir enerji potansiyelini değerlendirebilmek için bu alandaki yatırımlara da devam edildiğini aktaran Yılmaz, "Çalışmalarımız sonucunda Türkiye bugün yenilenebilir enerji kurulu gücünde dünyada on birinci, Avrupa’da beşinci sırada yer almaktadır. HES kurulu gücünde ise ülkemiz dünyada sekizinci, Avrupa’da ikinci sırada yer almaktadır" ifadelerini kullandı."2028 yılında 16 milyon hanenin doğal gaz tüketiminin yerli kaynaklarla karşılanması hedeflenmektedir"Derin deniz alanında arama faaliyetlerinin hız kesmeden devam ettiğini belirten Yılmaz, "17 Mayıs tarihinde Batı Karadeniz’de bulunan Göktepe-3 tespit kuyusunda Abdülhamid Han Sondaj Gemisi ile gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda, 75 milyar metreküp potansiyele sahip doğal gaz keşfi yapılmıştır. Bu keşfin ekonomik değerinin 30 milyar ABD doları olduğu hesaplanmaktadır. Sahanın geliştirilmesinde, Sakarya Gaz Sahası için halihazırda temin edilen Yüzer Üretim Platformu, kara tesisi ve dağıtım altyapısından yararlanılacaktır. 2028 yılında 16 milyon hanenin doğal gaz tüketiminin yerli kaynaklarla karşılanması hedeflenmektedir" şeklinde konuştu.Türkiye’nin dört bir yanında pekiştirilen huzur ve güven ortamında Gabar başta olmak üzere petrol üretiminin de arttığını söyleyen Yılmaz, Türkiye içinde 136 bin, Türkiye dışında 40 bin olmak üzere günlük toplam 176 bin varil ham petrol üretimine ulaşıldığını aktardı.Akkuyu, nükleer güç santralinin ilk ünitesinin 2026 yılı içinde üretime başlamasının planlandığını söyleyen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "Enerjide bağımsızlık mücadelemizde en önemli başlıklardan biri de enerji verimliliğini artırmaya dönük kapsamlı çalışmalarımızdır. Tüm bu çabalar, cari açığımızın kalıcı olarak azalmasına ve makroekonomik istikrarımıza güç vermektedir" dedi.Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:"Son iki yıl içinde önemli ölçüde artırdığımız reel sektör desteklerine 2025 yılında da devam ederek ’yatırım, istihdam, üretim ve ihracat’ odağımızla özel sektör önceliğinde büyüme stratejimizi sürdürüyoruz. Reel kesim destekleri için bütçemizden (tarımsal krediler sübvansiyon desteği hariç) 493 milyar lira ödenek öngörüyoruz. Bu kapsamda; Sosyal Güvenlik Kurumu işveren prim ödemeleri için 283 milyar lira, Halk Bankası esnaf kredileri sübvansiyon desteği için 70 milyar lira, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı teşvik ödemeleri için 50 milyar lira, Mesleki eğitim kapsamında ödenen Devlet katkısı için 29 milyar lira, İhracat başta olmak üzere diğer reel sektör destekleri için 60 milyar lira kaynak ayırdık."
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Kişi başına düşen milli gelirin 2026 yılında ise 18 bin 621 dolar seviyesine çıkması beklenmektedir"
23 Ekim 2025 Perşembe - 22:07 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Kişi başına düşen milli gelirin 2026 yılında ise 18 bin 621 dolar seviyesine çıkması beklenmektedir" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Kişi başına düşen milli gelirin 2026 yılında ise 18 bin 621 dolar seviyesine çıkması beklenmektedir" dedi.Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş başkanlığında toplanan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’nin sunuşunu gerçekleştirdi.Bütçenin yaklaşık çeyrek asırdır aralıksız hizmet eden AK Parti Hükümetlerinin hazırladığı 24’üncü, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin ise 8’inci bütçesi olarak siyasi istikrarın en güçlü nişanelerinden birisi olduğunu dile getiren Yılmaz "2026 yılı bütçesi, aynı zamanda, Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda hazırlanan 3’üncü bütçemizdir. Ülkemizin ekonomik ve sosyal kazanımlarının temelinde son 23 yıldır sağladığımız bu güçlü siyasi istikrar ve güven yer almaktadır. Vatandaş ve hizmet odaklı yaklaşımla hazırlanan 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi bir ‘istikrar ve refah’ bütçesidir. Bütçemiz, yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı destekleyerek; kalıcı istikrarı, kapsayıcı kalkınmayı ve refahı toplumun tüm kesimlerine yaymayı hedeflemektedir. Hazırlanan bütçe teklifinde, toplumun hiçbir kesimi dışlanmadan; her bir vatandaşımızın büyümenin sağlayacağı imkânlardan adil biçimde yararlanması esas alınmıştır. Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Programımız ışığında; fiziki altyapının güçlendirilmesi, beşeri sermayenin geliştirilmesi ve üretken kapasitenin artırılması, bu yılki bütçe teklifimizin ana eksenini oluşturmaktadır. Bu anlayışla, kadını, erkeği, çocuğu, genci ve yaşlısı, işçisi, memuru, çiftçisi, esnafı ve sanayicisiyle, çalışanı ve emeklisiyle milletimizin tüm fertlerinin ihtiyaçlarının hakkaniyetli bir şekilde gözetilmesi, bu bütçede de en temel düsturumuzdur" ifadelerini kullandı."Politika belirsizlikleri kısmen azalmış olsa da halen yüksek seyretmektedir"Küresel ticarette korumacılık eğilimlerinin ve ABD’nin tarife artışlarıyla başlayan süreçte, politika belirsizliğinin tarihi zirvelere ulaştığını söyleyen Yılmaz "Ticaret rotalarını değiştirecek ve arz güvenliği endişelerini gündeme taşıyacak yeni bir dönüşümü tetiklemiştir. Bu çerçevede, ticaret diplomasisi, dost ve müttefik ülkelere yönelim ile tedarik ağlarında bölgeselleşme eğilimleri hız kazanmaktadır. 2025 yılının ikinci yarısında ikili ticaret görüşmelerine bağlı olarak politika belirsizlikleri kısmen azalmış olsa da halen yüksek seyretmektedir. Belirsizlikler piyasalarda oynaklıklara ve maliyet artışları gibi olumsuzluklara neden olurken süregelen jeopolitik gerilimler, küresel ticaret artışını baskılamaktadır. 2022 yılında başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı’nda barışın tesis edilememesi ve Orta Doğu’da 2023 yılı sonlarında tırmanan gerilimler, 2025 yılı ortasında İran ve İsrail arasındaki ’On İki Gün Savaşı’ gibi jeopolitik hadiseler, enerji ve gıda arz güvenliği üzerinde ciddi baskı oluşturmuştur. Söz konusu gelişmeler, küresel tedarik zincirlerinde aksamalara ve navlun maliyetlerinde de dönemsel artışlara yol açmıştır. Jeopolitik risklerin enerji fiyatlarını geçici olarak yukarı çektiği bu süreçte, küresel enflasyonda sağlanan iyileşme kırılgan hale gelmiştir" dedi."2025 yılında küresel enflasyon yüzde 4,2’ye, 2026 yılında ise yüzde 3,7’ye gerileyecektir"2026 yılına girilirken küresel iktisadi faaliyet, hizmet sektörünün desteğiyle ılımlı seyrini sürdürdüğünün ifade eden Yılmaz "Ancak yüksek faiz oranları, zayıf yatırım iştahı ve ticaret politikalarındaki belirsizlikler, büyüme hızını sınırlamaktadır. 2025 yılında yüzde 3,2 olarak gerçekleşmesi beklenen küresel ekonomik büyümenin 2026 yılında yüzde 3,1’e gerilemesi tahmin edilmektedir. Bu görünüm, salgın sonrası dönemde küresel büyümenin ılımlı ancak istikrarlı bir patikada ilerlediğine dair söylemi yinelemektedir.2025 yılı başında ABD’nin geniş kapsamlı artan tarifeleri, küresel ticaret hacmine yönelik beklentileri olumsuz etkilemiş, yıl ortasından itibaren ise ivme kaybı yaşanmıştır. Bununla birlikte tarife belirsizliği nedeniyle öne çekilen ithalat talebi ticaret hacmine geçici bir ivme sağlamıştır. Bu etkilerin birbirlerini dengelemesi sonucunda küresel ticaretin 2025’te yüzde 3,6 oranında artması, 2026’da ise ithalat talebindeki geçici yükseliş etkisinin ortadan kalkmasıyla birlikte yavaşlayarak yüzde 2,3 oranında büyümesi beklenmektedir. Küresel enflasyon, 2023 yılında baz etkisi ve emtia fiyatlarındaki ılımlı görünümle belirgin şekilde düşmesinin ardından, 2024 yılında hizmet fiyatları kaynaklı olarak, hedeflenen seviyelerin üzerinde, yüzde 5,8 olarak gerçekleşmiştir. IMF tahminlerine göre, 2025 yılında küresel enflasyon yüzde 4,2’ye, 2026 yılında ise yüzde 3,7’ye gerileyecektir" şeklinde konuştu."Enflasyonun, 2025 ve 2026 yıllarında sırasıyla yüzde 5,3 ve yüzde 4,7 seviyelerinde gerçekleşmesi öngörülmektedir"Gelişmiş ekonomilerde enflasyonun 2024’te ortalama yüzde 2,6 olduğunu belirten Yılmaz, "2025’te yüzde 2,5, 2026’da ise yüzde 2,2 düzeyinde beklenmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde ise 2024 yılında yüzde 7,9 oranında gerçekleşen enflasyonun, 2025 ve 2026 yıllarında sırasıyla yüzde 5,3 ve yüzde 4,7 seviyelerinde gerçekleşmesi öngörülmektedir. Bu gelişmede küresel enerji fiyatlarında düşük talep ve arzı artırıcı kararların etkisiyle izlenen ılımlı seyir etkili olmaktadır. Küresel enflasyonda son yıllarda elde edinilen kazanımlara rağmen mevcut belirsizlikler ve kırılganlıklar nedeniyle küresel enflasyonun gündemdeki yerini önümüzdeki yıllarda da koruması beklenmektedir. Küresel görünümünün ardından Türkiye ekonomisine ilişkin son dönemlerdeki gelişmeleri sizlerle kısaca paylaşmak istiyorum. 2024 yılı boyunca, küresel düzeydeki dezenflasyon odaklı sıkılaşmanın dış talepte neden olduğu zayıflama ve jeopolitik gerilimlere karşın, Türkiye ekonomisinde ılımlı büyüme görünümü sürdürülmüştür. Deprem bölgesinde devam eden yeniden yapılanma adımlarıyla iktisadi faaliyet desteklenmiş, yıl genelinde büyümenin itici gücü olarak inşaat dâhil hizmetler sektörü öne çıkmıştır. Küresel şartların baskısına rağmen sanayide pozitif görünüm korunmuş, tarımda ise uzun dönem eğilimlerinin üzerinde bir performans kaydedilmiştir. Böylece büyüme kompozisyonu daha dengeli bir yapıda ve fiyat istikrarını önceleyen politika çerçevesiyle uyumlu bir patikada seyretmiş, 2024 yılı genelinde yüzde 3,3 oranında gerçekleşmiştir. Küresel ölçekte Kovid-19 salgınıyla başlayan, ardından jeopolitik gerilimler, enerji ve gıda krizleri ile tedarik zinciri sorunlarıyla derinleşen çok yönlü sınamalara rağmen, Türkiye ekonomisi istikrarlı büyümesini koruyarak, küresel ekonomide olumlu şekilde ayrışmıştır" dedi."Ekonomik büyüklüğümüz 2024 yılı itibarıyla 1,3 trilyon doların üzerine çıkmıştır"Dünya ekonomisinin 2020-2024 döneminde birikimli olarak yüzde 15,1 oranında büyüme kaydettiğinin altını çizen Yılmaz, "Türkiye ekonomisi aynı dönemde birikimli olarak yüzde 30,3 oranında büyümüştür. Yıllık ortalama büyüme açısından bakıldığında ise küresel büyüme yüzde 2,9 oranında gerçekleşirken Türkiye’nin büyüme performansı yüzde 5,4 ile dünya ortalamasını neredeyse ikiye katlayarak ülkemizin güçlü kalkınma kapasitesini ve sürdürülebilir büyüme vizyonunu açık bir biçimde ortaya koymuştur. Türkiye, küresel rekabet gücünü artırma yönündeki kararlılığını sürdürmekte olup bunun somut bir göstergesi olarak milli gelirimiz artmaya devam etmektedir. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılı itibarıyla ilk defa 1 trilyon dolar eşiğini aşan ekonomik büyüklüğümüz, 2024 yılı itibarıyla 1,3 trilyon doların üzerine çıkmıştır. Güncel tahminlere göre, 2025 yılında Türkiye ekonomisinin dünya ekonomileri sıralamasında geçen seneye göre bir basamak yükselerek 16’ncı büyük ekonomi olması beklenmektedir. Satın Alma Gücü Paritesi cinsinden GSYH büyüklüğüne göre ise ülkemizin dünyanın en büyük 11’inci, Avrupa’nın en büyük 4’üncü ekonomisi konumunda yer alması öngörülmektedir" diye konuştu."2025 yıl genelinde büyümenin OVP ile uyumlu, dengeli bir kompozisyonla yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesi öngörülmektedir"Küresel ölçekte enflasyonla mücadelede uygulanan sıkı politikaların dış talebi zayıflatan etkisinin 2025’te artan belirsizliklerle birlikte sürdüğünü aktaran Yılmaz, "Bu konjonktürde, 2025’in ilk yarısında Türkiye ekonomisinde dezenflasyon süreciyle uyumlu ve dengeli bir görünümle büyüme yüzde 3,6 oranında gerçekleşmiştir. Büyümenin bileşenlerine bakıldığında, 2025 yılının Ocak-Haziran döneminde sanayi sektörü bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla ivme kazanarak yüzde 2,1 artışla büyümeye pozitif katkı sunarken hizmetler sektörü, yüzde 4,3 oranında yıllık artışla büyümenin ana sürükleyicisi olmaya devam etmiştir. Öte yandan, inşaat yatırımlarının öncülüğünde toplam sabit sermaye yatırımları aynı dönemde yüzde 5,3 artarak büyüme dinamiklerini desteklemiştir. Tarım sektörünün büyümeye katkısının yıl içinde yaşanan zirai don ve kuraklık gibi zorlu iklim şartlarının etkisiyle sınırlı kalması beklenmektedir. Bu görünüm doğrultusunda, 2025 yıl genelinde büyümenin OVP ile uyumlu, dengeli bir kompozisyonla yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesi öngörülmektedir. Böylelikle ülkemizin kesintisiz büyüme süreci 16’ncı yılına taşınmış olacaktır. 2026 yılında ise küresel belirsizliklere rağmen, ekonomide güçlü politika eşgüdümüyle sağlanan öngörülebilirlik ve enflasyonda kalıcı düşüşle birlikte, yatırım ve verimlilik artışlarının desteklenmesi, üretim ve talep yönüyle dengeli görünümün korunarak yüzde 3,8 oranında büyüme kaydedilmesi hedeflenmektedir" dedi."Kişi başına düşen milli gelirin 2026 yılında ise 18 bin 621 dolar seviyesine çıkması beklenmektedir"Türkiye ekonomisinde son dönemde gözlenen büyüme performansının kişi başına düşen milli gelire de yansıdığını söyleyen Yılmaz, "2024 yılı itibarıyla 15 bin 325 dolar olarak gerçekleşen kişi başına düşen milli gelirin, 2025 yılında 17 bin 748 dolara, 2026 yılında ise 18 bin 621 dolar seviyesine çıkması beklenmektedir. Orta Vadeli Program dönemi sonunda ise 21 bin dolara yaklaşması hedeflenmektedir. Bu hesaplamalarda geçici koruma altındaki Suriyeli nüfusun da dikkate alındığını belirtmek isterim.Böylelikle, 2025 yılını tamamlarken Türkiye Yüzyılı’na yaraşır şekilde üç tarihî eşiği aynı anda aşmayı öngörüyoruz; milli gelirimiz ilk kez 1,5 trilyon doların üzerine çıkarken kişi başına gelirin ilk defa 17 bin dolar eşiğini aşması ve ülkemizin, tarihinde ilk kez, yüksek gelirli ülkeler grubuna girmesi beklenmektedir. Türkiye ekonomisinde kaydedilen büyüme performansı, gelişmiş ülkelere yakınsama sürecini de hızlandırmaktadır. Kişi başına milli gelirinin AB ülkeleri ortalamasına yakınsama oranı, 2002 yılında yüzde 38,3 iken 2024 yılında bu oran yüzde 70 olarak gerçekleşmiş olup 2025 ve 2026 yıllarında sırasıyla yüzde 71,8 ve yüzde 73’e ulaşması beklenmektedir."İstihdam oranı 1,2 puan yükselmiştir"İşgücü piyasalarının görünümüne bakıldığında, 2024 yılında istihdamının yıllık 988 bin kişi arttığını ifade eden Yılmaz, "İstihdam oranı 1,2 puan yükselmiştir. Bu dönemde tüm sektörlerde istihdam artışı yaşanmıştır. 2025 yılının ilk yarısında istihdam görece yatay seyrederken, Temmuz ve Ağustos aylarında ılımlı bir ivme kaydetmiştir. İşsizlik oranı, son 28 aydır tek haneli seviyelerinde seyretmektedir. 2025 yılında Orta Vadeli Program’da öngörüldüğü üzere, işsizlik oranının 2024 yılına kıyasla 0,2 puan azalarak yüzde 8,5 seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Program döneminde uygulanacak politikalar ve öngörülen büyüme performansı doğrultusunda, işgücü piyasasına daha fazla bireyin katılımını sağlamayı ve toplumsal refahı artırmayı hedefliyoruz. Bu çerçevede, 2026 yılında işsizlik oranının yüzde 8,4’e gerilmesi ve önümüzdeki üç yılda toplam 2,5 milyon ilave istihdamla işsizlik oranının 2028 yılına kadar kademeli olarak yüzde 7,8’e düşerek ilk kez yüzde 8’in altına inmesi öngörülmektedir. Belirsizliklerin arttığı bu dönemde, küresel enflasyon görünümünde dalgalı bir seyir hâkim olurken ülkemiz, 2024 yılı Haziran ayından itibaren başlattığı dezenflasyon sürecini kararlı bir şekilde sürdürmektedir. Bu doğrultuda, 2025 yılında Türk lirasında gözlenen görece istikrarlı seyir, özellikle temel mal fiyatlarındaki gelişmeler aracılığıyla enflasyon görünümünü olumlu yönde etkilemiştir. Bununla birlikte başta kira kalemi olmak üzere hizmet enflasyonunda süregelen atalet, manşet enflasyon üzerindeki baskıların devam etmesine yol açmıştır" ifadelerini kullandı."Eylül 2025 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu, 2024 yıl sonuna kıyasla 11,1 puan azalarak yüzde 33,3 seviyesine gerilemiştir"Gıda fiyatlarında olumsuz iklim şartlarına bağlı arz yönlü gelişmelerin bu iyileşmeyi kısmen sınırladığını belirten Yılmaz "Uygulanan sıkı para politikası ve parasal aktarım mekanizmasını güçlendirmeye yönelik alınan makroihtiyati tedbirler, Türk lirasında istikrarlı bir seyir sağlanmasına ve kur geçişkenliğinin enflasyon üzerindeki etkisinin önemli ölçüde sınırlanmasına katkı sunmuştur. Para, maliye ve gelirler politikaları arasındaki güçlü eşgüdüm toplam talep şartlarının dengelenmesini desteklemiş ve Türk lirasındaki reel değerlenme ile birlikte dezenflasyon sürecinin istikrarlı biçimde devam etmesini mümkün kılmıştır. Bu kapsamda Eylül 2025 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu, 2024 yıl sonuna kıyasla 11,1 puan azalarak yüzde 33,3 seviyesine gerilemiştir" dedi.