Son Dakika
|
İstanbul'da korkunç iddia: 2 aylık bebek açlıktan öldü, aile üyeleri gözaltında!
Türkiye kara büründü: Tatil haberleri peş peşe geldi
Fenerbahçe sezon sonu seçime gidecek
İstanbul Valiliğinden ‘Kar’ uyarısı!
Bolu Dağı’nda kar yağışı yeniden başladı
İstanbul’da DEAŞ operasyonu: 29 şüpheli yakalandı
Bursa’da köprü altında şüpheli ölüm
DEAŞ operasyonunda şehit olan polis memuru memleketinde toprağa verildi
Aradan 10 yıl geçmesine rağmen kayıp çocuğun izine rastlanılmadı
Kocaeli'de büyük DEAŞ ve El-Kaide operasyonu: 37 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Radon Thermal Springs Near Bishkek Attract Visitors Year-Round
Damda kar temizlerken üzerlerine çığ düştü
Fatih’te 5 katlı binada yangın: 6 kişi dumandan etkilendi
TEM Otoyolu’nun Bolu geçişi 7 saat sonra ulaşıma açıldı
Karadağ’daki yılbaşı gösterisinde yaklaşık 600 dron yere düştü
Uludağ eteklerindeki ev küle döndü
ABD’den uyuşturucu taşıdığı öne sürülen 2 tekneye saldırı: 5 ölü
Kar yağışını fırsata çeviren Ankaralılar parklara akın etti
POLİTİKA
Adalet Bakanı Tunç: "2025 yılında arabuluculuk ile 1 milyon 124 bin 200 dosyada uzlaştırma sağlandı"
01 Ocak 2026 Perşembe - 19:56:14
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, 2025 yılında arabuluculuk ile 1 milyon 124 bin 200 dosyada uzlaştırma ile 203 bin 251 dosyada anlaşma sağlandığını açıkladı. Bakan Tunç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Hukuk sistemine kazandırdığımız alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleriyle adalete erişimi güçlendirdik. Anlaşmazlıkları dostane bir şekilde çözerek toplumsal barışa katkı sunduk. 2025 yılında; arabuluculuk ile 1 milyon 124 bin 200 dosyada uzlaştırma ile 203 bin 251 dosyada anlaşma sağladık" ifadelerini kullandı.
01 Ocak 2026 Perşembe - 19:48
MİT Başkanı Kalın, Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Sekreteri Umerov ile bir araya geldi
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Sekreteri Rustem UMEROV ile bir araya geldi. MİT Başkanı İbrahim Kalın, Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Sekreteri Rustem UMEROV ile Ankara’da bir araya geldi. Yapılan görüşmede, Ukrayna’daki güvenlik durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunuldu. Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan çatışmalar ve iki ülke arasındaki gerginliğin hem bölgesel hem küresel etkileri ele alındı. Bu kapsamda barışın sağlanması için neler yapılabileceği, müzakere süreçlerinde gelinen son nokta, bölgesel ortamı dikkate alarak atılabilecek adımlar değerlendirildi. Ayrıca, MİT Başkanı Kalın ve Umerov, Ukrayna’nın Rusya’daki savaş esirlerinin serbest bırakılması ile esir takası meselesini de görüştü. Yapılan görüşmede mevcut iş birliği formatları çerçevesinde iki ülke arasındaki sistematik çalışmaların sürdürülmeye devam edileceği konusunda da mutabık kalındı.
01 Ocak 2026 Perşembe - 15:55
Dışişleri Bakanı Fidan, Ukrayna Milli Güvenlik ve Savunma Konseyi Sekreteri Umerov ile görüştü
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ukrayna Milli Güvenlik ve Savunma Konseyi Sekreteri Rüstem Umerov ile bir araya geldi.
01 Ocak 2026 Perşembe - 14:53
Bakan Yardımcısı Aydın: "2026, Adaletin ve kardeşliğin güçlendiği bir eşik olacak"
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Ahmet Aydın, 2025 yılının yalnızca siyasi ve askeri dengeler açısından değil; ahlak, vicdan ve değerler düzleminde de insanlık için ağır bir sınav yılı olduğunu belirterek, 2026’ya girerken adalet, kardeşlik ve iç barış vurgusu yaptı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Ahmet Aydın, yaptığı değerlendirmede savaşlar, krizler ve derin adaletsizliklerin sadece şehirleri değil, vicdanları da yıktığını ifade etti. Gazze’de yaşanan zulüm karşısında uluslararası toplumun sergilediği sessizliğin, modern dünyanın ahlaki iddialarının ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyduğunu belirten Aydın, çifte standardın artık küresel düzenin kurucu refleksi haline geldiğini kaydetti. İsrail’in sistematik zulüm ve istikrarsızlığı derinleştiren politikalarının, küresel adalet söyleminin pratikte karşılık bulmadığını bir kez daha gözler önüne serdiğini dile getiren Aydın, gücün hukukun önüne geçtiği ve insan hayatının politik çıkar hesaplarına feda edildiği bir küresel düzenin sürdürülebilir olmadığının açıkça görüldüğünü vurguladı. Böylesi karanlık bir küresel atmosferde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliğinde Türkiye’nin savunma sanayi ve dış politika başta olmak üzere pek çok alanda önemli adımlar attığını belirten Aydın, deprem bölgesi öncelikli olmak üzere ülke genelinde asrın inşa ve ihya faaliyetlerinin kararlılıkla sürdürüldüğünü ifade etti. Türkiye’nin aynı zamanda kendi iç barışını güçlendirmeye yönelik tarihi bir irade ortaya koyduğunu vurgulayan Aydın, "Terörsüz Türkiye" sürecinin korkuların değil kardeşliğin, ayrışmanın değil ortak geleceğin tercih edildiğinin güçlü bir göstergesi olduğunu söyledi. İç barışını tahkim eden bir ülkenin yalnızca güvenliğini değil, yarınlara olan inancını da güçlendireceğini kaydetti. Meselenin yalnızca dış politika ya da güvenlik başlıklarıyla sınırlı olmadığını dile getiren Aydın, birey ve toplum olarak ahlak ve değer eksenli bir aşınmanın derinden hissedildiği bir dönemden geçildiğini belirtti. Yanlış alışkanlıkların özgürlük kılıfıyla meşrulaştırıldığı, ölçü ve sorumluluk duygusunun zayıfladığı bir zeminde toplumsal savrulmanın kaçınılmaz hale geldiğini ifade etti. Kendi tarihine, kültürüne, inancına ve fıtratına yabancılaşan toplumların başka toplumların hayat tarzlarını sorgusuzca taklit ettikçe ne modernleşeceğini ne de özgürleşeceğini belirten Aydın, bunun kimlik kaybına yol açtığını söyledi. Ahlakı, edebi ve insan onurunu merkeze alan güçlü bir toplumsal bilinç inşasının ertelenemez bir sorumluluk olduğunun altını çizdi. 2026 yılına girerken zulmün karşısında adaleti, savrulmanın karşısında kökleri, umutsuzluğun karşısında kararlılığı savunmanın önemine dikkat çeken Aydın, 2026’nın Türkiye Yüzyılı vizyonunun toplumsal zeminde daha da derinleştiği önemli bir eşik olacağını ifade etti. Aydın, "İç barışını sağlamlaştırmış, değerlerine yaslanan ve vicdanını kaybetmemiş bir toplum olarak umutlu, dirençli ve kararlı bir şekilde yol almaya devam edeceğiz. 2026 yılının aziz milletimiz için huzurun ve kardeşliğin güçlendiği hayırlı bir yıl olmasını diliyor, Yüce Allah’tan barışın, adaletin ve merhametin dünya genelinde hakim olduğu bir geleceği hepimize nasip etmesini temenni ediyorum" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
01 Ocak 2026 Perşembe- 00:10
Bakan Göktaş, yeni doğan bebekler ve ailelerini ziyaret etti
2
31 Aralık 2025 Çarşamba- 22:04
Bakan Bayraktar: "2026’da Sakarya Gaz Sahası’nda üretimi iki katına çıkaracağız"
3
31 Aralık 2025 Çarşamba- 23:06
Vali Bakan: "Temel hedefimiz Amasya’yı daha güçlü hale getirebilmek"
4
31 Aralık 2025 Çarşamba- 19:16
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Hiçbir terör örgütünün hedeflerimizle aramıza girmesine müsaade etmeyeceğiz"
5
31 Aralık 2025 Çarşamba- 23:27
Bakan Bayraktar: "2026 yılı bir taraftan üretimi arttırdığımız bir yıl olacak"
19 Kasım 2025 Çarşamba - 12:13
Başkan Altun: "Türkiye’deki kadın cinayetleri artık normalize ediliyor"
Saadet Partisi Kayseri İl Başkanı Erdal Altun yaptığı basın açıklamasında, kadın cinayetlerinin son zamanlarda çok fazla arttığını söyleyerek, "Türkiye’deki kadın cinayetleri artık normalize ediliyor" dedi. Kayseri’nin kadın cinayetleri ile bahsedilmesinden rahatsız olduklarını söyleyen Erdal Altun, "Bugün burada yalnızca sorunları sıralamak için değil, bu şehrin ve bu ülkenin gidişatına dair haklı bir itirazımızı ortaya koymak için toplandık. Türkiye, ekonomik darboğazın yanında derin bir toplumsal çürüme yaşıyor. Kayseri de bu tablodan payını fazlasıyla alıyor. Biz, Saadet Partisi olarak bu gerçekleri dile getirmeye devam edeceğiz. Öncelikle geçtiğimiz günlerde yaşadığımız elim kazalar ile kaybettiğimiz 21 şehidimize bir kez daha Allahtan rahmet, yakınlarına ve tüm milletimize sabırlar diliyoruz. Son aylarda ülkenin dört bir yanında kadın cinayetleri artıyor. Bu mesele artık haber bültenlerinin sıradan maddesi haline getirildi; adeta normalize edildi ama biz normalleştirmiyoruz. Hatta sık aralıklar ile şehrimizin bu olaylar ile anılmasından oldukça rahatsızız. Kadınlar, boşanmak istediği için, çalışmak istediği için, hayır dediği için öldürülüyor. Bu tabloyu değiştirmek için hükümetin attığı somut hiçbir adım yok. Koruma kararları uygulanmıyor, şiddet şikayetleri ciddiye alınmıyor, kadın sığınma evleri yetersiz. Buradan net şekilde soruyoruz, bir kadın devletin kapısına sığınıp ‘Beni koruyun’ dediğinde, devlet o kadını korumak zorundadır? Kayseri özelinde de durum farklı değil. Kolluk kuvvetleri, sosyal hizmet birimleri ve yerel yönetimler arasında koordinasyon yok. Kadını koruyacak hızlı reaksiyon mekanizması eksik. Biz bu meseleyi ‘aile yapısı zarar görmesin’ bahanesiyle sümen altı yapan anlayışı reddediyoruz. Aileyi de, kadını da gerçekten koruyacak olan güçlü sosyal politikalardır. Saadet Partisi olarak 2024 yılında "kadına yönelik şiddetin nedenlerinin tespit edilerek bu sebepleri ortadan kaldırmaya yönelik kalıcı çözümler üretilebilmesi" amacıyla bir Meclis araştırması önergesi verdik. Bu önerge kapsamında kurulan komisyona Adalet Bakanlığı, Aile Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı da sunum yaparak katkıda bulundu. Bu araştırma önergesi Saadet Partisi açısından somut bir etki potansiyeli taşıyor: Komisyon kurularak, kadına yönelik şiddetin nedenleri sistematik biçimde ele alındı ve politika önerileri geliştirilmesi hedeflendi. Komisyon raporu, sadece yasal düzenlemeyi değil; zihniyet dönüşümünden kurumsal kapasiteye kadar geniş bir çerçevede öneriler hazırladı. Taslak raporun tamamlanmış olması, sürecin aktif ilerlediğini ve konunun Meclis gündeminde ciddi bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak "taslak" olması, önerilerin hepsinin kesinleşmediği ve uygulanma sürecinin henüz netleşmediği anlamına da geliyor. Bundan sonrası yaşanan bu acı olaylardan ders çıkartıp kanunlaştırma yetkisini kullanmak zorunda olan AK Parti ve MHP kadrolarına kalıyor" dedi. "Alkollü mekanlar mantar gibi çoğalıyor" Başkan Altun, Kayseri’de özellikle son 1 yıl içerisinde alkollü mekan sayısında dikkat çekici bir artış yaşandığını söyleyerek, "Son bir yıl içinde Kayseri’de alkollü mekân sayısında dikkat çekici bir artış yaşanmıştır. Bu artışın nasıl, neye göre, kime göre yapıldığı ise muamma. Ruhsatların hangi kriterlerle verildiği şeffaf değildir. Mahalle sakinlerinin, esnafın, güvenlik birimlerinin görüşünün alınmadığı ortadadır. Sanki belirli çevreler için özel bir kolaylık sağlanmakta; şehrin değerleri, aile yapısı ve huzuru ikinci plana itilmektedir. Buradan açık bir çağrı yapıyoruz, belediye başkanları, meclis üyeleri, bu ruhsatları kimlere veriyorsunuz? Bu kriterler neden kamuoyuyla paylaşılmıyor? Özellikle yoğun yerleşim bölgelerinde, okullara ve camilere yakın noktalarda bu tip işletmelerin mantar gibi çoğalması Kayseri’nin kültürel kimliğine kast eden bir uygulamadır. Şehrin kimliğini korumak, her belediye başkanının asli sorumluluğudur; siyasi hesaplarla pazarlık konusu yapılacak bir mesele değildir" ifadelerini kullandı. "Şehit acısına saygı duymayı öğrenecekler" Kayseri’de şehit cenazesinin olduğu günün akşamında eğlence programı organize edildiğini söyleyen Başkan Altun, "Bir şehidimizin defnedildiği gün eğlence programı organize edilmesi, bu şehirde yönetim anlayışının nasıl bir vurdumduymazlığa dönüştüğünün açık kanıtıdır. Milletin en kutsal değerlerinden biri şehidine gösterdiği saygıdır. Ülke genelinde ulusal yas konuşulurken, Kayseri’de eğlence yapılması "program vardı, iptal edemedik" denecek bir mesele değildir. Bu, yöneticilerin toplumun nabzından ne kadar uzaklaştığının, hassasiyetleri okuyamadığının, halkın acısıyla dertlenmediğinin göstergesidir. Buradan tekrar uyarıyoruz, Kayseri’nin yöneticileri, bu milletin ortak acılarına saygı duymayı öğrenecek. Bu şehirde böyle bir yanlış bir daha tekrar etmemeli, edilirse bunun hesabını milletimizin soracağından şüphemiz yoktur" dedi. "Gençlerde madde bağımlılığı karşımıza çok çıkıyor" Başkan Altun, Kayseri’nin çoğu mahallesinde gençlerin madde bağımlılığının karşılarına çıktığını söyleyerek, sözlerine şu şekilde devam etti: "Kayseri’nin birçok mahallesinde gençlerde madde bağımlılığı ciddi şekilde karşımıza çıkıyor. Aileler korkuyor ama çözüme ulaşamıyor, çünkü yalnızlar. Belediyeler park yapıyor ama güvenlik yok. Gençlik merkezi diyorlar ama işlev yok. Sosyal destek diyorlar ama saha çalışması yok. Saadet Partisi olarak diyoruz ki; Valilikten kaymakamlıklara, okul yönetimlerinden emniyete sivil toplum kuruluşlarından siyasi partilere kadar güçlü ve koordineli bir mücadele ağını derhal kurmalıyız. Bu konuda Valiliğin özverili çalışmalarına karşı toplumun her kesimini bu hassas konuya destek vermeye davet etmeliyiz. Kolluk kuvvetlerimize yardımcı olmalı ve hep beraber şehrimizi bu illetten kurtarmalıyız. Biz Saadet Partisi olarak vurdumduymaz tavırları ve duygusuzluğu asla kabul etmiyoruz. "Her şey yolunda" diyenlerin aksine, gerçekleri milletimizin gözünün içine bakarak söylüyoruz. Bu şehrin sorunları ertelenemez. Bu milletin hassasiyetleri görmezden gelinemez. Gençlerimizin, kadınlarımızın, ailelerimizin feryadı duymazdan gelinemez. Buradan tüm yöneticilere sesleniyoruz: Sorumluluğunuzu hatırlayın. Şehrinize sahip çıkın. Milletin değerlerini hafife almayın. Biz bu yolda doğruları söylemeye, yanlışları uyarmaya ve çözümü ortaya koymaya devam edeceğiz. Kayseri’miz için, ülkemiz için, insanımız için hakikatin yanında durmayı sürdüreceğiz."
19 Kasım 2025 Çarşamba - 12:08
Bakan Tekin: "2024 KPSS ile KPSS+mülakat sistemiyle son öğretmen atamasını 24 Kasım’da Cumhurbaşkanımızın katılımıyla yapmış olacağız"
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AK Parti grup toplantısı öncesi basın mensuplarının sorularını cevapladı.
19 Kasım 2025 Çarşamba - 12:04
Bakan Memişoğlu: (Böcek ailesi) "Hastane süreçlerinde gördüğümüz kadarıyla bir eksiklik yok ama yine de her ihtimale karşı incelemeleri yapıyoruz"
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, İstanbul’da Böcek ailesinin tedavisinde sorun saptanmadığını aktararak, "2 hastanede Türkiye’nin en iyi hastaneleri. Bir eksiklik olduğunu düşünmüyoruz ama inceleme yapıyoruz. Adli, idari süreç devam ediyor" dedi.Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde AK Parti Grup Toplantısı öncesinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.İstanbul’da Böcek ailesinin tedavisinde sorun saptanmadığını belirterek, "2 hastane yeterli hastane gerekli müdahaleleri arkadaşlar yapmışlar. Ama biz her ihtimale karşı inceleme yapıyoruz. 2 hastanede Türkiye’nin en iyi hastaneleri. Bir eksiklik olduğunu düşünmüyoruz ama inceleme yapıyoruz. Adli, idari süreç devam ediyor bizim yapabileceğimiz süreçleri beklemek. Baş sağlığı diliyorum aileye, ülkemize. Ama hastane süreçlerinde gördüğümüz kadarıyla bir eksiklik yok. Nasıl kaynaklandığı süreçler bize gösterecek takip ediyoruz" diye konuştu.Memişoğlu, son dönemlerde hastanelere gıda zehirlenmesi başvurularının arttığı yönündeki iddialara ilişkin, "İddialarla değil gerçeklerle hareket ediyoruz. Anormal bir durum yok hastanelerimizde ama bu sonuçta açıklanması veya araştırılması gereken bir husus gerekli merciler bunun araştırmasını yapıp sonuca çıkaracaklar" şeklinde konuştu.
19 Kasım 2025 Çarşamba - 09:11
Fırat’tan İsrailli bakana sert tepki
AK Parti Erzurum Milletvekili Abdurrahim Fırat, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı sosyal medyada hedef alan İsrail Diaspora Bakanı Amichai Chikli’ye sert sözlerle tepki gösterdi. Fırat, "Türkiye’nin kararlı ve stratejik dış politika hamlelerinin Siyonist İsrail yönetiminin dengesini bozduğunu" belirtirken, Chikli’nin açıklamalarına dikkat çekti. İsrailli bakan Chikli’nin, Türkiye’nin ABD ve Batı ülkelerinin politikalarını etkilediğini söyleyerek çaresizliğini itiraf ettiğini vurgulayan Fırat, "Ne oldu Chikli? İsrail’in ABD’deki en etkili lobisi AIPAC artık istediği gibi at koşturamıyor mu?" ifadelerini kullandı. Çaresizliğin itirafı AK Parti Erzurum Milletvekili Abdurrahim Fırat’ın resmi X hesabından yaptığı açıklama şöyle: "Türkiye’nin kararlı ve stratejik dış politika hamleleri, Siyonist İsrail yönetiminin dengesini bozmuş durumda! Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’ı alçak ifadelerle hedef alan İsrail Diaspora Bakanı Amichai Chikli, Türkiye’nin ABD ve Batı ülkelerinin politikalarını etkilediğini itiraf ederek, çaresizliğini ele verdi! Ne oldu Chikli? İsrail’in ABD’deki en etkili lobisi AIPAC artık istediği gibi at koşturamıyor mu? Siyonist şebeke cezalandırılmalı Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’a saldıran Netanyahu ve kabinesi, 21. yüzyılın soykırımcı şebekesi olarak tarihe geçmektedir. Gazze’de on binlerce masum sivili katleden bu Siyonist yapı, savaş suçlusu olarak yargılanmalı ve hak ettiği cezayı almalıdır. Bunca katliamın sorumlularının hâlâ açıklama yapabilmesi bile insanlığın vicdanını yaralamaktadır."
19 Kasım 2025 Çarşamba - 00:58
Bakan Fidan: "AB almak istediği zaman yürümeyecek bir süreç yok"
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin AB’ye üyelik süreciyle ilgili, "AB almak istediği zaman yürümeyecek bir süreç yok. Belli hatalarımız yok mu? Hatalarımız var. Düzeltilemez mi? Rahat düzeltilir. Ama bu bizim AB’yle olan üyelik ilişkisinde karşılaştığımız anomaliyi değiştirmiyor. Bunların ilk önce bir irade ortaya koyması lazım" dedi. Dışişleri Bakanı Fidan, Türkiye Büyü Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonunda, Bakanlığının 2026 yılı bütçesine ilişkin yapılan görüşmelerde milletvekillerinin sorularını ve eleştirilerine cevap verdi. 2026 yılı bütçesi için Özel Kalem giderlerine ayrılan bütçeye ilişkin kendisine yöneltilen soruya Bakan Fidan, "Ben de hakikaten ‘bu para nedir’ dedim. Ben bu kadar hani ihtiyacım yok. O para şimdi önergeyle değiştireceğiz. NATO Zirvesinin parasını nereye koyalım demişler. Özel kalem tertibine koymuşlar. Antalya Diplomasi Forumu’nu da oraya koymuşlar. Bu paralar oraya ait paralar. Şimdi ben arkadaşlarla dedim. Ben onu orada görmek istemiyorum. Ne gerekiyorsa yapın, Protokol Genel Müdürlüğünün bütçesine atın onları ben özel kalemde görmeyeyim. O kadar parayla zaten bir işimiz yok" ifadelerini kullandı. "Genel müdür olup da sırası gelip büyükelçi olamayan yok" Dışişleri Bakanlığında diplomatik konularla ilgili genel müdürlerin ve genel müdür yardımcılarının hepsinin kariyerden gelen liyakatli atamalar sonucu yerleştiğini vurgulayan Bakan Fidan, "Buradaki arkadaşlar kariyerlerden gelen arkadaşlar. Yardımcıları da kariyerden. Genel müdür olup da sırası gelip büyükelçi olamayan yok. Dışarıdan büyükelçi atamayla ilgili konu, siyasi tasarruf irade meselesi başka bir tarzda konusu demokrasilerde. Bizim bakanlığımızda genel müdür olmuş, sırasını tamamlamış, atanmamış insan yok. Genel müdür yardımcısı olmuş, sırası gelmiş, atanmamış insan yok. Temsilcilik sayımız zaten gereğinden fazla var. Zamanında çok az insan alındığı için bu seçkin diplomatik kadrolar burada. Siyasi dairelere bakan arkadaşların hepsi kariyerden gelen arkadaşlar. Genel müdür arkadaşlar uzmanlık isteyen. Yani bakanlıkta daimi olması gereken Bakanlığın kendi alanında yetiştiremediği arkadaşları ben dışarıdan getirmek zorunda kaldım. Bu benim bu vatana borcum. Bu bakanlıkta sırf makam vermek için birisine bir şey verilmez. Bir bilgi işlemci atayacaksanız bilgi işlemci getirirsiniz" şeklinde konuştu. "En fazla kadın yönetici ve kadın personel yüzdesi olan bakanlık Dışişleri Bakanlığı" Dışişleri Bakanlığında çalışan kadın-erkek eşitliği noktasında Bakan Fidan şu ifadeleri kullandı: "Sistem içerisinde en fazla kadın yönetici ve kadın personel yüzdesi olan bakanlık Dışişleri Bakanlığı ve ben geçen sefer de söyledim ilk defa Dışişleri Bakanlığı tarihinde ben Bakan olduktan sonra en üst unvanı gururla bir meslektaşımızı, Berris Hanım’ı atadık. Daha önce o unvanına gelmiş bir kadın meslektaşımız olmadı." "Vize verirken açıkçası bizden vize isteyen ülkelerin perspektifiyle yaklaşıyoruz" Türkiye’ye her yıl 60 milyondan fazla turistin geldiğini belirten Bakan Fidan, ziyaret eden turistlerin birçoğunun vize uygulaması ile geldiğine işaret ederek, "Turizm Bakanımız (Mehmet Nuri Ersoy) mümkün olduğunca benden vizeyi kaldırmamı istiyor birçok ülkeye. Onunla da zaman zaman istişarelerimiz oluyor. Ama biz de vize verirken açıkçası bizden vize isteyen ülkelerin perspektifiyle yaklaşıyoruz. Diyelim, adam hasta getirmek istiyorum diyor. Gelirken gerçekten hasta, hastaneye mi geliyor yoksa burada başka bir şekilde mi olacak? Çok fazla detaylı konular var. Bu vize meselesi önemli. Bunu daha iyi nasıl yönetiriz diye ilk defa daha önce olmayan bir şey yaptık. Bütün baş konsoloslarımızı topladık. Biliyorsunuz iki sene önce geçirdiğimiz bir kararla teşkilat yapımızı değiştirmiştik. Konsolosluk hizmetlerini yürüten ayrı bir genel müdürlük vize işlemlerini yürüten de ayrı bir genel müdürlük kurduk ki yabancılara ve Türk vatandaşlarına yönelik hizmetleri uzmanlık alanı olarak birbirinden ayırdık. Bu konuda alanda bizim için çalışan en önemli unsurumuz başkonsoloslarımız ve konsoloslarımızı çağırdık. Burada bir çalışta yaptık. Çok detaylı çalıştay yaptık" ifadelerine yer verdi. "AB ülkelerin vize konusunda kendilerinden bir inisiyatif yok" Türkiye pasaportunun ‘değersizleştiği’ iddialarına yönelik Bakan Fidan, "Vizeyle ilgili problemimizin olduğu bir tane kapı var, AB kapısı. Gittiğiniz 27 ülkenin hepsi AB’ye müracaat. Bu ülkelerin kendilerinden bir inisiyatif yok. Hepsi ortak veri tabanından, ortak kriterlerle, ortak kontrol mekanizmalarıyla ve kotalarla size vize veriyorlar. Dolayısıyla ‘Biz her ülkeye gittik. Pasaportumuz itibarsızlaştı, Yüzümüze kapılar kapanıyor’ ifadesi biraz buradan abartma oluyor. Burada böyle bir şey yok. 27 ülke aslında bir tane ülke olmuş. Bir ülke size sınırlama getiriyor. İki sebepten dolayı, genç insanınız gittiği zaman orada kalacağını düşünüyor. Neden öyle düşünüyor? Kendi içerisindeki göç meselesi inanılmaz derecede içerideki siyasi denklemi değiştiren bir husus olmuş. Siyasi yapılar, hükümetler sırf bu meseleden dolayı değişiyor. Aşırı sağın yükselmesini göçmen hareketliğine bağlamışlar. Özellikle, Müslüman göçmen hareketliğiyle belli Müslüman ülkelerden göç almasına. Şimdi Avrupalı tırnak içerisinde modern olduğu için ben Müslüman istemiyorum diyemiyor. Onun için adı konmamış örtülü birtakım uygulamalar getirebiliyor. Biz bunları arazide birebir tespit edip üstüne giderek Avrupalı muhataplarla bir yere getirmeye çalışıyoruz. Ama burada tabii ki sürecin bu kadar karşılıklı bağımlılık geliştirdikten sonra olması gereken aşaması vize serbestisi aşaması olmalıymış. Yani Avrupa’nın normal macerasında böyle bir şey var. Şimdi 230 milyar euroluk karşılıklı ticaretiniz var ve bu ticareti beraber yapıyorsunuz. Onun dışında inanılmaz bir sosyal hareketlilik var, öğrenci hareketliliği var, iş adam hareketliliği var. Orada yaşayan Türkler var. Bu hareketliliği mümkün kılacak tek şey vize serbestisi. Avrupa da bunun bilincinde ama kimlik politikasından dolayı Avrupa Türkiye’yle olan ilişkilerinde gündeme getirdiği kimlik politikasından dolayı belli konuları askıya almış durumda" değerlendirmesinde bulundu. "AB almak istediği zaman yürümeyecek bir süreç yok" Türkiye’nin AB üyeliğinde 2019 yılından sonra hem Suriye’deki olaylar hem de Doğu Akdeniz’deki Türkiye’nin ortaya koyduğu tavır neticesinde sürecin askıya alındığını anımsatan Fidan, "Avrupa Birliği fasılları açtığı zaman bizi fasıllardaki kriterler üzerinden değerlendirmesi kadar normal bir şey yok. Fasıl açar der ki ‘Senin şuran hatalı şunu düzelt. Buran hatalı bunu düzelt’ veya ‘bunları beraber götürelim.’ Fakat bu irade yok. Yani 2007’de bu irade donduruldu. Avrupalılarla ben konuştuğum zaman ‘Sarkozy öncesi döneme’ gitmemiz gerekir diyorum. Sarkozy geldi, Merkel’le beraber o dönem dedi ki ‘Türkiye tarihi bir noktaya gidiyor. Avrupa Birliği üyeliği kaçınılmaz olacak bu süreçte. Biz Avrupa Birliği’ni tanımlarken böyle bir tanımlamaya hazır değildik’ noktasına geldi. Vizyoner değillerdi. İki sebep yani Müslüman bir ülkeyi kendi içlerine almama konusunda bir irade ortaya koydular. Avrupa’nın iki itici gücü. Fransa daha net irade koydu. Almanya burada sessiz kaldı" dedi. AB almak istediği zaman yürümeyecek bir süreç yok. Buradaki partilerin olduğu bir yerde bu kadar irade varken bu kadar istek varken bu kadar aydınlanma varken bir kere bu olur. Belli hatalarımız yok mu? Hatalarımız var. Düzeltilemez mi? Rahat düzeltilir. Ama bu bizim AB’yle olan üyelik ilişkisinde karşılaştığımız anomaliyi değiştirmiyor. Bunların ilk önce bir irade ortaya koyması lazım" dedi. "KKTC’nin varlığı bizim için tarihsel bir zorunluluktur" Kendisine yöneltilen Kıbrıs meselesi sorusuna ilişkin Fidan, DEM Parti tarafından ilk defa dış politika hakkında Suriye dışında bir soru geldiğine dikkati çekerek, "Kıbrıs meselesinde, bizim geldiğimiz noktada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığı bizim için tarihsel bir zorunluluktur. Anlatılırken şöyle anlatılıyor. Aktör eksikliği var. İki tane aktör varmış gibi anlatılıyor. Bu Kıbrıs meselesinde, bir Kıbrıslı Türkler var, bir de Türkiye var. Biz ne istersek o olacak. Şimdi biz bir bakın tekrar yakın tarihi hatırlatmakta fayda görüyorum" diye konuştu.
18 Kasım 2025 Salı - 22:47
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda ortak açıklama
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından yapılan ortak açıklamada, "Başta Meclis Başkanımız olmak üzere, komisyon çalışmalarında özveri ile sorumluluk yüklenenlere yönelik her türlü ithamın karşısında ortak bir tavırla duracağımızı hatırlatıyoruz" denildi. TBMM’nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "’Terörsüz Türkiye’ hedefi doğrultusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun bugün gerçekleştirilen 17. toplantısında, son dönemde siyasi nezaket ve üslupla bağdaşmayan bazı söylemlere karşı ortak açıklama metni okunmuş ve oylanarak ittifakla kabul edilmiştir" denildi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun ortak açıklamasında şunlar kaydedildi: "Kapsamlı istişareler sonucunda geniş bir temsil ve uzlaşı ile kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmalarını uyum içerisinde sürdürmesinden rahatsızlık duyan bazı kesimlerin Komisyonumuza ve Meclis Başkanımıza yönelik mesnetsiz ithamlarda bulunduklarını üzüntüyle takip etmekteyiz. Bilindiği üzere Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, siyasi partilerimizin genel başkanlarının iradeleri doğrultusunda 11 ayrı siyasi partiden 51 milletvekilimizin katılımıyla kurulmuştur. Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi, milli birlik ve kardeşliğimizin pekiştirilmesi, özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında çalışmalar yapmak amacıyla kurulan Komisyonumuzun tek gayesi gelecek nesillere huzur ve barış dolu bir Türkiye bırakmaktır. Şu ana kadar her kesimden farklı fikirlerin serbestçe ifade edildiği ve demokratik olgunluk içerisinde yüksek özveriyle çalışan Komisyonun başarılı olabilmesi için Başkanlık makamının tarafsız ve birleştirici rolü ile Sayın Numan Kurtulmuş’un siyasi nezaketinin ve yapıcı kişiliğinin de büyük bir fırsat olduğunun altını çizmek isteriz. Komisyon çalışmalarının tamamlanmasına yaklaşılan bir dönemde herkesin kullandığı dile ve üsluba azami özen göstermesi gerektiğini vurguluyor, başta Meclis Başkanımız olmak üzere, komisyon çalışmalarında özveri ile sorumluluk yüklenenlere yönelik her türlü ithamın karşısında ortak bir tavırla duracağımızı hatırlatıyoruz."
18 Kasım 2025 Salı - 22:01
İBB Meclisi’nde "iddianame" gerginliği
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi’nde yapılan 2026 yılı İETT bütçe görüşmeleri sırasında AK Parti Meclis Üyesi Muhammed Kaynar’ın iddianamedeki İETT ihalelerindeki usulsüzlükler ve HTS kayıtları ile ilgili konuşması üzerine gerginlik yaşandı.
18 Kasım 2025 Salı - 21:56
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 17. toplantısı sona erdi
TBMM’den, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 17’nci toplantısına ilişkin yapılan açıklamada, "Komisyon, bugüne kadar gerçekleştirdiği çalışmaları değerlendirmek, İmralı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumuna gidilmesi konusu da dahil olmak üzere gelecek süreçte yapacağı çalışmaları görüşmek için 21 Kasım 2025 Cuma günü saat 14.00’te toplanacaktır" denildi. "Terörsüz Türkiye" olarak bilinen komisyonun ardından TBMM tarafından yazılı açıklama yapıldı. Açıklamada şunlar kaydedildi: "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 18 Kasım 2025 Salı günü TBMM Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş’un başkanlığında TBMM Tören Salonu’nda toplanmıştır. Komisyonun 17’nci toplantısında, TBMM Başkanımız açılış konuşması yapmış, kapalı gerçekleşen bölümde ise İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya, Milli Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Sayın İbrahim Kalın sunum yapmış ve milletvekillerinin soruları yanıtlanmıştır. Toplantının açık yapılan kısmında, son dönemde siyasi nezaket ve üslupla bağdaşmayan bazı söylemlere karşı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun ortak açıklama metni okunmuş ve oylanarak ittifakla kabul edilmiştir. Komisyon, bugüne kadar gerçekleştirdiği çalışmaları değerlendirmek, İmralı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumuna gidilmesi konusu da dahil olmak üzere gelecek süreçte yapacağı çalışmaları görüşmek için 21 Kasım 2025 Cuma günü saat 14.00’te toplanacaktır." Ahmet Umur Öztürk
18 Kasım 2025 Salı - 21:45
Çarşamba Belediye Başkanı’nın OSB davası kesinleşti: Mahkemeden ikinci ret
Samsun’un Çarşamba Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Müteşebbis Heyeti üyelerinin belirlenmesine ilişkin Çarşamba Belediye Meclisi kararı, Belediye Başkanı Hüseyin Dündar’ın tüm itirazlarına rağmen hem idare mahkemesi hem de bölge idare mahkemesi tarafından kesin olarak hukuka uygun bulundu. 2 Mayıs 2024 tarihli meclis toplantısında görüşülen OSB müteşebbis heyeti üyelerinin seçimine dair karar, Belediye Başkanı Hüseyin Dündar tarafından "hukuka aykırı olduğu" gerekçesiyle yeniden görüşülmek üzere meclise iade edildi. Çarşamba Belediye Meclisi, 4 Haziran 2024’te konuyu tekrar ele alarak gizli oylamayla heyette yer alacak üyeleri yeniden seçti ve karar kesinleşti. Ancak Başkan Dündar, "belediye başkanının OSB heyetinin doğal üyesi olması gerektiği" iddiasıyla bu kesinleşmiş kararı yargıya taşıdı. Samsun 1. İdare Mahkemesi, Çarşamba Belediye Meclisi’nin kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davayı 22 Kasım 2024’te reddetti. Dündar’ın Bölge İdare Mahkemesi’ne yaptığı istinaf başvurusu da reddedildi ve karar kesinleşti. Cumhur İttifakı (AK Parti-MHP) Grubu, davaya katılma talebinde bulunarak süreçte yer aldı ve sunduğu cevap dilekçesinde; "OSB Kanunu’nda belediye başkanının heyetin doğal üyesi olduğuna dair hiçbir hüküm bulunmadığı, heyette yer alacak kişilerin meclis tarafından seçildiği" vurgulandı. "Belediye meclisi tek bir parti mensubu, kişisel husumetle hareket ediyor" iddiası tepki çekti Başkan Dündar’ın mahkemeye sunduğu dilekçede yer alan "Çarşamba Meclisi’nin büyük çoğunluğunun tek bir parti mensubu olduğu, belediye başkanına muhalif davranarak kişisel husumet ve keyfilikle hareket ettikleri" yönündeki ifadeleri dikkat çekti. AK Parti Çarşamba İlçe Başkanı Ersin Sandıkcı, Dündar’ın bu açıklamalarına tepki göstererek meclisin bugüne kadar başkan tarafından getirilen 59 maddenin 58’ini olduğu şekliyle kabul ettiğini hatırlattı. Sandıkcı, "Bunun neresi engellemek, neresi yetki kısıtlamaktır? Meclis neredeyse tüm kararları onaylamışken kişisel husumet iddiası gerçeklikle bağdaşmıyor" dedi. "Asıl kısıtlanan AK Parti iktidarının ilçeye kazandırdığı projelerdir" Sandıkcı, Başkan Dündar’ın göreve gelmesinden bu yana ilçede birçok önemli projenin durduğunu vurgulayarak şu örnekleri sıraladı: "Kaymakamlık Hizmet Binası: Başkan Dündar’ın vekili olan avukatın açtığı dava ile durduruldu, Başkan tarafından mühürlendi; üst mahkeme kararıyla yeniden başladı. TEKSTİLKENT Projesi: 12 fabrika ve 2 bin 500 istihdam hedefiyle tamamlanmak üzereyken Nisan 2024’ten beri hiç ilerleme olmadı. Olimpik Yüzme Havuzu: Nisan 2024’te tamamlanmasına rağmen iki yazdır açılmadı. Yöresel Ürünler Pazarı: İnşaatı bitmesine rağmen hizmete alınmadı. Bilim Merkezi: İnşaatı Nisan 2024’ten bu yana tamamen durdu." Sandıkcı, "Tamamlanmış projeleri hizmete almamak daha büyük bir keyfilik değil midir?" diye sordu. "OSB Kaynaklarını kim kullanamaz?" sorusu gündemde Başkan Dündar’ın istinaf dilekçesinde yer alan, "Belediye Başkanı OSB heyetinde olmazsa bölgenin kaynakları nasıl uygun kullanılacak?" ifadesine de tepki gösteren Sandıkcı, OSB heyetinde bulunan kurumları hatırlatarak şu değerlendirmede bulundu: "Samsun Valisi, Çarşamba Kaymakamı, İlkadım Kaymakamı, TSO Başkanı ve TSO üyeleri ile Büyükşehir ve Çarşamba Belediye Meclisi üyeleri bu heyette yer almaktadır. Bu kurumların bölgenin ihtiyaçlarını karşılayamayacağını ima etmek büyük bir talihsizliktir." Sandıkcı, Başkan Dündar’ın bu iddiasına açıklık getirmesi gerektiğini ifade etti. Çarşamba Belediye Başkanı Hüseyin Dundar ise konuyla ilgili açıklamada bulunmadı.
18 Kasım 2025 Salı - 21:24
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısı sona erdi
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısı sona erdi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısı sona erdi. Toplantı yaklaşık beş saat sürdü. MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, komisyonun Cuma günü toplanacağını ve en kısa zamanda İmralı’ya gideceğini söyledi. DEM Parti Grup Bakanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise komisyonun Cuma günü saat 14.00’te toplanacağını ve İmralı’ya gitmek için oylama yapılacağını ifade etti.
18 Kasım 2025 Salı - 21:03
AK Parti Genel Başkan Vekili Ala: "Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan savaşın sona erdirilmesi yönünde Türkiye tutarlı bir dış politika yürütmektedir"
AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala, Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan savaşın sona erdirilmesi yönünde Türkiye’nin, uzun süredir bölgesel istikrarın muhafazasını merkeze alan tutarlı bir dış politika yürütmekte olduğunu belirtti. AK Parti Genel Başkan Vekili Ala, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan savaşın sona erdirilmesi yönünde Türkiye, uzun süredir bölgesel istikrarın muhafazasını merkeze alan tutarlı bir dış politika yürütmektedir. Tarafların 16 Mayıs, 2 Haziran ve 23 Temmuz tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirdiği üç tur müzakere, karşılıklı diyalogun tesisine yönelik önemli aşamalar olmuş; özellikle esir takası benzeri başlıklarda somut ilerlemeler kaydedilmiştir. Türkiye’nin arabuluculuğunda sürdürülen bu temaslar, bölgesel istikrar umutlarını artırırken ülkemizin etkili, çok yönlü ve sonuç odaklı diplomasi kapasitesini açık biçimde ortaya koymuştur. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen yoğun diplomatik trafik, savaşın sonlandırılması ve bölgenin yeniden istikrara kavuşması yönünde önemli bir çerçeve oluşturmaktadır. Önümüzdeki süreçte, barışın kalıcı hale gelmesine ve bölgesel güvenliğin tesisine yönelik yeni bir ivmenin oluşmasına dair temennimizi güçlü biçimde ifade ediyor, bu çerçevede tüm tarafların sürdürülebilir bir barış için yapıcı irade göstermesinin önemini vurguluyoruz" dedi.
18 Kasım 2025 Salı - 19:21
MHP’li Özdemir: "ABD’nin Ortadoğu’daki önceliği İsrail’dir"
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, Dışişleri Bakanlığı 2024 yılı kesin hesabı ve 2026 yılı bütçesi üzerine MHP grubu adına yaptığı konuşmasında, "ABD’nin Ortadoğu’daki önceliği İsrail’dir. Bu gerçeğin değişmesi için ABD’nin yıkılması, yerine başka ilkeler ve anayasa ile bir diğer devletin kurulması hali belki etkili olabilecektir" dedi. İklim krizinin etkilerinin somut şekilde göstermeye başladığı bir yılın geride kaldığını söyleyen Özdemir, "Ülkeler arası savaş ve çatışmaların yaşandığı, gümrük tarifeleri ile karşılıklı uygulanan vergilendirmeler neticesinde rekabetin daha da arttığı, iklim krizinin etkilerini somut ve yıkıcı şekilde göstermeye başladığı bir yılı geride bıraktık. Barış arayışlarından ziyade ülkelerin çıkar ve menfaatlerini çok daha keskin vaziyette ön plana çıkardığı 2025 yılı, daha şimdiden 2026 ve sonraki dönemler için küresel gerginliğin düşünülenden ileri seviyeye taşınabileceğini göstermiştir. Coğrafyaların tamamında var olan sorunlar büyümüş, hızlı bir şekilde savaş ve çatışmalar başlama evresine girmiş, barış girişimleri ise şimdilik göstermelik imza törenleriyle başka boyuta taşınmıştır. Bir yandan sulh yanlısı olduğunu ilan ve ikrar eden çevreler, diğer yandan yüksek bir ivme ile askeri yatırımlarını hızlandırmıştır. Avrupa’da AB ve NATO üyesi ülkelerle Rusya arasında var olan kutuplaşma, Ortadoğu’da İsrail ile İslam ülkeleri arasında yaşanan restleşme ve çatışmalar, Uzak Doğu’da Çin ile ABD ve QUAD adı verilen müttefikleri arasındaki gerginlikler mevcut durumda dünyanın bölünmüş kamplarının nereler olduğunu açığa çıkarmıştır. Kafkasya ve Afrika kıtası istikrarını ararken, Güney Amerika sahasına askeri müdahale arayışları başlamış, ASEAN bölgesi yeni cazibelerle yüzyıla giriş yapmaktadır. Bütün bu gerginliklerin ortasında gri bölge olarak adlandırılan, bir başka deyişle arada kalan ülkelerin sayısı ise azalmakta, kutuplar nezdindeki saflaşmalar belirginleşmektedir. Dahası ekonomik, psikolojik ve güvenlik alanlarında tarafların birbirinin güç ve reflekslerini test etmeye koyulmaya başlaması da karşımızda bulunan bir başka gerçekliktir. Dikkat edilirse aynı dönemde güvenlik politikaları öncelik kazanmakla kalmamış, eş zamanlı olarak savunma sanayi anlamında ihtiyaç duyulan yatırımlar da artmıştır. Dünya baş döndürücü bir hız ve enerji ile silahlanmaktadır. Küresel para rezervi ikinci dünya savaşından bu yana ilk kez iddialı bir meydan okumayla karşı karşıyadır. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere çoğu devletin zorunlu askerlik uygulamasına geçmeye başlaması, neredeyse tüm devletlerin acil durum politikalarını geliştirmek üzere kendi vatandaşlarına hayatta kalma rehberi sunması gibi alışılagelmedik çağrıların gelmeye başlaması diğer dikkat çekici gelişmelerdir" dedi. Özdemir, sözlerine şu şekilde devam etti: "Tarih ve siyaset biliminin bize sunduğu gerçeklik, bu derecede yoğun bir silahlanmanın, mutlaka yıkıcı bir iklimi eninde sonunda vasat kılacağıdır. İşte Türkiye olarak buna hazırlıklı olmamız gerekir. Caydırıcılık seviyemizi en üst seviyeye çıkarırken, savunma açığımız hangi alanda varsa bu sahaları acilen kapalı ve kimseye ihtiyacımız olmadan kendi kendimize yetecek hale getirmemiz elzemdir. Devlet felsefemizde hayat bulmuş olan ’Hazır ol cenge ister isen sulh-u salah’ sözünün çok daha anlamlı olduğu bir döneme girdiğimiz açıktır. Bu sebeple bir yandan Türkiye’yi olası kriz ve savaş ikliminden uzak tutmak, diğer yandan çok yönlü diplomatik çalışmalarımızla her kesim nazarında sözü geçen, saygı duyulan ve varlığı aranılan bir vasfa eriştirebilmemiz lazımdır. Gerek Dışişleri Bakanlığımızın yoğun ve değerli çabaları, gerekse sayın Cumhurbaşkanımızın yüksek liderliği Türkiye’yi bahsettiğimiz seviyeye çıkarma hedefimizde murat ettiğimiz konuma ulaşmamıza olanak tanımaktadır. Cumhur İttifakı olarak Türk ve Türkiye Yüzyılı hedefimizde buhran ve düzensizliklerle dolu bir zaman diliminde Türk Ufku ile yönümüzü tayin ederek küresel güç merkezlerinden birisi olma hedefimize doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Mevcut çok taraflı küresel yapıların ve ittifakların süregelen sorunların çözümü konusunda yetersiz kalmaya başlaması ise yeni koşullara göre tanzim edilmiş ve edilecek yeni mekanizmaların hayata geçirilmesi zorunluluğunu da hem bizim hem de diğer devletlerin karşısına getirmektedir. Gazze’de İsrail’in sergilediği soykırım ile Kudüs’ün işgal edilmesi teşebbüsleri karşısında olduğu gibi vasat bulan ve derinlik kazanan krizlerin aşılması için yaklaşımlarımızı politikalarımızla uyumlu hareket eden ve çıkarlarımızın uyuştuğu diğer kesimlerle zenginleştirmek, pekiştirmek ve güç merkezi oluşturmak mecburiyetindeyiz. Sayın Genel Başkanımızın Kudüs Paktı önerisi, bahsettiğimiz mevzularda gerek ülkemizin milli güvenliğini pekiştirecek, gerekse bölgesel barış ve istikrara katkı sağlayacak yaklaşımımızın bir örneği olarak uluslararası kamuoyu ile de paylaşılmıştır. Temennimiz bu ittifakın hayat bulması ve Ortadoğu’da yeni koşullara adapte olabilen güvenlik paradigmalarının biz ve bizimle olan kesimlerin lehine şekillenebilmesidir." ABD’nin Ortadoğu’da önceliğinin İsrail olduğunu söyleyen Özdemir, "Dış politikamızı ilgilendiren öncelikli ve yüksek seviyeli olan alan şüphesiz ki Suriye’dir. Bu ülkede başlayan iç savaşın en ciddi ve yıkıcı etkilerini yaşamış olan ülke kuşku yoktur ki Türkiye’dir. İç savaş başladığı andan itibarense yakın müttefiklerimiz tarafından yalnız bırakıldık. Tekraren ifade etmek isteriz ki, Suriye meselesinde; Türkiye, yakın müttefikleri tarafından yalnız bırakılmış, milli güvenliğimize tehdit oluşturan hususlar aynı sözde müttefiklerimiz tarafından bizzat hayata geçirilmiş, beslenmiş, savunulmuş, desteklenmiş ve yönetilmiştir. Bu yalın gerçek karşımızda dururken, yine aynı sözde müttefiklerin genel stratejileri de kendisini ele vermiştir. O sebeple herkes dikkatli olmalı özellikle Türkiye kamuoyuna karşı yüksek bir hassasiyetle sorumlu davranmalıdır. ABD’nin, Suriye konusundaki genel stratejisi bu ülkenin bölünmesi üzerine kuruludur. Amerikan ordusunun bölgeden sorumlu olan kolu CENTCOM yıllardan bu yana aynı hedef için saha koşullarını ayarlamak üzere yüksek gayret sarf etmiş, yine ABD’nin diplomasi ve güvenlikle alakalı mesul kuruluşları da ortak stratejileri için örtülü yahut açık faaliyetlerle yol almaya çalışmıştır. ABD bütçesinden her yıl belirli miktar ve oranda kaynak sözde IŞİD’le mücadele için ayrılmış, Suriye’deki stratejik emelleri için kullanılmıştır. ABD’nin Ortadoğu’daki önceliği İsrail’dir. Bu gerçeğin değişmesi için ABD’nin yıkılması, yerine başka ilkeler ve anayasa ile bir diğer devletin kurulması hali belki etkili olabilecektir. Onun haricinde hiçbir başkan, kurum, kuruluş yahut yaklaşım, ABD açısından İsrail’i önceleyen politikasını değiştirmeyecektir. İsrail de Suriye’nin bölünmesini, imkan bulabildiği en yüksek perdeden istemekte, tüm stratejisini bu anlayış üzerine kurgulamaktadır. Golan Tepeleri’nin işgali, bu işgalin kalıcı hale gelmesi için verilen uğraşlar, Davut Koridoru gibi Suriye’nin bütünlüğünü tehdit eden tüm girişimler, İsrail’in planlarını açık etmiştir. Siyonizm Arz-ı Mevud hedefindedir. Gözünü karada Filistin, Suriye, Irak, Ürdün, Sudan, Mısır, Lübnan, Suudi Arabistan, Kıbrıs ve Türkiye topraklarına dikmiştir. Denizde ve su kaynakları alanında ise Kızıldeniz, Doğu Akdeniz, Basra, Nil, Fırat ve Dicle nehirlerini kapsayan saha aynı planın hedefindedir. Üstelik Yunanistan’ı kışkırtan, Güney Kıbrıs’ı silahlandıran İsrail, gerginliği Doğu Akdeniz’e de taşıyıp, Türkiye karşıtı cepheyi genişleterek, kendisinin doğrudan cesaret edemediği yeni senaryolar oluşturma uğraşındadır. İslam coğrafyasının neredeyse tamamı, tüm imkân, kaynak ve koşullarıyla habis ve mesnetsiz bir rüyaya kurban edilmek istenmektedir. Bu doğrultuda Ortadoğu’da yaşayan Yahudi kökenliler haricinde tüm insanları etnik ve mezhep temelli ayırarak güçsüz, zafiyet halinde, istikrarsız hatta çökmüş haldeki devlet yapılarını oluşturarak, nihai son için kolay ele geçirilebilir hedefler şeklinde hazırlama çabasındalar" ifadelerini kullandı. Özdemir, yapılanların koşulları uygun hale getirme çabası olduğunu söyleyerek, "Aynı plana da hız vermiş durumdalar. Sadece 1 yıllık zaman dilimi içerisinde Gazze’de soykırımla başlayan, ardından Lübnan, Yemen, Suriye, Irak, İran ve nihai olarak Katar’a kadar uzanan taarruzlar, asıl gayeyi çoktan aşikâr kılmıştır. Taktiksel manevralarla, sırt sıvazlamalarla, sözde olumlu görünen mesajlarla, sinsi övgülerle varılmak istenilen yol aldatmaca, hile, zaman kazanma ve koşulları uygun hale getirme çabasından başka bir şey değildir. Bakınız Gazze’de insanlar acı çekmeye devam ederken; hala bir yandan oyalama, diğer yandan İsrail’in tüm dünyada tepki gören insanlık dışı eylemlerini unutturma gayreti sürerken, ABD yönetimi de güya Suriye’den ayrılma kararı almışken, şimdi Şam yakınlarına çok büyük bir askeri üs kurma kararı gündeme gelmiştir. Vahim olan ise bu durumun, Suriye’de göreve gelen yeni yönetimle beraber şekillendirilmeye çalışılmasıdır. Sadece birkaç hafta içerisinde gerçekleşen kuşkulu hadiseler bile neden çok dikkatli ve tetikte olunması gerektiği gerçeğini karşımıza getirmektedir. 2025 yılı içerisinde, uzun yıllardan bu yana Suriye’de yönetimi elinde bulunduran Baas rejimi yıkılmış, Esad devrilmiş ve yerine Heyet Tahrir Eş-Şam isimli örgütün liderliğini üstlendiği muhalif yapıda yeni bir yönetim kurulmuştur. Ahmet Şara liderliğinde kurulan yeni yönetimin Suriye’de başarılı olması, toplumun tüm kesimlerini kucaklayıcı bir anlayışı benimsemesi, ülkemizin de en önemli önceliği olan toprak bütünlüğünün ve demografik yapının korunması ile terör örgütlerinin Suriye’nin geleceğinde yer edinmemesi ilkelerine uygun davranması elbette beklentimizdir. Türk devleti kudretini, sarsılmaz iradesine ve güçlü hafızasına borçludur. Bunun yanı sıra, Ebu Gureyb’den başlayıp Şam’a uzanan bir hikâye yazdıklarını, bununla da yol alabileceklerini zanneden kimi okyanus ötesi mahfiller ile işbirlikçileri için Mercidabık’tan başlayarak Kut’ul Amare’ye kadar varan zaman ve mekanda hala daima hazır vaziyette, Ayyıldızlı bayrağın teşkilatlı sevdalıları ve fedaileri bulunduğunu hatırlatmak elzem hale gelmiştir. Hazar ve Akdeniz arasında yeni koşullar oluşturacaklarını ilan eden zihniyetin, Taberiye gölünden başka irade gösterebileceği herhangi bir alan olamayacaktır. Türkiye ile oyun olmaz, Türkiye’ye karşı bu bölgede sergilenmeye çalışılan hiçbir senaryo tutmaz. 15 Temmuz 2016 tarihi bunun en belirgin, keskin ve son tescilidir. Terörsüz Türkiye hedefimizle PKK terör örgütünün tüm faaliyetlerini durdurma kararı alması, Suriye sahasında da oyunları bozacağını göstermiştir. Bu andan sonra ABD ve İsrail yanlıları tek merkezden harekete geçerek kendilerini açık etmiş, sadece Türkiye’nin değil, bölgemizin de terörden arındırılması çabalarındaki karşıt pozisyonlarıyla neye hizmet ettiklerini göstermiştir. Türkiye’nin içeride ve dışarıda terörsüz bir iklime kavuşması, en çok bölgenin sınırlarını değiştirmeyi isteyen ve hedefleyen çevreleri rahatsız etmektir. Barış ve istikrarı hâkim kılacak bir anlayışla, Ortadoğu coğrafyasında egemen olan en büyük gücün Türkiye olduğu hakikati herkesin malumuyken, bu kudrete yakışır adımlar atma sorumluluğu ise hepimizin omzundadır. Dolayısıyla Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefimiz, Türk ve Türkiye Yüzyılı stratejimiz için Dış Politika alanında faaliyet gösteren tüm kurum ve kuruluşlarımıza önemli sorumluluklar yüklemektedir. Diğer yandan Gazze’de sergilenen vahşette ABD ve İsrail ile beraber bu ülkelerin yanında yer alan diğer batılı ülkelerin kabul edilemez tutumları karşısında da Türkiye’nin alternatifsiz olmadığı gerçeği malumdur. Ülkemize yönelen tehdit ve tehlikeler dikkate alındığında İsrail’in ilk sıraya kendisini konumlandırdığı görülürken, bu ülkenin yanında saf tutan sözde müttefik ülkelerin tutumlarına bakıldığında, Türkiye’nin yeni küresel denge kurma arayış ve hedefini belirlemesi kadar tabi ve kaçınılmaz bir durum olamayacaktır" dedi. Türkiye’nin tüm insanlık için kalıcı alternatifler geliştirmesinin kaçınılmaz hale geldiğini söyleyen Özdemir, "Mademki batı değerleri kisvesine bürünüp, güç merkezi edasıyla hareket eden çevreler kanlı ve rezil hesaplarını Türk İslam coğrafyası başta olmak üzere dünyanın geri kalanına da yayma derdindedir, o vakit Türkiye’nin yeni ittifaklar oluşturabilme, güç merkezleri oluşturma, küresel barış ve istikrarın tesisi için tüm insanlık adına kalıcı alternatifler geliştirmesi kaçınılmaz hale gelmektedir. Cumhuriyet’in yeni yüzyılında iç ve dış kaynaklı tüm kamburlardan kurtulmak milli gayemiz olmalıdır. Cumhur İttifakı’nın temel hassasiyeti de budur. Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti yeni yüzyılda çaresizliği reddetmiş, çözümsüzlüğü dışlamış, ümitsizliği elinin tersiyle itmiştir. Milli birlikle yükseliş iradesini her alanda ortaya koyma kararlılığımız elbette sürecektir. Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik konumu temkinli, tedbirli ayrıca çok boyutlu bir dış siyaset takibini gerektirmektedir. Bu ilkeler kapsamında ve yaşanan hem bölgesel hem de küresel gelişmeler karşısında bize göre Türkiye için akla, diplomasiye, siyasetin ruhuna, coğrafi şartlarla beraber yeni yüzyılın stratejik ortamına en uygun seçenek olarak Türkiye, Rusya ve Çin’den müteşekkil ’TRÇ’ ittifakının inşa edilmesi gerekmektedir. Bu durum milli siyasetimize, devlet ve millet yapımıza, gelecek tasavvurumuza uygun bir seçenektir. Türkiye sadece kuruluşundan itibaren değil, Anadolu’yu yurt edindiğinden bu yana küresel siyaseti daima çift başlı Selçuklu Kartalı’nda anlamını bulan yaklaşımla ele almış ve uygulamıştır. Batı ve doğuya aynı anda bakan, kudret ve kuvvetini batıda da doğuda da gösterebilen, koşulları tayin edebilme kabiliyetine erişmiş bir irade, Türk Devleti’nin kadim tutumudur. Temennimiz şartların kızıştığı, düzensizlik ve belirsizliklerin daha da yoğunlaştığı dünya konjonktüründe her türlü risk ve fırsatları beraber değerlendirirken, devletimizin kadim anlayışından gelen sağlam temeller üzerinde yol alınmasıdır. Ülkemiz hamdolsun güçlü iradesiyle bir yandan bölgesel ve küresel krizlerin aşılmasında öncü rol oynarken, diğer yandan her kesimin saygı duyduğu, tutumu dikkatle takip edilen, yeri geldiğinde hakemliğine başvurulan yüksek bir potansiyele erişmiştir. Türkiye yalnızca Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu, Karadeniz, Akdeniz, Kuzey Afrika gibi bölgelerde değil, dünyanın neresi olursa olsun, yaşanan hadiselerde politikaları mutlaka dikkate alınan bir kudrette olduğunu göstermiştir. Bilhassa Türk Devletleri Teşkilatı, yirmi birinci yüzyılda çözülen ve bozulan çok yapılı kuruluşlara inat günden güne artan bir önemle gelişimini sürdürmektedir. Bu durumlar, küresel hedeflerimiz yani Türkiye’yi küresel güç yapma gayretimiz açısından doğru ve emin bir yolda ilerlediğimizi göstermektedir. Siyaset ve diplomasi alanında görülen böylesine müspet bir tablonun bizzat vatandaşlarımızın gündelik yaşantısında da görülmesi ise büyük öneme sahiptir. Bu sebeple Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vizesiz seyahat edebilecekleri ülke sayısının arttırılması gerekir. Küresel çapta artan sanayi ve ticaret potansiyelimizin yanı sıra, dünyanın pek çok bölgesinde faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlarımızın mensupları, iş dünyası temsilcilerimiz, öğrencilerimizle beraber diğer meslek erbaplarımız da daha rahat, güvenli ve emin olarak seyahat edebilmelidir. Ticaret hacmimizin gelişmesi için de bu durumun ne derecede önemli olduğu açıktır. Hali hazırda var olan vizesiz seyahat edilebilen ülkelerin sayısının 2026 yılından itibaren başlayarak ve somut bir hedef dâhilinde arttırılması Dışişleri Bakanlığımız tarafından stratejik bir plan olarak benimsenmelidir. Türkiye saygın bir pasaporta sahip olunduğunu göstermeli, artan diplomatik ağımızın ne derecede kıymetli olduğunu vatandaşlarımız da yaşayarak görebilmelidir. Bunun yanı sıra çeşitli nedenlerle bulundukları bölgelerde istikrarsızlık ve zulüm altında yaşayan, fakat diğer ülkelerin vatandaşı konumunda bulunan Türk kökenlilerin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçişleri de kolaylaştırılmalıdır. Türkiye küresel bir güç olma arzusuyla hareket ederken, milli hedeflerimizin gerçekleşebilmesi için bize göre nüfusumuzun en az 100 milyona erişmesi gerekiyor. Dolayısıyla Dışişleri Bakanlığımızın da nüfus planlamamız ve projeksiyonumuzda stratejik bir akılla hareket ederek, kendi sorumluluk sahasında politika geliştirmesinin büyük öneme sahip olduğunu değerlendiriyoruz. Bu vesileyle sözlerime son verirken, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Dışişleri Bakanlığımızın bütçesine meclis görüşmelerinin her safhasında olumlu yönde oy vereceğimizi belirtmek istiyorum. Bakanlığımız bünyesinde hizmet eden tüm personelimize Cenabı Allah’tan üstün muvaffakiyetler diliyor, her birine ayrı ayrı teşekkür ederken emek ve gayretlerinin aziz milletimiz nazarında çok büyük değere sahip olduğunu vurguluyor, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Bütçenin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum" dedi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder