SAĞLIK - 26 Ekim 2025 Pazar 09:57

Sessiz salgın ekran bağımlılığı tehdidi büyüyor

A
A
A
Sessiz salgın ekran bağımlılığı tehdidi büyüyor

Özellikle çocuklar ve gençlerde akıllı telefon, sosyal medya ve oyunlarla artan ekran süresinin dikkat eksikliği, depresyon ve kaygı bozukluklarını tetiklediğini belirten uzmanlar, günde 2 saati aşan teknoloji kullanımının ciddi riskler oluşturduğu konusunda uyarıyor.


Son yıllarda hızla artan teknoloji bağımlılığının özellikle çocuklar ve gençler üzerinde ciddi psikolojik etkilere sebep olduğunu belirten uzmanlar, akıllı telefon, sosyal medya ve oyun bağımlılığının dikkat eksikliği, depresyon, kaygı bozuklukları ve yeme problemleriyle ilişkilendirildiğini vurguluyor. Uzmanlar, hem çocuklar hem de yetişkinler için günlük ekran süresinin 2 saati geçmemesi ve küçük yaşlarda ekran maruziyetinin minimumda tutulması gerektiğine dikkat çekiyor.



"Son zamanlarda teknoloji bağımlılığı konusunda ciddi bir artış görüyoruz"


Teknoloji bağımlılığının yakın zamanlarda gündeme gelen konulardan bir tanesi olduğunu ifade eden Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ömer Faruk Akça, "Bizim birçok bağımlılık türümüz var. Bunlardan bir tanesi de davranışsal bağımlılıklar olarak tanımlanır. Davranışsal bağımlılıkların içerisinde son zamanlarda teknoloji bağımlılığı, telefon bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı, internet bağımlılığı, oyun bağımlılığı hepsi ayrı ayrı kategoriler altında değerlendirilir. Maalesef son zamanlarda teknoloji bağımlılığı konusunda ciddi bir artış görüyoruz. Özellikle akıllı telefonların yaygınlaşması, akıllı telefonlardan dolayı insanların çok fazla vakit geçirmesi dolayısıyla çok fazla bir bağımlılık sürecinin olduğunu görüyoruz. Teknoloji bağımlılığı sonucunda görebileceğimiz en önemli faktörlerden bir tanesi çocuklarda özellikle dikkat eksikliği gelişiminin önemli bir sorun olduğunu görüyoruz. Teknoloji bağımlılığına bağlı olarak dikkatlerinin çok bozulduğunu görüyoruz. Yine teknoloji bağımlılığına bağlı olarak depresyonu, kaygı bozuklukları, yeme bozuklukları bunlarla ilgili çok ciddi çalışmalar var. Bu çalışmalar bizlere özellikle çocuk ve gençlerde çok ciddi sorunların ortaya çıkabileceğini göstermektedir" dedi.



"Hem çocuklar için hem de yetişkinler için günde 2 saatten fazla ekran ciddi risk oluşturmaktadır"


Bağımlılığın yapısı itibarıyla kendini içine çeken bir durumu olduğunu belirten Prof. Dr. Ömer Faruk Akça, "Bir kişi bir konuya bağımlı olduğunda o konu giderek daha çok vaktini almaya başlar. Giderek daha çok zamanı almaya başlar ve bağımlı olmaya başladığın zaman içinden çıkmak çok zor hale gelir. O yüzden bütün dünyada artık yeni normlar geliştirilmektedir. Özellikle çocuk ve gençlerle ilgili yeni normlar oluşturulmaktadır. Bunlarla ilgili kanuni düzenlemeler yapılmaktadır. Özellikle çocuklar için, gençler için lise birinci sınıfa kadar akıllı telefon alınmaması konusunda ciddi uyarılar yapılmaktadır. Yine sosyal medya hesabının açılması için en az 16 yaşından sonra olmalıdır uyarısı yapılmaktadır. Yine mümkün olduğunca kısa sürelerde ekrana maruz kalmanın önemli olduğu vurgulanmaktadır. Küçük yaşlarda özellikle ilkokuldan önce mümkün olduğunca az ekran süresinin olması gerektiği önerilmektedir. İlkokuldan sonra ise eğer verilecekse şayet çok kısa sürelerde de kısa zamanlarda verilmesi gerektiği bilgisi bulunmaktadır. Bunun yanında özellikle depresyonun, kaygı bozukluğu anlamında sıkıntı oluşturmaması için özellikle yeme bozuklukları, depresyon, kaygı bozuklukları gibi süreçlerle yapılan araştırmalarda hep şu sonuç vurgulanmaktadır. Hem çocuklar için hem de yetişkinler için günde 2 saatten fazla ekran ciddi risk oluşturmaktadır. O yüzden benim önerim; yetişkinlerin lise çağından sonra gençlerimizin ekran sürelerini mutlaka günlük kontrol etmeleri gerekmektedir. Bugün kaç saat ekrana maruz kaldım, kaç saat vakit geçirdim, bu saat süresi 2 saatten fazla mı az mı çünkü 2 saatten sonraki her bir saatin depresyon, kaygı bozuklukları, dikkatin bozulması, diğer psikopatolojiler anlamında ciddi riskler oluşturduğunu görmekteyiz. Süre ne kadar uzarsa o kadar risk altındayız. Bunu bilmek lazım" şeklinde konuştu.



"Ne kadar çok sosyal medyaya maruz kaldıysak, özellikle çocuklar ve gençler için o kadar riskimiz artıyor"


Prof. Dr. Ömer Faruk Akça, şöyle devam etti: "Diğer yandan da özellikle uygulama anlamında hangi uygulamalarla daha çok uğraştığımız da, daha çok vakit geçirdiğimiz de çok önemli. Özellikle depresyon, kaygı bozukluğu, yeme bozukluğu ile ilgili araştırmalar hep şunu söylüyor; Ne kadar çok sosyal medyaya maruz kaldıysak, özellikle çocuklar ve gençler için o kadar riskimiz artıyor. Yine çocuk ve gençlerde özellikle oyun da büyük bir risk olarak ortaya çıkıyor ama oyundaki riskler daha çok dikkat dağınıklığı lehine görülüyor. Ama depresyon, kaygı bozukluğu, uyku bozuklukları anlamında sosyal medya bağımlılığının çok önemli olduğunu söyleyebiliriz."



Sessiz salgın ekran bağımlılığı tehdidi büyüyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Malatya Malatya’da kayısıda iklim endişesi devam ediyor MTB Başkanı Ramazan Özcan, Malatya’da yağış ve soğuk hava nedeniyle kayısıda riskin sürdüğünü, net tablonun mayıs ortasında ortaya çıkacağını belirterek, "Yağışlara rağmen çiftçilerimiz gerekli tedbirleri almaya çalışıyor. Risk tamamen geçmiş değil. Bir süre daha sabırlı olunması gerekiyor" dedi. Malatya Ticaret Borsası (MTB) Başkanı Ramazan Özcan, kentte etkili olan yağış ve soğuk hava dalgasının kayısı üretimi üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Her yıl mart ayı itibarıyla üreticilerin iklim değişikliklerini yakından takip ettiğini belirten Özcan, bu yıl da mart ortasında başlayan sağanak yağışların kayısıda endişeye neden olduğunu ifade etti. Geçtiğimiz yıl nisan ayında yaşanan olumsuz hava şartlarını hatırlatan Özcan, "Bu yıl da aralıklarla devam eden yağışlar ve soğuk hava nedeniyle kayısıda riskin sürdüğünü söyleyebiliriz. Ancak meyve oluşumu ve mahsule ilişkin şu aşamada net bir değerlendirme yapmak mümkün değil" dedi. Nisan ayı sonu ve mayıs ortasına kadar sürecin dikkatle izlenmesi gerektiğini kaydeden Özcan, meteorolojik verilere göre kısa süreli soğuk hava dalgasının da etkili olduğunu yüksek kesimlerde kar yağışının görüldüğünü kaydetti. Özcan, akademik kurumlar ve Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nün sahadan düzenli veri topladığını belirterek, bu veriler ışığında ilerleyen süreçte daha sağlıklı değerlendirmeler yapılacağını bazı bölgelerde monilya hastalığına dair ihbarların alındığını ve yetkili kurumların sahadaki durumu inceleyip raporlayacağını aktardı. Üreticilerin süreci bilinçli şekilde yönettiğini belirten Özcan, özellikle ilaçlama konusunda hızlı hareket edildiğini de ifade ederek, "Yağışlara rağmen çiftçilerimiz gerekli tedbirleri almaya çalışıyor. Risk tamamen geçmiş değil. Bir süre daha sabırlı olunması gerekiyor" diye konuştu.
İzmir Titremeden daha fazlası: Parkinson hastalığında ’sinsi’ belirtilere dikkat İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi (EAH) Nöroloji Kliniği Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. İrem Fatma Uludağ, parkinsonun sadece bir yaşlılık hastalığı veya titreme bozukluğu olmadığını belirterek, koku kaybından uyku bozukluklarına, hatta duran kol saatlerine kadar pek çok sinsi belirtiye karşı vatandaşları uyardı. Her yıl 11 Nisan’da, hastalığı ilk kez tanımlayan James Parkinson’un doğum gününde kutlanan "Dünya Parkinson Günü", bu yıl da erken teşhisin hayati önemine odaklanıyor. İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi (EAH) Nöroloji Kliniği’nde hastalarını ağırlayan Prof. Dr. İrem Fatma Uludağ ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, hastalığın bilinmeyen yönlerini ve tedavi süreçlerini ele aldık. Sinsi belirtiler öncü olabilir Parkinson denince akla ilk olarak istirahat halindeki titreme, hareketlerde yavaşlama ve kas sertliği gelse de Prof. Dr. Uludağ, hastalığın bu majör bulgulardan yıllar önce işaretler verebileceğini belirtiyor. Uludağ, "Koku alma duyusunda azalma, uykuda bağırma veya ani hareketlerle rüyayı yaşama (REM uyku bozukluğu), yazının küçülmesi ve kabızlık gibi belirtiler genellikle başka nedenlere bağlanıp göz ardı ediliyor. Oysa bu bulgular tanı için altın değerindedir," dedi. İlginç bir vaka: Bozuk sanılan otomatik saatler Hastalığın günlük hayattaki yansımalarına dair literatürden çarpıcı bir örnek paylaşan Prof. Dr. Uludağ, otomatik saatinin sürekli durması şikayetiyle tamirciye giden bir hastayı anlattı. Yapılan incelemede saatin bozuk olmadığı, ancak hastanın kolunu parkinson nedeniyle yeterince sallamadığı için saatin şarj olamadığı anlaşıldı. Uludağ, bu durumun hastalığın erken dönemindeki kol salınımı azalmasının tipik bir örneği olduğunu ifade etti. Kol ağrısı parkinson çıkabilir Tanı sürecindeki zorluklara da değinen Uludağ, 58 yaşındaki bir erkek hastasının sadece kol ağrısı şikayetiyle ortopedi ve fizik tedavi birimlerini gezdiğini, kendisine "bursit" teşhisi konduğunu aktardı. Kliniğe başvurduğunda yapılan muayenede koldaki tutukluk ve yavaşlığın fark edilmesiyle Parkinson tanısı konan hastanın, uygun tedaviyle ağrılarından kurtulduğu belirtildi. Tepecik EAH’da kişiye özel tedavi yaklaşımı İzmir Tepecik SUAM bünyesinde her hafta Perşembe günü özel Parkinson polikliniği hizmeti verdiklerini hatırlatan Prof. Dr. Uludağ, tedavi sürecinin tamamen bireyselleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Tedavide sadece ilaçların değil, egzersiz ve yaşam tarzı değişikliklerinin de kritik olduğunu belirten Uludağ, "Amacımız sadece belirtileri yönetmek değil, hastanın bağımsızlığını ve yaşam kalitesini korumaktır. Özellikle ilaç kullanımındaki zamanlama başarının anahtarıdır" dedi. "Aileler de sürecin bir parçası" Parkinson’un sadece hastayı değil, tüm aileyi etkileyen bir süreç olduğunu ifade eden Uludağ, hasta yakınlarının bakım yükü ve duygusal zorluklar altında kalabildiğine dikkat çekti. Kliniğinde hasta yakınlarını da sürece dahil ederek bilgilendirdiklerini belirten profesör, doğru destekle hastaların uzun yıllar aktif bir sosyal yaşam sürebileceğinin altını çizdi. Prof. Dr. İrem Fatma ULUDAĞ son olarak "Parkinson ile yaşam mümkündür. Belirtileri fark ettiğinizde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurun. Erken tanı, hayat kalitesini korumanın en güçlü yoludur." diye konuştu.