SAĞLIK - 27 Ocak 2026 Salı 10:32

Kış ayları eklemlerin "hava durumu tahmincisi" gibi çalışmasına neden olabiliyor

A
A
A
Kış ayları eklemlerin "hava durumu tahmincisi" gibi çalışmasına neden olabiliyor

Soğuk hava ve ağrılar arasındaki ilişkinin, vücudun dış dünyaya verdiği biyolojik bir hayatta kalma tepkisi olduğunu, kışın ağrıların artmasının vücudun ısıyı korumaya çalışırken verdiği mekanik ve sinirsel tepkinin bir sonucu olarak ortaya çıktığını belirten Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Selin Turan, özellikle kronik ağrısı olanlar için kış aylarının, eklemlerin bir "hava durumu tahmincisi" gibi çalışmasına neden olabileceğini söyledi.


Soğuk hava eklem ağrılarını artırabiliyor. Bu durumun halk arasında bir inanış gibi de görülebildiğini, aslında bunun tıbbi olarak birkaç temel mekanizmayla açıklandığını ifade eden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Selin Turan, soğuk havanın eklemleri etkilemesinin temel nedenleri arasında birden fazla faktörün etki edebileceğine ve ağrılar arttığı zaman çeşitli önlemler alarak ağrılarda azalma sağlanabileceğine dikkat çekti.



Soğuk havanın eklemleri etkilemesinin nedenleri


Eklem sıvısının yoğunlaşması bir diğer adı ile akışkanlık kaybı olarak tanımlanıyor. Eklemlerin içinde, hareketi kolaylaştıran tıpkı bal veya motor yağı gibi olan sinoviyal sıvı adında doğal bir kayganlaştırıcı sıvı bulunduğunu, bu sıvının soğukta yoğunlaştığını ve akışkanlığının azaldığını belirten Uzm. Dr. Selin Turan, "Sonuç olarak eklemler sabahları daha katı (sert) olur ve hareket ettirmek ağrılı bir his verir. Barometrik basınç değişiklikleri yani eklem genleşmesi ise havaların soğumasıyla atmosferik basıncın düşmesiyle ilgilidir. Bu durum, eklemlerin etrafındaki dokuların (tendonlar, kaslar ve yara dokuları) üzerindeki dış baskının azalmasına neden olur. Baskı azalınca bu dokular mikroskobik düzeyde genleşir. Eklemin kısıtlı alanındaki bu genleşme, sinir uçlarını uyararak ağrıya yol açar. Eski sakatlıkların soğukta sızlamasının nedeni de genellikle budur" dedi.


Vücudun soğukta hayati organları (kalp, akciğer, beyin vb.) sıcak tutmak için kanı merkeze çektiğini yani kan dolaşımını yavaşlattığını ifade eden Turan, "Bu durum kol ve bacaklardaki uç noktalara giden kan akışını azaltır. Eklemlere ve kaslara daha az kan gitmesi, bu bölgelerin sertleşmesine ve ağrıya karşı daha hassas hale gelmesine neden olur. Soğuğa maruz kalındığında da kaslar istemsizce gerilir. Soğukta farkında olmadan omuzların yukarı çekilmesi, vücudun kapanma hareketi yapmasına sebep verir. Sürekli gergin duran kaslar kısalır, yorulur ve laktik asit biriktirerek ağrımaya başlar. Gergin kaslar, eklemlerin üzerine daha fazla yük bindirir ve esnekliği azaltarak ağrıyı şiddetlendirir. Bu sürekli gerginlik hali kasların kısalmasına ve boyun, bel, sırt gibi bölgelerde tutulma ağrılarına yol açar. Soğuk hava, ağrı sinyallerini taşıyan sinir liflerini daha duyarlı hale getirebilir. Bu duruma ağrı eşiğinin düşmesi de denir. Yani normalde hissedilmeyecek küçük bir sızı, soğukta beyin tarafından şiddetli ağrı olarak algılanabilir" ifadelerini kullandı.



"Tek bir kalın kazak yerine birkaç kat ince giyinmek ısıyı hapseder"


Soğuk havalarda ağrıların etkisinin nasıl azaltılabileceğine değinen Uzm. Dr. Selin Turan, "Tek bir kalın kazak yerine birkaç kat ince giyinmek ısıyı hapseder. Özellikle diz ve el bileği gibi bölgeleri termal giysiler veya yünlü koruyucularla sıcak tutmak önemlidir. Hareketsiz kalmak eklemleri daha fazla sertleştirir. Ev içinde bile olsa hafif esneme hareketleri ve yürüyüş yapılmalıdır. Kapalı alanlarda dahi olsa hafif esneme hareketleri yapmak eklem sıvısının hareketlenmesine fayda sağlar. Ağrıyan bölgeye kısa süreli sıcak su torbası uygulamak veya ılık bir duş almak kan dolaşımını rahatlatır. Ayrıca soğuk havada susama hissi azalsa da su içmek eklem sıvısının kalitesini korumak için kritiktir çünkü eklem kıkırdağının büyük bir kısmı sudan oluşur. Vücut susuz kaldığında eklem sıvısı azalır ve sürtünme kaynaklı ağrılar artar. Günde en az 2 litre su içmeye özen gösterilmelidir. Yine soğuk havalarda doğru beslenme, hem vücut ısısını korumaya yardımcı olur hem de eklemlerdeki soğuk hassasiyetini içten dışa azaltır" şeklinde konuştu.



Kış aylarında ağrıları kontrol altında tutmak için enerjiyi yükselten besinler tüketilmeli


Vücut ısısını artıran özelliklere sahip olan bazı besinler kan dolaşımını hızlandırarak eklemlerin ısınmasını sağlıyor. Zencefil, zerdeçal, acı biber ve tarçın vücudun ısınmasına yardımcı oluyor. "Sağlık sorununuz yok ise bile bu kuvvetli etkiye sahip baharat ve bitkileri uzmanına danışarak kullanmalısınız" önerisinde bulunan Uzm. Dr. Selin Turan, "Eklem sıvısının kalitesini arttırmak için iyi yağlara da ihtiyaç vardır. Bunlar omega-3 bakımından zengin yağlı balıklardır. Haftada 2 öğün balık tüketimi çok önemlidir. Ek olarak zeytinyağı ağrı kesici bir etkiye sahiptir. Ceviz ve keten tohumu da bitkisel omega-3 kaynağı olarak eklem sağlığını destekler. Kemik suyu tüketimi, magnezyum açısından zengin besinlerin tüketimi, özellikle kış aylarında narenciye ve kivi gibi C vitamini içeren meyveler eklem bağlarını da güçlendirir. Son olarak kış aylarında güneşten mahrum kalmamak, D vitamini eksikliğinde doktor kontrolünde takviye kullanmak önemlidir" diye konuştu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Karabük Karabük’te trafik denetimleri yoğunlaştırıldı Karabük Belediyesi şehir içi trafikte düzeni sağlamak amacıyla park ihlallerine yönelik denetimlerin sıkılaştırılacağını açıkladı. Belediye, özellikle ikinci sıra park, yaya geçitlerinin kapatılması ve kaldırım işgallerinin trafik akışını olumsuz etkilediğini vurguladı. Karabük Belediyesinden yapılan açıklamada şehir merkezinde yapılan yanlış park uygulamalarının trafik akışını aksattığı ve güvenliği tehlikeye attığı belirtildi. Özellikle ikinci sıra park, yaya geçitlerinin araçlarla kapatılması, tretuvar (kaldırım) üzerine park edilmesi ve yanlış yerde duraklama gibi ihlallerin kent içi ulaşımda ciddi sorunlara yol açtığı ifade edildi. Açıklamada kaldırımların araçlar tarafından işgal edilmesinin engelli bireyler, yaşlı vatandaşlar ve çocuklu aileler için yaya ulaşımını zorlaştırdığına dikkat çekildi. Tretuvar üzerine park edilmesinin yaya güvenliğini tehlikeye düşürdüğü ve kamusal alan kullanımını kısıtladığı kaydedildi. Şehir genelinde yapılacak denetimlerde trafik düzenini bozan uygulamaların tespit edilmesi hâlinde ilgili mevzuat kapsamında idari cezaların uygulanacağı ve kurallara aykırı davranışlara taviz verilmeyeceği bildirildi. Öte yandan sürücülere şehir merkezinde park için belediyeye ait Eski Balık Pazarı ve Eski Valilik binası yerinde bulunan açık otoparkların kullanılabileceği hatırlatıldı. Belediye yetkilileri, şehir içi trafik düzeninin sağlanabilmesi için sürücülerin trafik kurallarına hassasiyetle uymalarının büyük önem taşıdığını ifade etti.
Karabük KBÜ Orman Fakültesi’nden "Yeşil Vatan" vizyonuna akademik katkı Karabük Üniversitesi(KBÜ) Orman Fakültesi Akademisyenleri Batı Karadeniz’de düzenlenen "Yeşil Vatan" programında gençlere çevre ve sürdürülebilirlik konularında rehberlik etti. Programda orman ekosistemleri, biyoçeşitlilik ve sürdürülebilir üretim başlıklarında akademik sunumlar gerçekleştirildi. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında geliştirilen "Yeşil Vatan" vizyonu doğrultusunda Batı Karadeniz Bölgesi’nde gençlerin araştırma-geliştirme çalışmalarına yönelik akademik rehberlik programı düzenlendi. Programda Karabük Üniversitesi Orman Fakültesi akademisyenleri çevre, sürdürülebilirlik ve bilimsel üretim konularında değerlendirmelerde bulundu. Karabük İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Genç AR-GE Grubu tarafından yürütülen programda gençlerin çevre, enerji verimliliği, geri dönüşüm teknolojileri ve yeşil üretim alanlarında proje geliştirmesi teşvik edildi. Etkinlikte Orman Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Yörür ile Dekan Yardımcıları Prof. Dr. Cumhur Güngöroğlu ve Doç. Dr. Ahmet Duyar da yer aldı. Akademisyenler konuşmalarında çevre odaklı bilimsel çalışmaların önemine dikkat çekti. Program kapsamında öğretim üyeleri tarafından "Yeşil Vatan" teması doğrultusunda çeşitli sunumlar gerçekleştirildi. Sunumlarda orman ekosistemleri, biyoçeşitlilik, sürdürülebilir kaynak yönetimi ve çevre temelli bilimsel çalışmalar ele alındı. Akademisyenler ayrıca genç araştırmacılara yönelik proje önerileri, su ekosistemlerinin korunması, ormanların su kaynakları üzerindeki etkisi, fitoremediasyon uygulamaları ve sürdürülebilir ormancılık konularında değerlendirmelerde bulundu. Programda "Yeşil Vatan" vizyonunun yalnızca çevreyi koruma anlayışıyla sınırlı olmadığı; bilimsel araştırmalar, sürdürülebilir üretim ve çevre temelli inovasyon süreçlerini kapsayan çok boyutlu bir yaklaşım olduğu vurgulandı.
Ankara RTÜK Başkanı Daniş’ten İslamofobiyle Mücadele Uluslararası Günü paylaşımı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Mehmet Daniş, 15 Mart İslamofobiyle Mücadele Uluslararası Günü’ne ilişkin paylaşım yaptı. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Mehmet Daniş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda 15 Mart İslamofobiyle Mücadele Uluslararası Günü’nün uluslararası toplumun ortak vicdanını harekete geçirmek ve nefret, ayrımcılık ve önyargıya karşı güçlü bir farkındalık oluşturmak amacıyla ilan edilmiş önemli bir gün olduğunu vurgulayarak şu ifadelere yer verdi: "Yakın tarih, nefretin ve ön yargının insanlığa nasıl ağır bedeller ödetebileceğini acı örneklerle göstermektedir. Avrupa’nın ortasında, Bosna-Hersek’te yaşanan Srebrenitsa katliamı, inancı ve kimliği nedeniyle hedef alınan binlerce masum insanın acısıyla insanlık hafızasında derin bir yara bırakmıştır. Yıllar sonra dünyanın başka birçok köşesinde yaşanan, 2017 yılında Kanada’nın Quebec kentinde bir camiye yapılan saldırı, 2019 yılında Yeni Zelanda’nın Christchurch kentindeki iki camiye düzenlenen saldırı, 2021 yılında Kanada’nın Ontario eyaletinde Müslüman bir ailenin araçla hedef alınması, 2022 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde Albuquerque Müslüman Cinayetleri, 2023 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde Müslüman bir çocuğun nefret saldırısında hayatını kaybetmesi, 2023-2024 yıllarında Avrupa’da Cami Saldırıları Dalgası 2024 yılında Kanada’da Ottawa Camii Kundaklama Girişimi gibi saymakla bitiremeyeceğimiz İslamofobik saldırılar tüm dünyaya nefretin ve aşırıcılığın küresel ölçekte ne kadar yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini tüm dünyaya göstermiştir. Bugün ise Gazze’de yaşanan trajediler, sivillerin, kadınların ve çocukların maruz kaldığı ağır insani tabloyla uluslararası toplumun ortak vicdanını derinden sarsmaktadır. İnsan hayatının ve insan onurunun korunması, hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın herkes için ortak bir sorumluluktur. Bosna’dan Kanada’ya, Yeni Zelanda’dan Gazze’ye kadar dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan bu acı olaylar, nefretin sınır tanımadığını açıkça göstermektedir. Nefret söylemi yalnızca sözlerden ibaret değildir; zamanla ayrımcılığa, ayrımcılık ise insan hayatını tehdit eden şiddet ortamlarına dönüşebilmektedir. Bu noktada medya ve yayıncılık, toplumların birbirini anlamasında ve doğru bilginin yayılmasında kritik bir role sahiptir. Yayıncılık faaliyetlerinin ön yargıları büyüten değil, empatiyi güçlendiren; ayrıştıran değil, birleştiren bir anlayışla yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu olarak bizler; insan onuruna saygıyı esas alan, nefret söylemine karşı duyarlı, farklı inanç ve kültürlere saygıyı güçlendiren sorumlu yayıncılık anlayışının geliştirilmesini temel bir sorumluluk olarak görmekteyiz. Bu anlayış doğrultusunda Kurulumuz öncülüğünde; 25-26 Mayıs 2021 tarihlerinde ‘Uluslararası Medya ve İslamofobi Sempozyumu’, 15 Mart 2022 tarihinde ‘İkinci Uluslararası Medya ve İslamofobi Forumu’, 10 Nisan 2023 tarihinde ‘Uluslararası Medya ve İslamofobi’ programının üçüncüsü ve 14 Mart 2024 tarihinde ‘Küresel ve Yerel Boyutlarıyla İslamofobi’ temasıyla dördüncü forum gerçekleştirilmiştir. Söz konusu programlarla, İslamofobi ile mücadele yollarının akademisyenler, bürokratlar ve medya uzmanları nezdinde ele alınması; medya odaklı farkındalığın ve kurumsal iş birliğinin güçlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu vizyon ile 2025 yılı içinde Uluslararası Medya ve İslamofobi Forumu’nun beşincisine yönelik hazırlık çalışmaları da sürdürülmektedir. İslamofobi ile mücadele; yalnızca Müslümanların değil, insanlığın ortak sorumluluğudur. Karşılıklı saygının, empati kültürünün ve doğru bilginin güçlendiği bir iletişim ortamı, daha adil ve daha barışçıl bir dünyanın kurulmasına katkı sağlayacaktır. Bu vesileyle Radyo ve Televizyon Üst Kurulu olarak; ayrımcılığa, nefret söylemine ve ötekileştirici yaklaşımlara karşı sorumlu yayıncılık anlayışının güçlendirilmesi yönündeki çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiririz."