GÜNDEM - 14 Temmuz 2025 Pazartesi 10:38

Jant üzerinde taşınan gazinin hikayesi

A
A
A
Jant üzerinde taşınan gazinin hikayesi

15 Temmuz gecesi rehin alınan arkadaşlarını kurtarmaya çalışırken vurularak gazi olan Başkomiser Murat Ellibeş, yaşadıklarını anlattı. Askerler tarafından lastikleri kurşunlanması nedeniyle jantları üzerinde ilerleyen araçla hastaneye ulaştırılan Ellibeş, "Ameliyattan sonra gözlerimde bir buğulanma vardı. Ardından beyaz bir çarşafın sağa ve sola doğru örtüldüğünü gördüm. O an ’Herhalde öldüm, beni kefenliyorlar’ diye düşündüm" dedi.

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında İstanbul Tuzla’da rehin alınan arkadaşlarını kurtarmaya çalışırken ağır yaralanan 50 yaşındaki Başkomiser Murat Ellibeş, o gece yaşanan ihanet ve milletin ortaya koyduğu kahramanlığı unutamıyor. Başarılı ameliyatların ardından sağlığına kavuşarak görevine dönen Ellibeş, şu anda İzmit İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde Bürolar Amiri olarak görev yapıyor.

"Tır üzerinde tankları gördük"

Başkomiser Murat Ellibeş, 15 Temmuz akşamında yaşadıklarını İhlas Haber Ajansı’na (İHA) anlattı. Ellibeş, "15 Temmuz akşamı uygulama amiri olarak Tuzla Mehmetçik Vakfı kuzey şeritte görev almıştım. İlk ihbarla birlikte Tuzla İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne geçmemiz talimatı verildi. 5 arkadaşımızı orada bırakarak araçlarla Tuzla İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne kuzey şeritten yan yolu kullanarak aşağı doğru inerken 2 ayrı tır üzerinde 5 tank gördük. Bunu telefonla ihbar etmeye çalıştık ama maalesef hat yoğunluğundan ulaşamadık. Sonra telsizle hareketliliği, havaalanına doğru bir hareketlilik olduğunu beyan ederek Tuzla İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne vardık" dedi.

"Beylik tabancamız dışında dışında herhangi bir uzun namlulu silahımız yoktu"

Bu sırada Tuzla Mehmetçik Vakfı’ndaki görev arkadaşlarının rehin alındığını öğrendiğini ve inisiyatif kullanarak hızla olay yerine intikal ettiklerini ifade eden Ellibeş, "Evet, kolay bir karar değildi. Öncelikle yoğunluktan dolayı üslerimize ulaşamadık. İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde koruma pozisyonundaydık ama arkadaşlarımızın ısrarı üzerine Tuzla Mehmetçik Vakfı kuzey şeride geçme kararı aldık. Kendi inisiyatifimizle geçtik. 6 kişi sirenlerle, vatandaşı ikaz edip, yolu açarak oraya intikal ettik. Kaotik bir ortam vardı. Bizden önce intikal etmiş arkadaşlar vardı. Fakat rehin alınan arkadaşların yanına ilk aşamada gidemiyorlardı. Çünkü uzun namlulu silahla askeri öğrenci ve asker vardı. Bizimde normal beylik tabancamız dışında dışında herhangi bir uzun namlulu silahımız yoktu. İlk aşamada ortam böyleydi" diye konuştu.

"Benimle beraber 5 arkadaşımız da gelme kararı aldı"

"Karşınızda ağır silahlarla donatılmış kalabalık bir grup vardı. O an neler hissettiniz?" sorusuna ise Ellibeş, şu yanıtı verdi:

"İlk aşamada birçok arkadaşımız koruma içgüdüsüyle bulunduğu yeri korumakla görevliydi. Sorumluluk bizde olduğu için gitmek için kimseyi zorlamadan, gönüllü arkadaşımız varsa oraya geçeceğim yönünde talimat verdim. Benimle beraber 5 arkadaşımız da gelme kararı aldı. Onlarla beraber ekip aracına bindik. Çelik yeleğimizi ve silahımızı son kontrollerimizi yaparak o tarafa doğru hareket ettik araçla"

"Çelik yeleğin boşluğundan kontrol ettim, elim içeri girer gibiydi"

İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne vardıklarında bir askeri öğrenciyle karşılaştığını anlatan Ellibeş, şöyle devam etti:

"Bunun bir tuzaklama olacağı aklımıza geldi. Arkadaşlar araçtan indikten sonra ’Siz arkamda bekleyin, müzakere teknikleri eğitimim olduğu için onu ikna etmeye çalışacağım’ dedim. Askeri öğrenci heyecanlı bir şekilde sağa sola doğru hareket ediyordu. Ben ’Arkadaşlarımızı bize gönderin, yaptığınız suç’ dememe kalmadan ’Size mi soracağız?’ diye bir sesle beraber bir silah sesi duydum. O ara çelik yeleğimi kaldırdığımda karın bölgemde bir kızarıklık vardı ama herhangi bir kan yoktu. ’Herhalde kuru sıkı atıldı’ dedim. Sonra birden ayağım boşaldı, arkaya doğru düştüm. O arada ’Komiserimiz vuruldu’ diye bir ses geldi arkadan. Ben de ’Ben iyiyim’ diyecektim, arkaya doğru yerdeyken döndüğümde arkadaşların derdest edildiğini uzun namlulu silahla gördüm. Yani yere yatırılıp silahları toplanıyordu. O arada ’Sen bunların amiri misin?’ diye bir ses duydum. Kafamı çevirdiğimde ben yerde yatar pozisyonundayım. Kafama siyah renkli bir Beretta marka silahın doğrultulduğunu gördüm. Sonra ben de ’Evet, bu husumet nedir? Tamam ben onların amiriyim, sen de askersin’ dedim. Bana, ’Bizim seninle işimiz yok, yönetimle’ cümlesini kullandı. Bunun akabinde ’Öldürdün, daha ne istiyorsun? Vuruldu adam’ diye vatandaş tarafından bir ses gelince bir şeylerin ters gittiğini anladım. Karnımı sağ taraftan kontrol ettim. Çelik yeleğin bir kısmında boşluk oluyor. Orayı kontrol ettiğimde hafif bir kan gördüm. Öbür tarafa baktığımda elim içeri girer gibiydi, böyle bayağı bir vardı. Orada kendimi kaybetmişim. O sürecin sonunda zaten beni araca almışlar"

"Beni jant üzerinde hastaneye götürmüşler"

Yaralandıktan sonra bilincini kaybettiğini belirten Ellibeş, bir polis ve vatandaşın yardımıyla araca taşındığını söyledi. Murat Ellibeş, "Sonraki ifadelerde ve anlatılanlarda, araç beni sağ götürmesin diye ön iki lastik de etkisiz hale getirilmiş, patlatılmış. Arkadaşlar beni üstün bir gayret göstererek jant üzerinde Sultanbeyli’deki bir hastaneye götürmüşler. Ben tabii o arada kendimde değildim. Ameliyattan çok sonra gözümü açtım" şeklinde konuştu.

"Herhalde öldüm, beni kefenliyorlar"

Başkomiser Ellibeş, ameliyatının yaklaşık 6,5 saat sürdüğünü kaydederek, hastane sürecinde yaşadığı bir hatırasını da paylaştı. Ellibeş, "Muhafazakar ve milliyetçi bir ailede büyüdüğümüz için sene sonlarında ve Kur’an kursu eğitimi alırdık. Orada şöyle bir anekdot anlatılırdı hocalarımız. ’İnsan öldükten sonra mezara girene kadar çevresindekileri görürmüş, duyarmış’ diye. Bu bende herhalde bir etki bıraktı. Ameliyat sonrası tabii narkozun ne olduğunu bilmediğim için açılma sürecinde gözlerimde bir buğulanma vardı. Sonrasında beyaz bir çarşafın sağa ve sola doğru örtüldüğünü gördüm. O an hocanın anlattıkları aklıma geldi. ’Herhalde öldüm, beni kefenliyorlar’ diye düşündüm ama süreç ilerledikçe sesleri de duymaya başladım. Bu sefer bir narkozun etkisinde ameliyattan çıktığımı düşünerek normale döndü" dedi.

"Karın içinde bir nüve parçası kalmış"

Hastane sürecinin ardından Bitlis’in Ahlat ilçesine gönüllü şark görevine gittiğini ve tedavi sürecinin orada devam ettiğini aktaran Ellibeş, "Ameliyat dikişlerinden sürekli sızıntı oluyordu. Karın içinde bir nüve parçası kalmış. Bu da enfeksiyona sebep oluyordu. Zamanla alınacağı söylenmişti. Sonrasında birkaç operasyon daha geçirdim. Şu an sağlığım gayet yerinde" ifadelerini kullandı.

"Yüce Türk milleti 15 Temmuz’da yapılanları unutmayacak"

Türkiye’nin birçok zorluk atlattığının altını çizen Ellibeş, sözlerini şöyle noktaladı:

"15 Temmuz, dünyada eşi benzeri olmayan bir mücadeleyle kazanılmış şanlı bir zafer olarak tarihe geçti. Allah vatanımıza, milletimize, bayrağımıza zeval vermesin. İçimizdeki hainlere fırsat vermesin. Yüce Türk milleti 15 Temmuz’da yapılanları unutmayacak. Bu bağlamda, şehit verdiğimiz arkadaşlarımıza da Allah’tan rahmet diliyorum. 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nü anıyorum"

Cihan Atik - Aslı Aktaş

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Tokat Tokatlı amatör fotoğrafçının ödülü kendisine teslim edildi Uluslararası yarışmada ödül alan Tokatlı amatör fotoğrafçının ödülü bulunup sahibine teslim edidi. Tokat’ta bir fırında simit ve poğaça ustası olarak çalışan fotoğraf tutkunu Mehmet Emin Coruş, geçtiğimiz yıl çektiği fotoğrafla Paris’te düzenlenen Uluslararası XMAGE Fotoğraf Yarışması’nda dünya ikincisi oldu. Vize alamadığı için ödül törenine katılamayan Coruş’un Fransa’dan gönderilen plaketi ve sertifikasının gümrükte imha edildiği yönündeki iddia ise haberlerin ardından yapılan incelemeyle farklı bir boyut kazandı. 170 ülkeden 725 bin fotoğrafın katıldığı yarışmada annelik bağını anlatan karesiyle büyük başarı elde eden Coruş, ödül törenine katılamamasının ardından organizasyon tarafından gönderilen plaket ve sertifikanın kendisine ulaşmadığını belirtmişti. Bunun üzerine firma yetkilileriyle iletişime geçen Coruş’a, firma tarafından gönderilen İngilizce e-postada ürünün imha edildiği bilgisi verildi. 13 Mayıs’ta gündeme gelen haber sonrası Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın, bakanlık personeline olayın araştırılması yönünde talimat verdiği öğrenildi. Yapılan incelemede, plaketin şubat ayında Türkiye’ye giriş yaptığı ve tasnif işlemlerine alındığı tespit edildi. Ticaret İl Müdürlüğü yetkilileri tarafından teslim alınan ödül plaketi, Mehmet Emin Coruş’a ulaştırıldı. Ticaret Bakanı Basın Danışmanı Bekir Kaplan, amatör fotoğrafçı Mehmet Emin Coruş ile görüntülü görüştü. Kaplan görüşmede; "Ben konuyu görür görmez bakanımız ile paylaştım. Bakanımızın talimatları doğrultusunda ilgili kargo firması ve ilgili şirketle görüşerek konunun özüne vardık. İnşallah bundan sonraki ödüllerini Allah yerinde almayı sana nasip eder" dedi. Ödül sahibine teslim edildi Ticaret İl Müdürü Ali Osman Sakar, "Kamuoyuna yansımış olan Mehmet Emin Coruş kardeşimizin uluslararası bir yarışmada aldığı ödülün imha edildiğine dair haber yapıldı. Ticaret Bakanımız Prof. Dr. Ömer Bolat’ın talimatlarıyla Mehmet Emin kardeşimize hızlı bir şekilde ulaştık. Kendisiyle irtibata geçtik. Söz konusu ödül teslim süresinde olup bakanlığımızın girişimleriyle hız kazanmıştır. Uluslararası alanda ülkemizi temsil eden Mehmet Emin kardeşimize bakanımızın selamları ile iletmekten mutluluk duyuyorum" dedi. Firma tarafından gönderilen İngilizce mailin Türkçeye çevrilmesiyle bir yanlış anlaşılma yaşandığını söyleyen amatör fotoğrafçı Mehmet Emin Coruş ise "Bildiğiniz üzere 2025 yılında uluslararası fotoğraf yarışmasında ben bir ödül kazanmıştım. Maalesef vize alamadığım Paris’e için gidememiştim. Ödülüm Türkiye’ye gelmişti. Kupamla sertifikam da gümrük sürecine takılmıştı. Gümrük yetkilileriyle yaptığımız görüşmelerden sonra XMAGE şirketiyle görüşmeye başladım. Onlar da bana bir mail attılar. XMAGE firmasından bana gelen mail İngilizce yazıyordu. Bu metni Türkçe metne çevirdiğimde imha edildiği yazıyordu. Biz de bunu haber yaptık. Bunun üzerine bakanlık devreye girdi. Bana ulaştılar. ’Ödülünüz imha edilmemiş, gümrükte bekliyor’ dediler. Bakanlığımız bu olaya hızlıca müdahale etti. Sayın Ömer Bolat bey ve ekibi kupamı biran önce elime ulaştırdılar. Kendilerine çok teşekkür ediyorum" diye konuştu.
İstanbul FIBA Avrupa Kupası’nda takım sayısı 48’e çıkarıldı Uluslararası Basketbol Federasyonu (FIBA) Avrupa Yönetim Kurulu, FIBA Avrupa Kupası’nın 2026-2027 sezonundan itibaren 48 takımla oynanmasına karar verdi. Uluslararası Basketbol Federasyonu (FIBA) Avrupa Yönetim Kurulu’nun 15 Mayıs tarihinde İzlanda’nın başkenti Reykjavik’te gerçekleştirilen toplantısında, FIBA Avrupa Kupası’nın 2026-2027 sezonundan itibaren 48 takımla oynanmasına karar verildi. İzlanda Basketbol Federasyonu’nun ev sahipliğinde düzenlenen toplantıya FIBA Avrupa Başkanı Jorge Garbajosa başkanlık etti. Toplantıya ayrıca FIBA Başkanı Sheikh Saud Ali Al Thani, FIBA Genel Sekreteri Andreas Zagklis ve FIBA Avrupa İcra Direktörü Kamil Novak da katıldı. Yönetim Kurulu, kulüplerden gelen geri bildirimler doğrultusunda FIBA Avrupa Kupası’nın genişletilmesini oy birliğiyle onayladı. Yeni formatta normal sezon, altışar takımdan oluşan sekiz grupta oynanacak. Gruplarını ilk iki sırada tamamlayan 16 takım ikinci tura yükselecek. Rusya ve Belarus’un durumları da konuşuldu Rusya ve Belarus takımlarının FIBA Avrupa organizasyonlarındaki statüsünün ise değişmediği açıklandı. FIBA Merkez Yönetim Kurulu’nun son kararı doğrultusunda mevcut uygulamanın sürdüğü, konunun eylül ayındaki toplantıda yeniden ele alınacağı belirtildi. Avrupa Basketbol’u da ele alındı Toplantıda ayrıca Avrupa basketbolunun çeşitli alanlarına ilişkin güncel gelişmeler ele alındı. Fenerbahçe’nin şampiyonluğu ile tamamlanan Kadınlar Avrupa Ligi (EuroLeague) Altılı Final organizasyonunun Zaragoza’daki başarısı, FIBA Kadınlar Basketbol Dünya Kupası 2026 kura çekimi ve FIBA Şöhretler Müzesi töreni değerlendirildi. FIBA 18 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası’nın düzenleneceği yerler açıklandı Gençler organizasyonları kapsamında 2027 FIBA 18 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası’nın (A veya B Klasmanı) Portekiz’in Matosinhos kentinde, 2028 FIBA 18 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası’nın (A Klasmanı) ise Estonya’nın Tallinn kentinde düzenlenmesi onaylandı. Yönetim Kurulu ayrıca 2026-28 dönemini kapsayan Gençlik Gelişim Fonu (YDF) ve Haziran 2026’da başlayacak TIME-OUT 4.0 projesi hakkında bilgi aldı. FIBA Avrupa Yönetim Kurulu’nun bir sonraki toplantısı Kasım 2026’da Almanya’nın Hamburg kentinde yapılacak.
Ankara Başıboş köpek mağdurları panelde buluştu Ankara’da platformlar tarafından ‘Türkiye’de başıboş köpek sorunu’ paneli düzenlendi. Mağdurlar panelde buluştu. Ankara’da platformlar tarafından 5199 sayılı Kanun’un 2024 değişikliği sonrası uygulama sorunları, belediyelerin hukuki sorumlulukları, halk sağlığı ve güvenlik boyutu, bilimsel, idrai ve insan hakları perspektiflerinin ele alındığı ‘Türkiye’de başıboş köpek sorunu’ paneli düzenlendi. Etkinliğe, başıboş köpek mağdurları katıldı. "Köpek üretimi ve rehabilite edilmesi sıkı biçimde denetlenmelidir" Kısırlaştırma ve rehabilitasyon süreçlerinin etkin biçimde yürütülmesi gerektiğini söyleyen Ankara Sivil Toplum Platformu Dönem Sözcüsü Nevzat Öylek, "Köpek üretimi ve rehabilite edilmesi sıkı biçimde denetlenmelidir. Özellikle okul çevreleri, parklar, hastaneler ve ibadethaneler güvenli alanlar haline getirilmelidir. Yalnızca şehir güvenliği konusunda değil, toplumun kültürel ve vicdani meseleleri konusunda da sorumluluk almaya devam ediyoruz. Dün RTÜK önünde gerçekleştirdiğimiz basın açıklamasında ekranlar üzerinden toplumumuza yönelik kültür emperyalizmine aile yapısını hedef alan yayınlara ve toplumsal değerlerimizi aşındırmaya çalışan içeriklere ilişkin kaygımızı ifade ettik" diye konuştu. "Hastaneye götürülürken yavrum, ‘ölmeyeceğim değil mi baba?’ diye soruyordu" Yıllarca ‘bir kap mama bir kap su koy’ sloganlarıyla adeta beyninin yıkandığını ifade eden mağdur anne ise bir hayvandan insana böylesine bir zarar gelebileceğini asla düşünmediğini kaydederek, şöyle konuştu: "Ancak bu propagandanın arka planını sorgulamamanın bedeli bizim için çok ağır oldu. Sadece 3 buçuk dakika içinde varlığıyla içimi şükürlerle dolduran kızım, başıboş köpeklerin saldırısına uğradı. Kaçarken bir kamyonun altında kaldı ve bacağı koptu. Sizin haberlerde köpek saldırısı deyip geçtiğiniz o başlıklar bizim hayatımıza düşen birer ateş topuydu. Yanına vardığımda bana, ‘özür dilerim anneciğim köpekler saldırdı’ diyordu. Hastaneye götürülürken yaşam hevesiyle dolu olan yavrum, ‘ölmeyeceğim değil mi baba?’ diye soruyor, acısı dayanılmaz hale geldiğindeyse uyutun beni diye yalvarıyordu. Biz bu felaketin ortasında çaresizce beklerken sosyal medyada bir tokat gibi yüzümüze vurulan iftiralar başladı. Kızımın hep sokaklarda olduğu, köpekleri tahrik ettiği gibi asılsız yalanlar yayıldı. İftiralar, öyle ahlaksız bir boyuta ulaştı ki olayın FETÖ kurgusu olduğundan tutun iffetime, namusuma, şahsıma yönelik onur kırıcı saldırılara kadar her türlü haksızlığa uğradım. Evladımız canıyla uğraşırken biz aynı zamanda bu organize kötülükle uğraşmak zorunda kaldık." Programa, hukukçular, mağdurlar ve akademisyenler katıldı.