DÜNYA - 10 Nisan 2025 Perşembe 18:21

Filistinli doktorun feryadı: "F16 uçakları ile bombalanıyoruz"

A
A
A

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları devam ederken, 50 bini aşkın Filistinli hayatını kaybetti, binlerce Filistinli yaralandı. Yaşanan acı dramı anlatan Filistinli doktor, "Gazze’ye yiyecek, içecek, su ve ilaç dahil girmiyor. İsrail’in anlaşmayı habersiz şekilde bozmasından beri çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 2 binden fazla Filistinli şehit oldu. F16 uçakları ile bombalanıyoruz. Gazze’de şu anda 7 Ekim’de başlayan katliam, soykırım ve vahşetin çok büyük bir dalgasını yaşıyor" dedi.

İsrail’in 7 Ekim 2023’te başlattığı saldırılar sonucu çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 50 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Hastane ve eğitim kurumları bile hedef alınarak sivil halk katlediliyor. İsrail’in 18 Mart’ta ateşkesi bozmasının ardından yalnızca 55 günde 2 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti.

"İhlalden bu yana çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 2 binden fazla Filistinli şehit oldu"

HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, Gazze’deki doktorlarla görüntülü görüşme yaparak, yaşananları İhlas Haber Ajansı’na anlattı. Filistinli doktor, yaşanan insanlık dramını anlatarak, "17 Ocak’ta yapılan anlaşma yükümlülüklerini İsrail yerine getirmeyerek ihlal etti. Ramazan ayının başından beri ikinci bir saldırı yapıldı. O günden bu güne yaklaşık 55 gündür Gazze’ye yiyecek, içecek, su ve ilaç dahil girmiyor. Bu süreçte çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 2 binden fazla Filistinli şehit oldu" dedi.

"F16 uçakları ile bombalanıyoruz"

En acı günlerden birinin de dün yaşandığını söyleyen doktor, "Şucaiyye Mahallesi’ndeki çok kalabalık bölgeye F16 uçakları ile ağır bombardıman yapılarak 8 bina yerle bir edildi. Binaların içinde bulunan en az 50 kişi olduğunu öğrendik. Onlarca kişi hala enkaz altında. Kurtarma araç ve teçhizatları olmadığından onlara ulaşmak mümkün değil. Refah’ta olduğu gibi kurtarma ve ambulans ekipleri de hedeflerden bir tanesi. Sürekli hedef halindeler. Bu bölgeye yaklaşanlara ve kurtarmaya çalışanlara dahi ateş açıldı. Gazze’de şu anda 7 Ekim’de başlayan katliam, soykırım ve vahşetin çok büyük bir dalgasını yaşıyor. Bugün artık birçok bölgede bombardımanlarda şehit veriliyor ancak maalesef Gazze gündemden düşmüş durumda. Buradaki insanlar seslerini bu sebeple duyuramıyorlar. Çünkü İsrail işgal devleti bir taraftan, arkasında Amerika ve Amerika’nın güdümünde giden rejim ve medya kuruluşları bu sesi çıkartmamaya ve dünyaya duyurmamaya çalışıyor" şeklinde konuştu.

"Gazze feryat ediyor"

"Gazze feryat ediyor" diyen Uzm. Dr. Adil Kurban, "Bu feryat çok şiddetli. 3-5 kişinin öldürülmesi nedeniyle bütün dünya liderlerinin birleşip yürüdüğünü hatırlıyoruz. Ama o dünya liderleri 30 bin civarında çocuk ve kadının öldürülmesine sessiz kaldı. Hatta Netanyahu Amerika’ya gittiğinde mecliste alkışlandı. Ne kadar acı bir şey. HEKİMSEN olarak ilk günden beri Gazze ile yakından ilgilendik. Gazze’de çalışan meslektaşlarımızı bulduk ve geri bildirim aldık. İletişim ağı kurduk ve bu şekilde Gazze’nin derdini dillendirdik. Hatta Gazze ile ilgili X’te hashtag yaptık. Netanyahu’yu etiketleyen STK başkanı olarak bir tek bendim. Netanyahu ve İsrail güçlerini etiketleyerek paylaşımlar yaptım. Buna kimse cesaret edemedi ama HEKİMSEN buna cesaret etti. Bunun gibi elimizden geleni yaptık. Madden de yardım yapmak isterdik ancak oraya ulaşamıyoruz. Yurt dışına yardım sıkıntımız var. Bunun için de HEKİMSEN Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ni kurduk" ifadelerini kullandı.

"Yok edilmenin eşiğindeler"

Çok fazla sivilin öldürüldüğüne dikkat çeken Adil Kurban, "Ateşkes anlaşmasının İsrail tarafından haber bile verilmeden bozmasının sonra sadece dün 50 kişi şehit oldu. Bunların yarısından fazlası çocuk ve kadın. Onlarca kişi de enkaz altında. Bu atılan bombalar normal bombalar değil. Bunlar beton delici bombalar. Bu bombaları sivil halkın üstüne atılıyor. Ateşkesin bozulmasından üstünden 45-50 gün geçti ve 2 bin Filistinli şehit olduğu biliniyor. O insanların en önemli ihtiyacı olan su, ilaç ihtiyaçları karşılanamıyor. Duygu durumları karışık, yok edilmenin eşiğindeler. Toplum olarak yok ediliyorlar" dedi.

Yarın tüm dünyada Gazze saatiyle saat 22.00’da ezan okunacak

Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı’na çağrıda bulunan Kurban, "Yarın Gazze saatiyle saat 22.00’da bütün dünyada herkesin bulunduğu yerde balkonlarda, pazarlarda, camilerde ve yollarda ezan okunmasını istiyorlar. Filistin Alimler Birliği bunu planladı ve talep ediyor. Lütfen en azından camiler noktasında onların bu talebine destek olalım" diye konuştu.

Osman Ayaydın - Aslı Aktaş

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bitlis Bitlis’te nisanda kara kış: 84 köy yolu ulaşıma kapandı Bitlis’te baharda kış şartları etkisini sürdürürken, kar kalınlığı ise 15 santimetreyi buldu. Nisan ayının ortalarına yaklaşılırken kentte gece saatlerinde başlayan kar yağışı, kısa sürede etkisini artırarak cadde ve sokakları beyaza bürüdü. Bitlis ve çevresinde iki gündür aralıklarla devam eden kar yağışı, özellikle yüksek kesimlerde etkisini daha fazla gösterirken Bitlis İl Özel İdaresinden yapılan açıklamada ise il genelinde 84 köy yolunun ulaşıma kapandığı belirtildi. Yüksek bölgelerde kar kalınlığının 35 santimetreye kadar ulaştığı, yağışların hafta sonuna kadar aralıklarla devam etmesinin beklendiği bildirildi. Meteoroloji yetkilileri, sürücüleri buzlanma ve görüş mesafesinde yaşanabilecek düşüşlere karşı dikkatli olmaları konusunda uyardı. Kar yağışının ardından kent genelinde ekipler harekete geçti. Ana arterlerde karayolları ekipleri çalışmalarını sürdürürken, mahalle aralarında ise belediye ekipleri kar temizleme çalışmalarına başladı. Sabah saatlerinde yoğun kar nedeniyle araçların ve evlerin kar altında kaldığı kentte, vatandaşlar işlerine gitmekte zorlandı. Nisan ayının ortasında kar sürpriziyle karşılaşan vatandaşlar, araçlarının üzerini temizleyerek güne başladı. Öte yandan, etkili olan kar yağışı nedeniyle kent genelinde birçok köy yolunun ulaşıma kapandığı, il özel idaresi ekiplerinin kapalı yolların yeniden ulaşıma açılması için çalışmalarını aralıksız sürdürdüğü belirtildi.
Erzurum 114 Yıllık "Sıla Hasreti" belgesi gün yüzüne çıktı: Bir askerin kalbinde taşınan memleket Balkan Savaşları’nın yalnızca cephede verilen bir mücadele olmadığı, aynı zamanda insan ruhunun en derin sınavlarından biri olduğu, ortaya çıkan çarpıcı bir belgeyle bir kez daha gözler önüne serildi. Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Taner Özdemir tarafından paylaşılan 114 yıllık belge, Erzurumlu bir Osmanlı askerinin "sıla hasreti" nedeniyle hastaneye düştüğünü ve tedavi için memleketine gönderilmesinin önerildiğini ortaya koyuyor. Savaşın görünmeyen yüzü: "Darüssıla" hastalığı Belgede, cephe gerisindeki bir askeri hastanenin 9. koğuşunda yatan Erzurumlu Hasan oğlu Mehmet Hüsnü Çavuş’un durumu ayrıntılı biçimde yer alıyor. Yapılan muayenelerde, askerin fiziksel bir yarasının bulunmadığı; buna karşılık dönemin tıbbi literatüründe "darüssıla" olarak adlandırılan ağır bir memleket hasreti yaşadığı tespit ediliyor. Askerî tabipler, bu durumun sıradan bir moral bozukluğu olmadığını; doğrudan tedavi gerektiren bir ruhsal çöküntü hali olduğunu değerlendiriyor. Bu nedenle Mehmet Hüsnü Çavuş için ilaç ya da klasik tedavi yöntemleri yerine oldukça dikkat çekici bir karar alınıyor: Kısa süreli izin verilerek memleketine gönderilmesi. Bu karar, Osmanlı askeri tıbbının yalnızca fiziksel yaralara değil, askerlerin psikolojik durumlarına da duyarlı olduğunu açıkça gösteriyor. Hastalığın ilacı: Sıla Belgede yer alan ifadeler, dönemin anlayışını net biçimde ortaya koyuyor. Mehmet Hüsnü Çavuş’un iyileşmesi için en uygun tedavinin "memleketine kavuşması" olduğu belirtiliyor. Bu doğrultuda kendisine 5 ila 10 gün arasında bir "mezuniyet" (izin) verilmesi öneriliyor. Bu yaklaşım, modern psikolojide "travma", "bağlanma" ve "aidiyet duygusu" kavramlarıyla açıklanan durumların, Osmanlı döneminde sezgisel olarak tanımlandığını gösteriyor. Özdemir: "Bu belge bir insanlık tanıklığıdır" Belgeyi kamuoyuyla paylaşan Taner Özdemir, Balkan Savaşları’nın yalnızca askeri değil, aynı zamanda toplumsal ve psikolojik bir yıkım olduğuna dikkat çekti: "1912-1913 yılları, Osmanlı için adeta bir kırılma dönemidir. Anadolu’nun dört bir yanından gelen gençler, hiç bilmedikleri coğrafyalarda, çok ağır şartlar altında savaşmak zorunda kaldılar. Bu belge bize şunu gösteriyor: Savaş sadece cephede yaşanmıyor. Asıl savaş, bazen insanın kendi içinde yaşanıyor." Özdemir’e göre bu belge, Osmanlı ordusunun askerine bakış açısını da ortaya koyuyor: "En zor şartlarda bile askerinin ruh halini dikkate alan bir anlayış var. ‘Sıla hasreti’ bir hastalık olarak kabul ediliyor ve tedavi yöntemi olarak memlekete gönderilmesi öneriliyor. Bu, son derece insani ve ileri bir yaklaşımdır." Erzurum’dan Balkanlara Uzanan Hasret Erzurum’dan yola çıkan Mehmet Hüsnü Çavuş’un hikâyesi, aslında binlerce askerin ortak geleceğini temsil ediyor. Anadolu’nun köylerinden koparılan gençler; ailelerinden, sevdiklerinden ve alıştıkları hayattan uzak, bilinmezlik içinde bir mücadeleye sürüklenmişti. Soğuk, açlık, hastalık ve yetersiz lojistik şartlar kadar; anne kokusu, baba duası ve çocuk sesine duyulan özlem de bir yük haline gelmişti. Bu belge, işte o görünmeyen yükü somutlaştırıyor. Uzmanlara göre belge, üç açıdan büyük önem taşıyor: Askeri tarih açısından: Osmanlı ordusunda psikolojik durumların nasıl ele alındığını gösteriyor. Tıp tarihi açısından: "Darüssıla" kavramı, erken dönem psikiyatrik tanımlamalara örnek teşkil ediyor. Sosyal tarih açısından: Savaşın insani boyutunu ve askerlerin duygusal dünyasını ortaya koyuyor. İsimsiz kahramanlara açılan bir pencere Özdemir, Mehmet Hüsnü Çavuş’un hikâyesinin, yalnızca bir askerin dramı olmadığını dile getirerek "Balkan coğrafyasında savaşan binlerce Osmanlı askerinin ortak hikâyesidir. Bu belge sayesinde, tarih kitaplarında çoğu zaman sayılarla ifade edilen kayıpların ardındaki insan hikâyeleri yeniden görünür hale geliyor. Ve belki de en çarpıcı gerçek şu: Bazı yaralar kurşunla değil, hasretle açılıyor" dedi.