EKONOMİ - 15 Temmuz 2025 Salı 13:50

Altın, ekonomik dönüşüm sinyali veriyor

A
A
A
Altın, ekonomik dönüşüm sinyali veriyor

Terörsüz Türkiye ve çatışmasız dünya, yatırım alışkanlıklarını değiştiriyor. Altın artık paniğin değil, istikrarın ve stratejinin göstergesi haline geliyor. Uzmanlar, kaynaklar artık üretime ve refaha yönelirse, gram altın ve kurda dengenin sağlanabileceğini söylüyor.


Türkiye’de güvenlik risklerinin azalması, çatışmasızlık vizyonunun küresel ölçekte güç kazanması ve merkez bankalarının artan altın talebi, yatırımcıların dikkatini yeniden altın ve döviz piyasalarının geleceğine çevirdi. Bu konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Demaş A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Cumhur Kitiş, "Terörsüz Türkiye, ekonomik potansiyelin yeniden inşası için tarihi fırsat sunuyor. Bu da gram altın fiyatlarını TL bazında baskılayabilir" diye konuştu.



"Altın fiyatı TL bazında yatay seyre girebilir"


Uzun yıllardır savunma ve güvenlik harcamalarına ayrılan bütçenin ciddi boyutlara ulaştığını belirten Kitiş, "Terörün ortadan kalkması, bu kaynakların teknoloji, üretim ve altyapı yatırımlarına yönelmesini mümkün kılıyor. Cari açık azalır, döviz kuru istikrar kazanır. Altın fiyatı ise TL bazında yatay seyre girebilir. Sadece Türkiye değil, uluslararası alanda da çatışmaların durması, küresel ekonomi için yepyeni bir sayfa anlamına geliyor. Özellikle Orta Doğu, Ukrayna, Güney Çin Denizi gibi bölgelerde yaşanan jeopolitik gerilimlerin yatışması; enerji fiyatları üzerindeki baskıyı hafifletecek, lojistik maliyetleri düşürecek ve küresel yatırım ortamını istikrara kavuşturacaktır. Bu durum klasik anlamda kriz anlarında parlayan altını, bu kez istikrarlı büyümenin yapı taşı hâline getirebilir" şeklinde konuştu.



"Fiziki altına olan yönelim var"


Dünyanın yangın yerine döndüğü dönemlerde altının kaçış aracı olduğunun altını çizen Ahmet Cumhur Kitiş, "Artık çatışmasızlık varsa yatırımcı bilinçli şekilde altına yönelir. Bu defa panikten değil, stratejiden. Özellikle Çin, Hindistan, Türkiye ve Rusya gibi ülkelerin merkez bankalarının uzun vadeli stratejik rezervler oluşturması, bu dönüşümün habercisi olarak görülüyor. Elements.visualcapitalist.com verilerine göre, 2024’te altın ve petrol fiyatları arasındaki denge tarihi oranlardan sapma eğilimi gösterdi. Petrol, arz kısıtları nedeniyle hızlı yükselirken, altın talebi özellikle merkez bankalarından geldi. Çin, Hindistan ve Türkiye gibi ülkelerin rezervlerini artırdığı bu dönemde, fiziki altına olan yönelim dikkat çekiyor" ifadelerini kullandı.



"Altın artık sadece güvenli liman değil, rezerv gücünün göstergesi"


Royal Mint tarafından yayımlanan araştırmaya göre, 2023 yılı merkez bankalarının bin 37 ton altın aldığını belirten Kitiş, "2024’te de bu trend sürüyor. Türkiye bu alım liginde üst sıralarda yer alarak, altını stratejik rezerv aracı olarak konumlandırıyor. Bu tercih değil, zorunluluk. Dünya, dolar merkezli sistemin sınırlarını görmeye başladı. Altın artık sadece güvenli liman değil, rezerv gücünün göstergesi" dedi.



"Altın artık sadece kriz zamanlarının değil, sakinliğin de göstergesi olacak"


Küresel çatışmasızlık ve ekonomik barış ortamı yatırımcının davranışlarını da şekillendireceğini söyleyen Ahmet Cumhur Kitiş, "Gram altın fiyatları, son dönemde döviz kuru ile doğru orantılı olarak yükseldi. Ancak TL’nin güç kazanması ve küresel risklerin azalması durumunda altının TL bazında daha durağan bir yapıya kavuşması mümkün. Altın artık sadece kriz zamanlarının değil, sakinliğin de göstergesi olacak" diye konuştu.



Sakinlik yatırımcının yeni pusulası olabilir


Kitiş, sözlerini şöyle noktaladı:


"Eğer güvenlik tehdidinin minimize edildiği, kaynakların üretime yöneldiği bir Türkiye inşa edilebilirse döviz talebi azalacak, kur üzerindeki baskı hafifleyecek, cari açık düşecek ve en önemlisi altın, TL bazında bir süre daha yatay seyir izleyebilecek. Altın ve dövizin bugüne kadar hep krizlerle birlikte yükseldiği ama bu kez tersine bir okuma yapıyor. Barış ortam, istikrarı besler. İstikrar ise yatırımcıyı güvende tutar ama paniğe sevk etmez. İşte bu yüzden terörsüz Türkiye ve çatışmasız bir dünya, sadece insani açıdan değil, ekonomik açıdan da en değerli yatırım." şeklinde konuştu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Cumalıkızık UNESCO Dünya Mirası Alanı Değerlendirme Toplantısı gerçekleştirildi Bursa’da Cumalıkızık’ın UNESCO Dünya Mirası kimliğinin korunması, sürdürülebilir yönetim anlayışının güçlendirilmesi ve geleceğe taşınmasına yönelik kapsamlı bir değerlendirme toplantısı Tayyare Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Bursa UNESCO Derneği Cumalıkızık Çalışma Gurubu tarafından organize edilen toplantıya yerel yöneticiler, akademisyenler, Bursa alan başkanı ve ekibi, sivil toplum kuruluşları, köy temsilcileri ve koruma uzmanları katıldı. Gündemde tarihi dokunun korunması, restorasyon süreçleri, artan ziyaretçi yoğunluğunun oluşturduğu baskılar, yangın ve afet riskleri, altyapı ihtiyaçları ile yerel halkın sürece aktif katılımı yer aldı. Toplantıda Cumalıkızık’ın yalnızca turistik bir destinasyon değil, yaşayan bir kültürel miras alanı olduğu vurgulandı. Katılımcılar, UNESCO Dünya Mirası unvanının korunabilmesi için koruma-kullanma dengesinin hassasiyetle yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti. Ziyaretçi yoğunluğu kritik boyutta Geçen yıl bir günde yaklaşık 34 bin kişinin Cumalıkızık’ı ziyaret ettiği belirtilen toplantıda, bu yoğunluğun Bursaspor maç günlerindeki stadyum kalabalığıyla kıyaslanabileceği ifade edildi. Uzmanlar, kontrolsüz yoğunluğun tarihi doku üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek sürdürülebilir turizm politikalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Toplantıda yeterli sağlık altyapısının olmadığı, acil tahliye planlarının eksik olduğu, güvenlik ve yönlendirme sistemlerinin yetersiz kaldığı, ziyaretçi yönetiminin profesyonel şekilde yapılmadığı ifade edildi. Yapı stoğu ve restorasyon durumu endişe verici Köyde yapılan güncel yapı tespitine göre: Toplam 259 ev bulunuyor, 168’i tarihi yapı niteliğinde, 76’sı betonarme, 21’i tamamen yıkılmış, 17’si harabe ve tehlike arz eder durumda. Toplam 38 yapı oturulamaz durumda Dikkat çeken bir tespit ise kamu ve STK yapılarının neredeyse tamamı restore edilmişken, köy halkına ait tarihi evlerin yaklaşık yüzde 78’inin hâlâ restore edilmemiş olması. Köy halkının kendi imkanlarıyla restore ettiği ev sayısı yalnızca 19 olarak açıklandı. Toplamda 113 evin restorasyon beklediği, harabe durumdakilerle birlikte yaklaşık 151 yapının müdahale gerektirdiği belirtildi. "Koruma yükü köylünün üzerinde kaldı" Köydeki tarihi evlerin yaklaşık yüzde 70’inde usulüne uygun olmayan müdahaleler bulunduğu ancak bunun yalnızca "köylünün bilinçsizliği" ile açıklanamayacağı vurgulandı. Restorasyon desteğinin sınırlı kaldığı, köy halkının büyük kısmının yıllardır sıra beklediği ifade edildi. "Benim evim neden restore edilmiyor, komşumun benden ne farkı var?" düşüncesinin yaygınlaştığı belirtilirken, koruma yükünün köylü üzerinde kaldığı eleştirisi yapıldı. Toplantıda dikkat çeken bir eleştiri de önceliklerin yanlış belirlenmesine yönelik oldu. Yoğun ziyaretçi baskısı ve otopark ihtiyacı sürerken yeni piknik alanı yapılmasının yanlış öncelik olduğu ifade edildi. UNESCO alanı çevresinde turistik yükü artıracak projeler yerine altyapı ve koruma önceliği olması gerektiği vurgulandı. "Bir Günde 50 Bin Kişiye Hediyelik Eşya Üretebilecek Bir Köy Değiliz" Konuşmalarda "Bir günde 50 bin kişiye hediyelik eşya üretebilecek bir köy değiliz" sözüyle mevcut turizm baskısının gerçekçi olmadığı ifade edildi. Köy ekonomisinin ve yaşam kapasitesinin ziyaretçi yoğunluğuna göre yeniden planlanması gerektiği belirtildi. Uluslararası iş birlikleri ve tanıtım Toplantıda Safranbolu ve Avrupa’daki örnek miras alanlarıyla iş birliği geliştirilmesi, uluslararası uzmanlarla ortak çalışmalar yapılması, İngilizce tanıtım materyalleri hazırlanması ve Cumalıkızık’a özel belgesel projelerinin hayata geçirilmesi yönünde öneriler paylaşıldı. Avrupa’daki bazı UNESCO köylerinin mimariyi korumak için geliştirdiği yenilikçi yöntemlerden örnekler verilirken, amaçlarının bu örneklerden öğrenmek ve Cumalıkızık’a uygun modeller geliştirmek olduğu ifade edildi. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmalı" Toplantıda geleneksel üretim kültürünün, kadın emeğinin ve kırsal yaşam kimliğinin korunmasının UNESCO sürecinin temel parçalarından biri olduğu vurgulandı. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmadan yalnızca fiziksel restorasyon yeterli olmaz" görüşü öne çıktı. Boş duran kamu yapılarının kadın üretim merkezi, sağlık destek noktası, ziyaretçi ağırlama alanı ve kültürel buluşma merkezi olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. "UNESCO unvanı sınırsız turizm değildir" UNESCO uzmanlarının geçmişte yaptığı "Sınırsız turist kabul edilemez" uyarısı hatırlatılırken, 34-50 bin kişinin bir günde gelmesinin başarı gibi sunulmaması gerektiği vurgulandı. Kontrollü ziyaretçi sistemi, rezervasyon ve zaman planlaması, kapasite yönetimi, yönlendirilmiş turizm modeli uygulanması gerektiği belirtildi. "Cumalıkızık dışarıdan gelen baskıyla yok olabilir" Toplantıdaki en önemli uyarılardan biri de Cumalıkızık’ın içeriden değil, dışarıdan gelen baskıyla yok olabileceği yönündeydi. Bursa’nın aşırı büyümesi, kent baskısının köylere dayanması, çevre yapılaşmalarının artması, rant baskısı, tarım alanlarının sanayiye dönüşmesi ve doğal alanların kaybedilmesi başlıca kaygılar olarak sıralandı. Ortak akıl vurgusu Toplantı sonunda katılımcılar, Cumalıkızık’ın geleceğinin ancak kurumlar, uzmanlar ve köy halkının ortak hareket etmesiyle sürdürülebilir şekilde korunabileceği görüşünde birleşti. Ortak akıl, şeffaf iletişim ve katılımcı yönetim anlayışının güçlendirilmesi yönünde çalışmaların devam edeceği belirtildi. "Bu mesele siyaset üstüdür. Amaç çocuklara doğru korunmuş bir miras bırakmaktır" görüşü toplantıya damga vuran mesajlardan biri oldu.