EĞİTİM - 30 Ocak 2026 Cuma 16:14

KBÜ ile Slow Food Türkiye arasında iş birliği

A
A
A
KBÜ ile Slow Food Türkiye arasında iş birliği

Karabük Üniversitesi(KBÜ) Öğretim Görevlisi Tolgahan Tabak, Slow Food Communities Network in Turkey kapsamında Slow Food Türkiye Akademik Danışmanı olarak görevlendirildi.


Görevlendirmenin, yerel gıda mirası ve sürdürülebilir gastronomi çalışmalarına katkı sağlaması hedefleniyor.


Karabük Üniversitesi, sürdürülebilir gastronomi ve geleneksel gıda kültürlerinin korunmasına yönelik çalışmalarını Slow Food Türkiye ile yürütülen akademik iş birliğiyle sürdürüyor.


Bu kapsamda Slow Food Communities Network in Turkey ile yapılan iş birliği doğrultusunda Tabak’a akademik danışmanlık görevi verildi.


Ağın, Türkiye’de yerel toplulukları, üreticileri ve akademik paydaşları bir araya getirerek biyokültürel çeşitliliğin korunmasını ve sürdürülebilir gıda sistemlerinin yaygınlaştırılmasını amaçladığı belirtildi.


Dünya genelinde 160’tan fazla ülkede faaliyet gösteren Slow Food hareketinin, yerel ve geleneksel gıda kültürlerinin korunmasını ve sürdürülebilir üretim-tüketim anlayışının güçlendirilmesini hedeflediği ifade edildi.


Akademik danışmanlık kapsamında Tabak’ın, yerel gıda mirasının belgelenmesi ve korunmasına yönelik çalışmalara katkı sunması bekleniyor.


Tabak’ın ayrıca eğitim, araştırma ve proje geliştirme faaliyetlerinde yer alacağı, üniversite ile yerel paydaşlar arasında iş birliğinin güçlendirilmesine destek vereceği bildirildi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kocaeli Hekimsen’den ocak ayı verilerine ilişkin değerlendirme Hekimsen, Ocak 2026 dönemini kapsayan açlık ve yoksulluk sınırı araştırması neticelerini değerlendirdi. Kamuoyuna yansıyan ocak ayı ekonomik verileri üzerine Hekimsen’den yazılı açıklama yapıldı. Araştırmadan verilerin paylaşıldığı açıklamada, gıda enflasyonun bir ayda yüzde 4,18 arttığı, açık sınırının 32 bin TL’ye ulaştığı bildirildi. Açıklamaya göre, Türkiye’de hanelerin temel yaşam maliyetlerindeki artış hız kesmeden devam etti. 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken asgari aylık gıda harcamasının, aralık 2025’te 30 bin 873 TL iken ocak 2026’da 32 bin 163 TL olarak hesaplandığı aktarıldı. Açıklamada, "Bu artış, yalnızca bir ayda gıda fiyatlarında yüzde 4,18 enflasyon yaşandığını ortaya koydu. Açlık sınırının yalnızca gıda harcamalarını kapsamasına rağmen, bugün milyonlarca çalışanın ve emeklinin gelirinin bu seviyenin altında kalması, tablonun ciddiyetini artırıyor. Barınma, ulaşım, eğitim, sağlık, giyim ve diğer zorunlu harcamaların da eklenmesiyle, 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 104 bin 767 TL olarak hesaplandı. Bir ayda yaklaşık 4 bin 200 TL’lik artış, yaşam maliyetlerinin artık orta gelirli haneler için dahi sürdürülemez bir noktaya geldiğini gösteriyor" denildi. Açıklamada, Ocak 2026 yılı itibariyle aylık kişi başı gıda harcamaları verilerine de yer verildi. Bu veriler, "yetişkin erkek 9 bin 361 TL, yetişkin kadın 8 bin 85 TL, 10 yaş kız çocuğu 7 bin 485 TL ve 7 yaş erkek çocuğu ise 7 bin 231 TL" olarak ifade edildi. En yüksek artışın süt ürünleri ile sebze-meyvede yaşandığının bildirildiği açıklamada, "Gıda gruplarına göre harcama dağılımı incelendiğinde, ocak ayında en dikkat çekici artışlar şu kalemlerde yaşandı; süt ve süt ürünleri yüzde 7,15, sebze ve meyve yüzde 6,73, isteğe bağlı ürünler (atıştırmalık) yüzde 3,27, et, balık, yumurta, kurubaklagiller yüzde 1,37, ekmek ve tahıl yüzde 0,80. Özellikle süt ve süt ürünlerindeki sert yükseliş, çocukların dengeli beslenmesi açısından önemli riskler barındırıyor" denildi. Açıklamanın son bölümünde, Hekimsen’in görüşü de yer aldı. Açıklamada, "Asgari ücret, açlık sınırını karşılayamıyor. Emekli maaşları, açlık sınırının çok altında kalıyor. Kamu çalışanlarının büyük bölümü için dahi yoksulluk sınırı erişilemez durumda. Bu tablo, ücret artışlarının enflasyon karşısında yetersiz kaldığını ve mevcut gelir politikalarının yeniden ele alınması gerektiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Gıda fiyatlarındaki artış hızının kontrol altına alınamaması, özellikle dar ve sabit gelirli kesimler için beslenme ve yaşam kalitesi açısından ciddi riskler doğuruyor" denildi. Hekimsen, ücret politikalarının, vergi düzenlemelerinin ve sosyal destek mekanizmalarının, açlık ve yoksulluk sınırı verileri dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.