GÜNDEM - 11 Temmuz 2025 Cuma 10:26

Çırak için yaz tatilini bekleyen sanayi esnafı umduğunu bulamadı

A
A
A
Çırak için yaz tatilini bekleyen sanayi esnafı umduğunu bulamadı

Oto tamir sektöründe çırak ihtiyacının giderek artması mesleğin geleceğini de riske ediyor. "Çırak gelir" diye yaz tatilini bekleyen ancak umduğunu bulamayan sanayi esnafı, birçok alana göre daha yüksek kazanç imkanı sunduklarını belirterek, gençlerin bu alana yönlendirilmesi için yetkililerden destek bekliyor.


Türkiye genelinde birçok sektörde yaşanan ara eleman sıkıntısı, oto bakım ve onarım alanında da gittikçe derinleşiyor. Haftalık ortalama 4 bin TL kazanan çırakların, meslekte ilerledikçe aylık 80 bin ila 100 bin TL arasında gelir elde edebiliyor. Ancak yüksek kazanç potansiyeline rağmen gençlerin bu mesleğe ilgisi yok denecek kadar az. İzmir’in Bornova ilçesinde bulunan 1. Sanayi Sitesi esnafı, sektörde nitelikli iş gücüne duyulan ihtiyacın her geçen gün arttığını ifade ederken, çırak bulmakta ise büyük bir sorun yaşandığını belirtiyor. Bugün sanayide neredeyse her dükkanda çırak arayışı olduğunu ifade eden İzmir Oto Tamircileri Odası Başkan Vekili Mustafa Sezer, "Ancak ne yazık ki çırak bulamıyoruz. Özellikle meslek okullarında eğitim alan öğrenciler 11. ve 12. sınıfa geldiklerinde, büyük firmalar bu yetişmiş kalifiye öğrencileri kendi bünyelerine alıyorlar. Dolayısıyla sanayi sitelerinde çırak ve kalfa açığımız giderek artıyor ve ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Yaz dönemlerinde ebeveynlerin çocuklarına iş bulmak için ilk başvurdukları yer çıraklık oluyor. Fakat gelen çocuklar genellikle bu işi yapmak istemiyorlar. Oysa otomotiv sektöründe çırak ve kalfa açığı çok büyük. Bugün iyi bir usta 80 bin ile 100 bin TL arasında maaş alabiliyor. Sanayi sitelerinde çırak ve kalfa yetişmemesi, sektörün geleceğini tehdit ediyor. Şu an ustaların yaş ortalaması 60-70. Bu kişiler artık mesleği sürdüremez hale gelecek. Bugün her sanayi sitesinde, her iş yerinde çırak ve kalfaya ihtiyaç var. Şu an 5 bin çırak olsa, hepsini sanayi sitelerine yerleştirecek potansiyele sahibiz" dedi.



Uzun eğitim süresi


Oto tamircilik sektöründe 9 yaşından bu yana çalıştığını söyleyen oto tamir ustası Selim Dalay, mesleğinin günümüzdeki en büyük sorunu çırak yetişmemesi olduğunu belirtti. Meslekte 45 senelik tecrübesi olduğunu vurgulayan Dalay, "Bunun birkaç temel sebebi var. Birincisi, devlet çocukları 16 yaşından önce sanayiye göndermiyor; okula devam etmelerini istiyor. İkincisi ise aileler. Anne babalar bu mesleği hem pis bir iş olarak görüyorlar hem de çocuklarının bu sektörde yetişemeyeceğini düşünüyorlar. Halbuki geliri yüksek bir meslek. Bugün küçücük bir çırak bile haftalık 3-4 bin lira kazanabiliyor. Usta olduğunda ise haftalık 10 ila 20 bin lira arasında kazananlar var. Ama maalesef alttan gelen bir nesil yok, gençler gelmiyor. Şu anda içinde bulunduğumuz sanayi bölgesinde yüzde 90 oranında çırak açığı var. Yaz tatillerinde bazı aileler çocuklarını birkaç günlüğüne gönderiyor ama sonrası gelmiyor. Eskiden çırak okulları vardı, artık yok. Meslek liselerden gelen öğrenci yok. Herkes çocuğu okusun, mühendis olsun, masa başı iş yapsın istiyor ama bu da gerçekçi değil" diye ekledi.



Aileler çocuklarını yönlendirmiyor


Ağabeyi Selim Dalay ile küçük yaşlarda oto tamircilik sektörüne başladığını vurgulayan usta Hakan Dalay, günümüz şartlarında altyapıdan yetişen çırakların, kalfaların ve ustaların azalması nedeniyle sanayideki işgücünde büyük bir düşüş yaşandığını ifade etti. En büyük sebebin ebeveynlerin çocuklarını sanayiye göndermek istememesi olduğunu belirten Dalay, "Çocuklar sanayiye yönlendirilmediği için alttan eleman yetişmiyor. Çünkü anneleri, işin yağlı, paslı ve zorlu sanayi ortamlarına sıcak bakmıyor. Ayrıca bazı ustaların çıraklara davranışları da bu isteksizliği artırıyor. Örneğin, çıraklara sürekli "şuradan bir şey al" gibi işleri vermeleri, çocukların sanayiye yönlendirilmesini engelliyor. İkinci sebep ise çıraklık okullarından yetişen öğrencilerin büyük firmalara yönlendirilmesi. Böyle olunca sanayiye neredeyse hiç çırak gelmiyor ve sonuçta alttan yetişen eleman kalmıyor. Öte yandan otomobil sektöründe yıllardır devam eden bir gelenek var. Dedelerimizden, atalarımızdan kalan bu meslek, günümüzde elektrikli araçların ortaya çıkmasıyla sorgulanıyor. Bana sıkça "Elektrikli araçlar çıkınca otomobilcilik işi biter mi?" diye soruyorlar. Ancak elektrikli araçlarda da fren balatası, fren diskleri, amortisörler ve aktarma organları gibi mekanik parçalar olduğu sürece mesleğimiz asla bitmez. Unutmamak gerekir ki, 100 yıl önce bu araçlar yoktu; biz bu araçların mekanik ve sistemlerini öğrendik. İleride elektrikli araçların da tamir sistemlerini öğrenip tamir edebileceğiz" diye belirtti.



Kolay yoldan para isteği


Sanayi sektörüne 1961 yılının yaz tatilinde başladığını söyleyen torna ustası Bülent Kapkaç, en büyük kaybın sanatkar olarak yetişen bir neslin olmaması olduğunu vurguladı. 10 yıl öncesine kadar çırak bulabildiğini söyleyen Kapkaç, "Şu anda esnafın en büyük sorunu çırak bulamamak. Okuyan çocukların hepsi, "Ellerimiz kirleniyor," ya da "Üstümüz kirleniyor," diyerek bu işlere gelmiyorlar, yapmıyorlar. Yani yarın, öbür gün biz bu işleri bıraktığımızda, bu iş tamamen bitecek demektir. Çıraklar yetiştirdik, iyi sanatkârlar oldular ve bana dediler ki: "Usta, biz dükkan açacağız." Hepsi kendilerine dükkan açtılar. Onlardan sonra biz, o yetiştirdiğimiz çıraklardan sonra artık çırak bulamamaya başladık. Şimdi tek başıma kaldım, yalnızım, işi başkasına devretmek zorundayım. Ben dedim ki burada ölünceye kadar çalışacağım. Buradan çıraklara seslenmek istiyorum. Çıraklar, eliniz kirlenir, ayaklarınız kirlenir, zamanla bu işte yükselirsiniz ve para kazanmaya başlarsınız. Önce işi öğrenin, nasıl yapılacağını bilin. Sonra kendinize dükkan açarsınız, belki fabrika kurarsınız. Ama hiçbir iş yapmadan para kazanmayı düşünmek yanlış." sözlerini kullandı.


İzmir Bornova 1. Sanayi Sitesi’nde çırak olarak çalışan 17 yaşındaki Arda Algan ise akranlarına seslenerek onları oto sanayide çalışmaya davet etti.



Çırak için yaz tatilini bekleyen sanayi esnafı umduğunu bulamadı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Cumalıkızık UNESCO Dünya Mirası Alanı Değerlendirme Toplantısı gerçekleştirildi Bursa’da Cumalıkızık’ın UNESCO Dünya Mirası kimliğinin korunması, sürdürülebilir yönetim anlayışının güçlendirilmesi ve geleceğe taşınmasına yönelik kapsamlı bir değerlendirme toplantısı Tayyare Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Bursa UNESCO Derneği Cumalıkızık Çalışma Gurubu tarafından organize edilen toplantıya yerel yöneticiler, akademisyenler, Bursa alan başkanı ve ekibi, sivil toplum kuruluşları, köy temsilcileri ve koruma uzmanları katıldı. Gündemde tarihi dokunun korunması, restorasyon süreçleri, artan ziyaretçi yoğunluğunun oluşturduğu baskılar, yangın ve afet riskleri, altyapı ihtiyaçları ile yerel halkın sürece aktif katılımı yer aldı. Toplantıda Cumalıkızık’ın yalnızca turistik bir destinasyon değil, yaşayan bir kültürel miras alanı olduğu vurgulandı. Katılımcılar, UNESCO Dünya Mirası unvanının korunabilmesi için koruma-kullanma dengesinin hassasiyetle yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti. Ziyaretçi yoğunluğu kritik boyutta Geçen yıl bir günde yaklaşık 34 bin kişinin Cumalıkızık’ı ziyaret ettiği belirtilen toplantıda, bu yoğunluğun Bursaspor maç günlerindeki stadyum kalabalığıyla kıyaslanabileceği ifade edildi. Uzmanlar, kontrolsüz yoğunluğun tarihi doku üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek sürdürülebilir turizm politikalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Toplantıda yeterli sağlık altyapısının olmadığı, acil tahliye planlarının eksik olduğu, güvenlik ve yönlendirme sistemlerinin yetersiz kaldığı, ziyaretçi yönetiminin profesyonel şekilde yapılmadığı ifade edildi. Yapı stoğu ve restorasyon durumu endişe verici Köyde yapılan güncel yapı tespitine göre: Toplam 259 ev bulunuyor, 168’i tarihi yapı niteliğinde, 76’sı betonarme, 21’i tamamen yıkılmış, 17’si harabe ve tehlike arz eder durumda. Toplam 38 yapı oturulamaz durumda Dikkat çeken bir tespit ise kamu ve STK yapılarının neredeyse tamamı restore edilmişken, köy halkına ait tarihi evlerin yaklaşık yüzde 78’inin hâlâ restore edilmemiş olması. Köy halkının kendi imkanlarıyla restore ettiği ev sayısı yalnızca 19 olarak açıklandı. Toplamda 113 evin restorasyon beklediği, harabe durumdakilerle birlikte yaklaşık 151 yapının müdahale gerektirdiği belirtildi. "Koruma yükü köylünün üzerinde kaldı" Köydeki tarihi evlerin yaklaşık yüzde 70’inde usulüne uygun olmayan müdahaleler bulunduğu ancak bunun yalnızca "köylünün bilinçsizliği" ile açıklanamayacağı vurgulandı. Restorasyon desteğinin sınırlı kaldığı, köy halkının büyük kısmının yıllardır sıra beklediği ifade edildi. "Benim evim neden restore edilmiyor, komşumun benden ne farkı var?" düşüncesinin yaygınlaştığı belirtilirken, koruma yükünün köylü üzerinde kaldığı eleştirisi yapıldı. Toplantıda dikkat çeken bir eleştiri de önceliklerin yanlış belirlenmesine yönelik oldu. Yoğun ziyaretçi baskısı ve otopark ihtiyacı sürerken yeni piknik alanı yapılmasının yanlış öncelik olduğu ifade edildi. UNESCO alanı çevresinde turistik yükü artıracak projeler yerine altyapı ve koruma önceliği olması gerektiği vurgulandı. "Bir Günde 50 Bin Kişiye Hediyelik Eşya Üretebilecek Bir Köy Değiliz" Konuşmalarda "Bir günde 50 bin kişiye hediyelik eşya üretebilecek bir köy değiliz" sözüyle mevcut turizm baskısının gerçekçi olmadığı ifade edildi. Köy ekonomisinin ve yaşam kapasitesinin ziyaretçi yoğunluğuna göre yeniden planlanması gerektiği belirtildi. Uluslararası iş birlikleri ve tanıtım Toplantıda Safranbolu ve Avrupa’daki örnek miras alanlarıyla iş birliği geliştirilmesi, uluslararası uzmanlarla ortak çalışmalar yapılması, İngilizce tanıtım materyalleri hazırlanması ve Cumalıkızık’a özel belgesel projelerinin hayata geçirilmesi yönünde öneriler paylaşıldı. Avrupa’daki bazı UNESCO köylerinin mimariyi korumak için geliştirdiği yenilikçi yöntemlerden örnekler verilirken, amaçlarının bu örneklerden öğrenmek ve Cumalıkızık’a uygun modeller geliştirmek olduğu ifade edildi. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmalı" Toplantıda geleneksel üretim kültürünün, kadın emeğinin ve kırsal yaşam kimliğinin korunmasının UNESCO sürecinin temel parçalarından biri olduğu vurgulandı. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmadan yalnızca fiziksel restorasyon yeterli olmaz" görüşü öne çıktı. Boş duran kamu yapılarının kadın üretim merkezi, sağlık destek noktası, ziyaretçi ağırlama alanı ve kültürel buluşma merkezi olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. "UNESCO unvanı sınırsız turizm değildir" UNESCO uzmanlarının geçmişte yaptığı "Sınırsız turist kabul edilemez" uyarısı hatırlatılırken, 34-50 bin kişinin bir günde gelmesinin başarı gibi sunulmaması gerektiği vurgulandı. Kontrollü ziyaretçi sistemi, rezervasyon ve zaman planlaması, kapasite yönetimi, yönlendirilmiş turizm modeli uygulanması gerektiği belirtildi. "Cumalıkızık dışarıdan gelen baskıyla yok olabilir" Toplantıdaki en önemli uyarılardan biri de Cumalıkızık’ın içeriden değil, dışarıdan gelen baskıyla yok olabileceği yönündeydi. Bursa’nın aşırı büyümesi, kent baskısının köylere dayanması, çevre yapılaşmalarının artması, rant baskısı, tarım alanlarının sanayiye dönüşmesi ve doğal alanların kaybedilmesi başlıca kaygılar olarak sıralandı. Ortak akıl vurgusu Toplantı sonunda katılımcılar, Cumalıkızık’ın geleceğinin ancak kurumlar, uzmanlar ve köy halkının ortak hareket etmesiyle sürdürülebilir şekilde korunabileceği görüşünde birleşti. Ortak akıl, şeffaf iletişim ve katılımcı yönetim anlayışının güçlendirilmesi yönünde çalışmaların devam edeceği belirtildi. "Bu mesele siyaset üstüdür. Amaç çocuklara doğru korunmuş bir miras bırakmaktır" görüşü toplantıya damga vuran mesajlardan biri oldu.