SAĞLIK - 23 Şubat 2026 Pazartesi 11:26

Uzmanlardan ‘sosyal medya’ uyarısı: "Çocuklardaki etkisi tahmin ettiğimizden çok daha büyük"

A
A
A

Sosyal mecralar tüm toplumu etkilerken uzmanlar, çocuklar ve ergenler üzerindeki etkilerine yönelik konuştu. Uzmanlar, "Dijital dünyanın çocuklar ve ergenlerdeki etkisi tahmin ettiğimizden çok daha büyük, çocuğun yaşıyla uyumlu davranmamasında önemli bir yerde duruyor. Saldırganlık, gerçek yaşamdan uzaklaşma, oyunlar nedeniyle gerçekçi düşünememe gibi durumlarla karşılaşılabiliyor. Son araştırmalarda ise ergenlik yaşının biraz daha geriye doğru düştüğünü görüyoruz. İçerikler kesinlikle filtrelenmeli, yaş sınırı kesinlikle doğru ve mantıklı olacak. Sosyal medya bağımlılığına dair belirtiler görülüyorsa mutlaka uzmana başvurulmalı" diyerek uyardı.

Sosyal mecralar toplum hayatına büyük etki ederken uzmanlar, sosyal medyanın çocuklar ve ergenler üzerindeki sosyal ve psikolojik etkileri, oluşturduğu durumlar ve ailelerin dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi. Biruni Üniversite Hastanesi’nden Klinik Psikolog Aybige Üstüner ve Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Klinik Psikolog Pelin Ankay Kudu, çocuklarda sosyal medyanın davranışsal yansımaları ve ergenlik yaşına etkisine yönelik konuştu. Uzmanlar, 15 yaş altına sosyal medya yasağı konusunu da değerlendirdi.

"Ergenlik yaşının biraz daha geriye doğru düştüğünü görüyoruz"

Sosyal medyanın etkilerine yönelik konuşan Klinik Psikolog Aybige Üstüner, "18 yaş altında genelde gözle görülür etkiler karşımıza çıkıyor. Hem psikolojik hem bilişsel, sosyal, fiziksel anlamda etkileri göz ardı edilemez. Psikolojik etkilerine baktığımızda; benlik algısında ciddi değişiklik, sosyal ilişkilerde bozulma, akademik başarıda genelde düşüş, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu tabloları çok fazla karşımıza çıkıyor. Kişilerin gerçeklik ve sanal algıları da olumsuz etkileniyor. Yapılan son araştırmalarda ise ergenlik yaşının biraz daha geriye doğru düştüğünü görüyoruz. Cinsellik, çocukların yetişkin temalarına daha erken maruz kalmaları, kişileri fiziksel anlamda olumsuz olarak etkiliyor" dedi.

Uzmanlardan ‘sosyal medya’ uyarısı:

"Çok sınırsız bir dünya, yaş sınırı kesinlikle doğru ve mantıklı olacaktır"

Sosyal medyaya yaş sınırlaması konusunu değerlendiren Üstüner, "Çocukların maruz kaldığı içeriklerin kesinlikle filtrelenmesi gerektiğine inanıyorum. Çok sınırsız bir dünya, bu yüzden yaş sınırı kesinlikle doğru ve mantıklı olacaktır. Aileler içeriklere kesinlikle müdahale etmeli, vakit geçirilen sosyal mecraların içerikleri hakkında bilgi sahibi olmalı. Sosyalleşme, spor, sanat aktivitelerinin yanında okulda geçirilen ve arda kalan vakitler daha sağlıklı bir şekilde geçirilmeli. Aile içi ilişkiler biraz daha güçlendirilmeli. Sosyal medyadan uzak kaldığı takdirde çok ciddi öfke, kızgınlık, vakit geçirmek için çok heyecanlanması genellikle bağımlılık belirtileri arasında oluyor. Bunlar görülüyorsa mutlaka bir uzmana başvurmaları gerektiğini düşünüyorum. Bir de dijital ebeveynlik; mecralar hakkında çocuklar kadar ebeveynlerin bilgi sahibi olması. Bu süreçte çok daha sağlıklı bir şekilde ilerlenmesini sağlıyor. Çocuklar ne yazık ki bazı oyunlar sonucunda gerçek ve sanal dünyayı ayırt edemez hale geliyorlar. Olumsuz içerikli oyunlar çok fazla var" diye konuştu.

"İzledikleri herhangi bir şeyi gerçek hayata uygulamaya çalışıyorlar"

Ailelerin kimi zaman telefon, tablet gibi teknolojik ürünleri çocuklarının oyalanması için verdiklerini söyleyen Üstüner, "Çok küçük gruplarda bakıcı gibi kullanılıyor, kafede ve ya evde oyalamak için fakat tehlikesi aslında çok daha büyük. Şu an çok fazla dikkat, odaklanma, öfke problemleri, dil becerilerinde de gecikme görüyoruz. Genellikle küçük yaş gruplarında çok fazla görüyoruz; oynadıkları ya da izledikleri içeriklerin yaşlarına uygun olmaması kaynaklı davranış problemleri ortaya çıkıyor. Kreş çağındaki çocuklarda vurma, itme, uyumsuz davranışlar ve ya izledikleri bir videodaki herhangi bir şeyi gerçek hayata uygulamaya çalışıyorlar" ifadelerini kullandı.

"Ebeveynler denetimi bırakmasınlar"

Klinik Psikolog Pelin Ankay Kudu, "Sosyal medya ve dijital dünya hem çok renkli hem de tam bizim görmek istediğimiz şeyleri, hayallerimizi gösteriyor. Normalde sosyal medya uygulamalarının birçoğunda 13 yaş sınırlandırması vardı. Ancak birçok genç ve çocuk ebeveynlerin sosyal medyalarını kullanma ya da yaşlarını büyüterek giriş yapmaya devam ediyordu. Şimdi yeni bir uygulama konuşuluyor. Burada da mutlaka ebeveynler denetimi bırakmasınlar. Çocukların ve ergenlerin dürtü kontrolleri ve sonuçları öngörme becerileri yetişkinler kadar gelişmiş değil. Küçük yaş grubu ve ergenler günün sonunda dijitalin hızına alışıyorlar; günlük hayattan, akademik hayattan sıkılmaya başlıyorlar. Gerçek hayatın hızı onlara yavaş gelmeye başlıyor. Odaklanma, hafıza problemleri, küçük yaşlarda motor gelişim bozuklukları gibi birçok konuda, duygusal anlamda da etkilerini görebiliyoruz. Duygusal olarak yalnızlık hisseden çocuğun sosyal medyayı daha çok kullandığını görüyoruz. En çok odaklanılması gereken psikolojik noktalardan biri gerçek hayatta sosyalleşmenin yerini tutmaya başlaması" diye konuştu.

"Çocuğunuz dijital mecralarda nasıl içerikler tüketiyor, neleri izliyor?"

Ankay Kudu, "Çok güzel bir söz var; ‘Çocuklar ıslak beton gibidir, neyi atarsanız onun izi kalır’ diye. Çocuklar rol model almaya çok müsaitler ve tam bu yaş gruplarında sosyal medyanın sınırsız dünyasına dahil oluyorlar, ailelerin denetiminde kullanılmalı. Çocuğunuz dijital mecralarda nasıl içerikler tüketiyor, neleri izliyor? Ailelerin bilinçlenip rol model olmaya başlaması lazım. Aksi takdirde çocuklar kendi yaşlarına uygun olmayan içeriklerden etkilenmeye devam edeceklerdir. Sosyal medya çocuğun yaşıyla uyumlu davranmamasında önemli bir yerde duruyor. Bu sadece çocukların değil ergenlerin hatta çoğu zaman yetişkinlerin de önündeki büyük bir sınav oluyor, yaşımız dışındaki davranışlara özenebiliyoruz. Ekran maruziyeti, akran baskısı, duygusal yalnızlık, bunlar risk faktörleri. Çocukla açık iletişim kurmak çok önemli. Ergenlik konusunda genetik faktörler önemli ama bununla ilgili bazı araştırmalar var. Sosyal medya kullanımında aileler tarafından erken ergenlik noktasıyla ilgili hekimlere başvurdukları konusunda geri dönüşler var" dedi.

Uzmanlardan ‘sosyal medya’ uyarısı:

"Saldırganlık, gerçek yaşamdan uzaklaşma, oyunlar nedeniyle gerçekçi düşünememe"

‘Çocukların ve ergenlerin dijital mecralarda onlara verilen görevleri gerçek hayatta risk boyutlarıyla değerlendirememesini görebiliyoruz’ diyerek sözlerine devam eden Ankay Kudu, "Gördüğümüz üzere dijital dünyanın çocuklar ve ergenlerdeki etkisi tahin ettiğimizden çok daha büyük. Bu yüzden öfke, saldırganlık, gerçek yaşamdan uzaklaşma, oyunlar nedeniyle gerçekçi düşünememe gibi durumlarla karşılaşılabiliyor. Çocuklarda bu tarz duygusal dalgalanmaları görüyorsak mutlaka profesyonel bir desteğe başvurmak gerekiyor. Aileler genellikle şöyle geliyor; ‘Çocuğum ekranda çok fazla vakit geçiriyor, nasıl azaltabilirim?’. Onlara ekran süresinin yanında içerik kalitesinin de çok önemli olduğunu vurguluyoruz. Çocukların elinden tableti, telefonu ya da oyunları aldığımızda yerine başka bir şey vermemiz gerekiyor. Mutlaka çocuğu mutlu edecek bir aktivite koyulması gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Hasibe Karadağ -Emre Aslanergün

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Akbank’tan KOBİ’ler için finansmana erişimde yeni dönem Akbank, Kredi Kayıt Bürosu (KKB) ile e-defter entegrasyonunu gerçekleştirerek kredi değerlendirme süreçlerinde hız ve doğruluğu arttıran yeni bir dönemi başlattığını duyurdu. Manuel belge akışını ortadan kaldıran uygulama, KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştırırken, bankacılıkta veri temelli karar alma modelini güçlendiriyor. Akbank, Kredi Kayıt Bürosu (KKB) ile gerçekleştirdiği entegrasyon sayesinde KOBİ müşterilerinin e-defter verilerini dijital ortamda alarak işleyebilen bir altyapı oluşturdu. Yapılan açıklamaya göre, yeni uygulama, işletmelerin finansal verilerini bankaya iletmek için yürüttüğü manuel süreçleri ortadan kaldırarak kredi değerlendirme ve finansmana erişim süreçlerinde hız ve doğruluk sağlıyor. Bu hizmetlerden kayıtlarının banka ile paylaşılmasına izin veren KOBİ’ler yararlanabiliyor. Uygulama ile KOBİ’ler artık mali tablolarını hazırlayıp bankaya iletmek zorunda kalmadan verilerini güvenli biçimde dijital ortamda paylaşabiliyor. Böylece kredi başvuruları ve finansal değerlendirmeler daha kısa sürede sonuçlanırken, işletmelerin operasyonel yükü de azalıyor. Banka, bu yenilikle birlikte KOBİ’lere yalnızca finansman sağlayan bir banka olmanın ötesine geçiyor. Müşterilerinin mali yapısını daha yakından anlayan banak, KOBİ’lerin ihtiyaçlarına yönelik daha isabetli, daha katma değerli ve kişiselleştirilmiş çözümler sunuyor. Böylece banka, KOBİ’lerin büyüme yolculuğunda bir danışman ve çözüm ortağı olarak yer alarak gelişimlerini destekliyor. Akbank KOBİ Bankacılığı Genel Müdür Yardımcısı Alper Bektaş, KKB entegrasyonuna ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "Kredi Kayıt Bürosu iş birliğinde yürüttüğümüz e-defter entegrasyonu sayesinde elde ettiğimiz güncel verilerle işletmelerin finansal durumuna dair net analizler ve karar alma mekanizmaları sağlıyoruz. Bu sayede risk değerlendirmeleri güçlenirken, KOBİ’ler daha sağlıklı, hızlı ve verimli şekilde finansmana ulaşabiliyor. Alanında öncü olan bu uygulama, bankacılıkta veri temelli karar alma döneminin KOBİ segmentinde yaygınlaşmasının da önünü açıyor. Bu gibi yeniliklerle işletmelerin yanında olmaya devam edeceğiz." Entegrasyon sürecini değerlendiren KKB Satış, Operasyon ve Ürün Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı Erşan Rasim Hoşrik, "E-defter entegrasyonu, KOBİ’lerin finansmana erişimde karşılaştığı en büyük zorluklardan biri olan tekrar eden belge hazırlama ve paylaşım yükünü ortadan kaldırıyor. KKB olarak, işletmelerin onayıyla mali verilerinin güvenli ve standart şekilde bankalarla paylaşılmasını sağlıyoruz. Bu yapı sayesinde KOBİ’ler, aynı bilgiyi her başvuruda yeniden üretmek yerine işlerini büyütmeye odaklanabiliyor; bankalar ise risk değerlendirmelerini güncel ve doğrulanmış verilerle yapabiliyor. Bu süreç, finansal ekosistemde veri temelli karar almanın KOBİ segmentindeki dönüm noktası. Söz konusu entegrasyonların yaygınlaşması için tüm paydaşlarla birlikte çalışmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu. Banka ve KKB iş birliğiyle gerçekleştirilen e-defter entegrasyonuyla işletmelerin finansmana erişim süreçleri sadeleştirilerek KOBİ’lerin büyümelerine katkı sunulması hedefleniyor.
Zonguldak Uzmanından Doğu Anadolu için uyarı, "2011’deki deprem her şeyin bittiği anlamına gelmiyor" Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Harita Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kutoğlu, İngiltere’deki Leeds Üniversitesi ile yürüttükleri uydu radar çalışmaları sonucunda Van’ın doğusunda büyük bir sismik hareketlilik tespit ettiklerini açıkladı. Kutoğlu, 250 kilometre uzunluğundaki fay sisteminin homojen bir gerginlik taşıdığını ve 6 Şubat Hatay depremlerine benzer yıkıcı bir sarsıntı üretebileceğini ifade etti. Uydu radar tekniğiyle gerginlik haritaları çıkarılıyor Türkiye’nin jeolojik yapısı itibarıyla aktif bir deprem ülkesi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kutoğlu, bilinen 500’den fazla fayın yanı sıra henüz keşfedilmemiş kırıklar bulunduğunu belirtti. Leeds Üniversitesi ile ortaklaşa yürüttükleri projeye değinen Kutoğlu, radar interferometri adı verilen uydu radar tekniği sayesinde Türkiye genelindeki yer kabuğu hareketlerini anlık olarak izlediklerini dile getirdi. Elde edilen veriler ışığında sismik gerginlik haritaları oluşturduklarını aktaran Kutoğlu, Türkiye sınırları içerisinde yıllık bazda en yüksek stres birikiminin Van’ın hemen doğusunda kalan hatta yaşandığını vurguladı. "250 kilometrelik alanda büyük bir deprem kaydı yok" İnceleme yapılan bölgede daha önceden tespit edilmiş çok sayıda fay hattı bulunduğunu ve bunlardan birinin de Çaldıran Fayı olduğunu söyleyen Kutoğlu, bu fayın 1647 ve 1976 yıllarında kırıldığını, geçmişte 7.3 büyüklüğünde sarsıntılar ürettiğini hatırlattı. Hattın güneyindeki Van bölgesinde ise 1881 ve 2011 yıllarında yıkıcı depremler meydana geldiğini belirten Kutoğlu, çıkarılan haritalardaki kırmızı bölgelerin homojen bir yüksek gerilimi işaret ettiğini anlattı. Yıllar geçtikçe bu sismik stresin katlanarak arttığını söyleyen uzman isim, Çaldıran fayının kırılmasına rağmen o bölgede hiçbir büyük deprem kaydı bulunmayan 250 kilometre uzunluğunda devasa bir alan bulunduğunu ifade etti. 6 Şubat Hatay depremi gibi aynı anda çalışabilir Haritadaki 250 kilometrelik alanın baştan aşağı homojen bir kırmızı renge sahip olmasının, tüm fay sisteminin birbiriyle bağlantılı çalıştığını kanıtladığını aktaran Prof. Dr. Kutoğlu, uyarılarını şöyle sürdürdü: Burada baktığımız zaman şu kırmızı bölge homojen bir şekilde yüksek gerilim bölgesini elde ediyor, gerginlik bölgesini. Her yıl bu gerginlik üst üste koyuluyor ve devam ediyor. Çaldıran fayı burada kırılmış ama burada hiçbir büyük deprem kaydı olmayan kocaman bir alan söz konusu. Bu alanın uzunluğu yukarıdan aşağıya kadar 250 km ve bunların homojen bir şekilde kırmızı renkte görünmesi bu sistemin birlikte çalıştığını gösteriyor. Birlikte çalışması da şu anlama geliyor. Biraz korkutucu olacak ama bu 6 Şubat 2023’te Hatay’da görmüş olduğumuz gibi 250 kilometrenin aynı anda çalışması da ihtimal dahilinde bir durum. Buradaki harita bölgenin eşit oranda gerildiğini gösteriyor. Homojen bir gerginlik söz konusu. Biz sürekli tabii nüfusun büyük bir bölümü batıda yaşadığı için sürekli batıdaki faaliyetler üzerinde konuşuluyor ama bizim Türkiye geneli üzerinde yaptığımız çalışmalar bu bölgenin en fazla gelinen bölgelerden bir tanesi olduğunu gösteriyor. Bu bölgeye de dikkat etmek ve gereken tedbirleri almak gerekiyor." 2011 yılında Van’da yaşanan depremin her şeyin bittiği anlamına gelmediğini de sözlerine ekleyen Kutoğlu, o dönemki sarsıntının sadece çok küçük bir alanı kapsadığını, arka planda çok daha büyük bir mekanizmanın çalışmaya ve enerji biriktirmeye devam ettiğini vurgulayarak şöyle dedi: "2011’de burada bir deprem oldu. Her şey bittiği anlamına gelmiyor. 2011’de deprem olan yer sadece bu küçük bölgeydi. Ama gördüğünüz gibi burada çok daha büyük bir sistem çalışmaya devam ediyor."
Çorum Çorum’da Ramazan etkinlikleri başladı Çorum Belediyesi, tarafından düzenlenen geleneksel Ramazan etkinlikleri renkli görüntülere sahne oldu. Çorum Belediyesi tarafından düzenlenen "Geleneksel Ramazan Akşamları" etkinlikleri, on bir ayın sultanı Ramazan’ın manevi atmosferini Çorum’da coşkuyla yaşatmaya devam ediyor. Bedesten yanında kurulan etkinlik çadırında teravih namazı sonrası gerçekleştirilen programlar, her hafta cuma ve cumartesi günleri vatandaşları bir araya getiriyor. Cuma akşamları ilahi ve ezgi konserleri düzenlenirken, cumartesi günleri ise çocuklara yönelik etkinlikler sahneleniyor. Geçen hafta sonu düzenlenen konser ve çocuk etkinliklerine vatandaşların ilgisi yoğun oldu. "Geleneksel Ramazan Akşamları" etkinliklerinin ilk programında ezgi sanatçısı Umut Mürare sahne aldı. Sevilen ezgilerini seslendiren sanatçı, programa katılan vatandaşlara duygu dolu anlar yaşattı. Hafızalara kazınan ezgilere dinleyiciler de hep bir ağızdan eşlik etti. Cumartesi akşamı gerçekleştirilen programda ise çocuklar için birbirinden renkli etkinlikler düzenlendi. Hacivat-Karagöz, orta oyunu ve jonklör gösterileriyle minikler doyasıya eğlendi. Program sonunda çocuklara pamuk şeker ve balon dağıtımı yapılırken, katılımcılara şerbet ikram edildi. Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın’ın Şam’da devam eden iftar programı nedeniyle katılamadığı etkinliğe Belediye Başkan Yardımcısı Ünsal Yeter iştirak etti. Yeter, konser sonunda sanatçı Umut Mürare’ye çiçek ve hediye takdim etti.
Zonguldak Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın "Biz Bir Takımız Projesi" Zonguldak’ta başlıyor Gençlik ve Spor Bakanlığı Eğitim, Araştırma ve Koordinasyon Genel Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen "Biz Bir Takımız Projesi", Türkiye genelinde 12 ilde uygulanmaya devam ediyor. Projenin önemli uygulama merkezlerinden biri de Zonguldak oldu. Farklı sosyokültürel arka plana sahip 6. sınıf öğrencilerini spor yoluyla bir araya getirmeyi hedefleyen proje; gençler arasında karşılıklı saygı, güven ve anlayış ortamının oluşturulmasına katkı sağlamayı amaçlıyor. Aynı zamanda gençlerin kendilerini ve birbirlerini tanımalarını sağlayarak sosyal uyumlarını güçlendirmek ve birlikte yaşama kültürünü geliştirmek projenin temel hedefleri arasında yer alıyor. Proje kapsamında Zonguldak’ta belirlenen 32 katılımcı öğrenci, 10 hafta boyunca haftada 2 gün, toplam 4 ders saati sürecek spor ve sosyal uyum eğitimlerine katılacak. Program içeriğinde spor etkinlikleri, iletişim ve özgüven geliştirme çalışmaları, kültürel etkileşim faaliyetleri ve sosyal uyum eğitimleri bulunuyor. Bunun yanı sıra proje süresince katılımcıların ailelerine yönelik en az iki kez Aile Bilgilendirme Etkinliği düzenlenecek. Projenin önemli aşamalarından biri olan Karşılıklı İl Ziyareti ve Ortak Kamp faaliyeti ile öğrencilerin farklı şehirlerdeki akranlarıyla bir araya gelerek sosyal bağlarını güçlendirmeleri sağlanacak. Projeye başvurular 23 Şubat - 19 Mart 2026 tarihleri arasında Zonguldak Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Zonguldak Gençlik Merkezi üzerinden alınacak. Gençlerin spor aracılığıyla bir araya gelerek dayanışma, empati ve birlikte hareket etme becerilerini geliştirmelerini hedefleyen Biz Bir Takımız Projesi, "Birlikte daha güçlüyüz" anlayışıyla gençlerin sosyal gelişimine önemli katkılar sunmaya devam ediyor.