SAĞLIK - 28 Şubat 2026 Cumartesi 13:03

"Türkiye’de her 16 kişiden biri, herhangi bir nadir hastalık için taşıyıcı konumunda"

A
A
A
"Türkiye’de her 16 kişiden biri, herhangi bir nadir hastalık için taşıyıcı konumunda"

Türkiye’nin nadir ve özellikle kalıtsal metabolik hastalıklar açısından dünyadaki en riskli ülkelerden biri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Neslihan Önemli Mungan, "Türkiye’de her 16 kişiden biri, herhangi bir nadir hastalık için taşıyıcı konumunda. Topuk kanı ile yenidoğan taraması, genetik teşhis ve akraba evliliklerinin önüne geçilmesi nadir hastalıkların görülme sıklığını azaltacaktır" dedi.



20 bin farklı hastalığı kapsayan nadir hastalıklar dünyada 350 milyon kişiyi etkiliyor. Bazı nadir hastalıklar Türkiye’de dünyadan beş kat fazla görülüyor. Dünyada büyük bir bölümü 5 yaş altındaki çocuklar olmak üzere 350 milyon kişiyi etkileyen 20 binden fazla nadir hastalık olduğunu söyleyen Çukurova Üniversitesi Çocuk Metabolizma Bilim Dalı ve Çocuk Beslenme ve Metabolizma Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Neslihan Önemli Mungan, "Nadir hastalıkları engellemenin tek yolu farkında olmaktır. Topuk kanı ile yenidoğan taraması, genetik teşhis ve akraba evliliklerinin önüne geçilmesi nadir hastalıkların görülme sıklığını azaltacaktır" dedi.



"Türkiye’de her 16 kişiden biri, herhangi bir nadir hastalık için taşıyıcı konumunda"


Yaklaşık 20 bin tür nadir hastalığın 1.700’ünün kalıtsal metabolik hastalık olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mungan, "Türkiye, nadir ve özellikle kalıtsal metabolik hastalıklar açısından dünyadaki en riskli ülkelerden biri. Bunun en önemli nedenlerinden biri genetik faktörler ve akraba evliliklerinin görece yaygın olması. Türkiye’de her 16 kişiden biri, herhangi bir nadir hastalık için taşıyıcı konumunda. Mesela dünyada 10-25 binde bir gözüken fenilketonüri hastalığı Türkiye’de 4 bin çocukta bir görülüyor. Hâlen dünyadaki fenilketonürinin en sık görüldüğü ülke Türkiye’dir. Bunun en önemli sebebi ise genetik ve akraba evliliği. Taşıyıcılar tamamen sağlıklı göründüğü için risk çoğu zaman fark edilmiyor. İki taşıyıcının evliliğinde ise her gebelikte hastalığın ortaya çıkma ihtimali devam ediyor. Öte yandan Türkiye, kalıtsal metabolik hastalıkların ayrı bir bilim dalı olarak ele alındığı dünyadaki tek ülke. Dünyada hiç benzerimiz yok" açıklamasını yaptı.



"Topuk kanı 4 bin 500 hayatı kurtarıyor"


Yenidoğan döneminde alınan topuk kanının, nadir hastalıklarla mücadelede en güçlü silah olduğu belirten Prof. Dr. Mungan, "Topuk kanı ile bugün Türkiye’de fenilketonüri, biyotinidaz eksikliği, kistik fibrozis, SMA ve konjenital adrenal hiperplazi gibi hastalıklar taranıyor. Bu taramalar sayesinde her yıl yaklaşık 4 bin 500 çocuk sağlıklı hayata kavuşuyor" dedi. Bebekten topuk kanı almanın hiçbir zararı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Mungan, "Belirti çıksın sonra bakalım" anlayışının geri dönüşü olmayan hasarlara yol açtığını vurguladı.



Bu hastalıkların genellikle kronik, ilerleyici, dejeneratif özellik taşıdıklarından, zamanında ve doğru teşhis konularak tedavi başlanabilmesi bir kısmında hayat kurtarıcı, bir kısmında ise zihinsel ve bedensel yeti eksikliklerinin ortaya çıkışını önleyici olduğunu belirten Prof. Dr. Mungan, "Özellikle fenilketonüri gibi hastalıklarda erken teşhis olmazsa kalıcı zihinsel ve bedensel engellilik kaçınılmaz hâle geliyor" dedi.



"Genişletilmiş yenidoğan tarama programı şart"


Uzmanlar, mevcut topuk kanı tarama programının genişletilmesi gerektiğini düşünüyor. Aynı kan örneğiyle bugün 40-60 nadir hastalığın erken teşhisi mümkün. Bu sayede bebekler henüz hiçbir belirti göstermeden tedavi edilebiliyor; organ hasarları, yanlış teşhisler, uzun hastane süreçleri önlenebiliyor. "En ucuz ve en etkili tedavi, korumadır" diyen Prof. Dr. Mungan, genişletilmiş yenidoğan tarama programının bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek, "Aynı topuk kanıyla teşhisi konulabilecek 60 kadar hastalık var. Hepsi yenidoğan döneminde bebekleri komaya sokan ama hiçbir bulgusu ortaya çıkmadan tedavi edilebilir hastalıklar. Şu andaki en büyük mücadelemiz genişletilmiş yenidoğan tarama programı. Biz onları tanır ve tedavi edersek tekrarlayan gebeliklerde aynı hastalığı önleriz. Bu çocukların organ, uzuv, işlev kayıplarını önlemiş oluruz. Çocuk Beslenme Metabolizma Derneği olarak projelerimizi hazırladık. Sağlık Bakanlığına sunduk. Beş tane pilot il belirledik. Kalıtsal metabolik hastalıklarla uğraşan 180 kişilik bir grubuz ama bütün yükü kaldırmaya hazırız" dedi.



"10 yılda teşhis ediliyor"


Prof. Dr. Mungan, sözlerine şöyle devam etti: "Birçok hasta için teşhis süreci 5 ila 10 yılı, bazen daha da uzun bir zamanı kapsıyor. Hastaların yaklaşık yüzde 40’ı doğru teşhisi alana kadar yıllarca farklı branşlarda, yanlış teşhislerle takip ediliyor ve gereksiz tedaviler görüyor. Bu gecikme, özellikle çocuklarda kalıcı zihinsel ve bedensel hasarlara yol açabiliyor. Nadir bir hastalığa sahip çocukların yüzde 30’unun 5 yaşına gelmeden hayatını kaybettiği bilinmektedir. Bunun en temel sebebi hastalıkların teşhislerinin kısa sürede konulamaması ve tedavinin gecikmesidir. Bunun en önemli sebeplerinden biri farkındalık eksikliği. ’Bana denk gelmez’ düşüncesi, nadir hastalıkların teşhiste en sona bırakılmasına yol açıyor."



"Nadir hastalığa genetik temizlik"


Genetik taramanın nadir hastalıklarla mücadelede önemli bir yeri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mungan, "Genetik taramayı öncelikle hastanın uygun tedaviye daha iyi cevap vermesini sağlamak için yapıyoruz. Öte yandan aile taraması yapıp bunların çoğu çekinik kalıtıldığı için ailedeki diğer taşıyıcıları bulmayı ve tekrarlayan gebeliklerde hastalığı ortaya çıkma riskini azaltmayı hedefliyoruz. Başarabilirsek akraba evliliklerinin önüne geçerek, yeni nesillerde bu hastalıkların önüne geçmek istiyoruz. Bu konudaki en önemli gelişmelerden biri de preimplantasyon genetiği dediğimiz bir yöntemle yani bir ’genetik temizlik yöntemiyle’ tüp bebekle sağlıklı çocuk sahibi olma şansını tanımak. Preimplantasyon genetik teşhisin amacı, ebeveynlerden bir ya da ikisinde kalıtımsal genetik bozukluk bulunan çiftlerde genetik olarak bu bozukluğu taşımayan sağlıklı embriyoyu belirlemektir. Bu yöntemle taşıyıcı çiftlerin de sağlıklı bebek sahibi olması mümkün kılınıyor" dedi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Büyükşehir’den ücretsiz müzik eğitimi Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin keman ve çello eğitimi için düzenlediği yetenek sınavına katılan öğrenciler, özgüvenleriyle eğitmenlerin takdirini topladı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Orkestra Şube Müdürlüğü, Yıldırım ilçesinde öğrenim gören ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin kültürel ve sanatsal gelişimlerini desteklemek amacıyla yetenek sınavı düzenledi. Vakıf Bera Tesislerindeki sınava katılan ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin, müzik kulağı ve ritim duygusu kriterleri değerlendirildi. Performansları ve kendilerine duydukları özgüvenle büyük takdir toplayan öğrenciler, müziğe olan tutkularını gözler önüne serdi. Sınavın sonunda ücretsiz eğitim almaya hak kazanacak olan öğrenciler, belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra Bursa Çocuk Senfoni Orkestrası bünyesinde prova yapma ve sahne alma imkânı bulacak. Genç yetenekler böylece orkestrayla birlikte çalışma deneyimi yaşayacak, izleyici karşısında performans sergileyerek sahne heyecanını tadacak. Alanında uzman eğitmenler eşliğinde gerçekleştirilecek eğitimlerde, çocuklar hem temel müzik bilgisi edinme hem de enstrüman çalma becerisi kazanabilecek. Yetenek sınavına katılan çocuklar, büyük bir heyecan duyduklarını belirterek bu imkanı kendilerine sunan Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Mustafa Bozbey’e teşekkür etti.
Van Kapıköy Gümrük Kapısı’nda sessizlik Van’ın Saray ilçesinde bulunan ve Türkiye’nin İran’a açılan sınır kapılarından biri olan Kapıköy Gümrük Kapısı’nda geçişler normal seyrinde devam ediyor. İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının ardından bölgede tansiyon yükselirken, gözler Türkiye-İran sınırına çevrildi. Muhtemel bir hareketlilik ihtimali nedeniyle Van’ın Saray ilçesinde bulunan ve Türkiye’nin İran’a açılan sınır kapılarından biri olan Kapıköy Gümrük Kapısı’ndaki durum merak konusu oldu. Sınır kapısında yapılan gözlemlerde ise herhangi bir yoğunluk yaşanmadığı görüldü. Giriş ve çıkışlarda sakinlik hakim olurken, araç ve yolcu trafiğinin olağan seyrinde devam ettiği belirtildi. Kapıdan hem Türkiye’ye girişlerin hem de İran’a çıkışların rutin şekilde sürdüğü görüldü. Ziyaretçiler programlarını yarıda bıraktı İran’da bir organizasyon için bulunan Fikret Hakan Öngür, yaşanan olaylar nedeniyle planlarını tamamlayamadan Türkiye’ye dönmek zorunda kaldıklarını belirtti. Öngür, konakladıkları otelin yakınında şiddetli bir patlamaya tanıklık ettiklerini ve bölgedeki durumun endişe verici olduğunu ifade etti. Tahran, İsfahan ve Tebriz’e yönelik saldırıların gerçekleştiğini dile getiren İran vatandaşı Nasır Selim ise saldırıların hedefi ve nedenleri hakkında net bir bilgiye ulaşılamadığını belirtti. Selim, bölgedeki ekonomik şartların birçok vatandaşın güvenli bölgelere geçişini zorlaştırdığını söyledi. "Korkumuz yok, ülkemizden ayrılmıyoruz" Tebriz şehrinde yaşayan Mehin Karahan, bölgedeki gerilime rağmen ülkelerini terk etmediklerini ve durumun zorluğuna rağmen dayanışma içinde olduklarını ifade etti. Karahan, çatışma atmosferine rağmen kimseden korkuları olmadığını ve gerekirse kendilerinin de ülkeleri için savaşacağını dile getirdi.