TEKNOLOJİ - 31 Mart 2026 Salı 17:42

Prof. Dr. Hüseyin Arslan: "5G’nin sağlığa etkisi 4.5G’den farklı olmayacak, insanlarımız endişe etmesin"

A
A
A
Prof. Dr. Hüseyin Arslan: "5G’nin sağlığa etkisi 4.5G’den farklı olmayacak, insanlarımız endişe etmesin"

Türkiye 1 Nisan’da 5G teknolojisine geçmeye hazırlanırken, İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan vatandaşların sağlık endişelerine yanıt vererek, "5G’nin sağlığa etkisi 4.5G’den farklı olmayacak, insanlarımız endişe etmesin" dedi.


Türkiye, 1 Nisan itibarıyla 5G teknolojisiyle tanışmaya hazırlanırken, bu yeni nesil ağın beraberinde getirdiği heyecan kadar güvenlik ve sağlık endişeleri de gündeme taşındı. İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan, 5G’nin sadece bir haberleşme hızı artışı değil, özellikle ’dikey sektörler’ için tarımdan sağlığa, ulaşımdan bankacılığa kadar tüm dikey sektörleri dönüştürecek bir "nesnelerin haberleşmesi" devrimi olduğunu ifade etti. Vatandaşların önemli endişelerinden biri olan sağlık risklerinin önceki teknolojilerden farklı olmadığını belirten Arslan, asıl kritik noktanın veri güvenliği ve yerli teknoloji üretimi olduğunu ifade ederek Türkiye’nin 6G vizyonu için bugünden atması gereken stratejik adımlara dikkat çekti.



"5G’nin sağlığa etkisi şu anda kullandığımız 4.5G’den farklı olmayacak, insanlarımız endişe etmesin"


İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan, vatandaşların 5G teknolojisiyle ilgili özellikle sağlık endişelerinin yüksek olduğuna değinirken, konuya ilişkin şu açıklamalarda bulundu:


"5G bildiğiniz gibi Türkiye’ye geliyor, 1 Nisan itibarıyla operatörler 5G servisi verecek. Tabii halkımızda büyük bir heyecan var, büyük bir de merak var: ’Acaba bu 5G nedir, bize neler getirecek?’ diye. En sık karşılaştığımız sorulardan bir tanesi ve endişelerden bir tanesi ’5G sağlığımıza etki edecek mi?’. Tabii 5G ile beraber yeni frekanslar da devreye giriyor; hem daha geniş frekanslar, bantlar ve hem de daha yeni frekanslar kullanılacak. Burada da bir endişe oluşuyor, ’Acaba bu yeni frekanslar, 5G ile beraber gelen frekanslar sağlığa bir zarar veriyor mu?’ diye. Kısaca şöyle söyleyebilirim: 5G’nin sağlığa etkisi 4.5G’den, şu anda kullandığımız 4.5G’den ya da daha önce kullandığımız 3G ve 2G’den çok daha farklı olmayacak, insanlarımız bu konuda çok endişe etmesin. Tabii 5G ile beraber daha fazla alanda daha çok baz istasyonu görmeye başlayacağız. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, aslında 2G ve 3G, 5G’ye göre daha güçlü sinyal yayıyor. Eğer endişe edeceksek onlardan endişe etmemiz lazım, onları da zaten yıllardan beri kullanıyoruz. Şu ana kadar kesinleşmiş, net bir zararını görmedik. Bu baz istasyonlarında ve cep telefonlarında yayılan sinyal güçleri ve radyasyonlar öyle çok güçlü ve sağlığa etki edecek sinyaller değil."



"5G ile birlikte kişiler haberleşmeyecek, nesneler haberleşecek"


5G’nin önceki nesillere göre çok ciddi yenilikler getirecek bir teknoloji olduğunu aktaran Arslan, tarımdan sağlığa pek çok sektörde 5G ile kapsamlı ilerlemeler kaydedileceğini ifade etti. Prof. Dr. Arslan, 5G’nin özellikle dikey sektörlere yansıyacak etkilerinden şu şekilde bahsetti:


"5G’yi hem dikey sektörlere hem de normal kullanıcılara çok büyük avantajlar sağlayacak ve hayatımızı daha da iyileştirecek bir teknoloji diye düşünebiliriz. Zaten 5G’nin temel amacı da bu; tarım, sağlık, eğitim, ulaşım ya da elektrik ve su altyapıları gibi pek çok noktayı daha akıllı yapacak, daha dijitalleşecek ve daha verimli hale getirecek bir teknoloji. Veri hızında da tabii ki 5G ile beraber bilgiyi bir noktadan bir noktaya çok daha hızlı şekilde taşıyabileceğiz. Bu noktada aslında bireyler de hem kapasite, hem kapsam hem de veri hızı anlamında 5G’nin nimetlerinden faydalanacaklar. Burada kişiler haberleşmeyecek, nesneler haberleşecek. Örneğin bir aracın içindeki cihazlar kendi içlerinde, başka araçlarla ya da etraftaki yayalarla haberleşebilecek. Bununla beraber "self-driving car" dediğimiz, kendi kendini süren araçlar da olacak. 5G cihazların ve nesnelerin internete bağlandığı, "nesnelerin interneti" konseptinin gelişmesine imkan sağlayacak. Bunu sadece tarımla ve otomotiv sektörüyle kısıtlamak doğru değil; bankacılık da dahil olmak üzere bildiğimiz bütün sektörlere etki edebilecek ve bunların hepsini dijitalleştirecek bir teknolojiden bahsediyoruz. Bu noktada aslında 5G’yi bir çığır açıcı bir teknoloji diye düşünebiliriz."



"5G ile ilgili en büyük endişem ilgili siber güvenlik ve veri güvenliği endişesi"


5G teknolojisinin getirdiği en büyük endişenin siber güvenlik ve veri sorunları olabileceğini belirten Prof. Dr. Arslan, "Türkiye’de çok büyük bir heyecan var, herkes heyecanla bekliyor. İnsanlar 5G ile beraber her şey değişeceğini düşünüyor olabilir ancak şu anda o değişimi sağlayacak yeterince veri yok elimizde. Elbette ülkemize 5G’nin gelmesi çok önemliydi ama biz hala 5G’nin nimetlerinden sadece Türkiye’de değil dünyada da tam anlamıyla faydalanabilmiş bir noktada değiliz. Benim 5G ile ilgili en büyük endişem ilgili siber güvenlik ve veri güvenliği endişesi. 5G ile beraber aslında her noktadan veri akışı daha da fazla artacak. Her şey veri üretecek; tarım, sağlık ya da insan vücudu veri üretecek ve internete bağlanacak. Tabii internete bağlanması çok iyi, beynimiz de dahil internete bağlanacak belli bir noktada. Bunların internete bağlanması her şeyi daha da geliştiriyor, iyileştiriyor ve otomatikleştiriyor; fakat internete bağladığımız her şeyde bir risk de var, benim için endişe verici kısım bu" şeklinde konuştu.



"Umuyorum ki 5G’ye geçişimiz yerli ve milli olur"


5G’de veri güvenliğinin sağlanması için yerli ve milli teknolojinin önemine dikkat çeken Arslan, "Aslında Türkiye’deki şebekelerin yüzde 80’i Çin menşeli firmalar tarafından sağlanıyor. Bu da tabii ki hem o firmalara hem o firmaların arkasındaki ülkelere çok ciddi bir şekilde avantajlar sağlayacak çünkü bu şebekelerin kontrolü tamamen onların elinde; operatörlerin çok fazla bir kontrolü yok. Bizim verilerimizin, kişilerin ve sektörlerin güvenliğini garantiye alabilmemiz için mutlaka ve mutlaka yerli üretime önem vermemiz lazım, yerli teknolojiye önem vermemiz lazım. İnşallah umuyorum ki 5G’ye geçişimiz sadece yerli değil aynı zamanda milli olur, 5G’ye geçişimiz güvenli olur" dedi.



"6G’yi bugünden geliştirmemiz lazım ki 10 yıl sonra yerli ve milli bir şekilde bizim olsun"


Dünyada yakın gelecekte 6G teknolojisine geçileceğini aktaran Arslan, Türkiye’de de bu teknolojinin güvenli bir şekilde sağlanabilmesi için yerli ve milli çalışmaların önem taşıdığını söyleyerek şu ifadeleri kullandı:


"Biz 5G’de aslında bir nevi geç kaldık; 5G’yi konuşmaya, düşünmeye ve bununla alakalı çalışmalara 15 yıl önce başlamamız gerekiyordu. Şu anda ne yapabiliriz? Büyük bir ihtimalle 10 yıl sonra 6G gelecek ve 6G kullanılmaya başlanacak. 6G, 5G’nin de çok daha ötesinde ve çok daha fazla yeni hizmetler veren; sadece haberleşme değil radar sistemleriyle ilgili algılamayı da sağlayan bir noktada olacak. Bir taraftan karasal network’ler, uzaydaki network’ler, uydular, alçak irtifa platformları gibi daha kapsamlı, daha geniş ve kabiliyetli bir network geliyor 5-6 yıl sonra dünyaya, 10 yıl sonra da büyük ihtimalle Türkiye’ye. Bu konuda aslında Türkiye olarak geç kalmış değiliz. 5G’de yaptığımız hatayı tekrarlamamak için bütün kurumlarımız ve üniversitelerimizle beraber 6G’ye dört koldan sarılmamız lazım. Bu teknolojiyi geliştirmemiz lazım ki 10 yıl sonra yerli ve milli bir şekilde ’6G bizim, 6G güvenli ve 6G ile ilgili hiç bir endişemiz yok’ diyebilelim."



Prof. Dr. Hüseyin Arslan: "5G’nin sağlığa etkisi 4.5G’den farklı olmayacak, insanlarımız endişe etmesin"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun Prof. Dr. Hatice Kumcağız’dan sosyal medya uyarısı: "Sosyal medya bıçak gibidir" Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hatice Kumcağız, sosyal medyanın evliliğe etkisi hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Hatice Kumcağız, sosyal medyanın çiftler arasında kıskançlık oluşturduğunu, bu nedenle evliliklerin zedelendiğini vurguladı. Kumcağız, boşanmalarda sosyal medyanın da bir nebze etkisi olduğunu ancak sosyal medyanın çiftler arasında iletişim sağladığını da söyledi. "Evliliklerin yıpranmasına neden oluyor" Sosyal medyadaki pırıltılı yaşamın çiftlerin evliliklerinin yıpranmasına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Hatice Kumcağız, "Araştırmalar, Türkiye’de bireylerin 3 ila 5 saatini sosyal medyada geçirdiklerini göstermektedir. Bu durumda çiftler aynı evde, aynı odada, aynı koltukta oturdukları halde uzun süre birlikte olmalarına rağmen fiziksel olarak birlikte, ancak ruhsal olarak birlikte değillerdir. Bu da ilişkilerin zamanla kopmasına vesile olmaktadır. Evlilik birliğinin zedelenmesine, evlilikteki eşlerin birbirlerinden uzaklaşmasına neden oluyor. Sosyal medyadaki o pırıltılı yaşamı zamanla kendi evlilikleriyle kıyaslamaktalar ve gerçekte kendi evliliklerinde böyle bir durum olmadığını gördüklerinde bu, zamanla ilişkilerin yıpranmasına neden olmaktadır" diye konuştu. "Sosyal medya kıskançlık duygusu oluşturuyor" Sosyal medyanın eşlerin birbirini kıyaslamasına neden olduğunu vurgulayan Kumcağız, "Eşler arasında sosyal medyada paylaşılan içerikler zamanla kıskançlık duygularının yaşanmasına neden oluyor. Burada başkalarından gelen beğeniler, hikayelerde bırakılan notlar, başkalarının yorumları vesaire, eşlerin birbirine karşı olumsuz düşünceler içerisinde olmalarına yol açıyor. Çünkü eşlerin birbirleriyle kıyaslama yapmaları, ister istemez zamanla evlilik birliğinin çatırdamasına ve sonlanmasına doğru giden bir sürece çiftleri götürebilir" ifadelerini kullandı. "Sosyal medyanın evlilikleri bitirme noktasında etkileri var" Prof. Dr. Hatice Kumcağız, "TÜİK verilerine göre 2025 yılında boşanma oranı binde 2,26 oranında artış gösterdi. Bu, son 25 yıl değerlendirildiğinde yüksek bir oran olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu boşanmalarda tabii ki sosyal medyanın doğrudan etkisi yoktur ancak dolaylı olarak sosyal medyanın evlilikleri bitirme noktasında etkileri vardır" dedi. "Sosyal medyanın iyi yanları da var" Sosyal medyanın olumlu yanlarına da vurgu yapan Hatice Kumcağız, "Sosyal medya hep kötü ve olumsuz bir şey olarak ifade edilmemelidir, böyle bir algı oluşmasını istemem. Örneğin uzun süre birbirinden ayrı kalan ya da farklı şehirlerde çalışan çiftler, birbirlerine gönderdikleri mesajlar ve videolarla ‘seni düşünüyorum, seni önemsiyorum, seni seviyorum’ mesajını iletmektedirler. Bu da çiftler arasındaki iletişime önemli katkı sunmaktadır." diye ifade etti. "Sosyal medya bir bıçak gibidir" Sosyal medyanın dikkatli kullanılması gerektiğini söyleyen Kumcağız, "Burada en temel kural, dijital dünya ile gerçek dünya arasında bir sınır çizmektir. Bunun için belirli zamanlarda sosyal medya detoksu yapılabilir. Aile üyelerinin bir arada olduğu zamanlarda, özellikle akşam yemeklerinde ve yatak odalarında sosyal medya kullanılmamalıdır. Kısacası şunu söylemek isterim: Sosyal medya bir bıçak gibidir; onunla bir ekmek de kesebilirsiniz, elinizi de kesebilirsiniz." dedi.
Ankara ABB’deki konser harcamalarına ilişkin davada 3 tutuklu sanık tahliye oldu Ankara Büyükşehir Belediyesinin (ABB) 2021-2024 dönemindeki konser harcamalarının, "kamu zararına sebebiyet verdiği" iddiasıyla 3’ü tutuklu 14 sanığın yargılandığı davada ara karar çıktı. Mahkeme tutuklu sanıkların tahliyesine karar verdi. Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya tutuklu sanıklar ABB eski Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Hacı Ali Bozkurt, Festiva ve Enfest Organizasyon şirket sahibi Selahattin Çelikkaya, Evren Teknik Grup Müzik Organizasyon şirketi sahibi Onur Evren ile tutuksuz sanıklar ABB eski Kültür Etkinlikleri Şube Müdür Vekili Haluk Erdemir, ABB eski Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkan Vekili Hüseyin Zehir, Universe Prodüksiyon organizasyon şirketi sahibi Sıla Evren, Festiva ve Enfest Organizasyon şirketi ortağı Kaan Alp, ABB çalışanı Celal Akbaş, Gurudan Turizm Organizasyon şirketi sahibi Arda Akman, Yalınayak Gıda Organizasyon şirketi sahibi Eren Demir, ABB çalışanı Kurtuluş Bakır, Yalınayak Gıda Organizasyon şirket ortağı Levent Erdoğan ve Craft Sanat Organizasyon şirketi sahibi Üstün Alpay ile taraf avukatları katıldı. Mahkeme başkanı bu celse tanık dinleneceğini belirtti. "Uzunoğlu’nun bilgisi dışında kurum içinde en küçük bir değişikliğin dahi yapılması mümkün değildi" Ankara Büyükşehir Belediyesinde (ABB) konser organizasyonuyla ilgilendiğini ifade eden tanık C.T., "2024 yılı itibarıyla konser ücretlerinde ciddi artışlar yaşandı ve bu durum geniş kesimler tarafından eleştiriliyordu. Fiyatların fahiş olduğu yönündeki şikayetler özellikle dile getiriliyordu. Bu geri bildirimleri sanıklar Hacı Ali Bozkurt ve Haluk Erdemir’e ayrıca Nevzat Uzunoğlu’na iletiyordum. Uzunoğlu’nun bilgisi dışında kurum içinde en küçük bir değişikliğin dahi yapılması mümkün değildi" diye konuştu. Tanık F.K. ise, 2019 yılı seçimlerinden itibaren ABB’de iştirak şirketi üzerinden görevlendirildiğini ve 3 daire başkanıyla çalıştığını söyleyerek, "Hacı Ali Bozkurt emekli olduktan sonra ben de işten ayrıldım. Kendisiyle aramızda adeta baba-kız ilişkisi vardı. İş ilişkimiz sona ermiş olsa da kendisine saygı duyarım; ancak ne yazık ki güzel ayrılmadık, aramızda tartışma yaşandı. Süreç, Selahattin Bey ile yaşadığımız bazı anlaşmazlıklarla başladı. Bu durumu birkaç kez başkana ilettim. Zaman zaman barıştık ancak Selahattin Bey’in egolu bir tavrı olduğunu düşünüyordum. Ali Başkan emekli olduğu gün ayrılmak istediğimi söyledim, bana ’Git güzel kardeşim buradan’ dedi. ’Yolun açık olsun’ diyerek vedalaştık. Mamak Aile Başkanlığı’na verilmemin ardından herhangi bir gerekçe gösterilmeden görevden alındım ve evime oldukça uzak olan Sincan Rehabilitasyon Evi’ne gönderildim" dedi. "Ali Başkan’ın kültürel faaliyetleri artırma isteği nedeniyle etkinliklerin bu dönemde artış gösterdiğini düşünüyorum" Görev yaptığı dönemde yoğun şekilde konser organizasyonları gerçekleştirildiğini söyleyen tanık F.K. "Normal işleyişte firmalar aracılığıyla sanatçılar belirlenirdi. Ali Başkan’ın bu alanda deneyimli olması nedeniyle süreci etkin şekilde yönettiğini düşünüyordum. Toplantılarda bulunmadığım için sürecin detaylarına vakıf değilim; ancak Selahattin Bey’in sık sık Ali Başkan ile görüştüğünü biliyorum. Bu görüşmelerin içeriğine şahit olmadım. Ali Bozkurt ile iyi bir ilişkimiz olduğu için zaman zaman sohbet eder, bazı isimleri kendisinden duyardım. Daha önce çalıştığım iki daire başkanı döneminde özel konserler düzenlenmemişti. Ali Başkan’ın TRT kökenli olması ve kültürel faaliyetleri artırma isteği nedeniyle etkinliklerin bu dönemde artış gösterdiğini düşünüyorum" ifadelerinde bulundu. İhalelere ilişkin söylentilerin kamuoyunda yayıldığını, fiyatların yüksekliği nedeniyle bazı çalışanların imza atmaktan çekindiğini duyduğunu söyleyen tanık F.K., "Ayrıca son dönemlerde Osman Cem Taşbaş ile Hacı Ali Başkan’ın arasının, yine fiyatların yüksekliği nedeniyle açıldığını biliyorum; ancak bunlar benim duyumlarımdır. Kültür Etkinlikleri Şube Müdürlüğü’nde saha personeli olarak çalışan bir arkadaşımız vardı. Bir gün belediye başkanlığına giderken araç bulamayınca Onur Bey’in aracına bindiğini söyledi. Orada bir saat bulunduğunu, bu saatin Ali Başkan’a verileceğini iddia ederek bunu çevresine yaydı. Daha sonra bu kişi başka bir müdürlüğe gönderildi. Aradan yaklaşık iki ay geçmişti. Ali Başkan, odasına izinsiz girildiğini söyledi. Odanın anahtarı bende ve birkaç kişide daha vardı; görevimiz odayı düzenlemekti. Odayı düzenlerken bir Rolex poşeti gördüm. Ben yalnızca saatin poşetini gördüm. Bu poşetin fotoğrafını, o sırada telefonda konuştuğum Osman Cem Taşbaş’a göstermek amacıyla çektim. Ancak bu görüntüyü kesinlikle sosyal medyada paylaşmadım" dedi. Avukat beyanlarının ardından savcı mütalaasını açıkladı. Tutuklu sanıkların mevcut hallerinin devamını talep eden savcı tanığın zorla getirilmesine şeklinde mütalaa açıkladı. Ardından ara kararını açıklayan mahkeme sanıkların tutuklulukta geçirdikleri süre, delillerin toplanmış olması, tanıkların dinlenmesi ve savunmaların alınması ile tanıklar üzerinde baskı kurulması ihtimalinin ortadan kalktığını değerlendirdi. Mahkeme, kaçma ve delilleri karartma ihtimalinin bulunmadığı, bu aşamadan sonra tutukluluğun amacına hizmet etmeyeceği ve ölçülülük ilkesine aykırı olacağı gerekçesiyle sanıkların adli kontrol tedbiri uygulanarak tahliyelerine, diğer sanıklar yönünden adli kontrol tedbirlerinin devamına ve bilirkişi raporunun beklenmesine karar vererek duruşmayı 7 Temmuz’a erteledi. Olayın geçmişi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede ABB Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı Hacı Ali Bozkurt, eski belediye çalışanları Haluk Erdemir ve Selahattin Çelikkaya ile bazı özel şirket yöneticileri dahil toplam 14 kişi şüpheli olarak yer aldı. İddianamede, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Teftiş Kurulu’nun raporuna dayanarak, belediyenin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 22/b maddesini usulsüz biçimde kullanarak konser hizmeti alımlarını "tek kaynaktan temin" yöntemiyle gerçekleştirdiğini, bu yolla belediyenin zarara uğratıldığını belirtildi. Mülkiye müfettişlerinin 31 Ocak 2025 tarihli raporunda, konser organizasyonlarının mevzuata aykırı şekilde belirlenen firmalar üzerinden yapıldığı, piyasa fiyat araştırması yapılmadığı, bazı konser bedellerinin "rayiç değerlerin oldukça üzerinde" belirlendiği anlatıldı. İddianamede, şüphelilerin "Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin kaynaklarını kamu yararına aykırı biçimde kullanarak zimmet suçunu işledikleri" ifade edildi. İddianamede, sanıklar eski Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Hacı Ali Bozkurt, eski Kültür Etkinlikleri Şube Müdür Vekili ve Daire Başkan Vekili Haluk Erdemir, eski Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkan Vekili Hüseyin Zehir, Evren Teknik Grup Müzik Organizasyon Şirketi sahibi Onur Evren, Festiva ve Enfest Organizasyon Şirketi ortağı Selahattin Çelikkaya, Universe Prodüksiyon Şirketi sahibi Sıla Evren, Festiva ve Enfest Organizasyon ortağı Kaan Alp ile ABB çalışanı Celal Akbaş hakkında, eylemlerini bir suç işleme kararı kapsamında farklı tarihlerde gerçekleştirdikleri gerekçesiyle "zincirleme şekilde nitelikli zimmet" suçundan 31’er yıl 6’şar aya kadar hapis cezası istendi.