POLİTİKA - 09 Ocak 2026 Cuma 21:21

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Gazze’ye konteyner gönderelim diyoruz; ancak Netanyahu denilen bu zalim bu çağrılara asla kulak asmıyor"

A
A
A

İstanbul’da ‘Sonsuzun Fethine Çık’ temasıyla bu sene 12’ncisi düzenlenen Necip Fazıl Kısakürek Ödülleri törenle sahiplerini buldu. Törende konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Konteyner gönderelim diyoruz; Birleşmiş Milletleri devreye sokuyoruz ancak Netanyahu denilen bu zalim, bu Fıravun zihniyeti, bu çağrılara asla kulak asmıyor ve hiçbirini kabul etmiyor" dedi.

Necip Fazıl Kısakürek Ödülleri’nin 12’ncisi, ‘Sonsuzun Fethine Çık’ temasıyla Beyoğlu Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Programa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra, bakanlar, sanat dünyasından tanınan isimler ve çok sayıda davetli katıldı. Katılımcıların konuşmaları ve videolu tanıtımların ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kürsüye çıkarak salona hitap etti. Vefat eden Türk Edebiyatı’nın önemli isimlerini yad ederek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu yıl ’Sonsuzun Fethine Çık’ temasıyla 12’ncisi tertiplenen Necip Fazıl Kısakürek Ödülleri’nin ilim, kültür ve sanat camiamız başta olmak üzere ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Üstadın hem kalplerde hem de zihinlerde bıraktığı izleri bugüne taşıyan, Necip Fazıl’ın fikrî ve edebî mirasını güçlü bir şekilde yaşatan her bir kardeşime canı gönülden teşekkür ediyorum. 2014’ten bu yana geleneksel olarak her yıl sahipleriyle buluşturduğumuz Necip Fazıl Ödülleri, bugün geldiğimiz nokta itibarıyla sanat ve düşünce dünyamızda kurucu bir nitelik kazanmıştır. Bu ödüller, tam da 12 yıl önce tahayyül ettiğimiz şekilde kültür, sanat ve fikir dünyamıza yeni bir pencere açmıştır" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan:

"Üstadın Müslüman’ın yüzünün yere eğilmesine, hele hele fikir planında acziyete düşmesine asla tahammülü yoktur"

Necip Fazıl’ın kültürel dünyada gençler için bir pusula görevi gördüğünü belirten Erdoğan, "Kültürel yozlaşma dünyayı etkisi altına alıyor. Dijital tekno kültürün pek çok alanda olduğu gibi edebiyatta da yön ve anlam krizine yol açtığı bir dönemde gençlerimiz için bir pusula işlevi gören Necip Fazıl Ödülleri’ni bu bakımdan son derece kıymetli buluyorum. Sizler, üstadın hayalini kurduğu gençliğin yolunu kaybetmemesi ve daima istikamet üzere olması için çok mühim bir misyonu yerine getiriyorsunuz. Necip Fazıl demek her şeyden önce vakar ve cesaret demektir. Üstadı yakından tanıyanlar, onun yüzündeki o çizgilerde adeta toprağı görür. Bizler de üstadın yüzündeki o kırışıklıklarda hep ’topraktan geldik, toprağa gideceğiz’ hakikatini okurduk. Allah rahmet eylesin. Üstadın Müslüman’ın yüzünün yere eğilmesine, hele hele fikir planında acziyete düşmesine asla tahammülü yoktur. Şiirlerini estetikle, fizik ve metafizikle, ince bir işçilikle bezeyen Necip Fazıl; tefekkürü sanatının hem kalesi hem de temeli hâline getirmiştir. Türk şiirinin zirve şahsiyetlerinden biri olarak üstadın sesi, kendinden öncekilerden farklıdır. Mısraları asırlık çilelerin yükünü taşır; kendi zamanını aşar, geleceğe uzanır. Üstad ile tanışma şerefine nail olmuş bir kardeşinizim. Necip Fazıl, şahsımın yarım asrı bulan siyasi mücadelesinde daima müstesna bir yere sahip olmuştur. Biz ve bizim neslimiz; onurlu ve namuslu bir fikir mücadelesinin nasıl verileceğini Necip Fazıl’dan öğrendik" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan:

"Netanyahu denen zalim, Firavun çağrılara kulak asmıyor"

Gazze’deki soykırıma dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şehit edilen 71 bini aşkın Filistinli kardeşimize Allah’tan bir kez daha rahmet niyaz ediyorum. Mekânları cennet olsun inşallah. Kışın soğuğunda, son derece kısıtlı imkânlarla hayata tutunmaya çalışan; şartlar ne olursa olsun direniş ve diriliş ruhunu muhafaza eden tüm Filistin halkına buradan dayanışma duygularımı iletiyorum. O çadırların içinde, kışta, yağmurda, çamurda yediden yetmişe çocukların, annelerin, yaşlıların hâlini ekranlardan hep birlikte izliyoruz değil mi? Konteyner gönderelim diyoruz; Birleşmiş Milletleri devreye sokuyoruz, Batı’yı devreye sokuyoruz. Ancak Netanyahu denilen bu zalim, bu Fıravun zihniyeti, bu çağrılara asla kulak asmıyor ve hiçbirini kabul etmiyor. Hesapların üstünde bir hesap var. Onun da vakti saati gelecek" ifadelerini kullandı.

"Bu ülkedeki ideolojik kabilelerin devri sona eriyor"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu ülkede on yıllar boyunca ideolojik kabilelerin dışında kalan hiç kimseye nefes aldırmayanların, kendilerini okumuş, aydınlanmış, ilerici görüp başkalarını cehaletle itham edenlerin devri, fikir hayatımızda da artık sona eriyor. Batı’nın ülkemizdeki distribütörlüğünü yapanların yerini ayakları bu topraklara basan, bu milletin değerlerinden beslenen, nitelikli eserleriyle kültür ve sanat hazinemizi zenginleştiren aydınlar, yazarlar, şairler ve edipler alıyor. Bunu ülkemizin aydınlık geleceği adına son derece kıymetli buluyorum. Yarın her alanda çok daha iyi yerlerde olacağımıza yürekten inanıyorum. Bir keresinde, şimdi hatırlıyorum, üstad mahkemeye çıkıyor. Hakimler kendisini artık çok iyi tanıyor; sürekli karşılarında. ’Artık senden bıktık’ diyorlar. Üstadın cevabı ise her zamanki gibi manidardır: ’Siz burada hancı, ben burada yolcu olduğum sürece, ben buraya daha çok uğrarım.’ İşte üstat bu. Onun için unutmayın: Bizler bu yolda yolcu oldukça, birileri de hancı oldukça, biz bu hana daha çok uğrarız" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan:

Bu yıl 8 kategoride ödüller verildi. Kategorilere göre ödül alan isimler ise şöyle:

"Şiir Ödülü: Celal Fedai

Hikâye-Roman Ödülü: Tarık Tufan

Fikir-Araştırma Ödülü: Peren Birsaygılı Mut

İlk Eserler Ödülü: Merve Uygun

İlk Eserler Ödülü: Hasan Bozdaş

Uluslararası Kültür Sanat Ödülü: Dia al-Azzawi

Çocuk Edebiyatı Ödülü: Ayşe Sevim

Müzik Ödülü: Bayram Bilge Tokel

Saygı Ödülü: Hasan Aycın2

Cumhurbaşkanı Erdoğan:

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ödül alan isimlere ödüllerini takdim ederek, toplu fotoğraf çektirdi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kocaeli Dilovası’ndaki yangın davasında faciadan önce işçiden dikkat çeken söz: "İçimde kötü bir his var" Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 7 kişinin hayatını kaybettiği fabrika yangınına ilişkin davada, tanık olarak dinlenen çevre sakinleri patlama seslerinin peş peşe geldiğini, içeride kalanlara müdahale edemediklerini ve iş yerinin daha önce defalarca şikayet edildiğini öne sürdü. Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’nde görülen davanın duruşmasında, aralarında şirket yetkililerinin de bulunduğu 8’i tutuklu, 9 sanığın savunmaları ile müşteki ifadelerinin dinlenmesi tamamlandı. Sıra tanıkların dinlenmesine geçildi. "Patlamalar peş peşe oldu" Tanık Cemil Düzgüner, yangının çıktığı fabrikanın evine çok yakın olduğunu belirterek, "Yanan fabrika evime yaklaşık 10 metre mesafedeydi. Patlama sesi duydum. Dışarı çıktığımda Tuncay’ın yandığını gördüm. Hürol’un ise onu söndürmeye çalıştığını gördüm. Hemen hortumla müdahale ettik. Çocukların ve kadınların içeride olduğunu öğrendik. Alevlere yaklaşamadık. Onları kurtarma imkanımız olmadı. Patlamalar peş peşe oldu. Altay ve İsmail’i iş yerinde gördüm. Çalışanlar kaldırımda yemek yiyordu, çalışma şartları kötüydü" dedi. "İkinci patlamadan sonra içeriden ses gelmedi" Tanık Mehmet Düzgüner ise olay günü yaşananları anlatarak, "Olay günü gümleme ve çığlık sesleri duydum. Yanan birini gördüm. Abim Cemil ile altlı üstlü oturuyoruz. Hemen hortumu çektik ve şahsı söndürdük. İkinci bir patlamadan sonra içeridekilerin sesi kesildi. Orası daha önce başka bir iş yeriydi, lazer işleri yapılıyordu. Sonrasında parfüm üretimi yapılmaya başlandı. Kurtuluş’u tehlike konusunda uyardığımda bana ‘Biz önlemlerimizi aldık’ dedi" diye konuştu. "Elimden geldiğince yardım etmeye çalıştım" Olay gününden bahseden İlhan Altan, "Olay yerine 50-60 metre mesafemiz vardı. Patlama sesi duyunca olay yerine gittim. Elimden geldiğince yardım etmeye çalıştım ancak çok da yapabileceğim bir şey yoktu" ifadelerini kullandı. "Sadece yukarıdaki ofiste elektrik vardı" Tesisin elektrik işleriyle ilgilenen tanık Adem Çukan, "Elektrik işleri ile uğraşıyorum. Kurtuluş Bey beni çağırdı, üst katta dağıtım panosunu yaptım. Elektrik kablosu çektim. Ben işlemleri yaptığımda sadece yukarıdaki ofiste elektrik vardı. Kaçak akım rölesi çektim" dedi. "Bir işçi ‘İçimde kötü bir his var’ dedi" Tanık Gökçe Şadiye Sağlam, "Raviva’da ön muhasebe işlerini yapıyordum. Hafta sonu mesaisine gittim, Tuncay ve Hürol ürün yapıyordu. Bir işçi, ‘İçimde tarif edemediğim bir sıkıntı var’ dedi. Kısa bir süre sonra patlama meydana geldi. Eski yerde de tesise kadar çalıştım. Olaydan bir hafta önce Kurtuluş çağırdı, yeni yerde öylece çalışmaya başladım. Sheliq marka krem ve Shauran markalarına ait parfüm yapılıyordu. Dosyada yer alan iş yeri müracaat kontrol müessese açma ruhsatı gösterildi. Atılan imzaların kendisine ait olmadığını söyledi" ifadelerini kullandı. "Eşyalarını almaya gittiler, çıkamadılar" Kıvılcımın karıştırıcıdan çıktığını belirten tanık Hürol Eroğlu, "Olay günü Tuncay ile iş yerine geldik. O gün yapmamız gereken karışımlar vardı. Ben krem, Tuncay ise kolonya karışımı yapıyordu. Birden patlama oldu. Alevlerin içinden Tuncay geldi, onun üzerini söndürmeye çalıştım. Komşu hortum uzattı, onunla söndürdük. 112’yi aradım, içeri giremedim. Kurtuluş’u aradım, ‘Yangın var, hemen gel’ dedim. Sonra itfaiye geldi. 4-5 aydır orada çalışıyordum, geçici süreliğine orada işe başladım. Tuncay, yaralıyken ‘Karıştırıcıda kıvılcım çıktı’ dedi. Ataşehir’deki merkez ofiste Kurtuluş’un çocukları kalıyordu. Ayten’e olay günü, ‘Nasıl oldu da sen yangından çıkabildin, diğerleri çıkamadı?’ diye sorduğumda bana, ‘İşçiler telefon ve çantalarını almaya gitti’ dedi" ifadelerini kullandı. "Hürol Eroğlu’nun yalancı şahitlik yaptığını düşünüyoruz" Müşteki avukatı, "Tanık, bizim sorduğumuz sorulara düşünerek; sanık avukatlarının sorularına ise soluksuz ve düşünmeden cevap verdi. Tanık Hürol Eroğlu’nun yalancı şahitlik yaptığını düşünüyoruz. Bu sebeple hesap hareketleri ile HTS kayıtlarının incelenmesini talep ediyoruz. Kendisi hakkında suç duyurusunda bulunacağız" dedi. Duruşma, avukatların savunmasının alınması ve ara karar verilmesi amacıyla yarına ertelendi.