SAĞLIK - 19 Kasım 2025 Çarşamba 17:26

Beyoğlu’nda kahveye deterjan iddiası: "İç organlara ilerlemeyip, bir hasara yol açmadıysa toparlama ihtimali var"

A
A
A
Beyoğlu’nda kahveye deterjan iddiası: "İç organlara ilerlemeyip, bir hasara yol açmadıysa toparlama ihtimali var"

Böcek ailesinin zehirlenme dolayısıyla öldüğü iddiasında incelemeler sürerken uzmanlar, otelin ilaçlanmasında kullanıldığı öne sürülen ’alüminyum fosfit’ maddesine ilişkin konuştu. Acil Tıp Uzmanı Doç. Dr. Afşin İpekci, "Alüminyum fosfitin panzehri yok, tespit edebileceğimiz testimiz de yok, öldürücülüğü yüzde 50 ile 70 oranında. Odayı havalandırsalar bile bu riski azaltabilirlerdi, ailenin hissetme şansı yok çünkü fosfin gazı renksiz ve kokusuz bir gaz, erken müdahaleyle kurtulma şansları vardı" dedi. Beyoğlu’nda kahvede deterjan kullanıldığı iddiası üzerine ise İpekci, "Sodyum hidroksit zehirlenmesi yanıcı, yemek borusu ve akciğere doğru tüm yolları yakar, kusturmamak lazım. En erken dönemde hastaneye götürmeli. İç organlara ilerlemeyip, bir hasar, bir enfeksiyona yol açmadıysa toparlama ihtimali var ama ne kadar yaktı; endoskopi bize daha çok bilgi verir" diye konuştu.


Almanya’dan İstanbul’a tatil için gelen Servet ve Çiğdem Böcek çifti ile çocukları 6 yaşındaki Kadir ile 3 yaşındaki Masal’ın zehirlenme dolayısıyla öldüğü iddiasında incelemeler devam ediyor. Beyoğlu’nda kafeye giden 26 yaşındaki mühendis Ayben Ö.T.’nin ise sipariş ettiği kahvenin bulaşık deterjanıyla hazırlandığı iddiası sonrası hastanedeki tedavisi sürüyor. Uzmanlar, otelin ilaçlanmasında kullanıldığı öne sürülen ’alüminyum fosfit’ maddesi ve bulaşık deterjanlarında bulunduğu belirtilen yakıcı bir madde olan sodyum hidroksit içeriklerinin etkilerine yönelik konuştu. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Afşin İpekci, maddelere maruziyet durumunda neler yapılması gerektiğini aktarırken önemli uyarılarda bulundu.


"Erken müdahaleyle kurtulma şansları vardı"


Alüminyum fosfite yönelik bilgi veren Acil Tıp Uzmanı Doç. Dr. Afşin İpekci, "Daha çok haşere öldürücü olarak kullanılan ve ucuz bir madde. Kullanımı kolay olduğu için otellerde, evlerde, hastanelerde ilaçlama için kullanılır. Ayrıca tahıl ve ambarlarda kullanılan bir tablet. Su ve nem ile temas ettiğinde çok ciddi öldürücü etki yapan fosfin gazına dönüşen ucuz ama zehirli bir materyal. Tüm haşere ilaçlarının reçeteli olması, bunların kullanımında çok bilgili, eğitimli olunması lazım. Kullanımdan önce tedbir her şeyden önemli. Alüminyum fosfitin antidotu yok, tespit edebileceğimiz elimizde biyokimyasal bir testimiz de yok, sadece klinik bulgular ve bu ilaçlamanın olduğuna dair bilgi verilmesi, bizi tanıya götüren en önemli yol. Gıda zehirlenmesi, haşere ilaçları olsun basit enfeksiyonlarda bile bulantı, kusma, ishal ilk semptomlardır. Alüminyum fosfitın öldürücü mekanizması hücrenin işleyişini bozmak, oksijen seviyesini düşürmek sonra da kalbimizi etkileyerek kardiyojenik şok dediğimiz ciddi ölüme yol açan durumlara yol açmak. Erken safhada geldiğimizde yeterli tedaviyi yapabilmemiz için bilgiyi doğru almamız gerekiyor. Alüminyum fosfitin öldürücülüğü yüzde 50 ile 70 oranında, hasta bu bulgularla gelse tamamen kurtarabilir miyiz deme ihtimalimiz; zor ama yüzde 30-40 şansımız var. Erken gelip erken müdahaleyle kurtulma şansları vardı" şeklinde konuştu.


"Bilinen bir panzehri yok, renksiz ve kokusuz"


Sözlerini sürdüren Doç. Dr. İpekci, "Bilinen bir panzehri yok, destek, sıvı tedavisi yapıyoruz. Bozulan organlara göre destek tedavisi yapıyoruz. Eğer solunum yetmezliği gelişirse erken solunum cihazına bağlama gibi çeşitli destek tedavilerini yapıyoruz. Yapılan tedavi değişmiyor ama erken müdahale yaptığımız, erken desteklediğimiz için organları yaşam şansları daha artıyor. Organ etkilenmesi olmadan hastayı kurtarabilirsek normal yaşamlarına döner ama ölümcüllük ve vücudu etkileme oranı yüksek. Destek tedavimize rağmen de belirli organlar etkilenebilir ve hasarlı bir şekilde de kurtarma ihtimalimiz var. Kullandığımız haşere ilaçlarını mutlaka bilmeleri gerekiyor. Ucuz, etkili olması zararsız olduğu anlamına gelmez. Özelliklerini, hangi risklere yol açacağını bilmemiz lazım, ona göre tedbir. Öldürücü olan fosfin gazı, bunun çıkacağını, oluşabileceğini insanlarımızın ya da kullanan kişilerin bilmesi gerekiyor. Bilmeden kullandıkları zaman bu olaylar karşımıza çıkıyor. Odayı havalandırsalar bile bu riski azaltabilirlerdi, bu bilgi aileye verilip odayı havalandırması ya da aile dışarıda olduğunda odayı havalandırmaları bile zararı aza indirirlerdi. Bunu bilmedikleri için ailede bu semptomlar olduğu zaman hastaneye de bu bilgi gitmedi ki ailenin bunu hissetme şansı yok çünkü fosfin gazı renksiz ve kokusuz bir gazdır" dedi.


"Midede delinme yapmayıp iç organlara zarar vermediyse toparlama ihtimali yüksek"


Beyoğlu’nda genç mühendisin içtiği kahvenin deterjanlı olduğu iddiasına ilişkin konuşan Doç. Dr. İpekci, "Sodyum hidroksit yakıcı bir madde, ülkemizde çocukların yanlışlıkla su diye içmelerine bağlı böyle yanıcı, zehirlenmeler sık görülüyor. Üzerine yazı yazılmadan bir alana su gibi konulması erişkinleri de etkileyebilir. Sodyum hidroksit zehirlenmesi yanıcı olduğu için yemek borusu ve akciğere doğru tüm yolları yakar, bu vakalarda öncelikle kusturmamak lazım. En erken dönemde de hastaneye götürmek lazım çünkü mide, yemek borusunda yanıklara yol açabilir. Hastanın durumunu bilmediğimiz zaman sıvı vermemiz de delinen yerlerde iç organlara sıvı kaçmasına yol açar. Yakıcı madde zehirlenmelerinde öncelikle hızlı bir şekilde hastaneye götürmek ve kusturmamak en önemli bilgi olmalı. Kusturduğumuz zaman o içeriğin akciğere gitmediyse oraya da gitmesine yol açıp hem mideyi hem akciğeri yaralayabiliriz. Sodyum hidroksitin de alüminyum fosfit gibi kesin bir antidotu yok. Yapacağımız şey; destek tedavileriyle yani solunum cihazına bağlayarak akciğeri koruyoruz. Eğer iç organlara ilerlemeyip, bir hasar yapmadıysa bir enfeksiyona yol açmadıysa toparlama ihtimali var ama ne kadar yaktı, endoskopi bilgileri bize daha çok bilgi verir. Çamaşır suyu, bulaşık deterjanı olsun bu tip şeyleri isimsiz hiçbir şeye koymamamız lazım. Midede delinme yapmayıp iç organlara zarar vermediyse toparlama ihtimali yüksek ama oralara giderse süreç daha da uzar" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasında Ebubekir Akın ve Mehmet Karataş savunma yaptı ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasında ilk duruşmanın 12. oturumunda, sanıklar iş insanı Ebubekir Akın ve eski İSFALT Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Karataş savunma yaptı. ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasının ilk duruşmasının 12. oturumu, Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde bulunan duruşma salonunda görülmeye devam edildi. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen duruşmada iş insanı Ebubekir Akın savunma yaptı. İddianamede Ebubekir Akın’ın örgüt üyesi İbrahim Bülbüllü’ye bağlı hareket ettiği ve yüklenici firmalar tarafından verilen rüşvet paralarının bir kısmını temin ettiği belirtilmişti. İddianamede Akın’ın HTS kayıtlarında örgüt üyesi Bülbüllü ile yoğun irtibat halinde olduğu, Florya Başkanlık Konutu’nda sıklıkla bir arada bulunduğu, diğer yüklenici firma sahipleriyle de irtibatlı olduğu ifade edilmişti. "Tutuklanma sebebim baz kayıtlarıymış" Ebubekir Akın, iddianamedeki suçlamalara karşı savunmasında, "Yaşadığım sürece hiçbir suça karışmadım. Ailemle birlikte sahip olduğumuz 2 tane İETT otobüsümüz çalışmaktadır. Hak edişlerimiz ayda iki kere yatırılmaktadır. Yaklaşık 1 yıldır tutukluyum. Neden tutuklu olduğumu bilmiyorum. Aylar sonra öğrendiğim kadarıyla tutuklanma sebebim baz kayıtlarıymış. Hakkımda yapılan suçlama anladığım kadarıyla rüşvete aracılık etmek. Ben uzun yıllardır belediye ile çalışmaktayım. Kendi hak edişlerimi gecikmeli alan biriyim. Kendi alacaklarımı bile alamamışken, bir başkasının alacağı için rüşvete aracılık etmem ne kadar akla yatıyor? Ben Aziz İhsan Aktaş’ı tanımıyorum. Bir araya gelmedik, bir temasımız olmadı, suçlamayı kabul etmiyorum" dedi. "Mustafa Mutlu ifadesinde benden bahsetmese belki tutuklu olmayacaktım" Eski İSFALT Genel Müdür Yardımcısı tutuklu sanık Mehmet Karataş ise savunmasında, "28 Temmuz 2025 tarihinde Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü soruşturmasından gözaltına alındım. Polis sorgusunda adını ilk defa duyduğum Aktaş’ı tanıyıp tanımadığım soruldu. Daha sonra tutuklandım. Söz konusu davada 4 ayrı eylemden ’ihaleye fesat karıştırma’ suçundan yargılanmaktayım. Hakkımda tahliye kararı verilmiştir. 18 Eylül 2025 tarihinde infaz memuru koğuşuma gelerek, saat 06.00 gibi hazır olmamı, Çağlayan Adliyesi’ne gideceğimi söyledi. Sabah adliyeye giderken Aziz İhsan Aktaş davasının sanığı Mustafa Mutlu da yanımdaydı. Mutlu, ’8 ay önce doğan çocuğumu hala görmedim. Ben yandıysam elimden geldiği kadar herkesi yakacağım’ dedi. Mutlu’nun yalan beyanları ve iftiraları neticesinde yıldırım hızıyla ’örgüt üyesi’ olarak tutuklandım. Mustafa Mutlu ifadesinde benden bahsetmese şu anda burada belki tutuklu olmayacaktım" ifadelerini kullandı. Duruşma, sanık avukatlarının savunmasının ardından yarına ertelendi.