EKONOMİ - 27 Mart 2026 Cuma 13:28

Ağaoğlu GYO halka arz için SPK’dan onay aldı

A
A
A
Ağaoğlu GYO halka arz için SPK’dan onay aldı

Ağaoğlu Avrasya Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş.’nin halka arz başvurusu Sermaye Piyasası Kurulu tarafından onaylandı. Halka arz kapsamında payların 21,10 TL sabit fiyatla yatırımcılara sunulması planlanırken şirket, halka arz ile sermaye yapısını güçlendirmeyi ve yeni yatırımlar için kaynak oluşturmayı hedefliyor.



Ağaoğlu Avrasya Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. (Ağaoğlu GYO)’nin halka arz başvurusu, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından onaylandı. Bu onay ile şirket, paylarının Borsa İstanbul’da işlem görmesine yönelik sürecin önemli bir aşamasını tamamlayarak halka arz hazırlıklarını hızlandırdı. Halka arzın, şirketin sermaye yapısını güçlendirmesi, kurumsal yönetim standartlarını daha ileri seviyeye taşıması ve sürdürülebilir büyüme stratejisi doğrultusunda yeni yatırımlar için kaynak oluşturması hedefleniyor.


Ağaoğlu GYO’nun portföyü; İstanbul’un hem Anadolu hem Avrupa yakasında, merkezi ve yüksek değer potansiyeline sahip lokasyonlarda konumlanan, tamamlanmış, kiracılı ve düzenli nakit akışı üreten nitelikli gayrimenkullerden oluşuyor. Bu portföy yapısı, yatırımcılara öngörülebilir ve sürdürülebilir getiri potansiyeli sunmayı amaçlıyor.


Yapılan açıklamaya göre, halka arz edilecek payların nominal değeri toplamı 176 milyon TL olup 105 milyon 652 bin TL’lik kısmı, şirketin sermayesinin bedelli sermaye artırım yoluyla 595 milyon 348 bin TL’den 701 milyon TL’ye artırılması kapsamında, kalan 70 milyon 348 bin TL nominal değerli kısım ise ortak satışı yoluyla halka arz edilecektir. Halka arzda 1 TL nominal değerli paylar 21,10 TL sabit fiyat üzerinden yatırımcılara sunulacak.


"Yeni yatırımlar için önemli bir eşik"


Ağaoğlu Şirketler Grubu CEO’su Burak Kutluğ, halka arz sürecine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:


"SPK’dan aldığımız bu onay, büyüme yolculuğumuzda önemli bir eşiği temsil ediyor. Halka arz ile şeffaflık ve kurumsal yönetim standartlarımızı daha da güçlendirirken, güçlü ve gelir üreten portföyümüzden aldığımız ivmeyle yeni projelerimiz için gerekli finansman altyapısını oluşturmayı hedefliyoruz. Temettü dağıtan, karını yatırımcıları ile paylaşan ve akıllı büyüyen örnek bir GYO olmak ana hedefimiz."



Ağaoğlu GYO halka arz için SPK’dan onay aldı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Memur-Sen, ABD Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bıraktı Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen), ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını ABD’nin Ankara Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bırakarak protesto etti. Memur-Sen tarafından İran ABD ve İsrail savaşı başta olmak üzere bölgede yaşanan çatışmaları protesto etmek üzere ABD Büyükelçiliği önünde basın açıklaması düzenleyerek Siyah Çelenk Bırakma Eylemi gerçekleştirdi. Büyükelçilik önünde bir araya gelen Memur-Sen üyeleri, ‘Savaşa hayır’ yazılı yelekler giydi, dövizler taşıdı. "ABD Büyükelçiliği önüne bırakacağımız siyah çelenk, bir sembolik jest değildir" Burada bir konuşma gerçekleştiren Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, bir ülkeyi protesto etmek için değil, bir zihniyeti teşhir etmek için toplandıklarını ifade ederek, "ABD Büyükelçiliği önüne bırakacağımız siyah çelenk, bir sembolik jest değildir. O çelenk, bu çağın üzerine çöken karanlığın, çocukların kanıyla büyüyen bir düzenin, demokrasi ve özgürlük söylemiyle süslenmiş bir yıkım siyasetinin ifşa edilmesidir. Çünkü artık açıkça görüyoruz. Bu dünyada savaşlar gerekçelerle başlamıyor, gerekçeler üretilerek başlatılıyor. Ve bugün İran’a yönelen saldırı da böyle bir düzenin devamıdır" açıklamasında bulundu. Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyada hayatını kaybeden kim olursa olsun kendilerinden olduğunu söyleyen Yalçın, karşılarında ABD’nin emperyal aklıyla İsrail’in siyonist hattı olduğunu ve ikisinin yıkım, şiddet ve insan hayatının yok edilmesi noktasında kesiştiğini bildirdi. Yalçın, buna karşı bütün dünyanın birlik olması gerektiğinin altını çizerek, "Bu zihniyet, ’Ben yaparım. Çünkü güç bende’ diyor. Bu noktada mesele artık sadece politika değildir, insanlık meselesidir. Bu manzara karşısında dünyanın bütün iyi insanları bir an önce birleşmeli, güçlü bir hat oluşturmalıdır" diye konuştu. "Emperyalizm sahaya ateşe atar, siyonist bu ateşi genişletme fırsatına çevirir" Çocuğa işkence edebilen bir sistemin yalnızca savaş üretmeyeceğini insanlıktan çıkmış bir zihin üreteceğini kaydeden Yalçın, "Burada çok ağır bir gerçekle karşı karşıyayız. Bu zihinde çocukların ölümünü yalnızca kaçınılmaz görmüyorum. Onu sistemin doğal bir parçası olarak görüyorum. Bugün burada yaptığımız budur. Bu aymazlığa, ahlaksızlığa, çirkefliğe isyan ediyoruz. Çünkü susarsak bu düzen büyür. Sessiz kalırsak bu yöntem kalıcı halde gelir. Onun için İran’a yapılan saldırıyı bu çerçevede okumak lazım. Devamında genişleyen ateşi buradan görmek lazım. Bu saldırı bu düzenin sürekliliğidir. Emperyalizm sahaya ateşe atar, siyonist bu ateşi genişletme fırsatına çevirir. Onun için bu süreçte her şey araç haline gelir. Toprak araçtır enerji, araçtır, insan bile araçtır. En acısı çocuklar bile bu kirli savaşın aracı haline gelmiştir" ifadelerine yer verdi. "Bu sadece bir savaş değil, bir zihniyetin ifşasıdır" Ortadoğu’da yaşanan savaşın sadece İran’a yönelik bir saldırı olmadığını belirten Yalçın, saldırıların insanı merkeze almayan bir sistemin devamına temsil ettiğini söyleyerek, "Bu sadece bir savaş değil, bu bir zihniyetin ifşasıdır. Bu zihniyeti reddediyoruz. Bugün buraya bırakacağımız siyah çelenk bir yas değil bir kayıptır. Demokrasi adıyla yıkım üreten hiçbir güç masum değildir. Çocukların ölümünü sistematik hale getiren hiçbir makam meşru değildir. İnsanı dışlayan hiçbir düzen kalıcı değildir" değerlendirmesinde bulundu. Yalçın, konuşmasının ardından konfederasyon üyeleriyle üzerinde ‘Savaşa hayır’ yazılı siyah çelengi, ABD’nin Ankara Büyükelçiliğinin önüne bıraktı.
Kars KATSO Başkanı Kadir Bozan, "Sarıkamış’ın görmezden gelinmesi kabul edilemez" Kars Ticaret ve Sanayi Odası (KATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Bozan, Erzurum’un 2028 Avrupa Üniversiteler Kış Oyunları’na ev sahipliğini bölge adına önemli bulduklarını belirtti. Başkan Bozan, Sarıkamış’ın süreçte görmezden gelinmesini ise anlamadığını söyledi. Başkan Bozan, "Erzurum’un 2028 Avrupa Üniversiteler Kış Oyunları’na ev sahipliği yapacak olmasını bölgemiz adına önemli ve değerli bir gelişme olarak görüyoruz. Böylesine uluslararası ölçekte bir organizasyonun ülkemizde ve bölgemizde gerçekleştirilecek olması elbette memnuniyet vericidir. Erzurum’un geçmişten gelen organizasyon tecrübesi, kış sporları alanındaki birikimi ve mevcut kapasitesi bu başarıda etkili olmuştur. Bunu teslim etmek gerekir" dedi. "Bozan, "Ancak asıl üzerinde durulması gereken husus, kış sporları ve kış turizmi denildiğinde bölgenin sahip olduğu toplam potansiyelin neden hala yalnızca tek bir şehir üzerinden değerlendirildiğidir. Bugün artık açıkça görülmelidir ki; bu coğrafyanın kış turizmi vizyonu bir şehirle sınırlı değildir. Bölgenin sahip olduğu doğal imkanlar, turizm değerleri, spor altyapısı ve gelişime açık merkezleri birlikte ele alınmadan kurulacak her vizyon eksik kalacaktır. Erzurum önemli bir merkezdir; ancak bölgesel kış turizmi ve spor potansiyeli yalnızca Erzurum’dan ibaret değildir. Bu noktada Sarıkamış, sadece adı anılan bir alternatif değil; sahip olduğu niteliklerle doğrudan değerlendirilmesi gereken çok güçlü bir merkezdir. Doğal kar kalitesi, iklim yapısı, pist niteliği, eşsiz doğası, ulaşım imkanları, konaklama kapasitesi ve marka değeriyle Sarıkamış; ulusal ve uluslararası organizasyon perspektifinde çok daha güçlü biçimde yer almayı hak etmektedir" diye konuştu. KATSO Başkanı Kadir Bozan, "Dünyada büyük spor organizasyonları artık yalnızca tek merkezli bir anlayışla değil, birbirini tamamlayan destinasyonların birlikte değerlendirilmesiyle planlanmaktadır. Çünkü güçlü adaylıklar, potansiyeli daraltarak değil; mevcut tüm imkânları ortak bir akılla birleştirerek oluşturulur. Akılcı olan, hazır ve güçlü merkezleri dışarıda bırakmak değil; onları sürecin doğal parçası haline getirmektir. Sarıkamış’ın adaylık sürecinde dahi yeterince dikkate alınmaması, yalnızca bir şehir tercihinin sonucu olarak görülemez. Bu durum aynı zamanda önemli bir ekonomik, turistik ve sportif fırsatın eksik değerlendirilmesi anlamına gelmektedir. Çünkü bu tür uluslararası organizasyonlar yalnızca müsabaka takvimlerinden ibaret değildir. Ulaşım yatırımlarını, konaklama kapasitesini, altyapı çalışmalarını, tanıtım imkanlarını, turizm hareketliliğini ve bölgesel ekonomik canlılığı da beraberinde getirir. Bugün gelinen noktada oyunların Erzurum’a verilmiş olması bir gerçektir. Bunu yok saymak yerine, bundan sonraki süreçte daha doğru ve kapsayıcı bir planlama yapılması gerektiğine inanıyoruz. Özellikle kayak ve snowboard gibi Sarıkamış’ın doğal yapısına ve sportif altyapısına son derece uygun bazı branşların Sarıkamış’ta gerçekleştirilmesi, 2028 sürecinin bölgesel anlamda daha güçlü ve daha vizyoner bir çerçevede değerlendirilmesini sağlayacaktır" şeklinde konuştu. Erzurum ile Sarıkamış’ın birbirine rakip iki merkez gibi değil, aynı bölgesel vizyonun birbirini tamamlayan iki güçlü ayağı olarak ele alınması gerektiğini ifade eden Bozan, şunları söyledi. "2028 Avrupa Üniversiteler Kış Oyunları kapsamında bazı yarışmaların Sarıkamış’ta yapılması ve Erzurum ile Sarıkamış’ın birlikte ev sahipliği yapması, hem organizasyonun gücünü artıracak hem de bölgenin toplam değerini ortaya koyacaktır. Bizim yaklaşımımız nettir. Erzurum’un başarısını kıymetli buluyoruz. Ancak bölgenin başka güçlü merkezlerinin sürekli geri planda bırakılmasını doğru bulmuyoruz. Bizim itirazımız Erzurum’a değil; bakış açısının dar tutulmasına, bölgesel potansiyelin eksik okunmasına ve Sarıkamış gibi çok değerli bir merkezin yeterince değerlendirilmemesine yöneliktir. Sarıkamış artık yalnızca destekleyici bir unsur olarak değil, kış turizmi ve kış sporları alanında bölgenin ana aktörlerinden biri olarak ele alınmalıdır. Çünkü Sarıkamış’ın taşıdığı değer, sadece bugünün değil, geleceğin de güçlü turizm ve spor vizyonuna karşılık gelmektedir. Bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isteriz ki; bölgemizin kış sporları ve kış turizmi geleceği daha kapsayıcı, daha bütüncül ve daha isabetli bir anlayışla ele alınmalıdır. Erzurum’un elde ettiği bu önemli ev sahipliğini değerli bulmakla birlikte, 2028 organizasyonu içerisinde Sarıkamış’ın da belirli branşlarda ve uygun yarış kategorilerinde mutlaka değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Doğru olan, bir şehri öne çıkarırken diğerini görmezden gelmek değildir. Doğru olan, bölgenin toplam gücünü birlikte büyütmektir. Doğru olan, Sarıkamış’ı kenarda tutmak değil; hak ettiği yerde değerlendirmektir."
İstanbul Terra Sanat Söyleşileri’nde yazmacılık geleneği ele alındı Yunus Emre Enstitüsü tarafından düzenlenen Terra Sanat Söyleşileri’nin 7’nci buluşmasında, Anadolu’nun köklü kumaş baskı geleneklerinden yazmacılık ele alındı. "Geleneksel Yazmacılıktan Güncel Sanata" başlıklı program, sanatseverlerin katılımıyla gerçekleştirildi. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Didem Öz, "Günümüzde maalesef yazma ile ilgili bir müze yok. Yazmanın değerini yaşatmak adına bir müze açılması gerektiğine inanıyorum" dedi. İstanbul’daki Terra Santa İstanbul’da düzenlenen etkinlikte, yazmacılık sanatının tarihî gelişimi, motif dili ve güncel sanattaki yansımaları kapsamlı şekilde değerlendirildi. Programın konuğu olan Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Didem Öz, geleneksel yazmacılığın yalnızca bir zanaat değil, aynı zamanda kültürel hafızayı taşıyan önemli bir sanat alanı olduğunu vurguladı. Söyleşide, yazmacılığın Anadolu’daki üretim merkezleri, kalıp oyma ve baskı teknikleri ile renk ve desen anlayışı hakkında bilgi verildi. Öz, başörtüsü, bohça, seccade ve yorgan yüzü gibi gündelik kullanım eşyalarında yaşatılan motiflerin, toplumların kimlik ve hafızasını yansıttığını ifade etti. Program kapsamında ayrıca katılımcılar için uygulamalı bir atölye çalışması da düzenlendi. Atölyede geleneksel baskı kalıpları tanıtılırken, katılımcılar kumaş üzerine baskı tekniklerini deneyimleme fırsatı buldu. Her ay farklı disiplinlerden sanatçı ve akademisyenleri bir araya getiren Terra Sanat Söyleşileri’nin, söyleşi ve atölye formatını bir arada sunarak katılımcılara etkileşimli bir deneyim sağladığı belirtildi. Etkinlik serisinin, geleneksel sanatlarla çağdaş yaklaşımlar arasında köprü kurmayı amaçladığı kaydedildi. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Didem Öz, "Bugün Terra Sanat söyleşilerinin 7’ncisi gerçekleşti. Öncelikle klasik yazmaları tanıtmak istedim. Sunum esnasında katılımcılara, birçok eski ve antika yazma örnekleri gösterdim. Daha sonra kendi yaptığım çalışmaları tanıttım. Bu çalışmalar daha çok klasik yazma modellerinden yola çıkarak yaptığım 2 ve 3D çalışmalardı. Katılımcılara hem klasik yazmaların özelliklerini ve nasıl yapıldığını hem de günümüze nasıl taşındığını göstermek istedim" dedi. "Her geleneksel sanat gibi yazmacılık da ustalarla ilerleyen bir sanat" Yazma denildiğine akla ilk önce başörtü geldiğini söyleyen Öz, "Başka kullanım alanlarına çok hakim olunmuyor. Yazma nasıl yapılır tekniği nelerdir, eski ustaları kimlerdir ve günümüzde yazmacılık ne durumda bunları aktardım. Her geleneksel sanat gibi yazmacılık da ustalarla ilerleyen bir sanat. Fakat usta para kazanamadığında, sürdürülebilir olmadığında yaptıkları ürünler de satılmadığı zaman küserler. Bu meslekte doğal bir süreç. 1950’den itibaren bu durumun gerçekleşmesi nedeniyle yazmahaneler birer birer kapanmış. 2005’te yaptığım araştırmada İstanbul’da iki adet yazmahane vardı. Bunlardan biri de aynı yıl içinde kapandı" diye konuştu. Atölyede yapacakları çalışmalara değinen Öz, "Atölyede teknik çalışma sonrasında, klasik eski yazma kalıplarıyla kumaş üzerine baskılar yapacağız. Günümüzde bunun kolay bir yolu var. Strafor kalıplarla da yapılabiliyor. Bu kalıpları da bugün baskıda katılımcılara göstereceğim. Ayrıca renklendirme de yapacağız. Derste gösterdiğim yazma bir yorgan yüzü. Yorgan yüzleri bugün kolaylıkla ulaşılabilir durumda değil. Ancak bazı antikacılarda karşımıza çıkabiliyor. Günümüzde maalesef yazma ile ilgili bir müze yok. Turistlere çok fazla satılan turistik bir ürün olduğu için de günümüzde çok fazla bulunmuyor. Derste gösterdiğim sepet motifi bulunan nadide örneklerden birisi. Yazmanın değerini yaşatmak adına bir müze açılması gerektiğine inanıyorum" ifadelerini kullandı.