GENEL - 08 Mayıs 2023 Pazartesi 09:43

Prof. Dr. Çağrı Erhan: “Lozan, 100 yıllık Cumhuriyetin en önemli dönüm noktasıdır”

A
A
A
Prof. Dr. Çağrı Erhan: “Lozan, 100 yıllık Cumhuriyetin en önemli dönüm noktasıdır”

Altınbaş Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü tarafından, TOKAMER’in desteği ile “Cumhuriyet’in 100.

Altınbaş Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü tarafından, TOKAMER’in desteği ile “Cumhuriyet’in 100. Yılında Türk Dış Politikası: Tarih, Kuramlar, Aktörler, Meseleler" başlıklı bilimsel bir kongre düzenlendi. Kongrede konuşan Prof. Dr. Çağrı Erhan, “Lozan, 100 yıllık Cumhuriyetin en önemli dönüm noktasıdır” dedi.


Cumhuriyetin 100. Yılı Etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen kongrede Hollanda, Azerbaycan ve Türkiye’den toplam 36 üniversiteden 47 bildiri sunuldu. Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan’ın açılış konuşmasını yaptığı kongrenin ilk paneline Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, Prof. Dr. Mustafa Aydın ve Prof. Dr. Mensur Akgün konuşmacı olarak katıldı.


Kongrede Türk Dış Politikasının tarihi ve geleceğinin akademik boyutuyla ele alınacağını kaydeden Prof. Dr. Erhan, en önemli dönüm noktalarının ise Lozan Antlaşması olduğunu vurguladı. Bu antlaşmanın, Türkiye’nin sınırlarının belirlenmesi, bağımsızlığının ve egemenliğinin tescillemesi bakımından çok önemli olduğunun altını çizdi.



Dönüm noktalarıyla başarılı bir 100 yıl


Prof. Dr. Mensur Akgün, Türk Dış Politikasının, Lozan temel olmak üzere, 100 yıllık bir başarı hikayesi olduğunu belirtti. Lozan’ın başarılı bir diplomasi sürecinin sonunda imzalanabildiğine dikkat çeken Akgün, bunu hem savaşta karşımızda olan müttefiklerin zafiyetlerinden yararlanılarak, onlarla tek tek anlaşmalar imzalanması hem de o zaman yeni ortaya çıkan ve kaderi Türkiye ile özdeşleşen Sovyetler Birliği ile yakınlaşmasıyla mümkün olduğunu hatırlattı. Akgün, “1925’te imzalanan Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması Türkiye Sovyetler ilişkilerini bambaşka boyuta taşıdı. 1933’te Montrö, 1939’da Hatay sorununu çözen antlaşma önemli dönüm noktalarıdır. Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşına girmemiş olması, savaş sonrası yalnızlıktan kurtulmak için 1946’da ABD ile ilişkilerini geliştirmesi ve NATO’ya girmesi de dönüm noktalarıdır” diye konuştu. Bununla birlikte bazı hatalar da yapıldığına değinen Akgün, “Keşke 6-7 Eylül olayları olmasaydı, İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına daha fazla uyabilseydik, keşke Kıbrıs meselesine, AB ile ilişkilerimizde sorun oluşturacak şekilde yaklaşmasaydık. Ama genel olarak 100 yıllık süreçte dış politikamızın bir başarı hikayesi olduğunu söyleyebiliriz” dedi.



Ortak sevinç ve travmalar üzerinden Türk Dış Politikası değerlendirildi


Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan da Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıcından itibaren bütün dış politika tavırlarına baktığınızda pozitif bir anlayış benimsediğini ifade etti. Dışlanmış hissetmesine rağmen olumlu ilişkiler kurmayı ve statükoyu korumayı istediğini ve kendisini egemen güçlerin yanında konumlandırdığını anlatı. Diğer taraftan Psiko-politik alanında çalışmalar yaptığını belirterek, olayların ve psikolojik durumların karşılıklı etkileşimlerine, yansımalarına baktıklarını söyledi. Türkiye’nin sağlam bir ulus ve devlet hikayesi olduğunu ifade ederek, geçmişten bugüne “Zafer” anlatısını benimsediğine değindi. Lozan’ın da bunun en önemli sembolik parçası olduğunu kaydeden Deniz Ülke Arıboğan, “Türkiye rövanş arayan, arayışı olan, saldırganlaşan bir ülke değil. İlişkilerini diplomasi ile yürütmüş, hiç toprak kaybetmemiş, artıda olan bir ülke” değerlendirmesini yaptı. Sembollerin de önemine değinen Arıboğan, ulusal kimliklerin dış politikayı şekillendirdiğini anlattı. Son zamanlarda Cumhuriyetin seçilmiş zafer anlatısı olan İstiklal Harbi yerine, Osmanlı ile ilişkilendirilecek zaferler üzerinde durulduğunu söyledi. Çanakkale Zaferinin, 1453 İstanbul’un Fethinin, hatta 1071 Malazgirt Zaferinin gündeme getirilmesini buna bağladı. 15 Temmuz’un da bu meyanda sembol niteliği olduğuna değinen Arıboğan, “Seçilmiş bir travma üzerinde, yas ve ağıt kültürünün öne çıktığını görüyoruz. Dönemsel olarak Türkiye’nin kimliğini de değiştirebilecek bir durum bu. Köprülere, yollara isimleri verilen şehitlerin, savaş kahramanlarının yerine ikame edildiği, yeni bir anlatı görüyoruz. Bunlar iç politikaya yönelik gibi görünüyor ama dış dünyaya karşı, ülkelerin psikolojilerini etkiliyor. Kendini düşmanlarla çevrili, hasmane bir ortamda gören ülkelerin dış politikası da pasif ve savunmacı oluyor” değerlendirmesini yaptı. Dış politika konusunda ciddi dönüşlerin de yapılabildiğini belirten Arıboğan, “Eski Osmanlı havzasında yeni bir ekonomik iş birliği ortaklığı ile yola çıktığımız, mayınları temizlediğimiz bir yolda, şu anda bütün sınır hattını İran, Irak, Suriye Ermenistan’a kadar duvarla kapattığımız yeni bir duruma geçiyoruz. Bu çok doğal olarak pasif ve savunmacı bir anlayışın sonucu” diye konuştu. Arıboğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarından itibaren, Lozan’ın oluşturduğu psikoloji ile savunmacı olmaktan uzaklaşıldığını dile getirerek, “Türkiye, hasım olarak batıyı görmemiştir. Türkiye’nin ‘ötekisi’, 1918’de İstanbul’u işgal eden İngiltere ya da güney ve güneydoğu hattını işgal eden Fransızlar, İtalyanlar da değildir. Türkiye ulusal kimliğini geliştirirken ‘ötekisi’ olarak zaman zaman kendi tebaasını Rum, Ermeni ve Yahudileri seçmiştir ama asıl kendi hayaletini, Osmanlı geçmişini seçmiştir. Bu, o zamanlarda dış dünya ile pozitif ilişkiler kurması için fırsat oluşturmuştur. Bundan dolayı dış politika anlamında ‘ötekisini’ konjonktürel olarak sürekli yenilemiştir. Bazen Sovyetler Birliği, Yunanistan, İsrail, İran ya da Suriye olmuştur. Şu anda ise net olarak ABD’dir” diyerek tarihle süreci değerlendirdi.



Coğrafya ve tarih bağlamında değişen Türk Dış Politikası


Prof. Dr. Mustafa Aydın ise coğrafya ve tarih bağlamında dış poltikatı ele aldığı değerlendirmesinde 1920’ler ve 1990’lar olmak üzere 2 büyük kırılma noktasının söz konusu olduğunu söyledi. Mustafa Aydın ayrıca Türkiye’nin, bu ilk dönemde büyük bir imparatorluktan, ulus ve bölge devletine dönüştüğünü ve adaptasyon süreci geçirdiğini kaydetti. 1990’lardaki radikal değişimin ise uluslararası sistemdeki soğuk savaşın sona ermesiyle, Türkiye’nin bir kanat ülkesi olmaktan çıktığına ve yakın çevresini farklı okumaya başladığına işaret eden Aydın, daha geniş bir nüfus alanı olduğunu gördüğünü, bu yaklaşımına 1990’larda Orta Asya, 2000’lerde Kafkaslar ve Balkanlar, 2010’da Ortadoğu’ya yönelik olduğunu anlattı.


Bunlara rağmen Türk Dış Politikasının, belli süreklilikleri olduğunu da ifade eden Mustafa Aydın, bunun sınırlılıklarından ve limitasyondan kaynaklandığını açıkladı. “Orta büyüklükte olan bir devlet durumumuzu değiştiremedik. Üst gelir düzeyine ulaşacağımızı düşünüyorduk ancak bunu henüz gerçekleştiremedik. Orta gelir grubundan çıkamadık. Sınırlı ekonomik güç, sınırlı ulusal kaynaklar ile uluslararası sistemin hala büyük devletler tarafından domine ediliyor olması gibi nedenler, zincirlerini kırmaya çalıştığı dönemlerde engel olarak karşısına çıktı” değerlendirmelerini yaptı.



Türk Dış Politikasında etkili olan 3 sendrom


Mustafa Aydın, ayrıca ideoloji ve siyasi parti gözetmeksizin Türk Dış Politikasında etkili olan 3 önemli sendromdan bahsetti. “Bunların ilki Yalnız Kurt sendromu. ‘Türkün, Türk’ten başka dostu yoktur’ sözünde kendini buluyor. Mesela yaptığımız ankette ‘Türkiye dış politikasını yürütürken kimle iş birliği yapmalıdır?’ diye soruyoruz. Halkın yüzde 27’si gibi önemli bir kısmı hiç kimse ile diyor. İkincisi Sevr Sendromu. Türkiye’yi parçalayacakları düşüncesi. 150 yıllık tarihi yaşanmışlıklar bunlara kaynaklık ediyor. Üçüncüsü de Hegemon sendromu. Yakın coğrafyamızda bizim dışımızda başka bir hegemon istemiyoruz. Bunlarla rahatsız ilişkiler kuruyoruz. Fırsat bulursak da biz egemen olalım istiyoruz” dedi.



“Uluslararasıcı bir stratejisi olmalı”


Mustafa Aydın da son olarak gelecek dış politikasında “Uluslararasıcı” olarak tanımlanabilecek büyük bir strateji gerektiğinin altını çizdi. Parametrelere baktığınızda Türkiye’nin 4 farklı cephesi olduğunu ve bunları doğru kullanmasının önemine değindi. Batı da güçlü olmak isteyen Türkiye’nin, doğuda da güçlü olması gerektiğini anlattı. Karadeniz coğrafyası için politika geliştirmemiş bir Türkiye’nin, Ortadoğu’da etkili olamayacağını, batıda da ciddiye alınmasının mümkün olmadığını kaydetti. “Ayaklardan biri güçsüz ise topal masa oluyorsunuz” benzetmesini kullanan Aydın, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye, bu tarihi ve zor coğrafyada gerçekçi ve pragmatik olmaz ise bu sayılan sendromların bazıları gerçeğe dönüşebilir. O nedenle Diplomasi, Diyalog ve Develepment ile yani akıl, fikir ve izan çerçevesinde, ekonomik güç ve halkın refahını da göz önünde tutarak etkili bir dış politika izlemesi gerekiyor.”



“Yeni Durumlar, yeni hedefler belirlenmeli”


Prof. Dr. Çağrı Erhan panelin sonunda, günümüzde değişen şartları anlayabilmek için tarihi yeniden okuma ihtiyacından söz etti. Değişen durumlara göre yeni hedefler belirlenmesinin altını çizen Erhan, “Küresel ısınma, iklim değişikliği uluslararası ilişkileri de etkiliyor. Geçmişte Türkiye’ye ağır sanayi ile uğraşmayın, siz tahıl ambarı olarak Fransa’yı İtalya’yı besleyin diyorlardı. Şimdi su azalıyor, biz de Ukrayna tahılına tabii oluyoruz. Tabii afetler ya da tabii kaynaklar da ilişkileri etkiliyor. Karadeniz’de doğalgaz, Gabar Dağları’nda petrol çıkıyor. Devletlerin gizli arşivleri açılıyor. Bilmediğimiz yeni durumları öğreniyoruz. Bunlara göre geleceği planlamak gerekiyor” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Tekirdağ Çorlu’da 2 polisin şehit olduğu saldırıda detaylar ortaya çıktı Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde psikolojik rahatsızlığı bulunduğu öne sürülen bir şahsın saldırısı sonucu 2 polis memuru şehit oldu. Olayın detaylarını belediye başkanları açıkladı. Olay, Çorlu ilçesi Reşadiye Mahallesi Kumyol Caddesi üzerindeki bir pasajda meydana geldi. İddiaya göre, psikolojik rahatsızlığı bulunduğu belirtilen ve hakkında tedavi görmesine yönelik mahkeme kararı bulunduğu öğrenilen şahsın pasajda olduğuna dair bilgi alan polis ekipleri bölgede çalışma yaptı. İlk kontrollerde şahsa ulaşamayan ekipler, vatandaşlarla birlikte pasajdan çıktıkları sırada saldırıya uğradı. Zanlının elindeki delici aletle saldırdığı 2 polis memuru, olay yerinde şehit oldu. Saldırgan, yaralı halde kaçarken olay yerine sevk edilen ekipler tarafından etkisiz hale getirildi. Çorlu Belediye Başkanı Ahmet Sarıkurt yaptığı açıklamada, "Maalesef 2 polisimiz şehit oldu. Mekanları cennet olsun. Psikolojik rahatsızlığı olan İstanbul’da yaşayan bir vatandaş hakkında tedavi görmesi ile ilgili mahkeme kararı da alınıyor. Ailesinin de ihbarı üzerine kolluk kuvvetlerince tedavi ettirilmesi üzerine takip ediliyor. Pasajda olduğuna dair ekipler bilgi alıyor. Polis arkadaşlarımız kontrol ediyor. İlk başta bulamıyorlar sonra vatandaşlarla çıktıklarında aldığımız bilgiye göre şüpheli şahıs delici aletle polislerden birine saldırıyor ve şehit ediyor. Sonra diğer arkadaşımızı da şehit ediyor. Hastane yanında bomba ile ilgili değerlendirme oldu ama kolluk kuvvetlerimiz tedbir maksatlı imha ediyor, tehlikeli bir durum söz konusu değil" dedi. Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Candan Yüceer ise, "Gerçekten çok üzücü bir olay. 2 kahraman şehidimize Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine sabırlar diliyorum. Allah askerimize, polisimize zeval vermesin" ifadelerini kullandı. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
Manisa Manisa’da kadınlar sanayiye kaynak yapacak Manisa Ticaret ve Sanayi Odası, TOBB Manisa Kadın Girişimciler Kurulu ile Elginkan Vakfı iş birliğinde Türkiye’de ilk kez kadınlara yönelik kaynakçılık kursu açıldı. "Kadın Girişimcileri Kadın Kaynakçılar Projesi" kapsamında açılan kursa yaklaşık 20 kadın katılırken, 6 hafta sürecek teorik ve uygulamalı eğitim sonunda kadın kaynakçı adayları yetiştirilecek. Elginkan Vakfı bünyesinde başlayan eğitimlerde ilk ders iş sağlığı ve güvenliği alanında verildi. TOBB Manisa Kadın Girişimciler Kurulu İcra Kurulu Başkanı Emel Uslu ve kursiyer kadınlar, Manisa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yılmaz tarafından gönderilen hediyeleri takdim etti. Proje kapsamında eğitim sürecini başarıyla tamamlayan kadın kaynakçı adaylarına ücretsiz Mesleki Yeterlilik Belgesi de kazandırılacak. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Manisa Ticaret ve Sanayi Odası ve paydaş firmalarla iş birlikleri yapılarak kadınların istihdama kazandırılması hedefleniyor. Kadın girişimciler ve mentorlar eşliğinde yürütülecek programlarda kadın kaynakçı adaylarının yalnızca teknik değil sosyal ve mesleki gelişimleri de desteklenecek. İletişim, özgüven, iş disiplini, takım çalışması ve çalışma hayatına adaptasyon gibi konularda çeşitli workshop ve mentörlük çalışmaları gerçekleştirilecek. Kadınların eğitim sonrası istihdama kazandırılması amacıyla organize sanayi bölgeleri ve sanayi kuruluşlarına firma ziyaretleri düzenlenecek. Böylece kursiyerlerin sektör temsilcileriyle bir araya gelmesi ve iş fırsatlarını yakından tanıması amaçlanıyor. Ayrıca Elginkan Vakfı iş birliğiyle kadın kaynakçı adaylarına kişisel gelişim ve farkındalık eğitimleri verilecek. Manisa Celal Bayar Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenecek finansal okuryazarlık eğitimlerinde ise kadınların bütçe yönetimi, ekonomik bilinç ve finansal planlama konularında güçlenmeleri hedefleniyor. TOBB Manisa Kadın Girişimciler Kurulu İcra Kurulu Başkanı Emel Uslu, projenin yalnızca bir meslek edindirme çalışması olmadığını belirterek, "Amacımız yalnızca kadın kaynakçılar yetiştirmek değil; kendi ayakları üzerinde duran, ekonomik özgürlüğünü kazanan, bilinçli, güçlü ve üretimde aktif rol alan kadınlar yetiştirmektir" dedi. Kadınların üretimin her alanında yer alması gerektiğini ifade eden Uslu, "Kadın sadece evin içinde değil; fabrikada, üretimde, atölyede, teknolojide, yönetimde ve sanayide de olmalıdır. Bugün burada çok güçlü bir mesaj veriyoruz; kadın isterse sanayide de başarır. Kadın isterse kaynak da yapar, çeliğe de şekil verir geleceğe de" diye konuştu. Projeye katılan kadınların cesaretleriyle önemli bir adım attığını vurgulayan Uslu, "Bu proje yalnızca bir meslek eğitimi değildir. Bu proje; özgüven kazanma, kendi ayakları üzerinde durma ve ‘Ben de varım’ diyebilme projesidir" ifadelerini kullandı.
Düzce Postacıları yağmur etkilemedi PTT Genel Müdürlüğü tarafından bu yıl 54’üncüsü düzenlenen "Postacı Yürüyüşü Türkiye Finali", Düzce’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Yağmur altında kıyasıya mücadeleye sahne olan yarışlarda, illerinde birinci olarak finale yükselen 82 postacı şampiyonluk için ter döktü. Düzce Valiliği önünde Vali Mehmet Makas ve PTT Genel Müdürü Hakan Gülten’in verdiği startla başlayan yarışta; 31 kadın postacı 5 kilometrelik, 51 erkek postacı ise 10 kilometrelik parkurda dereceye girmek için yarıştı. Sağanak yağışa rağmen pes etmediler Özellikle 31 kadın sporcunun yürüdüğü ilk etapta başlayan sağanak, yarışmacılara zor anlar yaşattı. Sırılsıklam olmalarına rağmen mücadeleyi bırakmayan yarışmacıların performansı alkış topladı. Zorlu mücadele sonunda kadınlarda İzmir PTT Başmüdürlüğünden Gülşen Çerçi birinci, Bursa’dan Ayşe Küçük ikinci, İstanbul’dan Sevcan Ayçiçek Gedik ise üçüncü oldu. Kadınlar takım sıralamasında 1. Bölge Müdürlüğü birinciliği, 2. Bölge Müdürlüğü ikinciliği, 14. Bölge Müdürlüğü ise üçüncülüğü elde etti. Erkeklerde ise Konya PTT Müdürlüğünden Kadir Çolak birincilik ipini göğüslerken, Siirt’ten Cengiz Erdemci ikinci, Diyarbakır’dan Erdal Acu üçüncü sırada yer aldı. Erkekler takım sıralaması ise 9. Bölge, 10. Bölge ve 1. Bölge Müdürlüğü şeklinde oluştu. Kupalarını çocuklarıyla birlikte kaldırdılar Yarışların ardından dereceye giren postacılara madalya ve kupaları düzenlenen törenle takdim edildi. Törende renkli anlar yaşanırken, kadın postacılar kürsüye çocuklarıyla birlikte çıktı.
Tekirdağ Çorlu’da 2 polisin şehit olduğu olayın detayları ortaya çıktı Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde psikolojik rahatsızlığı bulunduğu öne sürülen bir şahsın saldırısı sonucu 2 polis memuru şehit oldu. Olayın detaylarını belediye başkanları açıkladı. Olay, Çorlu ilçesi Reşadiye Mahallesi Kumyol Caddesi üzerindeki bir pasajda meydana geldi. İddiaya göre, psikolojik rahatsızlığı bulunduğu belirtilen ve hakkında tedavi görmesine yönelik mahkeme kararı bulunduğu öğrenilen şahsın pasajda olduğuna dair bilgi alan polis ekipleri bölgede çalışma yaptı. İlk kontrollerde şahsa ulaşamayan ekipler, vatandaşlarla birlikte pasajdan çıktıkları sırada saldırıya uğradı. Şüpheli şahsın elindeki delici aletle polis memurlarına saldırdığı, 2 polis memuru olay yerinde hayatını kaybederek şehit oldu. Şüpheli şahıs ise yaralı halde kaçarken olay yerine sevk edilen ekipler tarafından etkisiz hale getirildi. Çorlu Belediye Başkanı Ahmet Sarıkurt yaptığı açıklamada, "Maalesef 2 polisimiz şehit oldu. Mekanları cennet olsun. Psikolojik rahatsızlığı olan İstanbul’da yaşayan bir vatandaş hakkında tedavi görmesi ile ilgili mahkeme kararı da alınıyor. Ailesinin de ihbarı üzerine kolluk kuvvetleri tedavi ettirilmesi üzerine takip ediliyor. Pasajda olduğuna dair ekipler bilgi alıyor. Polis arkadaşlarımız kontrol ediyor. İlk başta bulamıyorlar sonra vatandaşlarla çıktıklarında aldığımız bilgiye göre şüpheli şahıs delici aletle polislerden birine saldırıyor ve şehit ediyor. Sonra diğer arkadaşımızı da şehit ediyor. Hastane yanında bomba ile ilgili değerlendirme oldu ama kolluk kuvvetlerimiz tedbir maksatlı imha ediyor ama tehlikeli bir durum söz konusu değil" dedi. Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Candan Yüceer ise, "Gerçekten çok üzücü bir olay. 2 kahraman şehidimize Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine sabırlar diliyorum. Allah askerimize, polisimize zeval vermesin" ifadelerini kullandı. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.