BASKETBOL - 18 Şubat 2011 Cuma 16:42

"Spor tarihinin en büyük skandalı"

A
A
A
"Spor tarihinin en büyük skandalı"

Fenerbahçe Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu ile Basketbol Şubesi'nden Sorumlu yönetici Semih Özsoy, Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımı eski oyuncusu Diana Taurasi'nin doping yapmadığının ortaya çıkması üzerine basın toplantısı düzenledi.

EMRAH OKTAY
İSTANBUL

 

Başkan Aziz Yıldırım, Asbaşkan Murat Özaydınlı ve Ali Koç ile yöneticiler Ünal Uzun ile Turhan Şahin'in de hazır bulunduğu toplantıda Kulübün bildirisini okuyan ve skandalı "Dünya Spor Tarihinin en büyük skandalı" şeklinde tanımlayan Şekip Mosturoğlu, sorumluları istifaya davet etti. Diklenmekle dik durmanın farklı olduğunu ve olayın başından beri oyuncunun arkasında olduklarını belirterek, "Haklılığımızı Türk ve Dünya kamuoyuna gösterdik" dedi.


Toplantıda ilk önce Asbaşkan Şekip Mosturoğlu kulübün konu hakkındaki bildirisini okudu. Mosturoğlu şunları söyledi:


"Aklandık, mutluyuz. Son üç aylık zaman diliminde sporcumuz Diana Taurasi ile ilgili yaşadığımız süreç sonunda hem sporcumuz hem de kulübümüz aklandı. Bundan son derece mutluyuz. Yaşadığımız bu süreç ile ilgili sizleri bazı noktalarda aydınlatarak konuları açıklamak ve sonuçta bu büyük skandala sebebiyet verenler hakkında kulübümüzün düşüncelerini paylaşmak gereği duyduğumuz için bu basın toplantısı yapmaktayız.

 

Taraflı tarafsız tüm spor kamuoyunun da kabul ettiği üzere sezon başında Euroleague şampiyonluğu hedefini koyduğumuz bayan basketbol takımımızı bu hedefe uygun olarak ulusal ligimizin ve dünyanın en önemli sporcularından oluşturduk. Bu yüksek hedef doğrultusunda dünyanın bayan basketbolunda tartışmasız en önemli sporcularından biri olan Diana Taurasi- taraftarımız ona seslendiği şekilde Dee- takımımıza katılmıştır.


Kaliteli ve güçlü oyuncu kadrosu ile Euroleague'in en güçlü favorisi olarak gösterilen takımımız bu görüşü haklı çıkartmış ve bayan basketbolunda Avrupa'nın yenilmez bir takımı haline gelmiştir. Büyük ekmek ve maddi kaynaklar harcanarak yaratılan bu güçlü kadro; Diana'nın doping yaptığı gerekçesi ile tedbirli olarak disiplin kuruluna sevk edilmesi ve ardından bir başka sporcumuzun Penny Taylor'un bu olayın kendisinin üzerinde yaratmış olduğu güvensizliği gerekçe göstererek ülkemizi terk etmesinin ardından ciddi değişikliğe uğramıştır."



"MEVCUT KADROMUZ DA HEDEFE ULAŞACAK KAPASİTEDİR"


Şekip Mosturoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:


"Bununla birlikte bugün kadromuz mevcut sporcuları ile de başlangıçta koyduğumuz hedefe ulaşabilecek kapasitededir. Onlara ve teknik ekibimize güvenimiz ve inancımız tamdır. Bu kadar kısa sürede kadronun yeniden yapılandırılmasının zorluğu ve buna karşın bu yapılandırmanın başarısı da ortadır.


Bu noktada sizlere çok önemli olduğunu düşündüğümüz ve taraftarlarımızın da merak ettiği bir konuda açıklama yapmak istiyorum. Yaşanan süreçte Diana'nın konuya ilişkin bize ve yetkili kurumlara sunduğu ifadelerinin doğru olduğuna tüm kalbimizle inanıyorduk. Bu sürecin başında "doping yapan hiçbir sporcu yaptığını kabul etmez, inkar eder şeklindeki klişe açıklamaları defalarca konuya ilişkin yargısal süreci takip eden yetkililerin ağzından duyduk. Dün bu şekilde açıklama yapan insanların ağzından bugün çok talihsiz bir olay yaşandı şeklinde yapılan açıklamaları gördükçe asıl talihsizliğin bu insanların yetkili mercilerde oturması olduğunu daha net bir şekilde görüyor ve anlıyoruz.


Sporcumuza güvenimiz tam olduğu için TBF Disiplin Kurulu'na ver
miş olduğumuz yazılı savunmada Dee'nin örnek bir sporcu olduğuna vurgu yaparak, kendisinin doping yapmadığına, hukuki süreç sonunda aklanacağına inancımızın tam olduğunu ifade ederek daha başlangıçta sporcumuzun arkasında güçlü bir duruş sergiledik.

 

Doping konusundaki geçmiş tutumumuz ve konuya ilişkin hassasiyetimiz ortada iken sporcumuzun arkasında durma riskini aldık. Bu sebeple sporcumuzun sözleşmesini fesh etmek gibi düşüncemiz hiçbir zaman olmadı. Sporcumuz da karşı karşıya kaldığı bu olaydan kulübümüzün maddi ve manevi anlamda bir zarar görmesini istemediğini her fırsatta dile getirdi."



"PENNY İLE SÖZLEŞMEMİZ HALEN SÜRÜYOR"


Şekip Mosturoğlu Penny Taylor ile de sözleşmelerinin sürdüğünü vurgulayarak, "Gerek ulusal ligimizde gerekse Euroleague'de yabancı oyuncu sınırlamasının olması, doping konusunda yaşanacak hukuki sürecin uzunluğu gibi faktörler karşısında ortak bir çözüm bulmamız gerekiyordu. Sporcumuzun, menajerinin ve avukatının da görüşleri doğrultusunda mevcut 1 yıllık sözleşmesinin kalan bölümünün karşılıklı anlaşmak suretiyle sonlanmasına karar verdik.

 

Bu konuda sağlanan ortak çözümde sporcumuzun kulübüne bağlılığı ve kulübün menfaatlerini ön planda tutan yaklaşımı ve buna karşın kulübün ise sporcusuna olan güveni ve samimi yaklaşımı önemli katkı sağlamıştır. Buradan sporcumuza kulübüne bu ana kadar göstermiş olduğu bağlılık ve sadakatinden dolayı teşekkürlerimizi bir kez daha sunmak istiyoruz. Penny Taylor ile ise sözleşmemizin halen sürmekte olduğunu ifade etmek isterim" dedi.



"DÜNYA SPOR TARİHİNDEKİ EN ÖNEMLİ SKANDAL"


Yaşanan olayları dünya spor tarihinin en önemli skandallarından biri olarak nitelendiren Mosturoğlu, "Bu önemli tespitlerin ardında şunu önemle belirtmek isterim ki; gerek sporcumuz Diana gerekse doping yaptıkları iddia edilen diğer 3 sporcu ile alakalı olarak ortaya çıkan skandal dünya sundisinin üzerinde yaratmıpor tarihinin bu alandaki en önemli ve en mühim skandalıdır. Bu skandalın uluslararası yansımaları tahminlerin ötesinde son derece büyük olacaktır.

 

Bu büyük skandalın sorumlularının; sorumluluklarından basit özürler ile ya da kendilerini bu olaydan soyutlayarak kurtarabilmeleri mümkün değildir. İlk olarak Hacettepe Üniversitesi bünyesinde Türkiye Doping Merkezi ismi ile faaliyette bulunan merkezinin tepe yöneticileri bu işin asli sorumlularıdır. Bu konuya ilişkin yaptıkları açıklama dünya çapındaki bu büyük skandalın tabir caiz ise -en hafifinden- pişkin bir şekilde, kabulüdür.


Burada sizlere bir konuda açıklama yaparak konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamak istiyorum. Sporcumuzun doping yapmadığı yeni bir laboratuar tetkiki ya da yeni bir kimyasal test sonucunda ortaya çıkmamıştır. Sporcumuzun doping yapmadığı Türkiye Doping Merkezi'nin bulguları üzerinde özel uzman tarafından yapılan inceleme sonucunda ortaya çıkmıştır. Özel uzman tarafından yapılan yeniden değerlendirmeyi Türkiye Doping Merkezi'nin daha sürecin başında yapamamış ya da görememiş olması açıkça bir yetersizliktir.

 

Türkiye Doping Merkezi tarafından yapılan basın açıklamasında WADA dokümanı ile pozitif numune sonuçları arasında bir uyumsuzluk saptandığı yazılıdır. WADA dokümanı ilk testin yapıldığı anda da var olan, sonradan değişmeyen ve WADA tarafından bu süreç için Türkiye Doping Merkezi'ne ilk kez gönderilen bir doküman değildir. Kaldı ki uyumsuzluğu tespit eden de Türkiye Doping Merkezi değil sporcumuzun savunması için teknik danışmanlığına başvurulan özel uzmandır. Yani Türkiye Doping Merkezi baştan beri elinde olan WADA dokümanına rağmen uyumsuzluğu görememiş ancak bu konuda savunma delilleri arasındaki özel uzmanın uyarısı ile uyumsuzluğu fark edebilmiştir. Bu durum Merkezin yetersizliğinin en açık göstergesidir" dedi.


"TURGAY ATASÜ VE EKİBİ SKANDALIN DİĞER ASLİ SORUMLULARIDIR"


Turgay Atasü ve ekibine yönelik eleştirilerini sürdüren Şekip Mosturoğlu, "Türkiye Basketbol Federasyonu Sağlık Kurulu Başkanı Turgay Atasü ve ekibi bu büyük skandalın diğer asli sorumlulardır. Doping konusunda konunun dünya çapında uzmanı olduğu iddiasındaki Turgay Atasü ve ekibi sporcumuza peşinen suçlu damgasını vurmuş, toplumda hak etmediği şekilde görünmesi için onu teşhir etmiştir.


B numunesinin açılması sırasında Sayın Atasü'nün ekibinde bulunan Prof.Dr.Rüştü Güner'in kulübümüzün avukatına karşı yaklaşımı ve yapmış olduğu saygısızlık affedilir bir durum değildir. Her şeyden önemlisi Türkiye'de belki 20 yıldan uzun bir süreden beri bu makamda bulunan Turgay Atasü ve ekibi; savunma uzmanının kolaylıkla tespit ettiği halde pozitif numune sonuçları ile WADA dokümanı arasındaki uyumsuzluğu görememiş ve yetersiz kaldıkları için sporcumuz ve kulübümüzü lekelemişlerdir.

 

İddia edildiği ya da gösterildiği gibi TBF Sağlık Kurulu'nun fonksiyonu yalnızca Laboratuar sonuçlarını Disiplin Kurulu'na aktarmaktan (yani postacılık faaliyeti yapmaktan) ibaret değildir. En az bu olayda bilgisine başvurulan özel uzmanın yeterliliğine sahip olduğunu her fırsatta iddia eden Turgay Atasü ve ekibinin gerekli seviyede bir yeterliliğe sahip olmadığı bu olay sonucunda ortaya çıkmıştır" diye konuştu.


"TBF BU KONUDA SORUMLU BİR BAŞKA MAKAMDIR"


Olaylarla ilgili olarak Türkiye Basketbol Federasyonu'na yönelik eleştirilerini de sürdüren Mosturoğlu, "TBF bu konuda bir başka sorumlu makamdır. Doping sürecini baştan sona takip eden ve süreç içinde yetersizliği somut bir şekilde ortaya çıkan sağlık kurulu basketbol federasyonunun bir kuruludur. Türkiye Doping Merkezi ile çalışan da Basketbol Federasyonu'dur. Basketbol Federasyonu'nun bu merkezle çalışma zorunluluğu bulunmamaktadır. Bunun en açık örneği Penny Taylor'dır.

 

Eğer TBF Sağlık Kurulu sporcumuzun masumiyetine inanıp peşinen suçlu ilan etmesiydi A numunesinin ardından ısrarlı taleplerimizi geri çevirmeyip B numunesinin de Hacettepe dışında bir merkezde açılmasına imkan sağlayabilirdi. Eğer B numunesinin bir başka merkezde açılmasına imkan sağlanmış olsaydı daha sürecin başında sporcumuzun doping yapmadığı da ortaya çıkardı. Kısaca sporcunun geçen süre zarfında tedbirli olarak sportif faaliyetten alı konmasına ve sözleşmesinin sonlandırılmasına sebep olan da Basketbol Federasyonu'dur" dedi.


"KULÜBÜMÜZÜN MANEVİ DEĞERLERİNE SALDIRAN BASIN MENSUPLARI DA SORUMLUDUR"


Açıklamasında basın mensuplarını da eleştiren Mosturoğlu, "Bu süreçte basının geneli konuya son derece sorumlu bir bakış açısı ile yaklaşmış ve fırsatçı bir tutum izlememiştir. Ancak sadece Fenerbahçe karşıtlığı ile bunu fırsat bilerek sporcunun kişilik haklarını ve kulübümüzün manevi değerlerine saldıran bazı basın mensupları ve yorum yapanlar da olmuştur.

 

Bunlar da en az yukarıda sayılan kişi ve kurumlar kadar sorumludur. Fenerbahçe karşıtlığı ile bu kadar önemli bir konuda maddi gerçekleri tam anlamıyla bilmeden basın yolu ile saldıranlar da dünya çapındaki bu skandaldan dolayı ortaya çıkan sorumluluğa iştirak etmiştir. Bu olayda son derece keskin ve sert bir tavır takınan bu şahısların bundan sonraki süreçte nasıl bir tutum içinde olacaklarını merakla bekliyoruz" dedi.


"HER TÜRLÜ HUKUKİ YOLA BAŞVURULACAK"


Federasyondan ve sorumlulardan bir özür beklediklerini ifade eden Mosturoğlu, "Gelinen noktada; Kulübümüz maddi zararlarının tazmini ve sorumluların hem hukuki hem cezai sorumlulukları ile alakalı olarak gereken her türlü hukuksal başvuruyu yapacaktır. Ülkemizdeki uygulamalardan dolayı ortaya çıkan güvensizlik ortamı içinde ülkemizi terk eden sporcularımızın takımımıza geri dönmeleri için elinden gelen her türlü fedakarlığı yapacak ve her türlü gayreti tüm gücümüzle göstermekteyiz.

 

Ancak bu noktada kulübümüzün beklentileri şu şekildedir. Türkiye Doping Merkezi'nin bu konuda sorumluluğu bulunan tüm yetkililerini hukuki sorumluluklarının gereğini yapmaya, ülkemizi utanç içine düşüren bu büyük skandaldan dolayı bu lekeyi temizlemek adına başta özür ve istifa olmak üzere gerekli mekanizmaları işletmeye davet ediyoruz.


Türkiye Basketbol Federasyonu Sağlık Kurulu Başkanı Prof.Dr.Turgay Atasü ve ekibini yetersizlikleri sebebiyle ortaya çıkan skandal başta olmak üzere sporcumuza ve kulübümüze peşinen suçlu damgası vurdukları, sporcumuzu ve kulübümüzü haksız yere töhmet altında bulundurdukları için istifaya davet ediyoruz. Yine B numunesinin açılması sırasında kulübümüzün avukatına dolayısıyla kulübümüze karsundisinin üzerinde yaratmışı-burada açıklamak istemediği şekilde- saygısız bir tutum içinde bulunan Prof.Dr.Rüştü Güner'i ayrıca ve ismen istifaya davet ediyoruz.


Türkiye Basketbol Federasyonu'nu bu büyük skandala sebebiyet veren kurul üyelerine sahip çıkma mecburiyeti hissetmeksizin görevden almaya, kulübümüzün ve sporcumuzun mağduriyetine sebebiyet veren tüm tasarrufları ortadan kaldırarak sporcumuzun hem ulusal ligimizde hem de Euroleague'de oynayabilmesi için gerekli işlemleri yapmaya ayrıca kulübümüzden ve sporcumuzdan özür dilemeye davet ediyoruz.


Basın konusunda da bazı tasarruflarımız olacak. Özrü bir erdem olarak görmek ile birlikte bu güne kadar geçen sürede bu erdemi göstermeyenlerden gelecek bir özrün artık bizi tatmin edemeyeceğini ifade etmek istiyoruz. Bu bağlamda konuyu fırsat bilerek içindeki Fenerbahçe karşıtlığı ile sporcumuza ve kulübümüze gazeteci kimliği ile saldıranlar ile yasal tüm merciler önünde hesaplaşacağımızı da bildiriyoruz" diye konuştu.


"TAURASİ VE HUKUK EKİBİNE TEŞEKKÜR"


Şekip Mosturoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:


"Bu süreçte kulübümüze her konuda destek veren sporcumuz Diana Taurasi'ye, kendisinin (Howard Jacobs) hukuk ekibine, dosya üzerinde çalışan özel uzmanlara, kulübümüz adına süreçte yoğun bir çalışma gösteren ve aynı zamanda Orhan Şam'ın da avukatlığını üstlenen Avukat Sami Dinç ve ekibine, tek vücut olan ve yaşanan olumsuzluğa karşı direnen bayan basketbol takımı sporcularına ve teknik ekibimize, bizlere olan inançları ile her türlü desteğini veren ve daima arkamızda duran camiamıza ve büyük taraftarımıza şükranlarımızı sunuyoruz.

Kulübümüzün bu basın açıklamasının; sporcumuz ile benzer sıkıntıları yaşamış Gençlerbirliği profesyonel futbolcusu Orhan Şam, Karsspor profesyonel futbolcusu Ali Mesut ve Ceyhan Belediyesi Bayan Basketbol Takımı oyuncusu Monique Coker için de yapılmış olduğunu, onlara ve kulüplerine de sporcumuza olduğu gibi benzer bir şekilde destek ve önem verdiğimizi onların da bu süreçte uğramış oldukları maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesi gerektiğini belirtmek istiyoruz.


Karşı karşıya kalınan bu büyük skandalın sadece özelde kulübümüze ve sporcumuza değil aynı zamanda Türk Basketbolu'na, Türk Futboluna ve hatta Türk Sporu'nun geneline zarar vermiştir. Ortaya çıkan büyük zararın ve spor alanında uluslar arası alanda oluşan güvensizliğin tek başına Fenerbahçe Spor Kulübü tarafından giderilebilmesi mümkün değildir.

 

Bu noktada böyle bir skandalın bir daha yaşanmaması, ülkemizin bu konuda yitirmiş olduğu itibarının yeniden tesis edilebilmesi için tüm Türk spor yönetiminin, kulüplerin, basının, spor kamuoyunun tamamının konu ile ilgili sorumluluk alması ve ortaya çıkan ağır tabloyu hafifletebilmek adına her türlü çabayı birlikte göstermesi gerekmektedir. Kulübümüz bu konuda her türlü katkıyı sağlamaya hazırdır."


SEMİH ÖZSOY: BİZE VATAN HAİNİ DİYENLER ŞİMDİ NE YAPACAK?


Toplantıda daha sonra söz alan Semih Özsoy, "Penny Taylor ve Anna Horakova'nın Beşiktaş maçının sonrası numunelerinin Köln'e gönderilme dilekçesini imzalayan kişi olarak bizi vatan hainini ilan edenlerin, Türkiye'ye verdikleri zarar karşısında neler yapacaklarını merakla bekleyeceğiz" diye bundisinin üzerinde yaratmıaşladığı konuşmasında "Diklenmek ayrıdır, dik durmak ayrıdır. Fenerbahçe ilklerin kulübü olarak, dik durarak oyuncusunun arkasında durmuştur. Haklılığımızı Türk ve Dünya Kamuoyuna gösterdik" dedi.


"YİNE DE AVRUPA ŞAMPİYONU OLACAĞIZ"


Ortada suç yokken cezayı açıklayanların bunu telafi etmesini isteyen Özsoy, "Biz ilk günden beri oyuncumuzu inanıyorduk. Bunu başkanından takım kaptanına kadar herkes biliyordu. Bu zor günleri böyle aştık" dedi.

 

SEMİH ÖZSOY: OYUNCULARIMIZ SÖZ VERDİ


Avrupa'da kimsenin durduramadığı Fenerbahçe'yi Hacettepe Doping Merkezi durdurmuştur" diyen Semih Özsoy, mevcut takıma duyduğu güveni belirtirken ise "Ancak oyuncularımız söz verdi. Avrupa Şampiyonluğu için elerliden geleni yapıyorlar; olacaklar da. Ama olamazsak bunu hesabını kim verecektir" dedi.


Olayların geldiği noktayı anlatırken son oynadığımız Galatasaray maçından önceki son antrenmana gelen WADA ekiplerinin iki oyuncumuzdan doping testi için numune istediğini hatta o sırada antrenmanda olmayan oyuncuların evlerine gidildiğini söyleyen Semih Özsoy, "Bu kabul edilemez bir şeydir. Bizi bu durmalara düşürenler hesabını vermelidir" diye konuştu.

"1 YIL UĞRAŞTIK 1 DAKİKADA KAYBETTİK"


"Diana Taurasi'ye imza attırmak 1 yılımızı aldı ama 1 dakikada oyuncuyu kaybettik" diyen Özsoy, "Hak etmediği bir şeyi yaşaması bizi üzmüştür. Türkiye'nin dışarıya verdiği bu resim, el birliğiyle düzeltilmelidir. Bu yanlışı yapanlara istifa etmeli. İstifa etmeden önce da ne yaptıklarını söylemelidirler" dedi.


SORU-CEVAP BÖLÜMÜ


Toplantıda daha sonra soru cevap bölümüne geçildi. Başkan ve yöneticiler Başbakan ile dün Ankara'da gerçekleştirdiği toplantının daha önceden planlanmış bir görüşme olduğunu belirten Mosturoğlu, "Bu konuda gündeme gelmiştir ama toplantı bu konuyla ilgili değildir" dedi.


Ortala çıkan durumu bir komplo olarak görmediklerini belirten Semih Özsoy, "Türkiye ve Fenerbahçe'ye verdikleri zararı insanın düşmanı bile yapmaz. Ben iş bilmeyen yeteneksiz kişilerin yaptığını düşünüyorum" dedi. Şekip Mosturoğlu ise aynı konuda "Doping uygulamaları geliştirmelidir. Bazı kişiler, doping uygulamalarını siyasi bir güç haline getirdi. Bu konular diğer konular gibi tartışılmalı ve irdelenmeli Yoksa kaş yaparken göz çıkartabiliriz. Yoksa Avrupa'da, Eruloleague'de kazanacak bir ekibi bu hale getiririz" dedi.


"FUTBOLDA MESSİ NE İSE BASKETBOLDA TAURASİ ODUR"


Manevi kayıpların maddi kayıplardan daha önemli olduğunu söyleyen Şekip Mosturoğlu, "Diana Taurasi transferi futbolda Messi'yi transfer etmek gibidir" diyerek bu ve bundan sonra Türkiye için transfer konusunda güvensizliği gidermenin yıllar alacağını söyledi.

 

Mosturoğlu, "Maddi kayıplar ilgili kuruluşlardan talep edilecektir. Genel kurula sorumluğumuz olduğu için bunun peşinden olacağız. Fenerbahçe sporcusunu alay malzemesi haline getirenler de hesabını yargı önünde verecek. Manevi zararları maddi kayıplarından büyüktür. Türkiye bir Euroleague şampiyonluğu çıkartmaya yakınken; bu şimdi risklidir" dedi.


"TÜRKİYE'YE KARŞI GÜVENSİZLİK GİDERİLMELİ"


Oynanmış müsabakaların sonuçlarının değişmeyeceğini ama bu konuda mağdur olan diğer kulüplerin de yanında olacaklarını belirten Mosturundisinin üzerinde yaratmıoğlu, Euroleague ve Federasyondan giden Taurasi ve Penny'nin oynaması için karar çıkması halinde kapılarının açık olduğunu da bildirdi.

 

Mosturoğlu, "Bu iki oyuncanın da Fenerbahçe ile ilgili en ufak bir problemi yok. Her türlü fedakarlığı yapmaya da hazırız. Ama Türkiye'ye karşı bir güvensizlik vardır. Bu güvencenin sağlanması sadece Fenerbahçe'nin çabalarıyla olmaz. Tüm spor camiasının bu güveni yeniden oluşturması ve oyuncuların Türkiye'ye gelmesi çini elini taşın altına koyması gerekmektedir" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kastamonu Kastamonu’da geleceğin diyetisyenleri beyaz önlüklerini giydi Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından düzenlenen "3. Kastamonu Diyetisyenler Günü" etkinliklerinde beyaz önlük giyme töreni yoğun ilgi gördü. Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından açılış konuşmalarıyla başladı. Gün boyunca düzenlenen oturumlarda diyetisyenlik mesleğinin farklı alanları ele alındı. Etkinliğin ikinci oturumunda Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü akademisyenleri ve öğrencileri tarafından müzik şöleni sunuldu. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, yaptığı konuşmada obezite, diyabet ve kalp damar hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde doğru ve dengeli beslenmenin öneminin her geçen gün daha da arttığını belirtti. Diyetisyenlerin bilimsel bilgiye dayalı yaklaşımlarıyla bireylerin ve toplumun sağlıklı yaşama alışkanlıkları kazanmasında kritik bir rol ve görev üstlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tuna, bölümün başarısına dikkat çekti. Tuna, "Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak bizler de bu bilinçle nitelikli ve donanımlı diyetisyenler yetiştirmeyi temel hedeflerimiz arasında görmekteyiz. Bu vesileyle gurur verici bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Beslenme ve diyetetik bölümümüz bu yıl akreditasyon sürecini başarıyla tamamlayarak kalite mühendisliğini tescillemiştir. Bu önemli başarı bölümümüzün eğitim kalitesinin, akademik kadrosunun yetkinliğini ve öğrencilerimize sunduğumuz imkanların güçlü bir göstergesidir. Akreditasyon sadece bir sonuç değil aynı zamanda daha iyisini hedefleyen sürekli gelişim yolculuğunda bir parçasıdır. Diyetisyenlik insanı bütüncül olarak ele almayı gerektiren, bilimsel olduğu kadar da iletişim becerisini isteyen bir meslektir. Bu nedenle alan bilginizi güçlü tutarken insan ilişkileri, empati ve etkili iletişim bilgilerinizi de mutlaka geliştirmelisiniz" dedi. Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hülya Gökmen Özel ise, diyetisyenlik bölümünün tarihi sürecine ve kontenjan sorunlarına değindi. 1998 yılına kadar başka bölüm olmadığını, 1988 yılında ilk Erciyes Üniversitesi’nin öğrenci almaya başladığını belirten Prof. Dr. Özel, "1999’da Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak kurulan ilk üniversite. 2007 yılından itibaren de diğer üniversiteler sürece katılıyoruz. 2023’den 2024’e bakın orada 11 üniversitede kontenjan azalırken, 11 yeni üniversite de öğrenci almaya başlıyor. Dolayısıyla biz aslında program olarak yeni programları, yeni açılacak programların kriterlerini ağırlaştırmadığımız sürece ve var olan programları, çekirdek eğitim programlarına uyumlu hale getirmediğimiz sürece kontenjan hiçbir zaman 10’a, 20’ye düşmeyecek. Çünkü her üniversite belli miktar almak zorunda. Şu an bütün devlet üniversiteleri 27’ye düştü. 27’yi ben öğrenciliğimde bile hatırlamıyorum. Ne kadar kontenjan azaltılması yapılırsa yapılsın programlar bu şekilde fazla olmaya devam ettiği sürece benzer sorunları yaşıyor olacağız" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Özel, serbest çalışan diyetisyenlerin hakları için Sağlık Bakanlığı ile görüşme sürecinde olduklarını belirterek, "Biz önce yönetmeliği bir anladık, sonra sahadan arkadaşlarımızdan görüş topladık. Bayağı sahayla görüşmeler yaptık. Tabii bu arada bize çok fazla sorun. Biz oturduk o sorunları tek tek çözdük. Çünkü her belirtilen sorun, bazen objektif olarak iletilen sorun olmuyor. O kişinin şahsi sorunu oluyor ya da bazen kötü değil, kendi kazancı düşmesin diye iletilen sorunlar oluyor. Biz bunları oturduk çalıştık. Sonra en önemli yaptığımız şey biliyorsunuz hekimler var sürecin içerisinde. Bakanlık tarafından denetlenen muayenehane hekimleri. Onların bir yönetmeliği var, Ayaktan Tanı Tedavi Yönetmeliği diye. Oturduk o yönetmelikleri açtık. Bizim yönetmelikleri açtık. Serbest çalışan hekimlere hangi haklar verilmiş, neler yasaklanmış, bizimkinde hangi haklar var? Tabii ki hekimle haklarımız bir değil. Ama eğer fiziksel mekanla ilgili bir sorun doğurduğu bir hak verebilirse öbür tarafta o hakkı tabii talep edebilir. Sonuçta gün sonunda bakanlık, bir sağlık aracılığıyla da bunları denetleyecek. Orada birtakım sıkıntılar tespit ettik ve onları bakanlıkla görüşmeye başladık" diye konuştu. Öğrenci ailelerinin de katıldığı beyaz önlük giyme töreninde duygusal anlar yaşanırken, alanda sergilenen ve her yaşa hitap edecek şekilde hazırlanan beslenme eğitimi materyalleri de yoğun ilgi gördü. İki oturum halinde gerçekleştirilen program, etkinliğe katkı sunan konuşmacılar ve katılımcılara teşekkür belgesi takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
Elazığ Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Başkan Alan’a Hizmet Şeref Belgesi Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İdris Alan, Hizmet Şeref Belgesini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden aldı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından düzenlenen 2026 Yılı Hizmet Şeref Belgesi ve Plaket Takdim Töreni, Ankara’daki TOBB İkiz Kuleler’de yoğun katılımla gerçekleştirildi. TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ev sahipliğinde düzenlenen törene, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan katıldı. İş dünyasının önemli isimlerini bir araya getiren törende, uzun yıllar TOBB camiasına hizmet eden delegeler ile oda ve Borsa Genel Sekreterlerine Hizmet Şeref Belgeleri ve plaketleri takdim edildi. Törende, Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İdris Alan, hizmet şeref belgesini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden aldı. Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İdris Alan, TOBB çatısı altında uzun yıllar hizmet eden isimlerin böylesine anlamlı bir organizasyonla onurlandırılmasının son derece kıymetli olduğunu ifade etti. Başkan Alan, "TOBB çatısı altında uzun yıllar hizmet etmiş delegelerin takdir görmesinden büyük mutluluk duyuyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ve TOBB Başkanımız Rifat Hisarcıklıoğlu’na teşekkür ediyorum. Ülkemizin ve şehirlerimizin ekonomik kalkınmasına katkı sunan iş dünyamızın değerli temsilcilerine de ayrıca teşekkür ediyorum. Türkiye’nin güçlenmesi ve kalkınması için birlik ve beraberlik içerisinde çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz" dedi.
Nevşehir 10 yıllık çifte cinayet JASAT tarafından aydınlatıldı Nevşehir’in Ürgüp ilçesine bağlı Mazı köyünde 10 yıl önce yaşlı bir çiftin öldürüldüğü olay, Nevşehir İl Jandarma Komutanlığı bünyesindeki JASAT dedektiflerinin yürüttüğü titiz çalışma sonucu aydınlatıldı. Olayla ilgili gözaltına alınan 7 şüpheliden 1’i tutuklandı. Olay, 6 Ocak 2016 tarihinde Ürgüp ilçesine bağlı Mazı köyünde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, İ.T. (74) ile eşi F.T. (79), tek katlı bahçeli evlerinde av tüfeğiyle vurularak öldürülmüş halde bulundu. Yapılan incelemede cinayetin aslında 5 Ocak 2016 günü saat 20.00 sıralarında işlendiği, ancak o gece bölgede etkili olan şiddetli fırtına ve olumsuz hava koşulları nedeniyle silah seslerinin çevrede duyulmadığı değerlendirildi. Cinayetin ardından jandarma ekipleri olay yerinde geniş çaplı inceleme yaptı. Bölgedeki güvenlik kameraları incelendi, aile bireyleri ve olayla bağlantılı olabilecek kişilerin ifadeleri alındı, çok sayıda adreste arama gerçekleştirildi. Olay yerine ilk ulaşan isimlerden biri olan maktullerin torunu E.T.’nin kıyafetlerinde yapılan kriminal incelemede mont kolunda barut izi tespit edilmesi üzerine şüpheli gözaltına alınarak tutuklandı. Ancak E.T., 14 ay tutuklu kaldıktan sonra delil yetersizliği nedeniyle Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde beraat etti. Böylece dosya yıllarca faili meçhul olarak kaldı. Kamuoyunda uzun süre tartışılan ve televizyon programlarına da konu olan dosya, faili meçhul olayların yeniden ele alınması kapsamında tekrar açıldı. Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Nevşehir İl Jandarma Komutanlığı’na bağlı JASAT dedektifleri tarafından dosyanın tüm detayları yeniden incelendi. Yapılan teknik ve fiziki takip çalışmaları sonucunda aile içindeki çelişkili ifadeler dikkat çekti. Öldürülen yaşlı çiftin bir başka torunları olan Ö.T.’nin olay sonrası psikolojik çöküntü yaşadığı, kabuslar gördüğü ve çevresine tedirgin tavırlar sergilediği belirlendi. Derinleştirilen soruşturmada Ö.T.’nin bağlantıları ve görüşmeleri takibe alındı. Elde edilen yeni deliller doğrultusunda düzenlenen eş zamanlı operasyonla Ö.T., F.T., N.T., R.Ç., E.P., M.G. ve S.T. isimli toplam 7 şüpheli gözaltına alındı. 16 Mayıs’ta cumhuriyet başsavcısının da katıldığı çapraz sorgulamalarda Ö.T. ile annesi N.T., cinayeti aile içi husumet nedeniyle gerçekleştirdiklerini itiraf etti. Şüpheliler ifadelerinde cinayeti Ö.T.’nin işlediğini, anne N.T.’nin olaya tanıklık ettiğini ve olay sonrası birlikte hareket ederek delil ile izleri yok etmek amacıyla detaylı temizlik yaptıklarını belirtti. Ayrıca olayda kullanılan ruhsatsız av tüfeğinin Ö.T. tarafından Kızılırmak Nehri’ne atıldığı öğrenildi. Jandarma ekipleri nehre atılan silahı bulmak için arama çalışması başlattı. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden anne N.T. adli kontrol şartıyla ev hapsine alınırken, oğlu Ö.T. tutuklanarak Nevşehir E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na teslim edildi. Yaklaşık 10 yıldır çözülemeyen çifte cinayet, Nevşehir İl Jandarma Komutanlığı JASAT ekiplerinin sabırlı ve çok yönlü çalışmaları sonucu aydınlatılırken, olay kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.