SAĞLIK - 28 Ekim 2025 Salı 10:07

Doç. Dr. Kaplan: "Sessiz katil kapınızda olabilir, hipertansiyona dikkat"

A
A
A
Doç. Dr. Kaplan: "Sessiz katil kapınızda olabilir, hipertansiyona dikkat"

Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Kaplan, hipertansiyonun "sessiz ama tehlikeli" bir hastalık olduğuna dikkat çekerek vatandaşları düzenli kontrol yaptırmaları konusunda uyardı.


Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Kaplan, "Modern yaşamın getirdiği stres, yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzı, günümüzde en sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olan hipertansiyonu (yüksek tansiyonu) her geçen gün daha yaygın hale getiriyor" dedi.


Doç. Dr. Mehmet Kaplan, "Hipertansiyon, çoğu zaman belirti vermeden ilerler. Baş ağrısı, baş dönmesi ya da yorgunluk gibi şikayetlerle kendini gösterebilir ama çoğu hastada hiçbir belirti olmadan da ciddi kalp, böbrek ve beyin hasarına yol açabilir. Bu yüzden tansiyonunuzu düzenli ölçtürmek hayati önem taşır" ifadelerini kullandı.


Kaplan, hipertansiyonun sadece ileri yaşlarda değil, genç nüfusta da görülmeye başladığını belirterek, dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve tuz tüketiminin azaltılmasının hastalığın kontrolünde büyük rol oynadığını vurguladı.


Ayrıca, Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde hipertansiyon hastalarına özel takip ve tedavi programlarının uygulandığını ifade eden Kaplan, "Erken teşhis ve doğru tedaviyle hipertansiyon kontrol altına alınabilir. En önemli adım, kişinin kendi sağlığına bilinçli yaklaşmasıdır. Tuzu azaltın, sebze ve meyve tüketimini artırın. Sigara ve alkolden uzak durun. Düzenli egzersiz yapın. Tansiyonunuzu düzenli aralıklarla ölçtürün" diye konuştu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Eğitim-Bir-Sen’in açtığı davada sözleşmeli öğretmenler için emsal karar Eğitim-Bir-Sen, uzman öğretmenlik sertifikası bulunan sözleşmeli statüde çalışan bir üyesine, kendisine uzman öğretmenlik tazminatı ödenmesi için yaptığı başvurunun idarece "kadrolu" olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi üzerine açılan davada mahkeme, Eğitim-Bir-Sen üyesinin lehine karar verdi. Ağrı İdare Mahkemesi, uzman öğretmen ve başöğretmen unvanlarına tanınan tazminat haklarından yararlanmak için mevzuatta ayrı bir kadro şartı aranmadığını ortaya koydu. Mahkeme, üyenin uzman öğretmenlik sertifikasının düzenlendiği tarihi takip eden ay başından itibaren, unvan için öngörülen eğitim-öğretim tazminatının ödenmesi gerektiğine hükmetti. İl İdare Mahkemesi gerekçeli kararında; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4. madde A ve B fıkralarında öğretmen kadro ve pozisyonunda görev yapanların öğretmen olarak tanımlandığını, öğretmenlik mesleğinin; öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen olarak üç kariyer basamağına ayrıldığını, öğretmen ünvanına tanınan haklardan atamanın yapıldığı tarihten itibaren faydalanılabildiğini, mevzuatta, uzman öğretmen ve başöğretmen şeklinde ayrı kadroların bulunmadığını 21 Aralık 2024 tarihinde yürürlüğe giren Öğretmenlik ve Öğretmenlik Mesleği Kariyer Basamakları Yönetmeliğinin, Öğretmenlik Mesleği Kariyer Basamakları başlıklı 10. maddesinde yer alan ’Uzman öğretmen ve başöğretmen unvanı verilenlere sertifikanın düzenlendiği tarihi takip eden ay başından itibaren ünvanlar için öngörülen eğitim öğretim tazminatı ödenir’ şeklindeki ifadeyi hatırlattı. Mahkeme üyenin, Uzman Öğretmenlik Sertifikası aldığı 29 Aralık 2024 tarihinden itibaren uzman öğretmenlik ünvanına tanınan haklardan yararlandırılması ve sertifikanın düzenlendiği tarihi takip eden ay başından itibaren söz konusu ünvanlar için öngörülen eğitim öğretim tazminatının kendisine verilmesi gerektiğine hükmetti.
Ankara Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "(KKTC ile işbirliği anlaşması) 2026 yılı anlaşması kapsamında, devirlerle birlikte yaklaşık 23 milyar Türk lirası kaynak tahsis edilmektedir" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) arasında imzalanan İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması’na ilişkin, "Bugün imzaladığımız 2026 yılı anlaşması kapsamında, 21 milyar lirası yeni ödenek olmak üzere devirlerle birlikte yaklaşık 23 milyar Türk lirası kaynak tahsis edilmektedir" dedi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Basın Toplantı Salonu’nda 2026 Yılı Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) arasında İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması İmza Töreni gerçekleştirildi. Törene, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, KKTC Başbakanı Ünsal Üstel ve beraberlerindeki heyet katıldı. Yılmaz ve Üstel sırasıyla anlaşmaları imzaladı, ardından açılış konuşmalarına geçildi. Yılmaz, Türkiye ile KKTC arasındaki iktisadi ve mali işbirliği anlaşmalarının iki ülke arasındaki güçlü bağların somut göstergesi olduğunu belirterek, Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkının özgürlüğü ve refahı için sorumluluklarını sürdürmeye devam edeceğini, ortak hareket edildiği sürece tüm zorlukların aşılabileceğini ifade etti. "2026 yılı anlaşması kapsamında, devirlerle birlikte yaklaşık 23 milyar Türk lirası kaynak tahsis edilmektedir" Yılmaz, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Bugün imzaladığımız 2026 yılı anlaşması kapsamında, 21 milyar lirası yeni ödenek olmak üzere devirlerle birlikte yaklaşık 23 milyar Türk lirası kaynak tahsis edilmektedir. Bu bütçenin yüzde 48’ini altyapı ve reel sektör projelerine, yüzde 10’unu kamu maliyesi desteklerine, yüzde 42’sini ise savunma harcamalarına ayırdık. Vatandaşımıza dokunan birçok projeyi tamamladığımız 2025 yılı anlaşması kapsamında, nisan ayı içerisinde aktaracağımız son kaynak ile birlikte tahsis edilen 21 milyar liranın yaklaşık yüzde 89’unu kullanarak tarihi bir rekor kırıyoruz. Bu çerçevede hayata geçirdiğimiz projeler sayesinde, KKTC’nin eğitim, sağlık, fiziki ve teknolojik altyapısıyla; üniversiteleriyle, AR-GE merkezleriyle, bilişim merkezleriyle Doğu Akdeniz’de parlayan bir yıldız olması hedefimize yönelik büyük atılımları KKTC’li muhataplarımız ile birlikte eşgüdüm içinde yürüttük. Bu kapsamda, Ada’daki KKTC Devleti varlığının birer mührü olarak gördüğümüz Cumhurbaşkanlığı ve Cumhuriyet Meclisi binalarının açılışı, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2025 yılında gerçekleştirildi. Yine aynı anlayışla Millet Bahçesi ve Millet Camiinin yapımını tamamladık ve yakın zamanda aynı bölgede Yüksek Mahkeme binası ile Millet Kütüphanesinin de açılışını yapacağımızın müjdesini vermek istiyorum. Bu belirttiğim yerleşkelerle birlikte bu bölge, KKTC devletinin Adadaki varlığının en önemli nişanesini oluşturmaktadır." "Pamuklu Devlet Hastanesi’nin açılışını 15 Kasım’a yetiştirmeyi planlıyoruz" Sağlık alanında 24 Aralık 1963 Girne Asker Hastanesi ile Maraş Sağlık Merkezinin hizmete açıldığının gururunu yaşadığını belirten Yılmaz, "İnşaatı bu ay tamamlanacak Güzelyurt Devlet Hastanesi’nin yanı sıra inşası süratle devam eden Pamuklu Devlet Hastanesi’nin açılışını da 15 Kasım’a yetiştirmeyi planlıyoruz. Türkiye’deki Şehir Hastanelerinde olduğu gibi her türlü imkanı içerisinde barındıracak, modern bir sağlık merkezi olarak planladığımız Lefkoşa Yeni Devlet Hastanesi’nin yapımı hızla devam etmektedir. İhalesi henüz 6 ay önce yapılan hastanede, kaba inşaatta birinci kata gelmiş durumdayız. Dr. Burhan Nalbantoğlu Sağlık Kampüsü içinde bulunan Sağlık Yapılarının Renovasyonu çalışmaları da yakın bir tarihte başlayacaktır" ifadelerini kullandı. Yılmaz, KKTC’de dijital dönüşüm kapsamında Hekim Randevu Sistemi’nin devreye alındığını, Muhaceret Bilgi Sistemi ile TAKBİS projelerinin 2026’da tamamlanmasının planlandığını belirterek, fiber altyapı çalışmalarıyla ‘Bilişim Adası’ vizyonuna altyapı hazırlandığını ifade etti. "Toplam 822,2 kilometre yol yapımı gerçekleştirilerek Kıbrıs Türk halkının güvenli ve hızlı seyahati için kullanıma alındı" Lefkoşa Kuzey Çevre Yolu Köprülü Kavşağı ve Bağlantı Yolları Projesi başta olmak üzere, KKTC Karayolu Master Planı kapsamında önemli ilerlemeler kaydedildiğini vurgulayan Yılmaz, "Şimdiye kadar 213 kilometre bölünmüş yol, 433 kilometre tek yol, 176,2 kilometre 3’üncü sınıf yol olmak üzere toplam 822,2 kilometre yol yapımı gerçekleştirilerek Kıbrıs Türk halkının güvenli ve hızlı seyahati için kullanıma alındı. Ada halkı için önemli bir güzergah olan, bir kısmı tadilat, bir kısmı da genişleme şeklinde 3 bölüme ayrılan Girne Dağ yolunda çalışmalarımız hızla devam etmektedir. Yıl bitmeden burayı hizmete almayı planlıyoruz. Uzun yıllardır gündemde olan Dipkarpaz- Zaferburnu güzergahında çalışmalarımız tamamlanmış olup, Sadrazamköy- Kayalar güzergahında çalışmalarımızda son aşamaya gelmiştir. Yol yapım çalışmalarının yanı sıra trafik güvenliği kapsamında 2024 yılı sonunda başlamış olduğumuz yatay düşey işaretleme işlerinde bugüne kadar 159 bin metrekare yol çizgi boyası ile 4 bin 600 adet trafik levhasının montajı tamamlanmıştır. Bugüne kadar yapılan yol ihalelerimiz kapsamında 344 bin adet fidanın dikimi yapılmıştır. 16 Ocak tarihinde açılışı gerçekleştirilen KKTC Akıllı Ulaşım Sistemi Elektronik Denetim ve Akıllı Kavşak Projesi kapsamında, 130’u sabit 20’si mobil olmak üzere toplamda 150 cihazın kurulumu yapılmıştır" diye konuştu. "KKTC’deki 156 okulun donanım ve tefrişat ihtiyaçları içinde destek sağlanmaktadır" Eğitim yatırımlarına değinen Yılmaz, "17 okulumuzun bakım onarım çalışmalarını bitirdik, 16’sında ise bakım onarım çalışmalarımız halen sürmektedir. Yine ödeneğini 2025 Yılı Anlaşmasından aktardığımız depremde yıkılma riski taşıyan, Çağlayan Cumhuriyet İlkokulu ana binası ile Gönyeli bölgesinde yapılacak yeni okul yerleşkesinin ihale süreçleri devam etmektedir. Ayrıca, 2 okulda kapasite artırmak amacı ile ilave derslik bina inşaatına başlanmıştır. Öte yandan, KKTC’deki 156 okulun geniş bir yelpazeye yayılan donanım ve tefrişat ihtiyaçları içinde destek sağlanmaktadır. Sosyal hizmet desteğine ihtiyaç duyan bireylerin ve ailelerinin yaşam kalitesini ve mutluluğunu artırmak için Kalkanlı Yaşam Evi, Demirhan Engelsiz Yaşam Evi ve Ali Rıza Vuruşkan Çocuk ve Aile Eğitim ve Danışma Merkezi gibi projelere destek verdik. Önümüzdeki dönemde ise, Otizm Merkezi, Aile Destek Merkezi ve Sosyal Hizmet Merkezi ile ilgili yapılacak çalışmaları destekleyeceğiz" şeklinde konuştu. Yılmaz, Güzelyurt’ta narenciye işleme ve soğuk depolama tesisinin yapımında sona gelindiğini ve yakında hizmete açılacağını belirterek, Ada genelinde su teminine yönelik projelerin de sürdüğünü dile getirdi. Bölgedeki küresel gerilimlerin ekonomiyi olumsuz etkilediğini belirten Yılmaz, KKTC’de mali yapının güçlendirilmesi ve güçlü bir özel sektörün desteklenmesi amacıyla 2026 İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması’nda reel sektöre öncelik verildiğini bildirdi. "Reel sektöre verilecek katkı tutarını yaklaşık 800 milyon liraya çıkarmış bulunuyoruz" Geçen yılın anlaşmasıyla verilen ve halen devam etmekte olan proje destekli tarım, turizm, sanayi ve girişimcilik kısmi hibe programlarına değinen Yılmaz, "İlk defa bu yıl 2026 yılı Anlaşmasıyla, 5 yeni Faiz Destekli Kredi Programını daha hayata geçiriyoruz. Bu destekler; Faiz Destekli Zirai Kredi Programı, Kobi Yapılanma ve İş Geliştirme Faiz Destekli Kredi Programı, Esnaf ve Hizmet Sektörüne Yönelik Faiz Destekli Kredi Programı, Faiz Destekli Kobi Yatırım Kredi Programı, Orta Ölçekli Turizm Tesislerine Yönelik Faiz Destekli Kredi Programı olacaktır. Diğer projelerin içine dağılmış olarak reel sektöre yönelik katkıların haricinde, bu yılki Anlaşmayla doğrudan reel sektöre verilecek katkı tutarını yaklaşık 800 milyon liraya çıkarmış bulunuyoruz" dedi. "KKTC bölgesel bir teknoloji geliştirme ve ticarileştirme üssü haline gelmesi sağlanacaktır" Türkiye ile KKTC arasında teknoloji, inovasyon ve girişimcilik ekosistemi alanlarında yapısal bir entegrasyon sağlanacağını vurgulayan Yılmaz, "KKTC’nin Doğu Akdeniz bölgesinde bölgesel bir teknoloji geliştirme ve ticarileştirme üssü haline gelmesi sağlanacaktır. Bu doğrultuda KKTC’nin kendi imkanlarıyla büyüyen, küresel şartlara uyum sağlayabilen, rekabet gücü yüksek bir ekonomik yapıya kavuşması için durmadan çabalarımızı sürdürecek, Kıbrıs Türk halkınca bugüne kadar elde edilen kazanımları ileriye götürmek için tam bir mutabakat halinde çalışmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu. "Tüm Adaya fayda sağlayacak her türlü işbirliği de değerlendirilmelidir" Kıbrıs meselesine adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm bulunmasının en gerçekçi yolunun, Ada’daki iki devletin yan yana var olmasından geçtiği kanısında olduğunu belirten Yılmaz, "İki devlet olmak işbirliği yapmaya engel değildir. Tüm Adaya fayda sağlayacak her türlü işbirliği de değerlendirilmelidir. Ada’nın gerçekleri ve iki tarafın da iradesini yansıtmayan hiçbir önerinin, bizi adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme götürmeyeceği artık uluslararası toplum tarafından da anlaşılmalıdır. Ada’da kalıcı çözümün akabinde barış içinde yan yana yaşayabilmenin yolu, Kıbrıs Türk halkının meşru ve özden gelen haklarının, egemen eşitliğinin tüm taraflarca idraki ve benimsenmesinden geçmektedir. Bu özden gelen hakların asgari tezahürü olarak, Kıbrıs Türk tarafına uygulanan haksız ve insanlık dışı izolasyonlar kaldırılmalıdır" açıklamasında bulundu. "KKTC’nin bir devlet olduğu gerçeğini görmezden gelen her türlü tutum, Türkiye Cumhuriyeti açısında yok hükmündedir" "Bölgemizde son dönemde İsrail’in kışkırtması ile başlayan İsrail/ABD ile İran Savaşı küresel düzenin enerji, finans ve jeopolitik yapısında kritik bir düğüm noktası haline gelmiştir" diyen Yılmaz, "Bu süreçte GKRY’nin, Ada’nın tamamının sahibi gibi hareket ederek aldığı kararlar da Ada’ya yönelik güvenlik risklerini artırmaktadır. GKRY’nin özellikle Kıbrıs Türk halkının iradesini ve egemen eşitliğini yok sayarak aldığı, boyunu aşan kararları, büyük güç rekabetleri içinde kendine rol bulma yaklaşımı, özellikle son dönemde kendi başına girdiği askeri angajmanları ve ittifak arayışları bu süreci tetikleyen temel unsurlardır. Buradan bir kez daha ilan etmek istiyorum; Ada’da KKTC’nin egemen ve eşit bir devlet olduğu gerçeğini görmezden gelen her türlü tutum, Türkiye Cumhuriyeti açısında yok hükmündedir" dedi. "Bazı ülkelerin GKRY’nin sözde güvenlik endişelerini gerekçe göstererek bölgemize askeri yığınak yaptıklarını biliyor, takip ediyoruz" Kıbrıs Türklerinin müsterih olmasını söyleyen Yılmaz, "Rum tarafı ne kadar silahlanırsa silahlansın, Ada’yı istediği kadar üçüncü ülkelerin kullanımına açmaya çalışsın, Türkiye var oldukça güven içinde kendi bayrağınız altında yaşamaya devam edeceksiniz. Bu çerçevede, 9 Mart tarihinde altı adet F-16 savaş uçağımız ve HİSAR hava savunma sistemlerimiz KKTC’de konuşlandırılmış, ayrıca donanma unsurlarımız da Doğu Akdeniz’deki mevcudiyetini arttırmıştır. Bu dönemde bazı ülkelerin GKRY’nin sözde güvenlik endişelerini gerekçe göstererek bölgemize askeri yığınak yaptıklarını da biliyor, takip ediyoruz. Bölgeye konuşlandırılan askeri unsurlar hiçbir şekilde kalıcı olmamalıdır. Aksi halde Kıbrıs Adası’nda var olan hassas dengeler zarar görecektir. Kıbrıs Adası’ndaki barış ve huzur ortamı, Türkiye’nin 1960 Antlaşmalarından doğan garantörlük hakkıyla gerçekleştirdiği 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sayesinde kurulmuştur. Bu sayede, o günden bugüne Ada’da sadece Kıbrıs Türk halkı için değil Rumlar için de barış ve huzur ortamı tesis edilmiştir" dedi. "Dört yanımız ateşler içindeyken huzur içinde yaşıyorsak bu Türkiye sayesindedir" KKTC Başbakanı Üstel ise şu ifadelere yer verdi: "Anavatan Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler; ortak tarih, ortak kader ve sarsılmaz bir güven üzerine inşa edilmiş köklü bir kardeşlik ilişkisidir. Bu ilişkiler bize atalarımızdan kalan en büyük mirastır. Biz de bu mirasa sahip çıkıyoruz ve çıkacağız. Bölgemizde yaşanan gelişmeleri, savaşları ve artan güvenlik risklerini hep birlikte görüyoruz. Bugün dünyanın 7 ülkesinin savaş gemileri, uçakları ve silahları Kıbrıs’ın güneyinde konuşlandırılmış durumdadır. Rum yönetiminin akıl dışı politikaları nedeniyle Kıbrıs adası adeta savaşın bir parçası haline gelmiştir. Böylesi bir ortamda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde halkımızın huzur ve güven içinde yaşamasını sağlayan tek güç, Türkiye Cumhuriyeti’nin adadaki varlığıdır. Dolayısıyla Türkiye yalnızca finansal destek sağlayan bir ülke değildir; aynı zamanda varlığımızın, güvenliğimizin, huzurumuzun ve devletimizin en güçlü teminatıdır. Dört yanımız ateşler içindeyken huzur içinde yaşıyorsak bu Türkiye sayesindedir. Ve bilinmelidir ki; güvenliğimizden ve garantilerden asla vazgeçmeyeceğiz."
Ankara CHP Genel Başkanı Özel: "İran’da yaşananlar, dünyadaki tüm ülkelerin ekonomilerine zarar veriyor" CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "İran’da yaşananlar başta İran halkına, bölge halkına çok büyük zararlar vermekle birlikte dünyadaki tüm ülkelerin ekonomilerine zarar veriyor" dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, parti ziyaretleri kapsamında Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’ı ziyaret etti. Yeniden Refah Partisi Genel Merkezi’nde baş başa görüşen ikili, görüşmenin ardından ortak basın açıklaması düzenledi. ABD/İsrail ve İran arasında yaklaşık 2 aydır süren savaşın Türkiye’deki her kalem ürünün artmasına sebebiyet verdiğini belirten Özel, "İsrail’in Filistin’e yönelik soykırıma varan katliamları, buna karşı her zaman gerek ortak mitinglerde gerek altına ortak imza attığımız bildirilerde Filistin’in yanında ve arkasında her iki partinin de tarihsel tutumlarını, tutarlılıkla sürdürdüklerini teyit ediyoruz. Bunun yanında İran’a yapılan saldırılar, özellikle ilk gün 165 kız çocuğunun ölümüne sebebiyet veren vahşi saldırıyı hep birlikte bütün dünyayı imza kampanyasına davet eden bir metne Davutoğlu’nun daveti üzerine imza koymuştuk. O günden bugüne de gelişmeleri takip ediyoruz. Dün kararlaştırılan ateşkes ne kadar umut vericiyse, İsrail’in yine kural tanımaz, kanun tanımaz, sözüne güvenilmez tutumunu dün akşam bir kez daha yaşadık. İran’da yaşananlar başta İran halkına, bölge halkına çok büyük zararlar vermekle birlikte dünyadaki tüm ülkelerin ekonomilerine zarar veriyor. Türkiye ekonomisi de son derece kırılgan, krizlere dirençsiz, hazırlıksız haliyle maalesef İran’da yaşananların petrol fiyatlarını yukarıya çeken her aşaması Türkiye’de de başta pompa fiyatlarını akaryakıtta, sonra elektrik ve doğalgaza yapılan yüzde 25’lik zamla da iğneden ipliğe tüm ürünlerin fiyatlarını artırıyor" diye konuştu. "Son husus da ara seçim gündemine ilişkindir" CHP olarak Türkiye’nin erken seçim sürecine girmesi gerektiğini ifade eden Özel, "Son husus da ara seçim gündemine ilişkindir. Her ne kadar Sayın Erdoğan ‘Gündemimizde ara seçim yok’ dediyse de bugün Sayın Meclis Başkanı’nın da teyit ettiği gibi anayasada hiç şüphe uyandırmayacak, tartışma oluşturmayacak kesin bir dille ‘Meclis’te boşanan milletvekillerinin yerine ara seçim yapılır’ maddesi vardır ve ara seçim yapılmadığında bir anayasa ihlali bütün Meclis’in sırtındadır" şeklinde konuştu. "İran’daki binlerce sivilin öldürülmesine şiddetle karşı olduğumuzu ifade etmek istiyorum" İran’a yapılan ağır saldırıların kabul edilemez olduğunu, İran ve bölge halklarının daima yanında olduklarını dile getiren Erbakan ise, "Yapılan görüşmede, Amerika ve İsrail tarafından İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı yapılan hukuksuz, haksız ve vahşi saldırılar ele alındı. İran’daki kız çocuklarından tutun, binlerce sivilin öldürülmesine, katledilmesine, şehit edilmesine, şiddetle karşı olduğumuzu, kınadığımızı, lanetlediğimizi ifade etmek istiyorum. Daha önce de bunu Yeniden Refah Partisi olarak ifade ettik. Büyük İsrail hedefleri ve Siyonizm’in hedefleri doğrultusunda, bölgeyi de dünyayı da olumsuz şekilde etkileyen bir olayla karşı karşıyayız. Özgür Özel’in ifade ettiği gibi bu savaşın bölgemize ve özellikle Türkiye’de ekonomiye olan etkilerini de ele aldık. Avrupa ülkelerinde, batılı ülkelerde bizden bu savaş bölgesine çok daha uzaklığı olmalarına rağmen belki daha az etkilenecek olmalarına rağmen nasıl tedbirler alındığına ilişkin fikir alışverişinde bulunduk" ifadelerine yer verdi.
Ankara AK Parti’de devir teslim: Nilhan Ayan göreve başladı AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Çevre ve Şehircilik Başkanlığı görevine getirilen Nilhan Ayan, düzenlenen devir teslim törenin ardından görevine başladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleriyle AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Çevre ve Şehircilik Başkanı Sevilay Tuncer’in yerine Nilhan Ayan getirildi. Ayan, AK Parti Genel Merkez binasında düzenlenen devir teslim töreniyle görevine resmen başladı. Genel Başkan Yardımcısı Ayan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tensipleriyle göreve layık görülmenin gururunu yaşadığını ifade ederek, "Şahsıma bu kıymetli göreve tevdi eden Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımı sunuyor; çevreye duyarlı, sürdürülebilir ve insan odaklı şehircilik anlayışını daha ileri taşımak için aziz milletimize hizmet yolunda var gücümüzle çalışacağımızı ifade ediyorum. Hizmet bayrağını devraldığım Sayın Sevilay Tuncer Başkanımıza da bugüne kadar göstermiş olduğu gayretleri ve başarılı çalışmalarından dolayı hassaten teşekkür ediyorum. Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda, AK Parti’mizin huzur ve güven veren sancağı altında şehirlerimizi geleceğe taşıyan eser ve hizmet siyaseti anlayışımızı kararlılıkla sürdüreceğiz" açıklamasında bulundu. Nilhan Ayan kimdir? Ayan, 5 Şubat 1980 yılında İstanbul’da doğdu. 1998’de Acıbadem Özel Doğuş Lisesi’nden, 2002 yılında Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. 2009’da Uluslararası ilişkiler alanında yüksek lisansını tamamladı. 2002-2005 yılları arasında haber editörlüğü ve muhabirliği yaptı. 2011-2012’de sabah ve gece haberlerinde editörlük ve spikerlik yaptı. 2020-2023 yılları arasında Kızılay Kadın İstanbul İl Başkanlığı yaptı. 2021 yılında İstanbul Üniversitesi Kentsel Dönüşümü eğitimi aldı. 2022 yılında IFRC İlk Yardım sertifikası aldı. 2023 yılında Harvard Üniversitesi Early Childhood Development: Global Strategies for Implementation eğitimi aldı. Nilhan Ayan evli ve bir çocuk annesidir. Orta seviyede İspanyolca, ileri seviye’de İngilizce bilmektedir.
İstanbul Ekrem İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan: "Benim yaptığım yegane iş İmamoğlu’nun seçim kampanyasına dışardan yardım etmek" ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasında savunma yapan Ekrem İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan, "Benim İBB’de herhangi bir unvanım, fikrim ve sorumluluğum yok, imza yetkim, herhangi bir ihaleye de karışmışlığım yok. Benim yaptığım yegane iş İmamoğlu’nun seçim kampanyasına dışardan yardım etmek. Ekrem İmamoğlu benim patronum değildir benim dostum ve yol arkadaşımdır. Sayın İmamoğlu’na destek vermek benim için bir onur ve vatan görevidir" dedi. ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasının ilk duruşmasının 19. oturumu Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde bulunan duruşma salonunda görüldü. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen duruşmada sanık Melih Geçek’in çapraz sorgusu yapıldı. Ekrem İmamoğlu duruşmada söz verilmesi üzerine sanık Melih Geçek’e soru sordu. İmamoğlu’nun "Göreve geldiniz. Kısa da olsa birlikteliğimiz oldu Melih Bey. Size ‘şunu genel müdür yardımcısı yap, şunu kadrona al, şunu şöyle çalıştır’ gibi bir talimatım geldi mi?" sorusuna sanık Geçek böyle bir durumun söz konusu olmadığını söyleyerek cevap verdi. Ekrem İmamoğlu’nun "İstanbul Senin ile ilgili kafanda bir tereddüt oluştu mı? Zihninde karanlık bir nokta oluştu mu?" sorusuna ise sanık Geçek, "Oluşsaydı söylerdim başkanım. O slogan yerleşmişti, biz de benimsedik" cevabını verdi. Öte yandan duruşma savcısı, İBB Bilgi İşlem Daire Başkanı tutuksuz sanık Erol Naim Özgüner hakkında iddianamedeki 13. eylem olan ‘İBB Hanem’ yönünden ‘kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi’ suçundan suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesini talep etti. Ardından savunmasına geçilen tutuklu sanık Necati Özkan’ın iddianamede örgüt yöneticisi Hüseyin Gün ile uçtan uca şifreli gizli mesajlaşma uygulamaları ile yurt dışında bulunan şahıslara bilgi aktardığı belirtilmişti. Necati Özkan’ın Akmerkez’de bulunan ofisinde farklı tarihlerde, İBB ve iştiraklerinde görevli olan üst düzey yönetici, örgüt üyesi şüpheliler ile belediyeden usulsüz iş alan reklam şirketlerinin yetkilileri olan bazı şahıslarla toplantı yaptığı da iddianamede açıklanmıştı. Ekrem İmamoğlu’nun hiyerarşisi içerisinde vatandaşların kişisel bilgilerinin ele geçirildiği, yabancı istihbarat servisi elemanlarına aktarıldığı ve Necati Özkan’ın da buna iştirak ettiği iddianamede ifade edilmişti. "Sayın İmamoğlu’na destek vermek benim için bir onur ve vatan görevidir" İddianamede yer alan suçlamalara karşı savunması sorulan Ekrem İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Özkan, "Operasyonlardan sonra soruşturmaya 800 insandan fazla kişi dahil edilmiş. 5’ini seçilmiş siyasetçi olduğu için tanıyorum, 6 kişiyi de iş dünyasından tanıyorum. 23 kişiyi de İBB’de oldukları için tanıyorum. Geri kalanıyla hiçbiri irtibatım yok. Benim İBB’de herhangi bir unvanım, fikrim ve sorumluluğum yok, imza yetkim, herhangi bir ihaleye de karışmışlığım yok. Benim yaptığım yegane iş İmamoğlu’nun seçim kampanyasına dışardan yardım etmek. Ekrem İmamoğlu benim patronum değildir benim dostum ve yol arkadaşımdır. Sayın İmamoğlu’na destek vermek benim için bir onur ve vatan görevidir. Ekrem İmamoğlu’nun yönettiği; Murat Ongun ve diğer suç örgütü üyeleriyle gizli toplantılara iştirak ettiğim ileri sürüldü. Aynı zamanda bazı toplantılara Ak Merkez’de bulunan ofisimde ev sahipliği yaptığım, buraları yönettiğim ya da katıldığım tevdi raporunda belirtilen usulsüz ihaleler, hizmet alımları ve haksız olarak kazanılan paranın aklanması suretiyle örgüte haksız kazanç sağlandığı iddia edildi. Sonra iddianame aşamasına gelindi. İddianamede şunu gördük: Paraşütle bu davaya indirilen Hüseyin Gün diye bir şahıs var. Bu sefer suçlama şuna dönüştü ‘Hüseyin Gün’e bağlı olarak hareket eden özel vasıflı üye’. Ancak bunlar yapılırken o gizli toplantılar, usulsüz ihaleler, usulsüz hizmet alımları ve sahte fatura gibi iddiaların hiçbirisi kalmadı. Bunlarla ilgili herhangi bir somut eylem ya da isnat da bulunmuyor hepsi yok olup gittiler. Dolayısıyla sormak istiyorum, iddianamede yer verilmeyen bu iddialar, eğer benim tutuklanmamı gerektirecek ağırlıktaysa neden dava konusu yapılmadı? Neden herhangi bir aşamada bana bunlarla ilgili tek bir soru bile sorulmadı? Hakikat dışı gerekçelerle, asla ciddiye alınamayacak bir içerikle ‘siyasi casusluk’ diye bir casusluk davası icat edildi. Bana bu iftira atıldı. Ve casusluk gibi milli güvenliğimiz adına, devletimiz adına, ülkemiz adına son derece ciddiye alınması gereken bir konu sulandırıldı ve haftalarca medyaya malzeme haline getirildi. İlk duyduğum zaman anlayamadım. Bir sabah televizyonu açtım Merdan Yanardağ hakkında casusluk iddiası falan. Alt yazı geçiyor, sonra Necati Özkan var, İmamoğlu var. Yani ne casusluk davası? Bir de Hüseyin Gün var. Ya kim bu Hüseyin Gün? Bu adam kim? Size her şey adına yemin ederim adamı hatırlayamadım" ifadelerini kullandı. "Bana örgüte üye olmamla ilgili tek bir soru bile sorulmadı" Sanık Özkan savunmasının devamında, "Böyle bir örgütün varlığından söz edebilmek için her şeyden önce örgütle organik bir bağınızın olduğunun somut delillerle kanıtlanması lazım. Sorgulamanın hiçbir aşamasında bana örgüte üye olmamla ilgili tek bir soru bile sorulmadı. Tutuklandıktan sonra avukatlarım belgeleri getirdiğinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tutuklamaya ilişkin sevk yazısını gördüm. Orada az önceki ifadenin bir benzeri yer alıyor: ‘Murat Ongun’a bağlı hareket eden örgüt üyesi şüphelisi Necati Özkan.’ Suç örgütü lideri İmamoğlu, yöneticisi Murat Ongun ve diğer üyelerle gizli toplantılara iştirak ettiğim, Ak Merkez’deki ofisimde bu toplantılara ev sahipliği yaptığım, hatta usulsüz ihaleler ve hizmet alımları organize ettiğim söyleniyor. Bu iddialarla tutuklanıyorum. Dayanak ise 20 yıllık Ak Merkez yönetiminden hukuka aykırı şekilde alınan ziyaretçi kayıtları ve kamera görüntüleridir. Bunlar bana hiç sorulmadı. Ak Merkez’de gizli toplantılar yapıyor musunuz? İnsanlar size geliyormuş, orada ihaleye fesat karıştırıyormuşsunuz, bunu nasıl, kiminle, hangi gün yaptınız? Toplantılara kimler katıldı, ne konuştunuz, parayı nasıl paylaştınız?" diye tek bir soru gelmedi" dedi. Duruşma Necati Özkan’ın iddianamede yer alan eylemlere karşı savunmasıyla devam edilmek üzere 13 Nisan Pazartesi gününe ertelendi.