ASAYİŞ - 11 Temmuz 2025 Cuma 12:33

Büyükerşen’in vakfını kayyuma götüren sebepler

A
A
A

Eskişehir’in eski Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in kurucuları arasında olduğu Eğitim Sağlık ve Bilimsel Araştırma Çalışmaları Vakfı’na (ESBAV) kayyum atanmasının sebepleri ortaya çıktı.

ESBAV Yönetim Kurulu’nda bulunan eski Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ve diğer yöneticilerin ‘Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma’ suçundan yargılanmalarına devam ederken Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından vakfa kayyum atanmasına yönelik dava açıldı. Ankara’da görülen dava sonucunda vakıftan Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen ile 6 üye el çektirildi. Özel Çağdaş Okullarının da bünyesinde bulunduğu vakfa ise Serpil Karaer’in kayyum olarak atandığı öğrenildi. Vakfı kayyuma götüren nedenler ise ortaya çıktı.

Hazırlanan iddianameye göre; Yılmaz Büyükerşen’in Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü döneminde kurduğu Eğitim Sağlık ve Bilimsel Araştırma Çalışmaları Vakfı (ESBAV) ile bu vakfa bağlı şirketler üzerinden uzun yıllara yayılan biçimde kamu varlıklarının ve kamu çalışanlarının özel yarara tahsis edildiği tespit edildi. Yılmaz Büyükerşen tarafından 1979’da kurulan ESBAV, Tuna A.Ş., ETAM A.Ş., ETAM Ltd. ve Yeni Çağdaş A.Ş. gibi iştirakler oluşturdu. Bu şirketler, zamanla gayrimenkul ve ticari gelir kaynakları edinerek yüksek hacimli faaliyet yürüterek, ortaklık yapılarında yapılan değişikliklerle kontrolün Yılmaz Büyükerşen ve ailesine geçtiği öne görüldüğü belirtildi.

Taşınmazları düşük fiyatlara devretmişler

İddianamede yer alan bir diğer konu ise, elde edilen varlıkların düşük rayiç bedelle devredilmesi. Ortaya çıkan bu durumun ise kamu zararına yol açtığı belirtildi. Diğer yandan vakıf şirketlerine tahsis edilen alanların, üniversiteye ait mülklerin uzun süre bedelsiz veya sembolik bedelle kullanımına açıldığı, vakıf şirketlerinde görev yapan kadroların kamu maaşı almaya devam ettiğine dikkat çekildi. Vakıf gelirlerinin amacı dışı değerlendirilerek özel mülkiyet birikimine zemin oluşturduğu ise iddialar arasında.

Üniversite personeli özel okulda ders vermiş

Vakfın eğitim faaliyetlerini yürütmek amacıyla kurulan Çağdaş Okulları hakkındaki iddialarda ise kamu zararına dikkat çekildi. Okulun altyapısı ve faaliyet alanları Anadolu Üniversitesi yerleşkesindeki taşınmazlarda yürütülmesine dikkat çekilirken, üniversitede bulunan kadrolu personelin uzun süre Çağdaş Okulları’nda görevlendirildiği ancak maaş ve sosyal hakları kamu, üniversite bütçesinden karşılandığı belirlendi. Yapılan incelemelerde ise okul gelirlerinin vakıf şirketleri üzerinden tahsil edilerek şirket hesaplarına aktarıldığı belirlendi.

Çağdaş Okulları yıllar içinde vakıftan özel ticari işletmeye dönüştü

Vakıf ile birlikte yürütülen şirketlerden ETAM A.Ş.’nin OSB’deki taşınmazını 13 milyon TL bedelle satarak Tuna A.Ş.’de sermaye artırımı yaptığı, bu kaynakla Çağdaş Okulları’na dolaylı mali destek sağlandığı da iddianamede yer aldı. Yıllar içinde şirket hisselerinin art arda devir edilmesi ve sermaye artırımları ile Çağdaş Okulları’nı kontrol eden yapı vakıf statüsünden fiilen özel ticari işletmeye dönüştüğü dosyada görülüyor.

Diğer taşınmaz ve mal varlığı işlemleri

İddianamede dikkat çeken diğer hususlarda ise, Alanya’da bulunan bir otelin ve çeşitli taşınmazların piyasa değerinin çok altında satışının yapılması, Kütahya Vakıflar Bölge Müdürlüğü raporlarında taşınmaz devri işlemlerinde kamunun zararına neden olunacak şekilde değerleme yapıldığı, Tuna A.Ş. ve ETAM A.Ş.’de ortaklık yapısının yönetim kadrosu lehine değiştirildiği, Vakıf kaynaklarının ticari şirketlerde sermaye artırımı yoluyla kullanılmasının vakıf amaçlarına ve Vakıflar Mevzuatına aykırı olduğuna dikkat çekildi.

Büyükerşen’in mal varlığının arttığı iddiası

Yılmaz Büyükerşen’in mal varlığı beyanında bulunmamasına rağmen taşınmaz ve mevduat birikiminin yıllar içinde kayda değer şekilde arttığı iddianamede yer aldı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Cumalıkızık UNESCO Dünya Mirası Alanı Değerlendirme Toplantısı gerçekleştirildi Bursa’da Cumalıkızık’ın UNESCO Dünya Mirası kimliğinin korunması, sürdürülebilir yönetim anlayışının güçlendirilmesi ve geleceğe taşınmasına yönelik kapsamlı bir değerlendirme toplantısı Tayyare Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Bursa UNESCO Derneği Cumalıkızık Çalışma Gurubu tarafından organize edilen toplantıya yerel yöneticiler, akademisyenler, Bursa alan başkanı ve ekibi, sivil toplum kuruluşları, köy temsilcileri ve koruma uzmanları katıldı. Gündemde tarihi dokunun korunması, restorasyon süreçleri, artan ziyaretçi yoğunluğunun oluşturduğu baskılar, yangın ve afet riskleri, altyapı ihtiyaçları ile yerel halkın sürece aktif katılımı yer aldı. Toplantıda Cumalıkızık’ın yalnızca turistik bir destinasyon değil, yaşayan bir kültürel miras alanı olduğu vurgulandı. Katılımcılar, UNESCO Dünya Mirası unvanının korunabilmesi için koruma-kullanma dengesinin hassasiyetle yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti. Ziyaretçi yoğunluğu kritik boyutta Geçen yıl bir günde yaklaşık 34 bin kişinin Cumalıkızık’ı ziyaret ettiği belirtilen toplantıda, bu yoğunluğun Bursaspor maç günlerindeki stadyum kalabalığıyla kıyaslanabileceği ifade edildi. Uzmanlar, kontrolsüz yoğunluğun tarihi doku üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek sürdürülebilir turizm politikalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Toplantıda yeterli sağlık altyapısının olmadığı, acil tahliye planlarının eksik olduğu, güvenlik ve yönlendirme sistemlerinin yetersiz kaldığı, ziyaretçi yönetiminin profesyonel şekilde yapılmadığı ifade edildi. Yapı stoğu ve restorasyon durumu endişe verici Köyde yapılan güncel yapı tespitine göre: Toplam 259 ev bulunuyor, 168’i tarihi yapı niteliğinde, 76’sı betonarme, 21’i tamamen yıkılmış, 17’si harabe ve tehlike arz eder durumda. Toplam 38 yapı oturulamaz durumda Dikkat çeken bir tespit ise kamu ve STK yapılarının neredeyse tamamı restore edilmişken, köy halkına ait tarihi evlerin yaklaşık yüzde 78’inin hâlâ restore edilmemiş olması. Köy halkının kendi imkanlarıyla restore ettiği ev sayısı yalnızca 19 olarak açıklandı. Toplamda 113 evin restorasyon beklediği, harabe durumdakilerle birlikte yaklaşık 151 yapının müdahale gerektirdiği belirtildi. "Koruma yükü köylünün üzerinde kaldı" Köydeki tarihi evlerin yaklaşık yüzde 70’inde usulüne uygun olmayan müdahaleler bulunduğu ancak bunun yalnızca "köylünün bilinçsizliği" ile açıklanamayacağı vurgulandı. Restorasyon desteğinin sınırlı kaldığı, köy halkının büyük kısmının yıllardır sıra beklediği ifade edildi. "Benim evim neden restore edilmiyor, komşumun benden ne farkı var?" düşüncesinin yaygınlaştığı belirtilirken, koruma yükünün köylü üzerinde kaldığı eleştirisi yapıldı. Toplantıda dikkat çeken bir eleştiri de önceliklerin yanlış belirlenmesine yönelik oldu. Yoğun ziyaretçi baskısı ve otopark ihtiyacı sürerken yeni piknik alanı yapılmasının yanlış öncelik olduğu ifade edildi. UNESCO alanı çevresinde turistik yükü artıracak projeler yerine altyapı ve koruma önceliği olması gerektiği vurgulandı. "Bir Günde 50 Bin Kişiye Hediyelik Eşya Üretebilecek Bir Köy Değiliz" Konuşmalarda "Bir günde 50 bin kişiye hediyelik eşya üretebilecek bir köy değiliz" sözüyle mevcut turizm baskısının gerçekçi olmadığı ifade edildi. Köy ekonomisinin ve yaşam kapasitesinin ziyaretçi yoğunluğuna göre yeniden planlanması gerektiği belirtildi. Uluslararası iş birlikleri ve tanıtım Toplantıda Safranbolu ve Avrupa’daki örnek miras alanlarıyla iş birliği geliştirilmesi, uluslararası uzmanlarla ortak çalışmalar yapılması, İngilizce tanıtım materyalleri hazırlanması ve Cumalıkızık’a özel belgesel projelerinin hayata geçirilmesi yönünde öneriler paylaşıldı. Avrupa’daki bazı UNESCO köylerinin mimariyi korumak için geliştirdiği yenilikçi yöntemlerden örnekler verilirken, amaçlarının bu örneklerden öğrenmek ve Cumalıkızık’a uygun modeller geliştirmek olduğu ifade edildi. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmalı" Toplantıda geleneksel üretim kültürünün, kadın emeğinin ve kırsal yaşam kimliğinin korunmasının UNESCO sürecinin temel parçalarından biri olduğu vurgulandı. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmadan yalnızca fiziksel restorasyon yeterli olmaz" görüşü öne çıktı. Boş duran kamu yapılarının kadın üretim merkezi, sağlık destek noktası, ziyaretçi ağırlama alanı ve kültürel buluşma merkezi olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. "UNESCO unvanı sınırsız turizm değildir" UNESCO uzmanlarının geçmişte yaptığı "Sınırsız turist kabul edilemez" uyarısı hatırlatılırken, 34-50 bin kişinin bir günde gelmesinin başarı gibi sunulmaması gerektiği vurgulandı. Kontrollü ziyaretçi sistemi, rezervasyon ve zaman planlaması, kapasite yönetimi, yönlendirilmiş turizm modeli uygulanması gerektiği belirtildi. "Cumalıkızık dışarıdan gelen baskıyla yok olabilir" Toplantıdaki en önemli uyarılardan biri de Cumalıkızık’ın içeriden değil, dışarıdan gelen baskıyla yok olabileceği yönündeydi. Bursa’nın aşırı büyümesi, kent baskısının köylere dayanması, çevre yapılaşmalarının artması, rant baskısı, tarım alanlarının sanayiye dönüşmesi ve doğal alanların kaybedilmesi başlıca kaygılar olarak sıralandı. Ortak akıl vurgusu Toplantı sonunda katılımcılar, Cumalıkızık’ın geleceğinin ancak kurumlar, uzmanlar ve köy halkının ortak hareket etmesiyle sürdürülebilir şekilde korunabileceği görüşünde birleşti. Ortak akıl, şeffaf iletişim ve katılımcı yönetim anlayışının güçlendirilmesi yönünde çalışmaların devam edeceği belirtildi. "Bu mesele siyaset üstüdür. Amaç çocuklara doğru korunmuş bir miras bırakmaktır" görüşü toplantıya damga vuran mesajlardan biri oldu.