EKONOMİ - 05 Mayıs 2026 Salı 12:34

DSO Başkanı Kasapoğlu; "Reel sektör çoklu maliyet baskısı altında"

A
A
A
DSO Başkanı Kasapoğlu; "Reel sektör çoklu maliyet baskısı altında"

Denizli Sanayi Odası (DSO) Mayıs Ayı Meclis Toplantısı’nda küresel ekonomik gelişmelerin imalat sanayisine etkileri ele alındı. Enerji maliyetleri, ihracat şartları ve finansmana erişim başta olmak üzere sanayicilerin karşı karşıya olduğu sorunlar Meclis gündeminde yer aldı.



DSO Mayıs Ayı Meclis Toplantısı, DSO Meclis Başkanı İ. Okan Konyalıoğlu başkanlığında DSO Hizmet binasında gerçekleştirildi. Toplantıya konuk olarak Denizli Orman Bölge Müdürü Ahmet Köle katıldı.



Toplantının açılışında konuşan DSO Meclis Başkanı İ. Okan Konyalıoğlu, Güney Kore ve Çin ziyaretlerinden edindiği bilgileri Meclis Üyeleriyle paylaşarak küresel sanayideki dönüşüme dikkat çekti. Bu ülkelerin hızlı, kaliteli ve teknoloji odaklı üretimi tüm ölçeklerde bir kültür haline getirdiğini vurgulayan Konyalıoğlu, fuar organizasyonlarındaki güçlü yapıları, planlı sanayi politikaları ve gelişmiş lojistik kabiliyetleriyle rekabette önemli avantaj sağladıklarını ifade etti. Konyalıoğlu, Denizli sanayisinin de bu dönüşümü doğru okuyarak katma değerli ve yenilikçi üretime odaklanması gerektiğini vurguladı.



Toplantının devamında kürsüye gelen DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, konuşmasında Türkiye ekonomisindeki güncel gelişmeleri ve sanayicinin karşı karşıya olduğu temel sorunları değerlendirdi. Bu çerçevede Kasapoğlu, Türkiye ekonomisinde sanayisizleşme patikasının giderek belirginleştiğine dikkat çekerek mevcut enflasyonla mücadele programının reel sektör üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu ifade etti.



"Reel sektör çoklu maliyet baskısı altında, enerji, faiz ve jeopolitik riskler kıskacı derinleşiyor"


Küresel ekonomik gelişmelere değinen Başkan Kasapoğlu, "Bugün enerji maliyetleri, yüksek faiz, jeopolitik riskler, zayıflayan talep ve daralan finansman şartlarıyla aynı anda mücadele ediyoruz. Uluslararası Para Fonu Nisan 2026 Dünya Ekonomik Görünümü raporuna göre, küresel büyüme 2026 yılında yüzde 3,1, 2027’de ise yüzde 3,2 olarak gerçekleşecek. Özellikle Orta Doğu’daki savaş, küresel büyümeyi ve enflasyonla mücadeleyi doğrudan tehdit eden bir unsur olarak görünüyor.



Enerji arzına yönelik olumsuz gelişmeler tüm dünyanın ekonomik dengelerini doğrudan etkiliyor. Savaş öncesinde 65-70 dolar civarında seyreden Brent petrolün varil fiyatı son üç ayda %63, son bir yılda %77 artışla 110 dolar seviyesine yaklaşmış durumda. Bu gelişmelerin enflasyonist ortamı besleme endişelerini beraberinde getirdiğini söylemek yanlış olmaz. Sanayici açısından bu tablo, doğrudan üretim maliyetlerine yansıyan yeni bir baskı alanı anlamına geliyor. Enerji fiyatlarındaki her artış birim maliyetleri yükseltiyor, fiyatlama gücünü zayıflatıyor ve uluslararası rekabetçiliği zorluyor." dedi.



Kasapoğlu: "Sanayici döviz borcuyla değil, üretim gücüyle büyümelidir"


Sanayicinin artan maliyet baskısı altında üretimini sürdürdüğünü, buna karşılık ihracat pazarlarındaki daralma ve döviz gelirlerindeki herhangi gerilemeyle birlikte kur şoku riskinin daha da belirgin hale geldiğini belirten Başkan Kasapoğlu, mevcut şartların sanayiciyi döviz borcuna dayalı bir yapıya zorladığını ifade etti. Kasapoğlu, "sanayici döviz borcuyla değil, üretim gücüyle büyümelidir" diyerek büyüme modelinin yeniden düşünülmesi gerektiğini vurguladı.



Kur riskine teslim olmuş bilançoların ne yatırımı taşıyabileceğini ne de üretimi büyütebileceğini dile getiren Kasapoğlu, çözümün sanayiciyi döviz borcuna mecbur bırakmayan, uygun maliyetli ve erişilebilir Türk lirası kredi imkânlarının artırıldığı ve kur riskinden korunma araçlarının daha etkin kullanıldığı bir finansman yapısının kurulması olduğunu söyledi. Kasapoğlu, ithal ara malı bağımlılığının da azaltılmasına yönelik üretim politikalarının güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.



"Küresel Pazarlarda tutunma mücadelesi artıyor"


İhracat tarafında kur hareketlerinin maliyet artışlarını yeterince karşılayamamasının kâr marjlarını ciddi biçimde daralttığını belirten Kasapoğlu, birçok firmanın artık büyümeden çok mevcut pazardaki varlığını korumaya odaklandığını, işletmelerin zararına ihracat yapmak zorunda kaldığını ifade etti.



Avrupa Birliği’nin sınırda karbon düzenlemeleri, sürdürülebilirlik raporlama yükümlülükleri ve tedarik zinciri denetimleri gibi yeni kuralların da bu tabloya eklendiğini vurgulayan Kasapoğlu, ihracatın artık kurallara uyum ve iklim politikalarıyla da şekillenen çok katmanlı bir rekabet alanına dönüştüğünü vurguladı. "Mesele artık pazara girmek değil, pazarda kalabilmektir" ifadesiyle bu dönüşümü özetleyen Kasapoğlu, dayanıklılık, uyum ve finansmana erişimin bugün her zamankinden daha belirleyici hale geldiğini belirtti.



Merkez Bankasının Döviz Dönüşüm Desteği uygulamasının süre uzatımı kararına da değinen Kasapoğlu, "Reel sektörün beklentisi, bu düzenlemenin çok daha uzun vadeli ve daha güçlü bir çerçevede sürdürülmesi yönündedir" ifadesini kullandı.



"Oyunun kuralı maç başladıktan sonra değişmemelidir"


Başkan Kasapoğlu, enerji alanında yapılan yeni düzenlemelere de değinerek lisanssız elektrik üretiminde aylık mahsuplaşma yerine saatlik mahsuplaşma uygulamasının yatırım planlamalarını zorlaştırdığını, nakit akışı ve geri dönüş süreleri açısından belirsizlik oluşturduğunu söyledi. Kasapoğlu, "Oyunun kuralı, maç başladıktan sonra değişmemelidir. Bu nedenle saatlik mahsuplaşma uygulamasının sanayimizin üretim gerçekleri, yatırım güvenliği ve ülkemizin yenilenebilir enerji hedefleri doğrultusunda yeniden gözden geçirilmesini; mahsuplaşmanın aylık bazda ve doğrudan kWh üzerinden yapılmasına imkân sağlayacak daha öngörülebilir bir yapının oluşturulmasını önemli buluyoruz." dedi.



"İstihdam sanayiden uzaklaşıyorsa, ekonomi üretimden uzaklaşıyor demektir"


Türkiye ve Denizli’ye ilişkin istihdam verilerini Meclis Üyeleriyle paylaşan Kasapoğlu, "Ücretli çalışan verileri, istihdam kompozisyonunu net biçimde ortaya koymaktadır. 2026 Şubat itibarıyla sanayi sektöründe istihdam yıllık bazda yüzde 3,2 gerilerken, özellikle emek yoğun alanlarda kayıplar daha belirgin hale geldi. Buna karşılık inşaat ve hizmet sektörlerindeki artış, istihdamın üretimden ziyade daha düşük katma değerli alanlara kaydığını gösteriyor. Denizli örneğinde tekstil ve giyim gibi sanayinin omurgasını oluşturan sektörlerdeki sert istihdam kaybı, üretim gücündeki erozyonu somut biçimde ortaya koymaktadır. Bizim meselemiz, istihdamın niteliğidir. Nerede, nasıl ve hangi sektörlerde istihdam oluşturduğumuzdur. Eğer sanayide istihdam kaybediyorsak, eğer ana sektörlerimiz güç kaybediyorsa, bugün gördüğümüz iyileşmeler kalıcı olmayacaktır." yorumunda bulundu.



Kasapoğlu’ndan sanayide güven ve öngörülebilirlik vurgusu


Sanayicinin ancak öngörülebilir bir ortamda yatırım yapabildiğini, yatırımın ise büyümenin temelini oluşturduğunu söyleyen Kasapoğlu, "İçinden geçtiğimiz dönem, sanayicinin dayanıklılığını sınayan sıradan bir dalgalanma değil; yönümüzü yeniden tayin etmemizi gerektiren bir eşiktir. Bu nedenle ihtiyaç duyduğumuz şey; geçici rahatlama sağlayan adımlar değil, güven veren, öngörülebilirliği tesis eden ve üretimi merkeze alan güçlü bir politika çerçevesidir. Sanayici önünü görebildiği ölçüde yatırım yapar, yatırım yaptığı ölçüde büyüme mümkün olur.Üretim varsa istihdam vardır, ihracat vardır, daha fazla refah vardır. Üretim yoksa, geri kalan her şey tartışmalıdır" sözleriyle konuşmasını tamamladı.



Denizli Orman Bölge Müdürlüğü faaliyetleri DSO Meclisinde görüşüldü


DSO’nun Mayıs Ayı meclis toplantısına konuk olarak katılan Denizli Orman Bölge Müdürü Ahmet Köle, Bölge Müdürlüğünün Denizli’deki faaliyetlerine ilişkin sunum gerçekleştirdi. Köle, yürütülen projeler ve planlanan çalışmalar hakkında meclis üyelerini bilgilendirirken özellikle ağaçlandırma, orman bakımı ve yangınla mücadele kapsamında yapılan çalışmalara dikkat çekti.



Orman varlığının korunması ve geliştirilmesine yönelik faaliyetlerin sürdüğünü ifade eden Köle, yeşil alanların artırılması ve doğal kaynakların gelecek nesillere aktarılması için çalışmaların aralıksız devam ettiğini vurguladı. Toplantı Meclis Üyelerinden gelen soruların Köle tarafından yanıtlanmasıyla son buldu.



DSO Başkanı Kasapoğlu; "Reel sektör çoklu maliyet baskısı altında"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Türk Eximbank’ın 650 milyon dolarlık tahvil ihracına uluslararası piyasalardan yoğun ilgi Türk Eximbank, uluslararası sermaye piyasalarında 3 yıl vadeli 650 milyon dolar tutarında tahvil ihracı gerçekleştirdi. Söz konusu işlem, mevcut küresel piyasa koşulları dikkate alındığında son dönemin en dikkat çekici ihraçlarından biri olarak öne çıkıyor. Uluslararası piyasalarda süregelen belirsizlik ortamına karşın, Türkiye’nin resmi ihracat destek kuruluşu Türk Eximbank, önemli bir tahvil ihracına imza attı. Türk Eximbank, uluslararası sermaye piyasalarında 3 yıl vadeli 650 milyon dolar tutarında tahvil ihracı gerçekleştirdi. İhraca; İngiltere, Amerika, Orta Doğu ve Asya başta olmak üzere geniş bir coğrafyadan yaklaşık 2,5 milyar dolar tutarında talep geldi. Güçlü yatırımcı ilgisi sayesinde tahvilin nihai getirisi, başlangıç seviyesine kıyasla 47,5 baz puan iyileşerek gerçekleşti. Yatırımcı talebinin gücü doğrultusunda başlangıçta 500 milyon dolar olarak öngörülen ihraç büyüklüğü 650 milyon dolara yükseltildi. İşlemde yeni ihraç primi oluşmaması, Türk Eximbank’ın uluslararası yatırımcılar nezdindeki güçlü kredibilitesini ve güvenilir konumunu bir kez daha teyit etti. Ayrıca ABD Hazine tahvilleri referans alındığında oluşan risk primi seviyesi, Türk Eximbank’ın önceki işlemlerine kıyasla en düşük düzeyde gerçekleşti. 4 ayda 4 milyar dolar kaynak Tamamı Türkiye Hazinesi’ne ait olan Türk Eximbank tarafından gerçekleştirilen bu ihraç, küresel ölçekte devam eden belirsizliklere rağmen uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye duyduğu güvenin sürdüğünü ortaya koydu. İşleme dünya genelinde toplam 116 kurumsal yatırımcı katılırken, özellikle Amerika, Kıta Avrupası ve Asya’daki uzun vadeli yatırımcı ilgisinde geçen yıla kıyasla belirgin bir artış gözlendi. Tahvilin yatırımcı dağılımında Avrupa yüzde 59 ile ilk sırada yer alırken, Orta Doğu ve Asya yüzde 21, Amerika ise yüzde 20 pay aldı. Yatırımcı tabanının yüzde 78’ini uluslararası varlık yönetim şirketleri ve kurumsal yatırımcılar oluşturdu. Bu çeşitlilik, işlemin küresel ölçekte dengeli ve güçlü bir talep yapısıyla karşılandığının da bir göstergesi olarak değerlendirildi. Bu tahvil ihracıyla beraber Türk Eximbank, uluslararası piyasalardan 2026 yılının ilk dört ayında toplam 4 milyar dolar yeni kaynak temin etmiş oldu. "Türkiye ekonomisine duyulan güven açık biçimde ortada" Küresel piyasalardaki belirsizliklere rağmen son derece başarılı bir tahvil ihracı gerçekleştirmekten dolayı mutlu olduklarını belirten Türk Eximbank Genel Müdürü Ali Güney, "Sağladığımız 650 milyon dolar tutarındaki kaynak, Türk Eximbank’ın orta ve uzun vadeli fonlama stratejisinin önemli bir bileşenini oluşturuyor. Zorlu küresel piyasa koşullarına rağmen yaklaşık 2,5 milyar dolar düzeyinde talep toplanması, Türk Eximbank’ın uluslararası yatırımcılar nezdindeki güçlü konumunu ve Türkiye ekonomisine duyulan güveni açık biçimde ortaya koymaktadır. Güçlü talep sayesinde tahvil getirisinin 47,5 baz puan iyileşmesi de bizim için sevindiricidir. Bu sonucun; jeopolitik gelişmelerin ve dalgalı makroekonomik görünümün belirleyici olduğu bir dönemde elde edilmesi ise ayrıca önem taşımaktadır. Uygun ihraç zamanlamasının isabetli şekilde değerlendirilmesi ve süreç boyunca sürdürülen disiplinli iletişim, bu başarının temel unsurları arasında yer almıştır. Türk Eximbank olarak, ihracatçılarımızın uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artırmaya yönelik uygun koşullu finansman sağlamayı ve Türkiye’nin dış ticaret hedeflerine katkı sunmayı kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum" ifadelerini kullandı.