GÜNDEM - 09 Nisan 2026 Perşembe 09:01

BEÜ’den Bitlis’in restorasyonu için TMMOB ile iş birliği

A
A
A
BEÜ’den Bitlis’in restorasyonu için TMMOB ile iş birliği

Bitlis’in tarihi ve kültürel mirasının bilimsel yöntemlerle korunarak geleceğe taşınması amacıyla Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Bitlis İl Koordinasyon Kurulu (İKK) ile Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) arasında iş birliği toplantısı gerçekleştirildi.


Bitlis’in sahip olduğu tarihi dokunun bilimsel temellerle korunması amacıyla BEÜ Sanat Tarihi Bölümü ile TMMOB Bitlis İKK üyeleri, Doç. Dr. Hasan Buğrul başkanlığında bir araya geldi. Toplantıda kamu, akademi ve özel sektörün restorasyon projelerindeki rolü ile sanat tarihinin modern mimariyle entegrasyonu konuları değerlendirildi. Toplantı başkanlığını yürüten Doç. Dr. Hasan Buğrul, üniversite ile meslek odaları arasındaki dayanışmanın şehir kimliği açısından önemli bir kazanım olduğunu belirterek, tarihi yapıların ayağa kaldırılması sürecinde ortak akıl mekanizmasının işletileceğini ifade etti.


Toplantıda konuşan TMMOB Bitlis İKK Sekreteri Hilal Özdoğan ise Bitlis’in restorasyon alanında önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirterek, projelerin doğru teknik ve bilimsel yöntemlerle yürütülmesinin büyük önem taşıdığını söyledi. Restorasyon çalışmalarının yalnızca yapıların onarımı değil, aynı zamanda şehrin kimliğinin yeniden güçlendirilmesi anlamına geldiğini ifade eden TMMOB Bitlis İKK Sekreteri Hilal Özdoğan, amaçlarının Bitlis’in mimari mirasını en doğru tekniklerle ve bilimsel veriler ışığında geleceğe taşımak olduğunu belirterek, "Amacımız, Bitlis’in mimari mirasını sadece onarmak değil; onu en doğru tekniklerle, bilimsel veriler ışığında geleceğe miras bırakmak ve köklü geçmişini modern mimariye entegre ederek şehre layık olduğu kimliği kazandırmaktır" dedi.


Mimarlar Odası Bitlis İl Temsilcisi Murat Akhan da, Bitlis’in tarihi kimliğinin korunmasında mimarların önemli rol üstlendiğini belirterek, projelerin estetik, fonksiyonel ve tarihi dokuya uygun şekilde hazırlanması gerektiğini vurguladı. Akhan, TMMOB bünyesindeki teknik kadroların sürece destek vermeye hazır olduğunu kaydetti.


Toplantıda ayrıca hazırlanacak iş birliği protokolü kapsamında projelerin sanat tarihi uzmanlarının akademik rehberliğinde yürütülmesi, teknik tecrübenin sahaya aktarılması ve restorasyon alanında özel sektör için yeni iş alanlarının oluşturulması hedefleri ele alındı.



BEÜ’den Bitlis’in restorasyonu için TMMOB ile iş birliği

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Trabzon’da kokarca ile mücadele sürüyor Trabzon’da Büyükşehir Belediyesi, Trabzon İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinesinde yürütülen kahverengi kokarca ile mücadele çalışmalarına destek olmayı sürdürüyor. Son yıllarda özellikle fındık başta olmak üzere birçok tarım ürününde verim ve kalite kayıplarına neden olan kahverengi kokarca zararlısıyla mücadele çalışmaları hız kesmeden devam ediyor. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinesinde yürütülen çalışmalara Trabzon Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı da 20 personel ve 10 araçla destek veriyor. Bütün ilçelerde yürütülen çalışmalar kapsamında, zararlının yayılımını önlemek amacıyla kapsamlı bir mücadele programı uygulanıyor. Zararlının kışlak olarak kullandığı depo ve mesken gibi kapalı alanlarda ilaçlama çalışmaları yapılıyor. Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan açıklamada, "Kahverengi kokarca; fındığın yanı sıra elma, armut, şeftali, Trabzon hurması, turunçgil, mısır, biber, fasulye ve domates gibi birçok tarım ürününde ciddi zararlara yol açarak ilimiz ekonomisi için önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Zararlının kışlaklardan çıkışından önce popülasyonun azaltılması amacıyla bina, mesken ve benzeri alanlarda ruhsatlı biyosidal ürünlerle ilaçlama çalışmaları yürütülmektedir. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinesindeki çalışmalara 10 ekiple destek veriyoruz. Yapılacak mücadele ile zararlı popülasyonunun düşürülmesi ve üreticilerimizin uğrayabileceği zararların en aza indirilmesi hedeflenmektedir" denildi.
İstanbul Türk kamikaze dronları dünya arenasında Türkiye’de insansız hava araçları alanında elde edilen başarı, yeni nesil kamikaze dron sistemleriyle farklı bir boyuta taşınıyor. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı ile birlikte savaş doktrinlerinin değişmesi, düşük maliyetli ve yüksek etkili FPV kamikaze dronlara olan ilgiyi artırırken, Türk savunma sanayisi bu alanda da sahneye çıkmaya hazırlanıyor. Skydagger Genel Müdürü Mehmet Öztekin, geliştirdikleri sistemlerin yalnızca tekil kullanım değil, gelecekte sürü halinde görev yapabilen ve Bayraktar TB2, Bayraktar TB3, Bayraktar Akıncı ve özellikle Bayraktar Kızılelma gibi platformlardan bırakılabilecek şekilde tasarlandığını söyledi. Gelişen teknolojiyle birlikte harp sahasının en büyük kırılmalarından biri dronlar ve kamikaze İHA’lar oldu. Türkiye’nin bu alandaki başrol oyuncularından olan SKYDAGGER FVP dron ailesi ve Kamikaze İHA sistemleriyle ön plana çıkıyor. Dron ailesi, sabit kanat ailesi, mühimmat ailesi, fiber ailesi ve batarya ailesi ile dikkat çekiyor. İHA, dronların her pervane ve kamera hariç tüm sistemlerini kendileri geliştiriyor. Testler Baykar tarafından geliştirilen Bayraktar KALKAN Dikey İniş Kalkışlı İnsansız Hava Aracı (DİHA)’dan yapılıyor. Sistemler Bayraktar TB2, Bayraktar TB3, Bayraktar Taarruzi İnsansız Hava Aracı (TİHA) ve özellikle Türkiye’nin ilk insansız savaş uçağı Bayraktar KIZILELMA, gibi platformlardan atılabilecek şekilde de tasarlanıyor. 70 kilometre menzile sahip TOYCA Kamikaze İHA Kamikaze dron sistemleri ve Kamikaze İHA sistemleri Türk savunma sanayiinde öne çıkıyor. Skydagger RTF TOYCA 05 sabit kanat, düşük maliyetli yapısı, sürü uçuş kabiliyeti ve otonom taarruz özellikleriyle öne çıkıyor. 70 kilometrelik operasyonel menzile sahip olan sistemin, savaş alanında hızlı, etkili ve ekonomik çözüm sunması hedefleniyor. 5 kilogram harp başlığına sahip olan TOYCA 50 dakika havada kalabiliyor. Skydagger Dart 81 Sabit kanat ve Skydagger RTF Toyca 10 Sabit kanat içinde çalışmalar devam ediyor. Skydagger Genel Müdürü Mehmet Öztekin, "Tecrübemizi 2024 yılında başladığımız Skydagger serüveniyle sürdürmekteyiz. Amacımız sürdürülebilir çok adetli imalat hızlı imalat ve uygun fiyatlı imalat olarak inansız hava araçları kamikaze araçları geliştirmek ve bunları hızlı bir şekilde üretip kullanıcıya sunmaktır. Şuan bir cihaz, peşine iki cihaz, üç cihaz şeklinde tabi Kalkan DİHA’nın kabiliyetlerini engellemeyecek aksine daha da artıracak şekilde çalışmalar yapıyoruz. Bulut ütünde seyreden bir Kalkan DİHA, bulut altına bir tane cihaz yolladığı zaman hem keşif gözetlemesine devam edecek hem de gördüğü hedefleri de imha etmiş olacak. Testlerimizi Bayraktar Kalkan DİHA ile yapmamızdaki amaç şuan sahada kullanılan sistem. Çok hızlı entegrasyon yapabiliyoruz. Kabinde TB2, TB3 gibi platformlarla AKINCI TİHA ve Bayraktar KIZILELMA olacak" ifadelerini kullandı. "TOYCA sistemimiz envantere girmeye hazırlanıyor" TOYCA kamikaze İHA’nın envantere girmeye hazırlandığını belirten Öztekin, "Şuan sistemlerimiz 500 gramdan başlıyor ve 10 kiloya kadar taşıyıcı sistemler tasarladık. Bunların içinde hem döner kanatlı platformlar var hem dron tabir ettiğimiz 3 tane sabit kanat platformumuz var. Onlar da 500 gram, 5 kilo ve 10 kilogram harp başlıklarına sahip. Bu gibi sistemler daha konvansiyonel savaşta kullanılan sistemlere göre çok daha basit sistemler. Çok kısa eğitimlerle piyadenin de kullanabileceği sistemler. 2 bin dolarlık dronlarla, bu şekilde kolay kullanılabilir sistemlerle saf dışı bıraka biliyorsunuz. Çünkü sürekli iki tarafta bir birlerine yaklaşık bin tane dron atabiliyor aynı gün farklı noktalardan. Kullanan operatörlerin karargahlarda olması yer altında sığınaklarda olması ya da izole bir yerlerde olması da tabi bu gücü artırıyor. Döner kanat platformlarımız, kamikaze dron sistemlerimiz envantere girdi. Şimdi sırada TOYCA sistemimiz yani sabit kanat platformlarımızdan envantere girmeye hazırlanıyor. Minimum 80 kilometre diyoruz biz ve cipies noktasına giriş yapabiliyor ve dalış yapabiliyor. TOYCA 10 ‘da da özelliği 10 saat havada kalabiliyor patlar motor ve elektrik motor olarak iki versiyonu var. Patlar motorda da menzillerimiz 750 kilometrenin üzerinde" dedi.
İzmir İzmir’de rekor yağışlar barajları doldurdu İzmir’de yılın ilk çeyreğinde etkili olan yoğun yağışlar, kentin en büyük içme suyu kaynağı Tahtalı Barajı’nda doluluk oranını yüzde 52,30 seviyesine taşıdı. Daha bir kaç ay önce hayvanların otladığı alanda, barajın simgesi haline gelen eski minarenin çevresi yine suyla doldu. Artan yağış grafiğiyle birlikte il genelindeki diğer barajların da su seviyelerinde belirgin bir yükseliş kaydedildi. Yılın ilk çeyreğinde kente düşen yağışlar barajların su seviyesini hızla yükseltti. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre; ocak ayında metrekareye 223,7 kilogram, şubatta 300,3 kilogram ve gayriresmi verilere göre mart ayında 74 kilogram yağış düştü. Yılın ilk üç ayında metrekareye düşen toplam yağış miktarı 598 kilograma ulaştı. Şehir merkezinde 2025 yılının tamamında metrekareye toplam 432,1 kilogram yağış düşerken, bu yıl sadece ilk çeyrekte geçen yılın toplamı geride bırakıldı. Bu dönemdeki yağışların etkisiyle, kentin içme suyu ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan Tahtalı Barajı’nda su seviyesi hızla toparlandı. Geçtiğimiz yılın sonunda doluluk oranı yüzde 0,13’e kadar gerileyerek kuruma noktasına gelen Tahtalı Barajı’nda su seviyesi toparlanarak yüzde 52,30’a ulaştı. "Gördes ve diğer barajlarda doluluk arttı" Yılın ilk çeyreğindeki yağışlar, kentteki diğer su kaynaklarının seviyelerini de yukarı taşıdı. İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi verilerine göre geçtiğimiz yılın sonu ve ocak ayı başlarında doluluk oranı yüzde 0,42’ye kadar gerileyerek kuruma noktasına gelen Gördes Barajı’nda su seviyesi yüzde 39,57’ye çıktı. Balçova ve Ürkmez barajlarında doluluk oranı yüzde 100 seviyelerine yaklaştı. Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı’nda ise doluluk yüzde 82,38 olarak belirlendi. Geçen yıla kıyasla ilk çeyrek itibarıyla İzmir barajlarının tamamında yüz güldüren bir artış yaşandı. "Önümüzdeki yedi sekiz yıl ortalamanın üzerinde olacak" Kurak yılların ardından şiddetli yağışların geldiğini ve önümüzdeki on yıllık sürecin büyük kısmında yağışların ortalamanın üzerinde seyredeceğini belirten Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, "Çok kurak yılları mutlaka çok yağışlı yıllar takip eder. 2024-2025 dönemi gerçekten müthiş kuraktı. 2026’ya geldiğimizde ise daha önce belirttiğimiz gibi bol yağışlı ve selli geçme ihtimali yüksek bir yıl olarak rekorlar kırıldı. Gerçekten son 80 yılın en yağışlı dönemini yaşıyoruz. 4 Nisan itibarıyla nisan ortalamalarını geçtik, olağanüstü bir yağış var. Bütün toprak iyice doydu ve suların tamamı barajlara gelerek buraları doldurdu. Bundan sonra önümüzdeki 10 yıllık sürecin yedi sekiz yılı yağışlar açısından ortalamanın üzerinde olacaktır. Bu nedenle artık barajlarda su sorunumuz kalmayacaktır ancak 2036’dan sonra bu barajlar yine tamamen boşalacaktır. Asıl sorun, bu barajlar boşalmadan önlemleri alabilmektir. Mümkün olduğunca yeraltı barajları yapmalıyız. Türkiye’de kişi başı su potansiyeli 1300 metreküpken, İzmir’de bu oran 600 metreküp seviyesindedir. Yaklaşık 12-13 yıldır gündemde olan ancak henüz yapılmayan Düvertepe Barajı gibi projelere ağırlık verilmeli, olabilecek her yere baraj yapılmalıdır. Barajların tamamen sıfırlandığı çok şiddetli kurak yıllar dışında yeraltı sularını kesinlikle kullanmamalıyız." ifadelerini kullandı. "Suyu bilimsel olarak kullanmalıyız" Arıtma tesislerinden çıkan suyun tarımda değerlendirilmesi gerektiğinin ve taban sularının doğal bir şekilde çok yükseldiğinin altını çizen Yaşar, "Yağışlar henüz en üst akiferlere inmedi, oralara ulaşması çok uzun yıllar alacaktır. Ancak taban suları çok yükseldi ve İzmir’de binaların bodrumlarından su fışkırmaya başladı. Bu doğal bir durum çünkü son 80 yılın en olağanüstü yağışını aldık. Temel mesele suyu dikkatli ve bilimsel olarak kullanmaktır. Bilimle hareket edersek hiçbir sorunumuz kalmaz. Arıtmadan çıkan suyu tarıma kazandırmalı ve yapılabilecek her alana bol bol baraj inşa etmeliyiz. Örneğin, tabanı onarılan Gördes Barajı’nda doluluk oranı yüzde 40’lara yaklaştı. Gördes, Tahtalı’dan yüzde 50 daha büyük, devasa bir barajdır. Gördes ve Tahtalı barajlarını dikkatli bir şekilde yönetir ve Çiğli Arıtma’dan çıkan suyu da sisteme dâhil edersek İzmir’in hiçbir su sorunu kalmayacaktır" dedi.