GÜNDEM - 17 Mayıs 2026 Pazar 12:34

Yeşil elmas enginarın görünmeyen mesaisi yüz güldürüyor

A
A
A
Yeşil elmas enginarın görünmeyen mesaisi yüz güldürüyor

Türkiye’nin önemli tarım kentlerinden Aydın’da bahar aylarıyla birlikte enginar hasadı hız kazanırken, Efeler ilçesi Gölhisar Mahallesi’nde tarlalardan toplanan enginarlar usta ellerde sofralara hazırlanıyor. Sezonluk olan enginar soyumu için 600 km uzaklıktan Aydın’a gelen Çeliktaş kardeşler, "Sarraf altını işler, biz de bıçağı işliyoruz. Bu işten kişi başı asgari ücretin 4 katına kadar gelir elde edilebilir" dedi.



Vitamin ve mineral açısından zengin olan, karaciğer dostu olarak bilinen enginarın sindirime yardımcı olduğu ve bağışıklık sistemini desteklediği biliniyor. Lifli yapısıyla uzun süre tok tutan enginar, sağlıklı beslenme listelerinin de vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Efeler ilçesine bağlı Gölhisar Mahallesi, Aydın’ın önemli enginar üretim merkezleri arasında yer alıyor. Verimli toprak yapısı ve uygun iklim şartları sayesinde bölgede yetiştirilen enginarlar, iç piyasada yoğun talep görürken farklı illere de gönderiliyor. Hasat döneminde mahallede hem üretim hem de enginar soyumu sayesinde hareketli bir çalışma temposu yaşanıyor. Enginar soyumu yapan ustalar kısa süren sezonda yoğun çalışarak yılın önemli kazanç dönemlerinden birini geçiriyor. Hasat edilen enginarlar, kabuklarından ayıklanarak çanak haline getiriliyor.



Enginar soymada ustalık, hız ve doğru teknik büyük önem taşırken, işi bilen kişiler günde yaklaşık bin 500 ila 2 bin adet enginar soyabiliyor. İstanbul’dan Aydın’a gelen Ali ve Sezgin Çeliktaş kardeşler de sezon boyunca yoğun tempoda çalışarak bu işten gelir elde ediyor. Sabah erken saatlerde başlayan ve akşam geç saatlere kadar süren mesaiyle çalışan Ali ve Sezgin Çeliktaş kardeşler, enginar soymanın dışarıdan göründüğü kadar kolay olmadığını belirtti. Soyum işinde en önemli detaylardan birinin ise kullanılan bıçak olduğunu vurgulayan kardeşler, "Sarrafın altını işleyebildiği gibi enginar soyucusunun da bıçağını işleyebilmesi önemlidir" sözleriyle mesleklerindeki inceliği anlattı.



"Çocukluğumuzdan beri enginar soyuyoruz"


Abisi ile enginar soyumu yapan Ali Çeliktaş çocukluk yıllarından bu yana tarımın içinde olduklarını belirterek, "Çocukluğumuzdan beri tarımın, meyve ve sebzenin içerisindeyiz. Küçüklüğümüzden beri enginar soyuyoruz. İnsanlar için enginar soymak zor olabilir ama bizim için bir meslek olduğu için zor gelmiyor. Kaslarımız bile bu soyma alışkanlığına alışmış durumda. Enginar soymak kişiden kişiye gelir olarak da değişir. Kimi insan kendini bu işe adamıştır, fazla soyum yapıp daha fazla kazanç elde edebilir. Kimi insan da kendisini çok yormadan, yettiği kadar deyip emek harcadığı miktarda para kazanabilir. Soyabilen insan için enginar dönemliktir ama güzel bir kazanç getirebilir" dedi.



"Enginarcının sanatı da bıçağıdır"


Bıçağın önemine dikkat çeken Çeliktaş, "Bıçaklarımız çok ince de kalın da değildir. Standart mutfak bıçağıdır. Sarrafın altını işleyebildiği gibi enginar soyucusunun da bıçağını işleyebilmesi önemlidir. Bıçağını işleyebilen insan enginar soyuculuğunda ustadır. Bıçak işleyemeyen insan soyar belki ama adetli, verimli ve düzgün soyamaz. Soyan bıçak ile soymayan bıçağın çıkarttığı işçilik hiçbir zaman aynı olmaz. Enginarcının sanatı da bıçağıdır. O yüzden bıçak özeldir. Ancak özel bıçak dendiğinde özel yapım anlaşılmamalıdır. Bizim bıçaklarımız normal pazardan alınabilecek mutfak bıçaklarıdır. Bana sıradan bıçak getirin, ben o bıçağı enginar soyabilen hale getiririm. Ama bunu yapabilmek uzun zaman ve tecrübe gerektirir" diye konuştu.



"İstanbul’dan sezon için geldik"


Sezgin Çeliktaş ise kardeşiyle birlikte İstanbul’dan Aydın’a geldiklerini belirterek, "Burada 6 kişilik bir ekibiz. Biz buraya kardeşimle birlikte İstanbul’dan geldik. Enginar soymada dikkat edilmesi gereken şeyler vardır. Enginarın kabuğunu özünden ve etinden mümkün olduğunca ince şekilde alarak, daha etli, daha yuvarlak ve çanaklı bir şekilde soymaya çalışıyoruz. Kaliteli soyum tarzı budur. Onun haricinde enginarı soyduktan sonra kararmasın diye limonlu ve tuzlu su ile korumaya çalışıyoruz. Limonlu ve tuzlu suyu iyice içine çektikten sonra akşam üzeri iç kısmını ayrıca alıyoruz" ifadelerini kullandı.



"Kazanç asgari ücretin 4 katına kadar çıkabiliyor"


Çalışma sürelerinin uzun ve yorucu olduğunu ifade eden Çeliktaş, "Çalışma sürelerimiz biraz uzun ve yorucudur, tempo ister. Kazanç olarak da tatmin edici bir gelir var. Kişiye göre değişmekle beraber bir asgari ücret bazında hesaplarsak 4 katına kadar gelir elde edilebilir. Sabah 7 buçuk 8 gibi çalışmaya başlıyoruz ve akşam 7’ye kadar soyum işini yapıyoruz. Akşam 7’den sonra da enginarın tüylü iç kısmını çıkartmak için çalışıyoruz. Sezonluk bir iş olduğu için kazanç değişkenlik gösterebilir. 6 kişilik bir ekip sezonu 2 ayda kapatabilir, 8 kişilik bir ekip 1 buçuk aya düşürür. 4 kişi olursun 3 aya çıkar. Enginarın boyutuna göre değişmekle birlikte bir kişi günde minimum bin, maksimum 2 bin tane enginar soyabilir" dedi.



Yeşil elmas enginarın görünmeyen mesaisi yüz güldürüyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Osmaniye Osmaniye Lezzet Festivali’ne hanım eli değdi Osmaniye’de bu yıl ikincisi düzenlenen Osmaniye Lezzet Festivali’ne kadın girişimciler damga vurdu. Festival kapsamında açılan stantlarda kadınlar, el emeği göz nuru ürünlerini sergileyerek hem yöresel lezzetleri tanıttı hem de aile ekonomisine katkı sağladı. Osmaniye Belediyesi tarafından düzenlenen ve Türkiye’nin farklı illerinden ünlü şeflerin katılımıyla başlayan festival, Atatürk Caddesi’nde kurulan stantlarla renkli görüntülere sahne oldu. Festival alanında yer alan kadın girişimciler, Osmaniye’nin simgelerinden biri olan yer fıstığından hazırlanan farklı lezzetleri vatandaşların beğenisine sundu. Yer fıstığından hazırlanan yöresel ürünlerin yanı sıra takı, kozmetik ve el işi ürünlerini de sergileyen kadınlar, stantlara gelen ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü. Festival boyunca vatandaşlar yöresel lezzetleri tatma imkânı bulurken, kadınların hazırladığı ürünler etkinliğe ayrı bir renk kattı. Osmaniye yer fıstığını dünya geneline tanıtmak için üretime katıldığını söyleyen Gülşen Kurt, "Yer fıstıklı milkshake’imizle festivale katıldık. Türkiye’de ilk defa bizim yaptığımızı söyleyebiliriz. Çünkü bildiğimiz kadarıyla hiçbir yerde yer fıstıklı milkshake yapılmıyor. Bunun yanında Osmaniye’nin adını daha geniş kitlelere duyurmak amacıyla yer fıstığı kolonyamızı ürettik. Ayrıca tanıtıma özel olarak yer fıstığı yağından sabunlarımızı da hazırladık. Bu tür festivallerle bizlere destek veren Belediye Başkanımıza da teşekkür ediyoruz" ifadelerine yer verdi. "Festival, ürettiğim ürünleri tanıtmak için bana çok büyük bir imkan sağladı" diyen Derya Kelkoca ise, "Ürünlerimi kendim üretiyorum. Daha önce ev hanımıydım, sonrasında mesleği öğrendim. Üretim yaptığım ve evime katkı sağladığım için çok mutluyum. Çanta, kemer, cüzdan başta olmak üzere deriyle ilgili aklınıza gelebilecek birçok ürünü yapıyorum. Hoşuma giden ve beğendiğim tasarımları üretmeye çalışıyorum. Bu festival benim için kendimi tanıtma açısından çok güzel bir fırsat oldu. İnşallah daha güzel günler görürüz. Çünkü burada böyle bir üretimin olduğunu daha önce pek kimse bilmiyordu. Osmaniye için de bunun önemli ve güzel bir değer olduğunu düşünüyorum. Üretiyor ve insanlara tanıtıyorum" şeklinde konuştu. "Aile yaşam merkezi, sosyal yaşamı desteklemek amacıyla faaliyet gösteriyor" Aile yaşam merkezlerinin kadınları üretime kazandırarak ailenin sosyal hayatını olumlu etkilemek için kurulduğunu belirten Ezgi Avşar ise, "Belediye Aile Yaşam Merkezi olarak festivalde standımızla yer alıyoruz. Standımızda kursiyerlerimiz ve eğitmenlerimizin el emeğiyle hazırladığı ürünler bulunuyor. Hem kursiyerlerimize destek olmak hem de Lezzet Festivali kapsamında ürünlerimizi tanıtmak amacıyla burada yer alıyoruz. Aile yaşam merkezi, sosyal yaşamı desteklemek amacıyla faaliyet gösteriyor. Öğrencilerimiz merkezimize gelerek birlikte üretim yapıyor ve hazırladıkları el emeği ürünleri burada satışa sunabiliyor. Bu durum hem aileleri hem de kursiyerlerimizi mutlu ediyor. Festival kapsamında böyle bir alanın oluşturulması da bizleri ayrıca sevindiriyor" dedi.
Yalova Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.