GÜNDEM - 25 Şubat 2026 Çarşamba 11:24

Üniversiteye girebilmek için çıkardığı başörtüsüyle akademisyen olarak kürsüye çıktı

A
A
A

28 Şubat'ın 27'nci yıl dönümü yaklaşırken Doç. Dr. Bedia Koçakoğlu, yasaklarla geçen öğrencilik yıllarını anlattı. Üniversiteye girebilmek için başörtüsünü çıkarmak zorunda kalan Koçakoğlu, yıllar sonra akademisyen olarak kürsüye başörtüsüyle çıktı.

 Başörtülü girdiği ilk dersin unutulmaz olduğunu aktaran Koçakoğlu, "Kapıdan içeri girdim, öğrenciler tanımadı. Ta ki ‘Merhaba arkadaşlar' diyene kadar. Sesimden tanıdılar ve öğrenciler gözleri dolu dolu ayağa kalktılar ve alkışlamaya başladılar. ‘Çocuklar niye alkışladınız ne oldu' dedim ‘Hocam özgürlüğü alkışladık' dediler" ifadelerini kullandı.

Türkiye siyasi tarihine "postmodern darbe" olarak geçen 28 Şubat sürecinin 27'nci yıl dönümü yaklaşırken, başörtüsü yasağı nedeniyle üniversitelerde yaşanan baskılar ve bireysel mağduriyetler yeniden gündeme geliyor. O dönemin tanıklarından Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bedia Koçakoğlu, öğrencilik yıllarından akademik kariyerine uzanan süreci ve hafızasında iz bırakan hatıraları anlattı.
28 Şubat sürecinde Selçuk Üniversitesi'nde eğitim gördüğünü belirten Koçakoğlu, üniversiteye devam edebilmek için başörtüsünü çıkarmak zorunda bırakıldığını söyledi. Koçakoğlu, aradan geçen yılların ardından Akdeniz Üniversitesi'nde başörtülü bir akademisyen olarak görev yapmasının kendisi için yalnızca mesleki değil, aynı zamanda kişisel bir özgürleşme anlamı taşıdığını ifade etti.

"Bu mesele bir kıyafet tartışması değildi"

28 Şubat sürecini "insanın insana yaşattığı bir cehennem" olarak tanımlayan Koçakoğlu, yaşananları yalnızca başörtüsü ekseninde değerlendirmenin eksik olacağını şu şekilde dile getirdi:
"Ahmet Hamdi Tanpınar'ın çok güzel bir ifadesi vardır. ‘Tarihimizin en hazin tarafı nedir biliyor musun Mümtaz? İnsanın yalnız insanla meşgul olması.' Oysa bizi öldürecek yüzlerce vaziyet vardır ama insanın yerini hiçbir şey alamaz. İnsanoğlu, insanoğlunun cehennemidir. 28 Şubat süreci de bana kalırsa insanın insana yaşattığı bir cehennemdi. Bu meseleyi sadece baş açma-kapama meselesi değil, bir medeniyet bunalımı ve bilinç yarılması olarak okumak gerekir."

"Başörtüsünden tanırlar"

Çocukluk yıllarında Bulgaristan'dan gelen göçmen ailelerle yaşadığı bir anıyı paylaşan Koçakoğlu, o yıllarda zihnine kazınan korkunun 28 Şubat sürecinde yeniden canlandığını söyledi. Koçakoğlu, "1980'lerin sonuydu. Bulgaristan'dan çok büyük bir göç yaşanmıştı. Babam iki aileyi misafir etmişti. O ailelerden birinin kızı Yıldız ablaydı. Bir gün annesiyle annem arka odada fısıltılarla konuşurken kapı aralığından duydum. Kadın biricik oğlunu Bulgarların tanklarının paletleri altında nasıl ezdiklerini, kendilerini başörtülerinden çekip çekip nasıl sürüklediklerini, dövdüklerini, hakaret ettiklerini anlattı. Ertesi günü dayanamayıp anneme sordum dedim ki, anne niçin bu kadar eziyet etmişler Yıldız ablalara, suçları ne? Ne yapmışlar? ‘Çünkü Müslümanlar' dedi. O gece hiç uyumadım. ‘Ya bir gün beni de başörtümden tanırlarsa?' diye düşündüm. 28 Şubat geldiğinde boğazımda bir düğüm vardı. ‘İşte beni de tanıdılar' dedim" ifadelerini kullandı.

Selçuk Üniversitesi'ndeki kırık ayna

Üniversite yıllarını anlatan Koçakoğlu, Selçuk Üniversitesi kampüs girişinde yaşanan sahneleri şu sözlerle aktardı:
"Selçuk Üniversitesi'nin giriş kapısındaki kırık ayna, başörtüsünü mahcubiyetle açıp kapatan genç kızların aynasıydı. Kamusal alan diye bir terane uydurdular. ‘Burada açarlarsa özel hayatta da açarlar' diye düşündüler. Ama öyle olmadı. O kamusal alanın içinden inancımızı ve davamızı büyüterek çıktık."

"Devlete küs bir nesil kaldı"

28 Şubat'ın yalnızca bireysel değil toplumsal etkiler bıraktığını vurgulayan Koçakoğlu, sürecin devlete karşı kırgın bir nesil oluşturduğunu şöyle ifade etti:

"Koridorlarda başörtülü öğrenciler için tutanak tutuluyordu. Kampüs alanında polis kovalamacaları yaşanıyordu. Devlet bizi tehdit olarak gördü. Devlete küs, devlete kırgın, devletten korkan bir nesil kaldı geriye. Şimdi devlet nedir diye şöyle bir sorguladığınızda biziz, devlet bizim için var. Halka rağmen devlet olunmaz. Halk için devlet olunur. Biz o dönem devlet mekanizmasıyla ilgili sorgulamalar, kavram kargaşaları yaşadık. Günümüze doğru gelelim, bu süreçte Cumhurbaşkanımıza teşekkür etmeyi ben her defasında çok değerli ve anlamlı buluyorum."
Başörtüsü yasağının kaldırılmasını "devletle barışma" olarak nitelendiren Koçakoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a teşekkür etti.

"Anayasal güvenceye ihtiyaç var"

Başörtüsü özgürlüğünün anayasal güvence altına alınması gerektiğini belirten Koçakoğlu, geçmişte yaşanan travmaların yeniden tetiklenmemesi gerektiğini söyleyerek, "Başörtüsüyle ilgili bugün hâlâ anayasal düzeyde bir güvencemiz yok. Devletin değişmesi halinde, geçmişte yaşadığımız karanlık günlere yeniden dönme korkusu taşıyoruz. Çıkarılabilecek herhangi bir yasa ya da düzenlemeyle, bizi tekrar "kamusal alan" adı altında sınırlandıran bir anlayışın hâkim olabileceği endişesini yaşıyoruz. Bu nedenle, mecliste anayasaya eklenecek açık bir maddeyle bu hakkın kesin ve kalıcı biçimde güvence altına alınmasını istiyoruz. Çünkü insan bir kez o karanlık çukurun içine düştüğünde, aynı travmayı yeniden yaşaması toplumda çok daha derin yaralar açacaktır. Böyle bir durumda ortaya çıkacak toplumsal tepki, 27 yıl önce verilen tepkiden çok daha farklı ve çok daha güçlü olacaktır. Bizim talep ettiğimiz bu güvence, yalnızca hukuki bir düzenleme değil, aynı zamanda bu milletle ve bu devletle gerçek anlamda bir helalleşmenin karşılığıdır" dedi.

Akdeniz Üniversitesi'nde akademik yaşam ve "ikili hayat"

Akdeniz Üniversitesi'ndeki akademik kariyerine de değinen Koçakoğlu, göreve başladığı yıllarda başörtüsü nedeniyle ciddi bir psikolojik baskı yaşadığını şu şekilde anlattı:

"2012 yılında göreve başladım. Açık girdiğim için herkes beni açık zannediyordu. Dışarıda öğrencilerin bulunabileceği ortamlara mümkün olduğunca gitmemeye çalışıyor, gerektiğinde şapka, boyunluk gibi aksesuarlarla kendimi gizleme ihtiyacı hissediyordum. Hatta belki tuhaf karşılanacak ama "inşallah", "maşallah" gibi kelimeleri bile kullanmamaya özen gösteriyordum. Bu şekilde, ikili bir hayat sürmeye çalışmanın insanı ne denli yıprattığını bizzat deneyimledim. Ancak tüm bu yıpranmışlığa rağmen, dişinizle tırnağınızla elde ettiğiniz kazanımları bir anda silip atamıyorsunuz. Sonunda şunu fark ediyorsunuz, toplumu değiştirmek, dönüştürmek ve gerçek anlamda mücadele edebilmek için tam da o alanlarda var olmak gerekiyor."

"Başörtülü gireceğim"

2015 yılında doçentlik sürecinde başörtüsüyle sınava girme kararı aldığını belirten Koçakoğlu, o kararı şöyle anlattı:
"Doçentlik sınavına gitmeden önce önemli bir dönemeçten geçtim. O yıllarda sınav sürecinde mülakat vardı ve pek çok akademisyen başörtüsünü açmak zorunda kalıyordu. Ben de sınava gitmeden önce kesin bir karar aldım. Çünkü bu durum insanın içinde derin bir vicdan azabı oluşturuyor. Bir yandan kızım var, ona karşı kendimi sorumlu hissediyorum. Diğer yandan, sergilemek zorunda kaldığım ikili görüntünün bana ait olmadığını biliyorum. Bu rahatsızlıkların sonucunda, doçentlik sınavına başörtülü girmeye karar verdim. "Kalacaksam kalayım," dedim. Doçent olmak ya da olmamak, kendim olmaktan daha önemli değildi. İlk doçentlik sınavına başörtülü girdim. Dönüşte üniversiteye gelerek rektörle görüştüm. "Hocam, ben başörtülüyüm ve bundan sonra üniversitede başörtülü olarak devam edeceğim" dedim. Ve o günden sonra üniversiteye bu şekilde girdim."

Öğrenciler ayağa kalktı: "Özgürlüğü alkışladık"

Başörtülü olarak girdiği ilk dersini unutamadığını belirten Koçakoğlu, yaşadığı anı şu sözlerle anlattı:
"İlk sınıfa girişimi hiç unutmuyorum. Kapıdan içeri girdim, öğrenciler beni tanımadı. Ta ki ‘Merhaba arkadaşlar' diyene kadar. Öğrenciler, sesimden tanıdı, gözleri dolu dolu ayağa kalktılar ve alkışlamaya başladılar. ‘Çocuklar niye alkışladınız, ne oldu' dedim. Hocam ‘Özgürlüğü alkışladık' dediler. Bu benim için çok kıymetliydi. Çok şükür Allah'a, o günden bu yana o özgürlükçü ortam içerisinde herkes birbirini severek sayarak güzel bir eğitim sistemi içerisinde devam ediyoruz."

"Artık kısık sesler değiliz"

Bugün üniversitelerde başörtülü ve başörtüsüz öğrencilerin birlikte özgürce eğitim alabildiğini vurgulayan Koçakoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

"28 Şubat süreci, değerlerimizin elimizden alınmaya çalışıldığı ancak aynı zamanda bizim için bir uyanışın da başladığı bir dönemdi. Bugün öğrencilerimin arasında başörtülü olan da var, başörtüsüz olan da. Her biri, tercihleri doğrultusunda özgürce eğitim alabiliyor. Artık yalnızca varlıklı ailelerin çocukları değil, en mütevazı imkânlara sahip ailelerin evlatları da eşit şartlarda öğrenim görebiliyor. Gelinen noktada bazı zihniyetlerin tamamen değişmediğini görüyoruz. Ancak devlet mekanizması halkın lehine işletildiğinde, toplum içinde gerçek anlamda eşitliğin tesis edilebildiğine inanıyorum. Sevgili şairin dediği gibi, "Biz kısık sesleriz." Hayır Artık kısık sesler değiliz. Cumhurbaşkanımızın açtığı yoldan sonra, gür bir sesiz."

Begüm Aksoy - İbrahim Sönmez

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun Petek gençle gençler Akdağ’ı keşfe doydu Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin "Petek Genç" gezi programları kapsamında düzenlediği Akdağ gezileri sona erdi. 2 bin 492 öğrenci Büyükşehir ile Akdağ Kayak Merkezi’nin güzelliklerini keşfetme ve karın tadını çıkarma fırsatı yakaladı. Samsun Büyükşehir Belediyesi Petek Genç Projesi kapsamındaki gezi programları ile bir taraftan gençlerin sosyal yaşamını renklendiriyor bir taraftan da onlara şehrin turizm destinasyonlarını gezme fırsatı sunuyor. Gençler, Petek Genç Gezi Programları kapsamında her mevsim Samsun’un farklı bir güzelliğini keşfe çıkıyor. Bu yılki kış rotası ise Ladik ilçesinde bulunan ve Türkiye’nin önemli kış turizm merkezlerinden biri olan Akdağ Kayak Merkezi oldu. Ocak ve Şubat 2026 tarihleri arasında gerçekleşen gezilere 16-25 yaş aralığında 2 bin 492 kişi katıldı. Öğrenciler gezilerde kayaktan kızağa birçok aktivite ile kışın tadını çıkardı aynı zamanda da sosyalleşerek spor ve kültür dolu bir deneyim yaşadı. Gençler, Samsun’u Büyükşehir ile keşfediyor Gençler, Petek Genç projesi ile şehrin turizm zenginlikleri ile buluşuyor, Samsun’un güzelliklerini adeta Büyükşehir Belediyesi ile keşfe çıkıyor. Kış rotası olarak belirlenen Ladik, eşsiz doğası ve kış manzarasıyla gençlerin hafızasında unutulmayacak güzel izler bıraktı. Doğa, spor ve eğlenceyi bir araya getiren gezilerde katılımcılar doyasıya eğlenirken arkadaşlık bağlarını da güçlendiriyor. Geziler sırasında Ambarköy Açık Hava Müzesini de ziyaret eden gençler, bölgenin tarihi ve kültürel dokusunu yakından tanıma fırsatı buldu.
Zonguldak BEUN’da BAP destekleri yüzde 79,62 artışla 2025’te zirveye taşındı Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN), nitelikli bilimsel yayın ve proje üretiminde son dört yılda dikkat çekici bir atılım gerçekleştirdi. 2021 yılında 108 olan Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) destekli proje sayısı, 2025 yılında 194’e yükselerek yüzde79,62 oranında artış gösterdi. Aynı dönemde proje bütçesi ise 7,1 milyon TL’den 104 milyon TL’ye çıkarak, 97 milyon TL’lik önemli bir yükseliş kaydetti. BEUN, bir asırlık tarihiyle kurulduğu günden bu yana şehrine ve bölgesine değer katan, akademik camiadaki gelişimini istikrarlı bir şekilde sürdüren öncü yükseköğretim kurumlarından biri olmaya devam ediyor. Sürdürdüğü hedefleri doğrultusundaki BAP destekli üretilen yayın ve proje verilerine göre 2021 yılında 108 olan BAP destekli proje sayısı, 2025 yılı itibarıyla 194’e yükselerek yüzde79,62 oranında artış gösterdi. Aynı dönemde proje bütçesi 7.105.975 TL’den 104.032.345 TL’ye çıkarak 97 milyon TL’lik dikkat çekici bir artış kaydetti. Bu yükseliş, BEUN’un araştırma altyapısını güçlendirme ve proje kültürünü yaygınlaştırma konusundaki kararlılığının en somut göstergesi oldu. Makale üretimini teşvik eden "BAP Makale Destek Projesi" sayısı 2025 yılında 100’e ulaşarak yüzde100’lük bir artış gerçekleştirdi. Bu gelişme, BEUN’da özellikle Q1 ve Q2 kategorilerindeki nitelikli akademik yayınların desteklendiğini ve uluslararası görünürlüğün güçlendiğini ortaya koydu. Altyapı yatırımlarında da önemli bir ivme yakalandı. 2021 yılında 12 olan BAP Altyapı Destek Proje sayısı, 2025’te yüzde58,33 artışla 19’a yükseldi. Böylece araştırma ortamının teknik ve fiziki imkânları daha da güçlendirilerek sürdürülebilir bir bilim ekosistemi oluşturuldu. Bu süreçte Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Koordinasyon Birimi üzerinden sağlanan mali desteklerin kapsamı genişletildi. Böylece üniversitenin araştırma kapasitesi güçlendirilerek nitelikli bilimsel üretime olan teşvik artırıldı. BEUN’da Etki Faktörü Yüksek Yayın ve Projelerin Sayısı Her Geçen Gün Artıyor Bilginin yalnızca üretilmesi değil; yaygınlaştırılması ve toplumsal faydaya dönüştürülmesi anlayışıyla hareket eden BEUN, proje kültürünü kurumsal yapının merkezine yerleştiriyor. Bilimsel ve teknolojik araştırmalara büyük önem veren Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, akademisyenlerine BAP Koordinasyon Birimi aracılığıyla kapsamlı mali destekler sunarak nitelikli proje üretimini teşvik ediyor. Bu desteklerle araştırma kültürünün yaygınlaştırılması, bilimsel hareketliliğin artırılması ve Türkiye’nin teknolojik, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasına katkı sağlanması hedefleniyor. Rektör Özölçer: "BAP Destekleriyle Nitelikli Bilimsel Üretimi Teşvik Ediyoruz" BEUN Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, 2022 yılında göreve geldikleri günden bu yana araştırma odaklı bir dönüşüm süreci başlattıklarını vurgulayarak şu sözleri ifade etti: "Göreve başladığımız 2022 yılından itibaren üniversitemizi araştırma kapasitesi güçlü, proje üretme yetkinliği üstün yükseköğretim kurumu haline getirme hedefiyle kararlılıkla çalışıyoruz. Bu hususta oldukça önem verdiğimiz konulardan biri de BAP destekli projelerdir. BAP destekli projeler, akademisyenlerimizin nitelikli yayın ortaya koymalarında kayda değer bir rol üstlenmektedir. Bu destekler sayesinde hem araştırma ve öğretim görevlilerimizin hem de öğrencilerimizin lisansüstü tez çalışmaları güçlenmekte ayrıca akademisyenlerimizin ve araştırmacılarımızın ortaya koyduğu uluslararası düzeyde yayın ve projeler ortaya çıkmaktadır. Nitekim 2021 yılına göre 2025 yılındaki proje sayımızda yüzde79,62’lik, bütçemizde ise 97 milyon TL’lik artış sağlanmış olması; üniversitemizde yerleşen güçlü araştırma kültürünün açık bir göstergesidir. Makale destek projelerimizle özellikle Q1 ve Q2 düzeyindeki yayınların artmasını teşvik ediyor, altyapı yatırımlarımızla bilimsel üretimin sürdürülebilirliğini sağlıyoruz. Bu başarılar ışığında hedefimiz; öncelikle aday araştırma üniversitesi statüsüne yükselmek, ardından bu ünvanı araştırma üniversitesi seviyesine taşımaktır. Bununla birlikte ülkemizin teknolojik, ekonomik ve sosyal kalkınmasına yön veren projeler üretmeye devam etmektir. Bu duygu ve düşüncelerle yükseköğretimde kalite ve araştırma odaklı dönüşüme verdiği desteklerden dolayı Yükseköğretim Kurulu Başkanımız Sayın Prof. Dr. Erol Özvar’a ve değerli YÖK ailesine şükranlarımı sunuyorum. Yükseköğretim vizyonumuza yön veren destekleri bizler için son derece kıymetlidir. Bununla birlikte bu başarıda emeği bulunan tüm akademisyenlerimize ve öğrencilerimize teşekkür ediyor; başarılı çalışmalarının devamını temenni ediyorum."
Iğdır Iğdır Üniversitesi, APAIE Hong Kong 2026’da yerini aldı Iğdır Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Gürel, Hong Kong’ta Asya-Pasifik Uluslararası Eğitim Birliği’nin (Asia-Pacific Association for International Education-APAIE) en prestijli etkinliği olan 19. APAIE 2026 Konferansı ve Fuarı’nda Iğdır Üniversitesini temsil etti. Her yıl yaklaşık 70 ülkeden 3 bine yakın üniversite yöneticisi, akademisyen ve yükseköğretim profesyonelini bir araya getiren fuarda Rektör Gürel, Iğdır Üniversitesinin uluslararasılaşma misyonu doğrultusunda stratejik temaslarda bulundu. Assam Down Town Üniversitesi ile Akademik İş Birliği Fuar kapsamında Hindistan’ın önde gelen yükseköğretim kurumlarından Assam Down Town Üniversitesi ile Iğdır Üniversitesi arasında "Memorandum of Understanding on Academic Cooperation (MoU)" ve Erasmus anlaşması imzalandı. Rektör Prof. Dr. Ekrem Gürel ile Assam Down Town Üniversitesi Uluslararası Ofis Başkanı Prof. Dr. Mrinmoy Basak tarafından imzalanan protokol çerçevesinde; akademik ve idari personel değişimi, lisans ve lisansüstü öğrenci hareketliliği, ortak araştırma projeleri, ders verme faaliyetleri, sempozyum ve bilimsel etkinlikler düzenlenmesi gibi pek çok alanda iş birliğinin önü açıldı. Bu anlaşma, Iğdır Üniversitesi’nin uluslararası akademik ağını genişletme hedefi açısından önemli bir kilometre taşı oldu. Hong Kong Başkonsolosu Kerim Sercan Evcin ile Görüşme Rektör Prof. Dr. Ekrem Gürel, konferans süresince Türkiye’nin Hong Kong Başkonsolosu Kerim Sercan Evcin ile de bir araya geldi. Görüşmede, Iğdır Üniversitesi’nin uluslararası akademik iş birliklerinin güçlendirilmesi ve bilimsel çalışmaların desteklenmesine yönelik değerlendirmelerde bulunuldu. Küresel Yükseköğretimde Daha Güçlü Bir Iğdır Üniversitesi 23–27 Şubat 2026 tarihleri arasında Hong Kong’da düzenlenen konferansa ilişkin değerlendirmelerde bulunan Rektör Gürel, organizasyonun dünyanın en büyük ve en saygın uluslararası yükseköğretim etkinliklerinden biri olduğunu vurguladı. Iğdır Üniversitesi’nin küresel görünürlüğünü artırmak adına fuarın önemli imkanlar sunduğuna dikkat çeken Rektör Gürel, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Fuarda uluslararası akademik iş birliklerimizi güçlendirmeyi, öğrenci ve akademisyen hareketliliğini artırmayı, çift diploma, ortak program ve araştırma projelerine yönelik yeni iş birlikleri geliştirmeyi hedefliyoruz. Ayrıca küresel yükseköğretimdeki güncel gelişmeleri yakından takip etmekten de büyük memnuniyet duyuyoruz."