EKONOMİ - 25 Mart 2026 Çarşamba 14:08

ATB Başkanı Çandır: " Emperyalist fırsat saldırıları enerjiden tarıma her şeyi etkiledi"

A
A
A
ATB Başkanı Çandır: " Emperyalist fırsat saldırıları enerjiden tarıma her şeyi etkiledi"

Antalya Ticaret Borsası (ATB) Mart Ayı Meclis toplantısı, Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında yapıldı. Yönetimin bir aylık çalışmasıyla ilgili üyelerin bilgilendirildiği Meclis’te ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, tarım, ekonomi ve bölgesel gelişmelerin ülke ve Antalya’ya etkileriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.


Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgede çıkan savaştan duyduğu kaygıyı dile getiren Başkan Ali Çandır, savaşın bir an önce sona erdirilmesini diledi. Çandır, "Ortadoğu’da başlatılan emperyalist fırsat savaşının ortaya çıkardığı insani ve çevresel yıkımı kaygıyla izliyoruz. Savaşın bir an önce sona ermesi ve sorunların diplomasiyle çözülmesi en büyük dileğimizdir. Çünkü savaşın bedeli, ekonomik tablolarla değil, insan hayatında ve doğada açtığı derin yaralarla ölçülmektedir. Bu savaş ne İran’ın nükleer güç olmasını engellemeye yöneliktir ne de güvenlik ve özgürlük kaygılarıyla ilgilidir. İran’ın nükleer güç olmaması yönündeki müzakereler anlaşma yoluna girmişken aniden başlatılan saldırılar, esas amacın ne olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Bir aya yaklaşan savaş, taraflara kaybettirmekle kalmamış aynı zamanda dünyaya da bedel ödetmeye başlamıştır" dedi.



"Yurtta sulh, cihanda sulh" vurgusu


Başkan Çandır, savaşa karşı ülkelerin farklı stratejik yaklaşımlar gösterdiğini belirtirken, Türkiye’nin dengeli duruşunun önemini vurguladı. Çandır, "Kimi ülkeler daha sabırlı ve planlı adımlar atıyor, kimi risk yönetimi ve güç dengesi üzerinden ilerliyor, kimi de mevcut durumu fırsat bilip uzun vadeli nüfuz ve alan hâkimiyeti kurmaya odaklanıyor. Ülkemizin ise dengeli bir duruş sergilediğini görüyoruz. Diplomasiyle yürütülen barış girişimlerinin kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesinin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğine inanıyoruz" şeklinde konuştu.



"Enerjiden tarıma her şeyi etkiledi"


Savaşın artık siyasi ya da askeri bir mesele olmanın ötesine geçtiğini, enerji piyasalarından ticaret hatlarına, gıda sistemlerinden tarımsal üretime kadar uzanan çok boyutlu bir olumsuz etki alanına sahip olduğuna dikkat çeken Çandır, "Coğrafi konumumuz gereği ülkemiz de bu gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir. Tarım, turizm ve ticaret kenti Antalya’mız ise şiddeti hisseden şehirlerin başında gelmektedir" diye konuştu.


Hürmüz Boğazı çevresindeki risklerin tarım sektörü açısından üç temel gerçeği ortaya koyduğunu kaydeden Çandır, "Birincisi maliyet gerçeğidir. İkincisi tedarik güvenliğidir. Üçüncüsü ise sahip olunan potansiyeldir" ifadelerini kullandı.



"Antalya kimyevi gübre tüketiminde 8. sırada"


Enerji fiyatlarındaki artışın mazottan gübreye kadar tüm girdileri doğrudan yükselttiğini, Antalya tarımının bu artışlardan çok fazla etkilendiğini belirten Çandır, şu değerlendirmede bulundu:


"Antalya’dan örnek verecek olursam; 2025 verilerine göre 181 bin tonluk kimyevi gübre tüketimiyle Türkiye’de 8. sıradayız. Fakat birim alanda en yoğun ve nitelikli gübre kullanan illerin başında geliyoruz. Gübre başta olmak üzere mazot ve diğer girdi maliyetlerindeki şiddetli artışlar, zayıflayan rekabet gücümüzü felç etme riski taşımaktadır. Ancak her zaman belirttiğim gibi tarım, yalnızca bir sektör değildir; gıda güvenliğidir, ekonomik dayanıklılıktır, stratejik güçtür. Dolayısıyla tarımsal faaliyetlerle ilgili değer zincirinin mutlaka korunması ve geliştirilmesi hayati bir önem taşımaktadır. Bu kapsamda alınacak kararlar ve uygulamalar sektörümüzün dayanıklılığını artıracaktır. Örneğin ürede gümrük vergisinin sıfırlanması, azotlu gübre ihracatına getirilen kısıtlamalar ve amonyum nitrat satışına izin verilmesi yerinde adımlardır. Bunun yanında finansman imkânlarının güçlendirilmesi ve tarımın stratejik bir alan olarak ele alınması büyük önem taşımaktadır."



"Üretici tarım girdilerindeki artışı taşıyacak güçte değil"


Türkiye’nin enerji, gübre, zirai ilaç, yem ve diğer temel tarım girdilerinin hammaddelerinde de önemli ölçüde dışa bağımlı olduğunu vurgulayan Başkan Ali Çandır, "Bu durum sektörümüzü kırılgan hale getirmektedir. Yüksek maliyetler altında üretimde kalmaya çalışan üreticimiz, savaşın tetiklediği girdi fiyatlarındaki artışı taşıyacak güçte değildir. Bu nedenle tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için acil ve somut adımlar atılmalıdır. Tarımsal üretimde maliyet baskısını azaltmak için mevcut destekleme anlayışını yeniden değerlendirmek zorundayız" dedi.



"Tarımda zaman kaybının telafisi yok"


Tedarik güvenliğindeki sıkıntıya dikkat çeken Çandır, "Enerji ve lojistikte yaşanan her aksama girdilere erişimi ve mal sevkiyatını zorlaştırmaktadır. Oysaki tarımda zaman kaybının telafisi yoktur. Girdi zamanında gelmezse üretim aksar, verim düşer ve mal sevkiyatı zorlaşır" şeklinde konuştu.


Çandır, Avrupa Birliği (AB) için geleceğin üretim ve ticaret politikasının tedarik güvenliği olduğunu işaret ederken, şunları söyledi:


"AB’nin tedarik zincirlerini güvenilir ortaklar üzerinden yeniden kurma amacına yönelik hazırladığı ‘Made in EU’ düzenlemesinde ülkemizin yer alması önemlidir. Bu konuda büyük bir çaba sarf eden Ticaret Bakanımız Sayın Ömer Bolat başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Ancak diğer taraftan AB dış ticareti ve gümrük tarifelerini standartlarla belirlemeye ve sürdürülebilir üretim kriterlerine uyumu korumaya odaklanan bu temel politikanın potansiyel kadar riskler de barındırdığını unutmamalıyız. En büyük risk, ilave maliyet artışlarıdır. Bunu aşmamızın yolu doğru yatırım hamlelerinden geçmektedir. Yani acilen yapmamız gereken iş ve yatırım ortamını iyileştirmektir. Çünkü ‘Made in EU’ kapsamında olmak ülkemizin üretim ve ihracat kapasitesini geliştirecektir."



"Navlun maliyetleri ticareti zayıflatır"


Bölgesel ticaret akışının zayıfladığı dönemlerde Türkiye’nin güçlü üretim kapasitesiyle mevcut ve yeni pazarlarda öne çıkan bir ülke olduğunu belirten Çandır, "Antalya ise örtü altı üretim ve ihracat gücüyle böyle dönemlerde önemli roller üstlenmiştir. Ancak artan navlun maliyetleri ihracatta rekabet gücümüzü ciddi şekilde zayıflatmaktadır. Bu alanda maliyetleri dengeleyecek ve ihracatçıyı koruyacak önlemler gecikmeden alınmalıdır. Unutmayalım ki; maliyet yükü hafifletilmeden hiçbir potansiyel, kalıcı kazanca dönüşemez" diye konuştu.



Turizm kaygısı


Dünya ve Türkiye’de turizm sektöründe savaş kaygısının hakim olduğunu kaydeden Çandır, "Bu kaygıyı gidermek için güven algısını güçlendirecek tanıtım ve stratejiler gecikmeden devreye alınmalıdır" ifadelerini kullandı.



Tarım 25 yılda 8 kez küçüldü


ATB Başkanı Ali Çandır, 2025 yılı gayri safi yurt içi hasıla verilerini de değerlendirdi. Tarım sektörünün son 25 yılda üçüncü kez yılın tüm çeyreklerinde küçüldüğünü belirten Çandır, "Sektörümüz yılı yüzde 8,8 daralma ile kapatmıştır. Bu tabloyu yalnızca kuraklık ya da don ile açıklamak doğru olmaz. Çünkü tarım, son 25 yılda 8 kez küçülmüş; ortalama her 3 yılda bir daralma yaşamıştır. Bu artık geçici değil, yapısal bir sorundur. Aynı dönemde genel ekonomimiz yıllık ortalama yüzde 4,9 büyürken, tarım yalnızca yüzde 2,5 büyüyebilmiştir. Yani sektör olarak yarı hızda ilerlemişiz. Bu fark, zamanla sektörümüzü zayıflatmış ve atalete sürüklemiştir. Bu tespitlerimizi ve 2025 yılının tarım açısından iyi geçmediğini yıl boyunca rakamlar ve gerçekleşmelerle paylaşmıştım. Sonuç olarak çözüm; tarımı esastan ve kapsayıcı bir yaklaşımla yeniden ele almaktır" dedi.



Antalya daha dirençli


2026 yılının Ocak ve Şubat aylarına ilişkin ekonomik verileri değerlendiren Başkan Çandır, Antalya’nın ülke ekonomisine oranla nispi olarak daha dirençli bir görünüm sergilediğini ifade etti. Başkan Çandır, şu bilgileri paylaştı:


"Çekle işlem hacmindeki artış ülkemiz ortalamasının iki katından fazla artarken, karşılıksız çek hacmindeki artış ülke ortalamasının yarısında kalmıştır. Toplam kredilerde Türkiye’de yüzde 44 artış görülürken Antalya’da yüzde 56, ticari kredilerde yüzde 45’e karşılık yüzde 63 artış yaşanmıştır. Tarımsal kredilerde ise ülke genelinde yüzde 41, kentimizde yüzde 39 artış gerçekleşmiştir. İhracatta ise daha güçlü bir tablo söz konusudur. Türkiye genelinde toplam ihracat yüzde 0,8 daralırken, Antalya’da yüzde 18 artmıştır. Tarımsal ihracatta ise Türkiye yüzde 0,7 gerilerken, kentimiz yüzde 19,4 artış sağlamıştır. Özetle, yılın ilk iki ayında Antalya, ülke ortalamasının üzerinde bir performans ortaya koymuştur. Bu ivmenin gelecek aylarda da korunması için iş dünyası olarak çalışmaya devam edeceğiz."



"Suyu koruyamazsak rekabet gücümüz kaybolur"


Antalya Ticaret Borsası’nın 2026 yılı temasını ‘su’ olarak belirlediğini hatırlatan Başkan Ali Çandır, "Son tarım gündem programımızda da konumuz ‘su’ oldu. Programa konuk olan hocamızın özellikle yer altı kaynaklarını kast ederek çok net bir tespitini sizlerle paylaşmak isterim ‘Bugün kullandığımız su aslında torunlarımızın suyu’. Bu söz tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin doğrudan su yönetimine bağlı hale geldiğinin en çarpıcı halidir. Acilen suyu merkeze alan, verimliliği artıran ve her damlayı koruyan bir üretim anlayışına geçmek zorundayız. Aksi halde yalnızca rekabet gücümüzü değil, geleceğimizi de kaybederiz" diye konuştu.


Yürürlüğe giren 2026-2035 dönemi Ulusal Su Planı’na da dikkat çeken Başkan Çandır, "Ulusal Su Planı da su meselesinin artık ertelenebilir bir konu olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Plan, suyu koruyan, verimli kullanan ve gelecek nesillere aktaran bir üretim anlayışına geçişin yol haritası niteliğindedir. Ancak esas olan bu planı kağıt üzerinde bırakmamak ve sahada uygulayabilmektir" dedi.



YÖREX heyecanı başlıyor


Antalya Ticaret Borsası öncülüğünde TOBB’un desteğiyle 2010 yılında başlatılan Yöresel Ürünler Fuarı YÖREX ile yerel değerleri ekonomiye kazandırdıklarını anlatan Ali Çandır, "Bu yıl 22-26 Nisan tarihlerinde düzenleyeceğimiz YÖREX’te her zaman olduğu gibi, üreticilerimizi, kooperatiflerimizi, oda ve borsalarımızı, kalkınma ajanslarımızı, zincir marketleri ve e-ticaret platformlarını bir kez daha bir araya getiriyoruz. Ürünlerine katma değer oluşturmak ve ekonomiye kazandırmak isteyen herkesi YÖREX’te yer almaya davet ediyoruz. Tüm hemşerilerimizi ve misafirlerimizi 5 gün boyunca 10.00-20.30 saatleri arasında ANFAŞ Fuar Alanı’na bekliyoruz" diye konuştu.


Çandır, üretimin sürdüğü, suyun korunduğu, barışın güçlendiği bir gelecek dileyerek konuşmasını tamamladı. Mecliste üyeler, sektörleriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.



ATB Başkanı Çandır: " Emperyalist fırsat saldırıları enerjiden tarıma her şeyi etkiledi"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep Gaziantep Büyükşehir’den doğum sürecine destek için ebe eşliği modeli Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nce "Ebe desteğiyle sağlıklı gebeler sağlıklı nesiller" sloganından hareketle hazırlanan proje hayata geçiriliyor. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Gaziantep Üniversitesi ve İŞKUR iş birliğinde, Gaziantep Valiliği koordinasyonuyla "Ebe Süreklilik Bakım Modelinin Maternal ve Neonatal Klinik Sonuçlara Etkisi: Belediye Temelli Paralel Gruplu Randomize Kontrollü Çalışma" başlıklı proje hayata geçiriliyor. Hizmete alınacak projede, aynı ebenin gebelikten lohusalığa kadar eşlik ettiği bakım modeliyle sezaryen oranlarının düşürülmesi, doğum korkusunun azaltılması ve doğum memnuniyetinin artırılması hedefleniyor. Gaziantep Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Semra Akköz Çevik’in yürütücülüğünü üstlendiği projede, gebelik, doğum ve lohusalık sürecinde aynı ebenin kadına eşlik ettiği bakım modelinin sonuçları incelenecek. "Ebe desteğiyle sağlıklı gebeler sağlıklı nesiller" sloganından hareket ederek hazırlanan projede, son yıllarda artan sezaryen oranları, doğum korkusu (tokofobi - doğuma yönelik yoğun korku), travmatik doğum deneyimleri ve doğum sonrası depresyon gibi kadın merkezli bakım ihtiyacını artıran başlıklar incelemeye alınıyor. Bu anlamda Dünya Sağlık Örgütü’nün süreklilik temelli ebe bakımını önerdiği ve bu modelin müdahaleli doğum oranlarını azaltabileceğine işaret ediliyor. Araştırma kapsamında, gebeliğin 16-27’nci haftaları arasında bulunan ve belediye kadın sağlığı merkezine kayıtlı 120 gebe çalışmaya dahil edilecek. Katılımcılar, 60 müdahale ve 60 kontrol grubu olmak üzere ikiye ayrılacak. Gebelere haftalık 90 dakika eğitim ve danışmanlık programı sunulacak Müdahale grubunda yer alan gebelere, 8 hafta boyunca haftada bir gün 90 dakika süren ebe liderliğinde eğitim ve danışmanlık programı uygulanacak. Programda doğum fizyolojisi (doğumun doğal işleyişi), doğum korkusuyla baş etme, nefes ve gevşeme teknikleri, doğum pozisyonları, ağrı yönetimi, baba-partner katılımı, emzirme ve doğum sonrası psikolojik uyum başlıkları ele alınacak. Ayrıca gebelere aynı ebe tarafından doğum öncesi takip sağlanacak, doğumda eşlik edilecek ve lohusalık döneminde iki ev ziyareti gerçekleştirilecek. Katılımcılara telefonla 7 gün 24 saat ulaşılabilirlik imkanı sunulacak. Amaç, müdahaleli doğum oranlarını azaltmak Çalışmanın birincil sonucu sezaryen oranı olarak belirlenirken, müdahaleli doğum oranı, preterm doğum (erken doğum), doğum süresi, doğum korkusu düzeyi, doğum memnuniyeti ve doğum sonrası depresyon ikincil sonuçlar arasında yer alıyor. Ölçümler, başlangıçta, gebeliğin 36-38’inci haftalarında ve doğum sonrası 6’ncı haftada yapılacak. Elde edilecek verilerle, belediye temelli ebe süreklilik bakım modelinin etkinliğinin ortaya konulması ve sezaryen oranlarının azaltılmasına yönelik stratejilerin geliştirilmesi hedefleniyor. Proje çıktıları doğrultusunda toplum temelli ebe danışmanlık sisteminin güçlendirilmesi ve politika öneri raporu hazırlanması planlanıyor. Ebelik okuyan öğrenciler, gebelerin doğum sürecine eşlik edecek Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin yaptığı açıklamada "Ebelerle birlikte, sağlıklı gebeler ve sağlıklı nesiller" sloganının çok önemli bir projeyi içerisinde barındırdığımı belirterek, "Ailelerimizin sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için anne sağlığı çok önemli, bebek sağlığı çok önemli, gebenin sağlığı çok önemli. Üniversitemize çok teşekkür ediyorum. 3. sınıf öğrencilerimizden başlamak üzere her gebenin bir ebesi olacak. Aynen aile hekimi gibi düşünün ve o süreci takip edecek. Doğum sonrası 6 hafta boyunca da takip edecek" dedi. Programa katılmak isteyen öğrenciler İŞKUR’a başvuracak İşgücü Uyum Programı (İUP) projesinin Cumhurbaşkanlığı Staj Programı’nın İŞKUR’a katıldığını hatırlatan Başkan Fatma Şahin, "İUP programına ben de katılmak istiyorum diyen 3’ncü sınıf ebe öğrencilerinin 31 Mart’a kadar İŞKUR’a başvurması gerekiyor. Başvuran öğrencilerimizin içerisinde biz gebelerimizle birlikte çalışmaya başlayacağız. Biz de belediye bünyesinde bu projeyi destekleyen bir dijital yazılım hazırlayacağız. Bir takip sistemi koyacağız. Bunu talep eden öğrencilerimizle bunu talep eden gebelerimizi bir araya getirdikten sonra hocalarımız eğitime başlayacaklar. Günün sonunda ebesiyle, gebesiyle, çocuğuyla huzurlu bir neslin devamı olacak" diye konuştu.
Elazığ FÜ’de Nevruz Bayramı coşkuyla kutlandı Nevruz Bayramı, Fırat Üniversitesi tarafından düzenlenen şenliklerle coşkulu bir şekilde kutlandı. Baharın müjdecisi olan Nevruz Bayramı, Fırat Üniversitesi tarafından düzenlenen şenliklerle coşkulu bir şekilde kutlandı. Üniversitenin 50. Yıl Parkı’nda gerçekleştirilen etkinliğe; Vali Yardımcısı Ömer Faruk Ateş, Rektör Prof. Dr. Fahrettin Göktaş, Belediye Başkan Yardımcısı Nazif Bilginoğlu, İl Emniyet Müdürü Adnan Karayel, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Alpaslan Doğan, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Kaygusuz, Genel Sekreter Prof. Dr. Sinan Akpınar, fakülte dekanları, akademisyenler, öğrenciler ve çok sayıda davetli katıldı. Programda konuşan Rektör Prof. Dr. Fahrettin Göktaş, Nevruz’un birlik ve kardeşlik duygularını pekiştiren önemli bir kültürel miras olduğunu vurgulayarak, Türk milletinin köklü medeniyet anlayışına dikkat çekti. Göktaş, kış mevsiminin sona erip doğanın yeniden canlandığı bu özel günün; dirilişin, bolluğun ve bereketin sembolü olduğunu ifade etti. Ayrıca Türklerin, gece ile gündüzün eşitlendiği 21 Mart tarihini yılın başlangıcı olarak kabul ederek bu günü binlerce yıldır "Nevruz" yani "Yeni Gün" adıyla kutladığını belirtti. Etkinlikte söz alan Su Ürünleri Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Shabnam Farzali ise Azerbaycan’da Nevruz’un yalnızca bir mevsim değişikliği olmadığını; aynı zamanda sevgi, barış ve umut dolu bir yeniden başlangıcın simgesi olduğunu ifade etti. Konuşmaların ardından Rektör Prof. Dr. Fahrettin Göktaş ve protokol üyeleri tarafından yakılan Nevruz ateşiyle kutlamalar başladı. Üniversite yöneticileri, akademisyenler ve öğrenciler, ateşin üzerinden atlayarak ve demir döverek Nevruz’un geleneksel ritüellerini yerine getirdi. Renkli görüntülere sahne olan etkinlikte, bayram coşkusu hep birlikte yaşandı.
Kahramanmaraş Muhsin Yazıcıoğlu, vefatının 17. yılında Keş Dağı’nda anıldı Kahramanmaraş’ta 17 yıl önce helikopterin düşmesi sonucu hayatını kaybeden Büyük Birlik Partisi (BBP) Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişi, kazanın meydana geldiği Keş Dağı’nda anıldı. Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinde 25 Mart 2009 tarihinde meydana gelen helikopter kazasında hayatını kaybeden BBP’nin Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, vefatının 17. yılında sevenleri tarafından Keş Dağı’nda dualarla anıldı. Düzenlenen anma programına BBP Genel Başkan Yardımcısı Bülent İspir, BBP Kahramanmaraş İl Başkanı, parti yöneticileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda dualar edildi. Programda konuşan İspir, "Bugün 25 Mart. Bundan 17 yıl önce, tam da burada gördüğünüz bu dağlarda Muhsin Yazıcıoğlu başkanımız helikopterinin düşmesi sonucu hayatını kaybetti. O günden bugüne, her yıl bu zorlu hava şartlarına rağmen buraya gelerek anma programı düzenliyoruz. Tüm kamuoyuna, özellikle yetkili makamlara buradan bir kez daha sesleniyoruz. Rahmetli Genel Başkanımız istikamet sahibi, davasına sadık bir liderdi. Vatanı ve milleti uğruna gerektiğinde kendi hayatını feda etmekten çekinmedi. Bizler de onun emanetine sahip çıkmaya çalışırken, Genel Başkanımız Mustafa Destici ile birlikte bu kutlu davayı sürdürmek için elimizden gelen tüm gayreti göstermeye devam ediyoruz. Bundan sonra da aynı azim ve kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz, inşallah" ifadelerini kullandı.
Tekirdağ Hızlı müdahale su kesintisini önledi Tekirdağ’da Sarılar içme suyu ana isale hattında meydana gelen arıza, TESKİ ekiplerinin gece boyunca süren müdahalesiyle vatandaşlara yansıtılmadan giderildi. Tekirdağ’ın içme suyu ihtiyacını karşılayan iki ana isale hattından biri olan Sarılar hattında yaşanan arıza üzerine TESKİ ekipleri kısa sürede bölgeye sevk edildi. Ekipler, arızanın tespiti, kazı çalışmaları, onarım süreci ve hattın yeniden devreye alınmasını sabaha kadar süren koordineli ve teknik bir çalışmayla tamamladı. Ana hat üzerindeki arızaya anında müdahale edilirken, alternatif hatlar ve basınç düzenlemeleri devreye alınarak abonelere su kesintisi yaşatılmadı. Yapılan titiz çalışma sayesinde arıza büyümeden kontrol altına alınırken, vatandaşların günlük yaşamının olumsuz etkilenmesinin de önüne geçildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, içme suyu hattında meydana gelen arızanın hızlı müdahaleyle vatandaşlara hissettirilmeden giderildiğini belirterek, altyapı hizmetlerinde sürekliliğin öncelikleri olduğunu ifade etti. Başkan Yüceer, "Sarılar İçme suyu ana isale hattımızda meydana gelen arızaya ekiplerimiz anında müdahale etti. Yapılan planlı ve koordineli çalışma sayesinde vatandaşlarımıza su kesintisi yaşatmadan sorunu kısa süre içerisinde çözdük. Hemşehrilerimizin günlük yaşamının etkilenmemesi bizim için son derece önemli. Bu nedenle ekiplerimiz 7 gün 24 saat sahada görev yaparak muhtemel arızalara anında müdahale ediyor. Vatandaşlarımız çoğu zaman fark etmese de arka planda yoğun bir çalışma yürütülüyor. TESKİ ekiplerimiz arızayı büyümeden kontrol altına alarak alternatif yöntemler üzerinden su akışını sürdürdü ve onarım işlemini kısa sürede tamamladı. Böylece herhangi bir kesinti yaşanmadan hizmet devam etti. Konu ile bizzat ilgilenerek ekiplerin koordinesini sağlayan TESKİ Genel Müdürümüz Dr. Onur Özgül başta olmak üzere sahada görev yapan tüm ekiplere özverili çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum. Vatandaşların kesintisiz ve sağlıklı içme suyuna ulaşabilmesi için altyapı yatırımlarımızı ve bakım çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz" dedi.
Ankara Ankara’da ‘Dünya Tüberküloz Günü’ sempozyumu düzenlendi Ankara’da Dünya Tüberküloz Günü kapsamında düzenlenen sempozyumda, dirençli tüberkülozda kısa süreli ilaç tedavisine geçiş süreci ele alındı. Dünya Tüberküloz Günü kapsamında, Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi ev sahipliğinde, ‘Dirençli Tüberkülozda Kısa Süreli İlaç Tedavisine Geçiş’ konulu sempozyum düzenlendi. Programda konuşan, Ankara İl Sağlık Müdürü Ali Yılmaz, teknolojik imkanlardan yararlandıklarını belirterek, "2024 yılında toplam kaydedilen vaka sayısı yeni hastalarla beraber 387 olgu hızları da 2017’de 100 binde 13.8 iken 2024’te 100 binde 6.6’lara kadar düşmüş durumda açıkçası. Çoklu ilaca dirençli hasta sayılarımız da azalıyor. Bununla birlikte tabii ki tedavi başarımız da yüzde 80 ve üzerinde" ifadesini kullandı. "Korunma hastalığı tedavi etmekten çok daha önce geliyor" Kişinin sağlığının öncelikli olarak korunması gerektiğini belirten Yılmaz, "Birçok gelişmiş büyük şehir hastanelerimiz, eğitim hastanelerimiz, birçok imkanımız, donanımımız ve çok kıymetli sağlık çalışanlarımız, hocalarımız mevcut ve o konuda sıkıntı yaşamıyoruz. Ama biz ne kadar hastane yaparsak yapalım, içini ne kadar donatırsak donatalım, sizler orada çalışın hizmet verin ama önemli olan birinci planda, her zaman aslında bizim yıllardan beri dile getirdiğimiz, birinci basamak sağlık hizmetleri kişinin sağlığını öncelik olarak koruması. Tüberküloz da aynı şekilde, korunma hastalığı tedavi etmekten çok daha önce geliyor. O yüzden biz bu hastaları izole ediyoruz, o yüzden diğer hastalara bulaşmasını engellemeye çalışıyoruz ve bu risk ortamlarını azaltmaya çalışıyoruz" şeklinde konuştu. "Tüberküloz bulaşıcı bir hastalıktır" Tüberkülozun bulaşıcı bir hastalık olduğunu belirten Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Aydın Yılmaz, "Tüberküloz bulaşıcı bir hastalıktır. Hızlı tanı koymak, her şeyden önce hızlı tedavi edilmesi gerekiyor. Bazen toplumda ve sağlık çalışanlarımızın arasında damgalama gibi bir takım yanlış hareketler olabiliyor. Bizim idare olarak sıkıntı yaşadığımız konulardan biri bu" ifadelerini kullandı. "Yılda 10,7 milyon yeni vaka çıkıyor" Asya ve Afrika’da Türkiye’deki gibi güçlü bir sağlık altyapısının bulunmadığına dikkati çeken Yılmaz, "Türkiye’nin neresinde olursa olsun arayan hekim arkadaşlarımıza mesajla ya da telefonla olsun gerekli bilgi ve donanımlarını bu arkadaşlara sunuyorlar. Dünyada tüberküloza bakıldığı zaman nedir? Yılda 10,7 milyon yeni vaka çıkıyor. Bunların 1,25 milyonu maalesef kaybediliyor. Asya ve Afrika’da Türkiye’deki gibi güçlü bir sağlık altyapısı yok. Oradan da gelen hastalarımız oluyor. Oradan gelen hastalarımızı da ücretsiz bir şekilde, yine güvencesi olmayan Türkiye’deki vatandaşlarımıza da hiçbir ücret almadan bu hastalığın tedavisini sağlıyoruz" dedi.