POLİTİKA - 16 Eylül 2025 Salı 12:54

TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Dünya siyonist yayılmacılığı maalesef bunların elinde güç vardır diye korkarak sinerek izliyor"

A
A
A
TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Dünya siyonist yayılmacılığı maalesef bunların elinde güç vardır diye korkarak sinerek izliyor"

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gözümüzün önünde doğmuş ve gözümüzün önünde büyümüş olan bize ait olan bir parça bizim olan bir ruhtur, bizim olan bir ülkedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşu öncesinde özellikle 60’lı yıllarda Kıbrıslı Türklerin yaşadığı hemen her köyde ne büyük katliamların ne büyük baskıların zulümlerin yapıldığını dün gibi hatırlıyoruz" dedi.


Kurtulmuş, KKTC’den gelen muhtarlarla buluştu. Şeref Holu’nde kahvaltıda gerçekleşen buluşmada, Kurtulmuş muhtarlara yönelik konuşma yaptı. Kurtulmuş, TBMM’nin iki kere gazi unvanı aldığını hatırlatarak, " Birincisi kuruluşunda yani bu ülkenin kuruluşu öncelikle gazi Meclisimizde gerçekleşmiş, gazi Meclisimiz Kurtuluş Savaşı’nı idare etmiş hem bir Meclis olarak hem de bir askeri karargah olarak görev görmüş ve ülkemizin bağımsızlaşması özgürlüğünün sağlanması için en hayati organ olarak vazife görmüştür. Bundan dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde başlangıcında gazi sıfatı verilmiştir. İkinci gazi oluşu da hemen şurada gördüğünüz 15 Temmuz gecesinde uçaklarını kaldıran hain FETÖ darbe girişimi sırasında uçakların attığı bombalarla arkamızdaki Genel Kurul toplantı halindeyken burası hedef alınmış ama aynı şekilde o gün milletvekillerimiz, bütün siyasi partilerden milletvekillerimiz milletin iradesine, milletin kendilerine verdiği yetkiye sahip çıkarak darbecilere pabuç bırakmamış ve ikinci kez Türkiye Büyük Millet Meclisi gazi ünvanını almıştır" ifadelerini kullandı.



Kurtulmuş, şöyle konuştu:


"Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu, bağımsızlığı ve özgürlüğü süreciyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetimizin özgürlüğü ve bağımsızlığı sürecinde birbirine benzer çok önemli noktalar vardır. Hiç şüphesiz Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu öncesinde milli mücadelenin kahramanları hiç yoktan zorluklar içerisinden, yokluklar içerisinden yoksunluklar içerisinden Türkiye Cumhuriyeti’ni kurma cesaretini ve kararlılığını göstermişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kuruluşunda milli mücadelenin ve Kuvayi Milliye’nin yeri neyse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’mizin kuruluşunda da en zor şartlarda mücadele eden Milli Mukavemet Teşkilatı’nın yeri aynıdır, birbirine benzer. Kuvayi Milliye olmasaydı ve Milli Mukavemet Teşkilatı’nın direniş ruhu olmasaydı bugün ne Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz böylesine güçlü, özgür ve bağımsız bir ülke olarak ayağa kalkabilir ne de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’miz bugün fevkalade güçlü bir şekilde devlet olarak tamamlanmış bütün unsurlarıyla güçlü bir devlet olarak varlığını ortaya koyabilirdi. Hem Cumhuriyetimizin kuruluşunda hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin özgürlüğünü, bağımsızlığını kazanmasında büyük emekleri geçen kahramanları saygıyla rahmetle şükranla yad ediyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gözümüzün önünde doğmuş ve gözümüzün önünde büyümüş olan bize ait olan bir parça bizim olan bir ruhtur, bizim olan bir ülkedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşu öncesinde özellikle 60’lı yıllarda Kıbrıslı Türklerin yaşadığı hemen her köyde ne büyük katliamların ne büyük baskıların zulümlerin yapıldığını dün gibi hatırlıyoruz. Erenköy baskınının ve Erenköy baskınının hafızalarımızda kalan o ağır katliamlarının izleri hala hepimizin yüreğindedir."


Kurtulmuş, Netanyahu ve hükümetinin sürdürdüğü soykırıma işaret ederek, "Sadece Gazze’de değil Filistin topraklarının her yerinde her bir Müslüman’a karşı şuurlu bir şekilde baskı yaptıkları bir dönemden bahsediyoruz. Sadece elinde silah olana değil elinde silah olmayan zeytin ağaçlarını budayan Filistinli çiftçilerin bile eziyet gördüğü dönemden bahsediyoruz. Evinde oturan kadınların çocukların evlerinden zorla çıkartılarak yerlerine yerleşimci adı altında baskıncı zalim ve gaspçı siyonistlerin yerleştirildiği günlerden gitmiyoruz. Ve bugün bildiğiniz gibi İsrail orduları Filistin’in bir parçası olan Müslüman toprakların bir parçası olan Gazze’yi yerle bir etmek orayı tamamıyla bir yıkıntı halini haline getirmek için son baskınlarını düzenliyor. Dünya seyrediyor. Dünya siyonist yayılmacılığı maalesef bunların elinde güç vardır diye korkarak sinerek izliyor. Onlar da cesaretini buradan alıyor. İnsanlığın vicdanını teslim alamıyorlar. Hükümetleri ne kadar destek verirse versin neredeyse batının her başkentinde her hafta sonu yüz binlerce insanın katıldığı Filistin yanlısı gösteriler oluyor. Eninde sonunda kazanan mutlaka Filistin olacaktır. Eninde sonunda kazanan mazlum, garip ve mağdur Gazze halkı Filistin halkı olacaktır. Ancak İsrail bu yayılmacı taktiklerini yayılmacı siyasetini sadece belli bir bölgeyle de sınırlı tutmuyor. Mesele inanın ki sadece Filistin halkı değildir" şeklinde konuştu.



Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Cumalıkızık UNESCO Dünya Mirası Alanı Değerlendirme Toplantısı gerçekleştirildi Bursa’da Cumalıkızık’ın UNESCO Dünya Mirası kimliğinin korunması, sürdürülebilir yönetim anlayışının güçlendirilmesi ve geleceğe taşınmasına yönelik kapsamlı bir değerlendirme toplantısı Tayyare Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Bursa UNESCO Derneği Cumalıkızık Çalışma Gurubu tarafından organize edilen toplantıya yerel yöneticiler, akademisyenler, Bursa alan başkanı ve ekibi, sivil toplum kuruluşları, köy temsilcileri ve koruma uzmanları katıldı. Gündemde tarihi dokunun korunması, restorasyon süreçleri, artan ziyaretçi yoğunluğunun oluşturduğu baskılar, yangın ve afet riskleri, altyapı ihtiyaçları ile yerel halkın sürece aktif katılımı yer aldı. Toplantıda Cumalıkızık’ın yalnızca turistik bir destinasyon değil, yaşayan bir kültürel miras alanı olduğu vurgulandı. Katılımcılar, UNESCO Dünya Mirası unvanının korunabilmesi için koruma-kullanma dengesinin hassasiyetle yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti. Ziyaretçi yoğunluğu kritik boyutta Geçen yıl bir günde yaklaşık 34 bin kişinin Cumalıkızık’ı ziyaret ettiği belirtilen toplantıda, bu yoğunluğun Bursaspor maç günlerindeki stadyum kalabalığıyla kıyaslanabileceği ifade edildi. Uzmanlar, kontrolsüz yoğunluğun tarihi doku üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek sürdürülebilir turizm politikalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Toplantıda yeterli sağlık altyapısının olmadığı, acil tahliye planlarının eksik olduğu, güvenlik ve yönlendirme sistemlerinin yetersiz kaldığı, ziyaretçi yönetiminin profesyonel şekilde yapılmadığı ifade edildi. Yapı stoğu ve restorasyon durumu endişe verici Köyde yapılan güncel yapı tespitine göre: Toplam 259 ev bulunuyor, 168’i tarihi yapı niteliğinde, 76’sı betonarme, 21’i tamamen yıkılmış, 17’si harabe ve tehlike arz eder durumda. Toplam 38 yapı oturulamaz durumda Dikkat çeken bir tespit ise kamu ve STK yapılarının neredeyse tamamı restore edilmişken, köy halkına ait tarihi evlerin yaklaşık yüzde 78’inin hâlâ restore edilmemiş olması. Köy halkının kendi imkanlarıyla restore ettiği ev sayısı yalnızca 19 olarak açıklandı. Toplamda 113 evin restorasyon beklediği, harabe durumdakilerle birlikte yaklaşık 151 yapının müdahale gerektirdiği belirtildi. "Koruma yükü köylünün üzerinde kaldı" Köydeki tarihi evlerin yaklaşık yüzde 70’inde usulüne uygun olmayan müdahaleler bulunduğu ancak bunun yalnızca "köylünün bilinçsizliği" ile açıklanamayacağı vurgulandı. Restorasyon desteğinin sınırlı kaldığı, köy halkının büyük kısmının yıllardır sıra beklediği ifade edildi. "Benim evim neden restore edilmiyor, komşumun benden ne farkı var?" düşüncesinin yaygınlaştığı belirtilirken, koruma yükünün köylü üzerinde kaldığı eleştirisi yapıldı. Toplantıda dikkat çeken bir eleştiri de önceliklerin yanlış belirlenmesine yönelik oldu. Yoğun ziyaretçi baskısı ve otopark ihtiyacı sürerken yeni piknik alanı yapılmasının yanlış öncelik olduğu ifade edildi. UNESCO alanı çevresinde turistik yükü artıracak projeler yerine altyapı ve koruma önceliği olması gerektiği vurgulandı. "Bir Günde 50 Bin Kişiye Hediyelik Eşya Üretebilecek Bir Köy Değiliz" Konuşmalarda "Bir günde 50 bin kişiye hediyelik eşya üretebilecek bir köy değiliz" sözüyle mevcut turizm baskısının gerçekçi olmadığı ifade edildi. Köy ekonomisinin ve yaşam kapasitesinin ziyaretçi yoğunluğuna göre yeniden planlanması gerektiği belirtildi. Uluslararası iş birlikleri ve tanıtım Toplantıda Safranbolu ve Avrupa’daki örnek miras alanlarıyla iş birliği geliştirilmesi, uluslararası uzmanlarla ortak çalışmalar yapılması, İngilizce tanıtım materyalleri hazırlanması ve Cumalıkızık’a özel belgesel projelerinin hayata geçirilmesi yönünde öneriler paylaşıldı. Avrupa’daki bazı UNESCO köylerinin mimariyi korumak için geliştirdiği yenilikçi yöntemlerden örnekler verilirken, amaçlarının bu örneklerden öğrenmek ve Cumalıkızık’a uygun modeller geliştirmek olduğu ifade edildi. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmalı" Toplantıda geleneksel üretim kültürünün, kadın emeğinin ve kırsal yaşam kimliğinin korunmasının UNESCO sürecinin temel parçalarından biri olduğu vurgulandı. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmadan yalnızca fiziksel restorasyon yeterli olmaz" görüşü öne çıktı. Boş duran kamu yapılarının kadın üretim merkezi, sağlık destek noktası, ziyaretçi ağırlama alanı ve kültürel buluşma merkezi olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. "UNESCO unvanı sınırsız turizm değildir" UNESCO uzmanlarının geçmişte yaptığı "Sınırsız turist kabul edilemez" uyarısı hatırlatılırken, 34-50 bin kişinin bir günde gelmesinin başarı gibi sunulmaması gerektiği vurgulandı. Kontrollü ziyaretçi sistemi, rezervasyon ve zaman planlaması, kapasite yönetimi, yönlendirilmiş turizm modeli uygulanması gerektiği belirtildi. "Cumalıkızık dışarıdan gelen baskıyla yok olabilir" Toplantıdaki en önemli uyarılardan biri de Cumalıkızık’ın içeriden değil, dışarıdan gelen baskıyla yok olabileceği yönündeydi. Bursa’nın aşırı büyümesi, kent baskısının köylere dayanması, çevre yapılaşmalarının artması, rant baskısı, tarım alanlarının sanayiye dönüşmesi ve doğal alanların kaybedilmesi başlıca kaygılar olarak sıralandı. Ortak akıl vurgusu Toplantı sonunda katılımcılar, Cumalıkızık’ın geleceğinin ancak kurumlar, uzmanlar ve köy halkının ortak hareket etmesiyle sürdürülebilir şekilde korunabileceği görüşünde birleşti. Ortak akıl, şeffaf iletişim ve katılımcı yönetim anlayışının güçlendirilmesi yönünde çalışmaların devam edeceği belirtildi. "Bu mesele siyaset üstüdür. Amaç çocuklara doğru korunmuş bir miras bırakmaktır" görüşü toplantıya damga vuran mesajlardan biri oldu.