EKONOMİ - 23 Ocak 2026 Cuma 11:36

İşçi ve memur konfederasyonlarından dijital dönüşüm uyarısı: "Doğru yönetilmezse sosyal adaletsizlikleri derinleştirebilir"

A
A
A
İşçi ve memur konfederasyonlarından dijital dönüşüm uyarısı: "Doğru yönetilmezse sosyal adaletsizlikleri derinleştirebilir"

İşçi ve memur konfederasyonlarının genel başkan ve yöneticileri, dijital dönüşümün çalışma hayatındaki yansımalarını değerlendirdi. Yetkililer, dijitalleşmenin doğru yönetilmemesi durumunda sosyal adaletsizlikleri derinleştirip, çalışma yaşamında yeni eşitsizliklere ve güvencesiz çalışma biçimlerine yol açabileceğini vurguladı.


14. Çalışma Meclisi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın katılımıyla "Çalışma Hayatında Dijital Dönüşüm" temasıyla ATO Congresium’da toplandı. Açılış konuşmalarının ardından "Çalışma Hayatında Dijital Dönüşüm", "Dijitalleşmenin Çalışma Modelleri ve Sendikal Örgütlenmeye Etkileri" ve "Dijitalleşmenin Kamu Çalışma Hayatına Etkileri" başlıklı oturumlara geçildi. Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen) Genel Başkanı Ali Yalçın, Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu (Türkiye Kamu-Sen) Genel Başkanı Önder Kahveci, Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ) Genel Başkanı Mahmut Arslan ve Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar, ‘Çalışma Hayatında Dijital Dönüşüm’ oturumunda birer konuşma yaptı.



"Dijital dönüşüm kamu hizmetlerinde de etkisini güçlü biçimde hissettirdi"


Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın, dijital dönüşümün yalnızca özel sektörde değil, kamu yönetimi ve kamu hizmetlerinde de etkisini güçlü biçimde hissettirdiğini ifade etti. Yalçın, bilişim sistemleri ve e-uygulamalarla kamu hizmetlerinin hızlandığını, hizmet kalitesi ve çeşitliliğinin arttığını belirtti.



"25 ülkeden yaklaşık 30 milyon çalışan bir araya getirildi"


Yetkili konfederasyon olarak kamu görevlilerinin bu dönüşümden olumsuz etkilenmemesi için çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Yalçın, emeğin küresel bir mesele olduğu anlayışıyla öncülüğünü yaptıkları Uluslararası Emek Konfederasyonu (ILC) çatısı altında 25 ülkeden yaklaşık 30 milyon çalışanı bir araya getirdiklerini söyledi. Dijital dönüşümün yeni meslekler ortaya çıkarırken, bazı mesleklerin de ortadan kalkmasına yol açabileceğini ifade eden Yalçın, uzaktan ve esnek çalışma modelleriyle birlikte çalışma ortamı, iş yeri, mobbing ve iş kazası kavramlarının hukuki niteliğinin değiştiğine dikkat çekti. Yalçın, asıl meselenin dijitalleşmeye yön vermek olduğunu vurgulayarak, "Dijital dönüşümün nasıl, kimin için ve hangi değerlerle yönetileceği meselesi önem arz ediyor. Çünkü dijitalleşmeyle çalışanların hakları, sendikal yapılar ve kurumsal yönetim anlayışları yeniden şekilleniyor. Çalışanların algoritmalarının salt performansa indirilmesi hem bir emek temsilcisi hem de bir insan olarak kabul edebileceğimiz bir husus değil" dedi.



"Türk ve Türkiye yüzyılı yürüyüşüne katkı sağlayacak"


Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, 14. Çalışma Meclisi toplantısının Türk ve Türkiye yüzyılı yürüyüşüne katkı sağlayacağı kanaatinde olduğunu belirtti. Kahveci, insanlığın en kapsamlısı dönüşümle karşı karşıya kaldığına işaret ederek, "İçinden geçtiğimiz bu süreç doğru yönetilmediği takdirde sosyal adaletsizlikleri derinleştiren, istihdamı daraltan ve toplumları yeni kırılganlıklara sürükleyen sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Söz konusu dönüşüm sürecinin teknolojik ve sosyoekonomik adaletsizliklere yol açmaması, üzerinde durulması gereken en önemli konular arasındadır" ifadelerini kullandı.



"Yeni çalışma biçimlerinin getirdiği fırsatları değerlendirirken sosyal devlet sorumluluğundan uzaklaşılmamalı"


HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan da, Türkiye endüstri ilişkiler sisteminin en temel sosyal diyalog mekanizmalarından biri olan ve 2010’da anayasal kurum haline getirilen Ekonomik ve Sosyal Konsey’in 2009’dan bu yana toplanamamasını eleştirdi. Türkiye’nin endüstri ilişkiler sisteminde sosyal diyalog mekanizmalarını kullanmakta yetersiz kaldığını belirten Arslan, bu mekanizmaların işletilmesini istediklerini söyledi. Arslan, yeni çalışma biçimlerinin getirdiği zorunlulukları ve fırsatları değerlendirirken sosyal devlet sorumluluğundan uzaklaşmamak gerektiğini dile getirdi. Dijital dönüşüm sürecinde sosyal boyutun ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Arslan, sosyal devlet ilkesine dikkat çekerek, "Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir devlettir. Sosyal devlet, güçlü karşısında zayıfın yanında duran devlettir. Devlet, işçi-işveren ilişkilerinde tarafsız bir hakem değildir, zayıfı korumakla yükümlüdür" dedi.



"Dijital dönüşüm, çalışanların aleyhine değil, onların yararına işleyecek şekilde planlanmalıdır"


TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar ise dijitalleşmenin ‘doğru politikalarla yönlendirilmediği takdirde çalışma yaşamında yeni eşitsizliklere ve güvencesiz çalışma biçimlerine yol açabileceğini savundu. Ağar, çalışma hayatını derinden etkileyen başlıklardan birinin dijitalleşme olduğunu dile getirerek, "Biz sendikalar dijitalleşmeye karşı değiliz, aksine dijital gelişmenin toplumsal refahı artıracak şekilde kullanılmasından yanayız. Dijital dönüşüm, çalışanların aleyhine değil, onların yararına işleyecek şekilde planlanmalıdır. Uzaktan ve esnek çalışma modelleri açık kurallara bağlanmalı, mesai ile dinlenme süreleri net biçimde ayrılmalı, çalışanlar yalnızca takip edilen değil, alınan kararlarda söz hakkı bulunan taraflar hâline getirilmelidir. Dijital dönüşümün gerektirdiği yeni beceriler ve eğitim ihtiyaçları ortaya çıktığında bunun maliyetinin çalışana yüklenmesi kabul edilemez" değerlendirmesinde bulundu.


Dijitalleşme ve kayıt dışı istihdamın yanı sıra vergi sisteminde adaletin sağlanması, iş sağlığı ve güvenliği, zorunlu arabuluculuk uygulaması ve kıdem tazminatı gibi konularda da düzenleme getirilmesi gerektiğini aktaran Ağar, "Çalışma hayatında yaşanan tüm bu sorunlar ertelenemez niteliktedir. Emeğin korunmadığı, gelir adaletinin sağlanmadığı, dijitalleşmenin düzenlenmediği ve sendikal özgürlüklerin güçlendirilmediği bir ortamda kalıcı toplumsal refahın tesis edilmesi mümkün değildir" ifadelerini kullandı.



İşçi ve memur konfederasyonlarından dijital dönüşüm uyarısı: "Doğru yönetilmezse sosyal adaletsizlikleri derinleştirebilir"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kocaeli Yemek yapamayan 86 yaşındaki Necmettin dedenin imdadına "Gönül Kazan" yetişti Kocaeli’de yaşlı, engelli ve bakıma muhtaç vatandaşlar için hayata geçirilen "Gönül Kazan" projesi, İzmit’te yalnız yaşayan 86 yaşındaki Necmettin Akay gibi kendi yemeğini hazırlamakta zorlanan birçok vatandaşın günlük sıcak yemek ihtiyacını karşılıyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Şube Müdürlüğünce yürütülen proje ile ihtiyacı olan vatandaşların, hijyenik şartlarda hazırlanan günlük iki öğün yemekle dengeli ve düzenli beslenmeleri sağlanıyor. İzmit ilçesine bağlı bir köyde yalnız yaşayan 86 yaşındaki Necmettin Akay da bu hizmetten yararlanan vatandaşlar arasında yer alıyor. Eşini yaklaşık 4,5 yıl önce kaybeden ve yaşlılığa bağlı sağlık sorunları bulunan Akay, günlük işlerini büyük ölçüde kendi başına yapabilmesine rağmen yemek hazırlamakta zorlandığı için 2021 yılından bu yana belediyenin sağladığı sıcak yemek hizmetinden faydalanıyor. "Temizliğimi, kendi işlerimi yapabiliyorum ama yemek yapamıyorum" Hizmet sayesinde yemek ihtiyacının düzenli olarak karşılandığını belirten Necmettin Akay, "Eşim vefat ettikten sonra yalnız kaldım. Temizliğimi, kendi işlerimi yapabiliyorum ama yemeğe gelince yapamıyorum. Yemek ihtiyacım Büyükşehir Belediyesi tarafından karşılanıyor. Emeği geçenlerden Allah razı olsun" dedi. Akay, sabah kahvaltılık ve akşam yemeğinin düzenli olarak ulaştırıldığını ifade ederek, "Mevsime göre yemek gönderiyorlar. Her şey var, tabiri caizse on numara. Çeşitli yemekler geliyor. Alıp dolaba koyuyorum, ısıtıp tüketiyorum. Meyvesine kadar her şey var. Haftada iki üç gün geliyor ama tüm haftayı kapsayacak şekilde gönderiliyor" diye konuştu.
İstanbul Sadettin Saran: "İnşallah çok daha fazla kupalar alacağız" Fenerbahçe’de geleneksel bayramlaşma töreni, Ramazan Bayramı’nın 3. gününde Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nde gerçekleştirildi. Törende konuşan Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran, birlik ve beraberliğe dikkat çekerek, "İnşallah çok daha fazla kupalar alacağız" dedi. Fenerbahçe, geleneksel bayramlaşma töreni kapsamında Faruk Ilgaz Tesisleri’nde bir araya geldi. Ramazan Bayramı’nın 3. gününde yapılan törene Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran, Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu, Yönetim Kurulu Üyeleri, Yüksek Divan Kurulu ve kongre üyelerinin yanı sıra, dernek başkanları, kulüp personeli ve taraftarlar katıldı. Sarı-lacivertlilerde Sadettin Saran döneminde futbol, basketbol ve voleybolda kazanılan kupalar kurulan platformda sergilendi. Şekip Mosturoğlu: "İnşallah her alanda kupalarla, şampiyonluklarla bu sezonu tamamlarız" Törende konuşan Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu, "Bayram dayanışmaya, birlik ve beraberliğe vesile. İnşallah birlik, beraberliğimiz daim olur. Burada olduğu gibi coşkuyla, birlik beraberlik içerisinde, inşallah yarıştığımız her alanda kupalarla, şampiyonluklarla bu sezonu tamamlarız. Hoş geldiniz. Nice bayramlar" ifadelerini kullandı. Sadettin Saran: "İnşallah çok daha fazla kupalar alacağız" Mosturoğlu’nun konuşmasının ardından kürsüye gelen Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran, "Çok değerli Fenerbahçe ailem. Ramazan bayramının bize getirdiği birlik ve beraberlik duygusunu burada sizlerle beraber paylaşıyor olmak benim için çok keyifli. Başkan olarak, ilk bayramım sizlerle, duygulandım. Bayramınız mübarek olsun. Nice sağlıklı, huzurlu bayramlar inşallah hepimize. Tüm takımlarımız sezonun bu kritik döneminde hedefleri doğrultusunda azimle mücadele ediyorlar. Burada inşallah çok daha fazla kupalar alacağız. Bunları da sizleri desteğiyle beraber yapacağız. Bu birlik ve beraberlik kelimesini seçimden beri kullanıyorum. Çok inanıyorum ve görüyorum. Zor günlerde berabersek, çok iyi günlerde de beraber olacağız. İyi ki varsınız. 4 Nisan’da, Yüksek Divan Kurulu’nda sizlere bilgiler vereceğiz. Burada olduğunuz için tekrar teşekkür ediyorum. Benim sevgili, değerli Fenerbahçe ailem. Sizleri seviyorum, nice bayramlara" diye konuştu.
Kocaeli Oğlunun gözü önünde anneyi öldüresiye dövdüler: Yüzü tanınmaz halde Kocaeli’nin İzmit ilçesinde bayram günü gittikleri kafede küfür eden grubu uyaran anne ve oğlu feci şekilde darbedildi. Şahısların tekme ve yumruklarına maruz kalarak tanınmaz hale gelen ve yüzünde çok sayıda kırık oluşan 39 yaşındaki Meryem Yıldırım tedavi altına alınırken, yaşananlar da kameraya yansıdı. Dehşet anlarını anlatan Yıldırım, "İnsan olan yapamaz bunu" dedi.Olay, Ramazan Bayramı’nın birinci günü İzmit’teki bir kafede meydana geldi. Meryem Yıldırım (39) ve oğlu Talha Kaan İzal (21), vakit geçirmek için mekana gitti. İddiaya göre, kafe önünde bir şahsın darbedildiğini gören Yıldırım, bu kişiye yardım etmek amacıyla onu içeriye çağırdı. Bu sırada şahsı darbeden grup da kafeye girerek küfür etmeye başladı. Talha Kaan İzal’ın, gruptakileri "Burada kadınlar var, küfür etmeyin" şeklinde uyarması üzerine arbede çıktı.Gözü dönmüş grubun saldırısına uğrayan anne ve oğlu darbedildi. Yüzüne ve vücuduna aldığı tekmelerle ağır yaralanan Meryem Yıldırım, kanlar içinde kaldı. Oğlu tarafından çağrılan ambulansla hastaneye kaldırılan Yıldırım’ın yüzünde çok sayıda kırık ve kaburgasında çatlak tespit edildi. Olayın ardından şahıslar gözaltına alındı.Saldırı anı kameraya yansıdıAnne ve oğlunun olay günü kafede saldırı öncesinde birlikte geçirdikleri mutlu anlardan geriye çektirdikleri fotoğraf ve videolar kalırken, feci darp olayının anları çevredeki vatandaşların cep telefonu kameralarına yansıdı. Kaydedilen görüntülerde; şüphelilerin öfkeli tavırları, küfür ve hakaretler savurdukları ve aralarından bir kadının bardak fırlattığı anlar yer aldı."Tek hatırladığım yere düşüş anım"Hastanede tedavisi süren ve yüzünde kalıcı hasar oluşma riski bulunan Meryem Yıldırım, yaşadığı dehşet anlarını İHA’ya anlattı. Olaya sadece insani bir tepki verdiklerini belirten Yıldırım, şunları kaydetti:"Darp edilen garsona ’İçeri gel’ dedim. O sırada benim oğlumda yanımdaydı. Döven kişi peşinden geldi. Küfür etti. Oğlum ’Küfür etme, bayanlar var’ dedi. Benim oğluma saldırdı. Mekanın sahibi Uğur Bey oğluma tekme attı. Bende dışarı çıktım, oğlumu dövmeye başladılar ve duramadım. Kürşat Bey tekme attı yüzüme, Emrah Bey vücudumun her yerine tekme attı. Komple yüzümde kırk var şuan. Orası kalabalıktı. Tek hatırladığım yere düşüş anım ve yüzüme tekme atan suratı unutamıyorum. Şuanda da tehdit ediliyorum. Kız kardeşim ve oğlum arandı. Hastaneye farklı şekilde geleceklerini, şikayeti geri çekmemizi söylediler. Şikayetimi geri çekmeyeceğim. Oğlum beni kanlar içinde kucağında taşıdı ve ben bu haldeyim.""İnsan olan yapamaz bunu"Özellikle yüzünde ve kaburgasında ağır hasarlar bulunduğuna dikkati çeken Meryem Yıldırım, "Kaburgamda çatlak var, yüzüm zaten eski haline dönmeyecek, kalıcı şekilde çukurlar oluşma ihtimali çok yüksek. Beyne pıhtı atma ihtimalinden dolayı ameliyat da ertelenebilir. Yüzümde kırık olan yerlerde çöküntü kalabilirmiş. Ortada hiçbir şey yokken ’Küfür etmeyin’ dedik diye bu hale geldim, hak ettiği cezaları almalarını istiyorum. Bana ettikleri para teklifni de kabul etmedim. Hayatımda ilk kez böyle bir şey yaşıyorum. İnsan olan yapamaz bunu. Oğlumun gözünün önünde bana bunu yaptılar, ceza almadan çıkmalarını istemiyorum. Aralarında bir kadın vardı ve gerisi erkekti. Kadın yüzüme bardak fırlattı. Oğlumla her bayramın birinci günü vakit geçirirdim. Arkadaşımın mekanına gittik, yemek yedik sonra Rita’ya geldik. Orası da arkadaşımın mekanıydı. Arkadaşım oğlumu o adamların arasına atmasaydı biz bugün burada değildik" ifadelerini kullandı."Annemi kanlar içinde gördüm"Olayın şokunu atlatamayan Talha Kaan İzal ise yaşananları şöyle anlattı:"Sadece keyifle vakit geçirmek için Rita diye bir mekana oturduk. Bir şeyler içip kalkacaktık. O sırada kavga kıyamet koptu dışarıda. Annem de dışarıda dayak yiyen birine, ’İçeri geç’ dedi. Annem müdahale edince bende onu korumak amacıyla ayağa kalktım. Annem kapının eşiğinde oturuyordu ve sırtı dönüktü. Bende başında duruyordum. Çocuğa küfürler ederek içeriye girdiler. Bende ’Kadınlar var, küfür etmeyin’ şeklinde uyarılar yaptım. Lafımı bitirmeden şahıslardan biri sol gözüme vurdu. Can havliyle ittirdim, zaten arkadaşları üstümüze çullandı. Sema diye bir kadındı, hayatımda ilk kez gördüm onları. O kadın bize bardak fırlattı. Ondan sonra beni dışarıya attılar. Mekanın sahibi tekme vurdu sırtıma, ben dışarıya düştüm. Etrafımı sardılar, tekme yumruk atmaya başladılar. Ben etrafımı görmüyordum, bir de annemi içeride zannediyordum. Arka tarafımı hiç görmedim. Kadın olduğu için vurmazlar diye düşündüm. Ben öyle yetişmedim çünkü, annem beni ’Kadına el kalkmaz’ diyerek yetiştirdi. Can havliyle kalabalıktan kendimi kurtardım. Polislerin yanına gittim. polisleri yanıma aldım, annemin yanına dönmek istedim.""Annemi kanlar içinde gördüm"Annesini gördüğü hali anlatırken gözyaşlarını tutamayan genç, "Annemi kanlar içinde gördüm. Kucakladım annemi ve merdivenlerden inerken ayağım kaydı, beraber düştük. Düştükten sonra taşıyamadım ve elim ayağım boşaldı. Bir tane abi annemi aldı, bende o an sinir krizi geçirdim. ’Anne anne’ diye hıçkırarak ağladım. O abi bir tane sağlam bir tokat attı bana, kendime geldim ve annemin başındaydım. Ambulans geldi, ambulansla hastaneye geçtik" ifadelerini kullandı."Herkes yumruk, tekme sallıyordu"Saldırı anında yaşananları detaylandıran ve şüphelilerin en ağır cezayı almasını talep eden İzal, şunları kaydetti:"3 kişilerdi. Bana yumruk atan Kürşat’tı. Ben ona ’Kadınlar var, küfür etme’ dediğimde direkt yüzüme vurdu. Bende ona vurdum ve vurduktan sonra Emrah bana yumruk sallamaya başladı. Sırtıma vuran ise mekan sahibi Uğur. Ben hiç kimseyi tanımıyorum. Zaten darp edilince kapandım. Herkes yumruk, tekme sallıyordu. Yere düşseydim büyük ihtimalle sonu ölümle biterdi. Kendimi kurtardım ve polislerin yanına gittim. Adaletin yerini bulacağını temenni ediyorum. Umarım yanlarına kalmaz."