POLİTİKA - 16 Mayıs 2026 Cumartesi 14:14

"16 Mayıs Ulusal Erişilebilirlik Günü" somut projelerle karşılanıyor

A
A
A
"16 Mayıs Ulusal Erişilebilirlik Günü" somut projelerle karşılanıyor

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’nın son gününün Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile "16 Mayıs Ulusal Erişilebilirlik Günü" ilan edildiğini belirterek, bu günü sokakta, dijital dünyada, sanatta ve sporda engelleri kaldıran somut projelerle karşıladıklarını bildirdi.


Bakan Göktaş, 2005 yılında yürürlüğe giren Engelliler Hakkında Kanun kapsamında kamu binaları, açık alanlar, toplu taşıma araçları ile bilgi ve iletişim sistemlerinin erişilebilir hale getirilmesinin zorunlu olduğunu hatırlattı. Bu kapsamda kurulan Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Komisyonları tarafından bugüne kadar 4 bin 149 bina, açık alan ve toplu taşıma aracına "Erişilebilirlik Belgesi" verildiğini aktaran Göktaş, "Şehirlerimizi herkes için erişilebilir hale getirmek amacıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz" dedi.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2020 yılını "Erişilebilirlik Yılı" ilan etmesiyle birlikte eğitim, uygulama ve farkındalık çalışmalarının hız kazandığını ifade eden Göktaş, Bakanlık tarafından geliştirilen Erişilebilirlik Değerlendirme Modülü (ERDEM) sistemi sayesinde binaların erişilebilirlik durumunun dijital ortamda değerlendirilebildiğini, "Erişilebilirlik Logosu"nun kullanım alanının da genişletildiğini söyledi.


Farklı bakanlıklarla ortak çalışmalar yürüttüklerini belirten Göktaş, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile yapılan çalışmalar kapsamında 5 büyük havalimanının daha "Erişilebilirlik Belgesi" aldığını, böylece belgeye sahip havalimanı oranının yüzde 90’a yaklaştığını kaydetti.


Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yürütülen "Bulut Kent Bilgi Sistemi" sayesinde erişilebilir alanlar ve park yerlerinin dijital haritalarda görüntülenebildiğini aktaran Göktaş, bankacılık hizmetlerinde erişilebilirliği artırmak amacıyla da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Türkiye Bankalar Birliği ile ortak çalışmalar yürütüldüğünü ifade etti.


Göktaş, 2026 yılı sonuna kadar mobil ve internet bankacılığı hizmetlerinin daha erişilebilir hale getirilmesinin planlandığını belirterek, "2027 yılı ikinci çeyreğine kadar ise sadeleştirilmiş dilin bankalar nezdinde sistemlere entegre edilmesi ve uygulamaya alınmasına ilişkin operasyonel süreçlerin tamamlanmasını planladık" diye konuştu.


"Web Siteleri ve Mobil Uygulamaların Erişilebilirliği" konulu Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile kamuya açık dijital platformların erişilebilir hale getirilmesinin hukuki zorunluluk haline geldiğini vurgulayan Göktaş, bu kapsamda Bakanlık bünyesinde İzleme ve Danışma Komisyonları oluşturulduğunu, erişilebilirlik standartlarına ilişkin rehber ve kontrol listelerinin yayımlandığını söyledi.


"Erişilebilir Sahne" projesinin başlatıldığını belirten Göktaş, 11 ilde sahnelenen tiyatro oyunlarının işaret dili ve sesli betimleme desteğiyle erişilebilir hale getirildiğini açıkladı. Projeyle engelli bireylerin diğer izleyicilerle birlikte aynı ortamda ve eşit şartlarda tiyatro deneyimi yaşayabilmesinin amaçlandığını ifade etti.


81 ilde valilerin başkanlığında kamu kurumları, üniversiteler ve belediyelerin katılımıyla erişilebilirlik toplantıları düzenlendiğini kaydeden Göktaş, bugüne kadar 30 binden fazla yönetici ve teknik personele erişilebilirlik eğitimi verildiğini bildirdi.


Toplumsal duyarlılığı odağına alan kamu spotlarının tüm mecralarda paylaşıldığını belirten Göktaş, "Bakanlık olarak gayemiz; her bir ferdimizin kimsenin desteğine ihtiyaç duymadan hayatın her alanında var olabildiği, tam anlamıyla engelsiz bir Türkiye’dir. Bizler, zihinlerdeki kalıpları yıkarak Türkiye’yi her noktada erişilebilir kılana dek bu kararlı yürüyüşümüzü azimle sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Cumalıkızık UNESCO Dünya Mirası Alanı Değerlendirme Toplantısı gerçekleştirildi Bursa’da Cumalıkızık’ın UNESCO Dünya Mirası kimliğinin korunması, sürdürülebilir yönetim anlayışının güçlendirilmesi ve geleceğe taşınmasına yönelik kapsamlı bir değerlendirme toplantısı Tayyare Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Bursa UNESCO Derneği Cumalıkızık Çalışma Gurubu tarafından organize edilen toplantıya yerel yöneticiler, akademisyenler, Bursa alan başkanı ve ekibi, sivil toplum kuruluşları, köy temsilcileri ve koruma uzmanları katıldı. Gündemde tarihi dokunun korunması, restorasyon süreçleri, artan ziyaretçi yoğunluğunun oluşturduğu baskılar, yangın ve afet riskleri, altyapı ihtiyaçları ile yerel halkın sürece aktif katılımı yer aldı. Toplantıda Cumalıkızık’ın yalnızca turistik bir destinasyon değil, yaşayan bir kültürel miras alanı olduğu vurgulandı. Katılımcılar, UNESCO Dünya Mirası unvanının korunabilmesi için koruma-kullanma dengesinin hassasiyetle yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti. Ziyaretçi yoğunluğu kritik boyutta Geçen yıl bir günde yaklaşık 34 bin kişinin Cumalıkızık’ı ziyaret ettiği belirtilen toplantıda, bu yoğunluğun Bursaspor maç günlerindeki stadyum kalabalığıyla kıyaslanabileceği ifade edildi. Uzmanlar, kontrolsüz yoğunluğun tarihi doku üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek sürdürülebilir turizm politikalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Toplantıda yeterli sağlık altyapısının olmadığı, acil tahliye planlarının eksik olduğu, güvenlik ve yönlendirme sistemlerinin yetersiz kaldığı, ziyaretçi yönetiminin profesyonel şekilde yapılmadığı ifade edildi. Yapı stoğu ve restorasyon durumu endişe verici Köyde yapılan güncel yapı tespitine göre: Toplam 259 ev bulunuyor, 168’i tarihi yapı niteliğinde, 76’sı betonarme, 21’i tamamen yıkılmış, 17’si harabe ve tehlike arz eder durumda. Toplam 38 yapı oturulamaz durumda Dikkat çeken bir tespit ise kamu ve STK yapılarının neredeyse tamamı restore edilmişken, köy halkına ait tarihi evlerin yaklaşık yüzde 78’inin hâlâ restore edilmemiş olması. Köy halkının kendi imkanlarıyla restore ettiği ev sayısı yalnızca 19 olarak açıklandı. Toplamda 113 evin restorasyon beklediği, harabe durumdakilerle birlikte yaklaşık 151 yapının müdahale gerektirdiği belirtildi. "Koruma yükü köylünün üzerinde kaldı" Köydeki tarihi evlerin yaklaşık yüzde 70’inde usulüne uygun olmayan müdahaleler bulunduğu ancak bunun yalnızca "köylünün bilinçsizliği" ile açıklanamayacağı vurgulandı. Restorasyon desteğinin sınırlı kaldığı, köy halkının büyük kısmının yıllardır sıra beklediği ifade edildi. "Benim evim neden restore edilmiyor, komşumun benden ne farkı var?" düşüncesinin yaygınlaştığı belirtilirken, koruma yükünün köylü üzerinde kaldığı eleştirisi yapıldı. Toplantıda dikkat çeken bir eleştiri de önceliklerin yanlış belirlenmesine yönelik oldu. Yoğun ziyaretçi baskısı ve otopark ihtiyacı sürerken yeni piknik alanı yapılmasının yanlış öncelik olduğu ifade edildi. UNESCO alanı çevresinde turistik yükü artıracak projeler yerine altyapı ve koruma önceliği olması gerektiği vurgulandı. "Bir Günde 50 Bin Kişiye Hediyelik Eşya Üretebilecek Bir Köy Değiliz" Konuşmalarda "Bir günde 50 bin kişiye hediyelik eşya üretebilecek bir köy değiliz" sözüyle mevcut turizm baskısının gerçekçi olmadığı ifade edildi. Köy ekonomisinin ve yaşam kapasitesinin ziyaretçi yoğunluğuna göre yeniden planlanması gerektiği belirtildi. Uluslararası iş birlikleri ve tanıtım Toplantıda Safranbolu ve Avrupa’daki örnek miras alanlarıyla iş birliği geliştirilmesi, uluslararası uzmanlarla ortak çalışmalar yapılması, İngilizce tanıtım materyalleri hazırlanması ve Cumalıkızık’a özel belgesel projelerinin hayata geçirilmesi yönünde öneriler paylaşıldı. Avrupa’daki bazı UNESCO köylerinin mimariyi korumak için geliştirdiği yenilikçi yöntemlerden örnekler verilirken, amaçlarının bu örneklerden öğrenmek ve Cumalıkızık’a uygun modeller geliştirmek olduğu ifade edildi. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmalı" Toplantıda geleneksel üretim kültürünün, kadın emeğinin ve kırsal yaşam kimliğinin korunmasının UNESCO sürecinin temel parçalarından biri olduğu vurgulandı. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmadan yalnızca fiziksel restorasyon yeterli olmaz" görüşü öne çıktı. Boş duran kamu yapılarının kadın üretim merkezi, sağlık destek noktası, ziyaretçi ağırlama alanı ve kültürel buluşma merkezi olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. "UNESCO unvanı sınırsız turizm değildir" UNESCO uzmanlarının geçmişte yaptığı "Sınırsız turist kabul edilemez" uyarısı hatırlatılırken, 34-50 bin kişinin bir günde gelmesinin başarı gibi sunulmaması gerektiği vurgulandı. Kontrollü ziyaretçi sistemi, rezervasyon ve zaman planlaması, kapasite yönetimi, yönlendirilmiş turizm modeli uygulanması gerektiği belirtildi. "Cumalıkızık dışarıdan gelen baskıyla yok olabilir" Toplantıdaki en önemli uyarılardan biri de Cumalıkızık’ın içeriden değil, dışarıdan gelen baskıyla yok olabileceği yönündeydi. Bursa’nın aşırı büyümesi, kent baskısının köylere dayanması, çevre yapılaşmalarının artması, rant baskısı, tarım alanlarının sanayiye dönüşmesi ve doğal alanların kaybedilmesi başlıca kaygılar olarak sıralandı. Ortak akıl vurgusu Toplantı sonunda katılımcılar, Cumalıkızık’ın geleceğinin ancak kurumlar, uzmanlar ve köy halkının ortak hareket etmesiyle sürdürülebilir şekilde korunabileceği görüşünde birleşti. Ortak akıl, şeffaf iletişim ve katılımcı yönetim anlayışının güçlendirilmesi yönünde çalışmaların devam edeceği belirtildi. "Bu mesele siyaset üstüdür. Amaç çocuklara doğru korunmuş bir miras bırakmaktır" görüşü toplantıya damga vuran mesajlardan biri oldu.