ÇEVRE - 21 Kasım 2024 Perşembe 09:54

Prof. Dr. Pampal: "İstanbul’da 7.2 büyüklüğünde deprem bekliyoruz"

A
A
A
Prof. Dr. Pampal: "İstanbul’da 7.2 büyüklüğünde deprem bekliyoruz"

Jeoloji Mühendisleri Odası Deprem Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Süleyman Pampal, “İstanbul yıkılırsa Türkiye altında kalabilir. 7,2 büyüklüğünde bir deprem bekliyoruz. Ancak Türkiye’nin santimetrekaresi yok ki tehlikeden muaf olsun. Tüm yapıları depreme dayanıklı hale getirmeliyiz” dedi.


Adana Büyükşehir Belediyesince deprem eylem planı çalışmaları kapsamında "Adana’da Fay Hatları ve Deprem Paneli" yapıldı.


Panel öncesi Gazi Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi Kurucu Başkanı ve Jeoloji Mühendisleri Odası Deprem Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Süleyman Pampal, İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu.


“Daha büyük depremleri bekleyebiliriz”


Prof. Dr. Pampal, Kahramanmaraş merkezli depremlerden 11 ilin etkilendiğini ve Doğu Anadolu Fayı ile Çardak Fayı’nın deprem üretmeye devam ettiğini anlatarak, şunları söyledi:


“Kahramanmaraş, Hatay ve Adıyaman en büyük depremlere kaynaklık eden Doğu Anadolu Fayı’nın üzerinde. Ayrıca Kahramanmaraş’ın ilçeleri, en büyük ikinci depremi üreten Çardak Fayı’nın üzerinde. 6 Şubat’ta birisi 7.8, diğeri 7.6 olmak üzere 2 büyük deprem yaşandı. Bu faylar kırıldı. Ancak bu fayın çevresinde bu kadar büyük deprem üretmeyecek ancak deprem üretme potansiyeli olan başka faylar var. Bu faylar maalesef kırılmaya devam ediyor. Özellikle fayların uç kısmına transfer edilen stres nedeniyle Malatya, Sivas, Adıyaman ve Suriye’de depremler oluyor. Bu depremler olmaya devam edecek. Daha büyüklerini de bekleyebiliriz ancak ne zaman olacağını bilemeyiz.”


“Adana’daki faylar 6 Şubat’taki kadar yıkıcı değil”


Adana’da bulunan Akçalıuşağı ve Bozdoğanuşağı faylarının 5 ile 6 büyüklüğünde depremler üretebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Süleyman Pampal, “Adana’da en son Kasım ayının başında Kozan ilçesinde 5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Son durumları kontrol etmek için Adana’ya geldik. Adana’da Akçalıuşağı ve Bozdoğanuşağı fayları var. Bu faylar, Kozan, Saimbeyli ve Feke gibi yerleşim alanlarına yakın. Bu faylar kırılıyor. Bu faylar 6 Şubat’taki kadar yıkıcı deprem üretecek faylar değil ama 5-6 büyüklüğü arasında deprem üretebilecek faylar” diye konuştu.


“Tüm yapıları depreme dayanıklı hale getirmeliyiz


Tüm Türkiye’nin depreme hazırlanması gerektiğini ve yapı stokunun yüzde 80-90’ının depreme dayanıklı olmadığını anlatan Prof. Dr. Süleyman Pampal, “Ülkemizi bir seferberlik ruhuyla depreme hazırlamamız lazım. Bunun içinde bir kentsel dönüşüm yasası çıktı. Bu yasa gelişerek devam ediyor. Ülkemizdeki yapı stokunun yüzde 80-90’ı depreme dayanıklı değil. Bu çerçevede yapı stokunu güçlendirmekten başka çaremiz yok. Riskleri azaltmamız lazım. Tehlike var, tehlike büyük ama tehlike her yer için var. Türkiye’nin santimetrekaresi yok ki tehlikeden muaf olsun. O halde yapacağımız tek bir şey var oda vatandaşlarımızı bilgilendirip, bilinçlendirmek. Tüm yapıları depreme dayanıklı hale getirmeliyiz. Öyle ayrı, gayrı değil, herkesin bu işin altına elini koyması lazım. Çünkü deprem gelirse kimseyi ayırmıyor. El ele verip bu problemi çözmemiz lazım” ifadelerini kullandı.


“İstanbul yıkılırsa Türkiye altında kalabilir”


Beklenen İstanbul depremi hakkında da konuşan Prof. Dr. Süleyman Pampal, 7 ve üzeri bir depremin meydana geleceğini anlatarak, “7 ve 7,5 arası bir deprem bekliyoruz. 7,2 civarında bir depremin olmasını temenni ediyorum. Bu temenniyle olacak bir şey değil ama üst sınır ve alt sınıra baktığımızda alt sınıra yakın olsa keşke. İstanbul’un yapı stokunu dikkate aldığımızda sonuç çok kötü olabilir. İstanbul yıkılırsa Türkiye altında kalabilir. Hepimiz kalabiliriz. Onun içinde İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana diyerek şehirleri ayırmadan tüm Türkiye’yi depreme hazırlamalıyız” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır DİKO Başkanı Sanal: "Kuyumculuk sektörü sahipsiz değildir" Diyarbakır Kuyumcular ve Sarraflar Odası (DİKO) Başkanı Özer Sanal, geçtiğimiz günlerde yeni açılacak kuyumcu esnafına hizmet vermeyeceklerini söylemişti. Sanal, bu kelimelerinin çarpıtıldığını dile getirerek açıklamalarda bulundu. DİKO Başkanı Özer Sanal, son günlerde şahsı ve oda üzerinden yürütülen kasıtlı linç kampanyasını ibretle takip ettiklerini söyledi. Sanal, "Açık ve net söylüyorum, kuyumculuk sektörü sahipsiz değildir. Bu meslek; herkesin istediği gibi, hiçbir ölçü, denetim, yeterlilik ve sorumluluk aranmadan çoğaltılabilecek sıradan bir alan değildir. Kuyumculuk güven mesleğidir. Vatandaşın alın teriyle biriktirdiği altını, emeğini ve tasarrufunu ilgilendiren bu sektörde başıboşluğa, kayıt dışılığa, haksız rekabete ve ehliyetsizliğe sessiz kalmayacağız. ’Kuyumcu açılmasına dur diyoruz’ sözümüzün arkasındayız. Bu ifade, kimsenin ekmeğine göz dikmek değildir. Bu ifade, mesleğin itibarını koruma iradesidir. Bu ifade, vatandaşın güvenli alışveriş hakkını savunmaktır. Bu ifade, yıllardır vergisini veren, istihdam sağlayan, kurallara uyan dürüst esnafın emeğine sahip çıkmaktır" dedi. "Hiç kimse bu açıklamayı çarpıtarak bizi esnaf düşmanı, girişimci karşıtı veya keyfi yasakçı gibi göstermeye çalışmasın" diyen Sanal, "Bizim derdimiz şahıslarla değil; denetimsizlikle, plansızlıkla, mesleki yeterlilikten uzak uygulamalarla ve sektörü itibarsızlaştıran anlayışladır. Diyarbakır Kuyumcular Odası olarak görevimiz sadece alkışlamak değil; gerektiğinde uyarmak, gerektiğinde itiraz etmek, gerektiğinde de sektörümüz adına güçlü bir duruş ortaya koymaktır. Bu duruşumuzdan geri adım atmayacağız. Eleştiri başımızın üzerinedir. Ancak küfür, hakaret, tehdit, iftira ve sosyal medya linçi asla kabul edilemez. Şahsımı, ailemi, kurumumuzu ve meslektaşlarımızı hedef alanlarla ilgili hukuki haklarımızı sonuna kadar kullanacağımızın bilinmesini isteriz. Kuyumculuk sektöründe kalite, güven, denetim, mesleki yeterlilik, kayıtlı çalışma ve haksız rekabetle mücadele kırmızı çizgimiz. Oda olarak mesleğimizin itibarını, vatandaşımızın güvenini ve dürüst esnafımızın emeğini korumaya kararlılıkla devam edeceğiz" diye konuştu.
Manisa Aileleri korkutan iddialara uzmanından rahatlatan açıklama Manisa Şehir Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Hekimi Uzm. Dr. Yunus Emre Sarı, son günlerde çocuklarda "kalp krizi" görüldüğüne dair çıkan haberlerin ailelerde kaygıya neden olduğunu belirterek, çocukluk çağında erişkin tipi kalp krizinin son derece nadir görüldüğünü söyledi. Sarı, ailelerin paniğe kapılmadan doğru bilgi kaynaklarına başvurması gerektiğini vurguladı. Manisa Şehir Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Hekimi Uzm. Dr. Yunus Emre Sarı tarafından çocuklarda kalp sağlığı konusunda toplumu doğru bilgilendirmek amacıyla hazırlanan açıklamada, "kalp krizi" kavramının çoğu zaman yanlış kullanıldığına dikkat çekildi. Kalp krizinin tıbbi adıyla miyokard enfarktüsü olduğunu ifade eden Sarı, bunun genellikle kalbi besleyen koroner damarların tıkanması sonucu ortaya çıktığını ve erişkinlerde damar sertliği nedeniyle daha sık görüldüğünü belirtti. Çocuklarda ise bu mekanizmayla gelişen kalp krizinin oldukça nadir olduğunun altını çizdi. Öte yandan çocuklarda ciddi kalp rahatsızlıklarının tamamen görülmediği anlamına gelmediğini kaydeden Sarı, ritim bozuklukları, kalp kası hastalıkları, doğuştan gelen kalp anomalileri, miyokardit gibi kalp kası iltihapları ve koroner damarlarla ilgili bazı özel durumların ciddi tablolara yol açabileceğini ifade etti. Ailelerin özellikle sosyal medyada yayılan bilgi kirliliğine karşı dikkatli olması gerektiğini belirten Sarı, tıbbi konularda çocuk sağlığı ve çocuk kardiyolojisi uzmanlarının görüşlerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi. Bazı belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini de vurgulayan Sarı, "Çocukta eforla ortaya çıkan göğüs ağrısı, egzersiz sırasında bayılma veya bayılacak gibi olma, tekrarlayan çarpıntı, morarma, açıklanamayan nefes darlığı, çabuk yorulma, bilinen kalp hastalığı varlığında yeni gelişen şikayetler ya da ailede genç yaşta ani ölüm öyküsü varsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" dedi. Çocukluk çağındaki kalp hastalıklarının önemli bir kısmının erken tanı ve düzenli takip ile güvenli şekilde yönetilebildiğini ifade eden Sarı, ailelerin rutin sağlık kontrollerini aksatmaması gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Yunus Emre Sarı, "Çocuklarda erişkin tipi kalp krizi çok nadir görülen bir durumdur. Kaygı verici haberler karşısında paniğe kapılmadan, ancak uyarıcı belirtileri de ihmal etmeden bilinçli hareket edilmelidir" ifadelerini kullandı.
Bayburt Mayıs ortasında Bayburt’un Kop Dağı’na kar yağdı Bayburt’un 2 bin 409 rakımlı Kop Dağı’nda Mayıs ayının ortasında kar yağışı etkili olurken, kent merkezinde sabahın erken saatlerinde başlayan yağmur, aralıklarla devam ediyor. Bayburt’ta hava sıcaklıklarının düşmesiyle yüksek kesimlerde kar yağışı başladı. Kentin önemli geçiş güzergahları arasında yer alan Kop Dağı’na kar yağdı. Mayıs ayının bitimine sayılı günler kala yağan kar, yüksek kesimlerde kış manzaraları oluşturdu. Kent merkezinde ise sabah saatlerinde çiseleyen yağmur, aralıklarla etkisini sürdürüyor. Kop Dağı güzergahını kullanan tır şoförü Yıldıray Ata, yaz mevsiminin Bayburt’a gelmeyeceğini belirterek, "18 Mayıs 2026, Kop Dağı’na kar yağıyor. Güzel bir kar yağışı var, iyi yağıyor. Bu sene Bayburt’a yaz gelmeyecek, bizim bölgeye bu yıl yaz yok" dedi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü de Bayburt’un da aralarında bulunduğu kuzey kesimler için yerel kuvvetli yağış uyarısında bulundu. Uyarıda, 18 Mayıs Pazartesi günü sabah saatlerinden itibaren Orta ve Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde yerel olarak kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak beklendiği bildirildi. Kuvvetli yağışların akşam saatlerine kadar aralıklarla etkili olabileceği belirtilirken, sel, su baskını, yıldırım, yerel dolu yağışı, yağış anında kuvvetli rüzgar ve fırtına ile ulaşımda aksamalara karşı vatandaşların dikkatli ve tedbirli olması gerektiği kaydedildi.
Gaziantep GİBTÜ bilim söyleşileri başarıyla tamamlandı Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi tarafından toplumda bilim kültürünü yaygınlaştırmak, öğrencilerin bilimsel düşünme becerilerini geliştirmek, bilim iletişimini güçlendirmek ve akademi ile gençler arasında güçlü bir bağ kurmak amacıyla yürütülen "GİBTÜ Bilim Söyleşileri", 2025-2026 eğitim-öğretim yılı kapsamında planlanan tüm programların tamamlanmasıyla başarıyla sona erdi. Gaziantep İl Millî Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle gerçekleştirilen proje kapsamında Gaziantep genelinde toplam 26 okulda bilim söyleşileri düzenlendi. Program boyunca üniversitenin farklı fakülte ve akademik birimlerinden öğretim elemanları öğrencilerle bir araya gelerek bilim, teknoloji, sağlık, çevre, matematik, yapay zekâ, iletişim, yabancı dil, değerler eğitimi ve sosyal yaşam gibi birçok farklı alanda söyleşiler gerçekleştirdi. Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi öğretim üyelerinden Dr. Öğr. Üyesi Bayram Bala’nın koordinatörlüğünde yürütülen program kapsamında öğrenciler; yapay zeka teknolojileri, akıllı sistemler, biyoteknoloji, mühendislik uygulamaları, matematiğin doğadaki yansımaları ve geleceğin bilim dünyası gibi konularla buluşturuldu. Bunun yanında gençlerin kişisel gelişimine katkı sağlayacak iletişim becerileri, sınav kaygısıyla baş etme yöntemleri, sağlıklı yaşam farkındalığı, çevresel bilinç, inanç ve değerler eğitimi ile yabancı dilin küresel dünyadaki önemi gibi başlıklarda da söyleşiler gerçekleştirildi. Program süresince gerçekleştirilen etkinlikler sayesinde öğrencilerin bilimsel meraklarının artırılması, üniversite hayatına yönelik farkındalık kazanmaları ve akademik dünyanın farklı disiplinlerini yakından tanımaları hedeflendi. Aynı zamanda bilim iletişiminin gençler arasında yaygınlaştırılması ve akademik bilginin toplumla daha güçlü şekilde buluşturulması amaçlandı. Söyleşilerde öğrenciler yalnızca bilgi edinmekle kalmadı; aynı zamanda akademisyenlerle birebir iletişim kurma fırsatı da elde etti. Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi başta olmak üzere İlahiyat Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Tıp Fakültesi, Yabancı Diller Yüksekokulu ve diğer akademik birimlerden öğretim elemanlarının projede aktif olarak yer alması, Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nin disiplinlerarası akademik birikimini sahaya taşıdığını ortaya koydu. 26 okulda gerçekleştirilen bilim söyleşilerinin tamamlanmasının ardından, programın kapanış ve değerlendirme etkinliği niteliğindeki "GİBTÜ Bilim Söyleşileri Zirvesi"nin önümüzdeki günlerde üniversite ev sahipliğinde gerçekleştirilmesi planlanıyor. GİBTÜ Bilim Söyleşileri, üniversitenin toplumsal katkı vizyonunu güçlendiren, akademik bilgiyi toplumla buluşturan, bilim iletişimini destekleyen ve gençlerin bilimsel farkındalığını artıran örnek bir sosyal sorumluluk projesi olarak tamamlandı. Üniversite yönetimi, ilerleyen dönemlerde daha geniş kitlelere ulaşacak yeni bilimsel ve sosyal projelerle çalışmaların devam edeceğini ifade etti.